“Sivillerin Zaferi” ilan edilmişti 28 Şubat darbesi…
Sandıktan çıkamayan ve iktidar için yeterli halk desteği ve oy’u alamamış partilere alelacele kurdurulan darbe hükümetini ayakta alkışlayanlar vardı…
Bunlar kendilerine “Silahsız Kuvvetler” adını vermişlerdi… Her ne kadar ellerindeki sermaye ve medya gücünü “TOPYEKUN SAVAŞ” naralarıyla birer keskin alet edavata dönüştürmüşlerse de… Yazının devamını oku.
Çizgilerinde “Hanzala” imzasını kullanan, Naci Salim El-Ali’nin çizgileri, nihayet İZ YAYINLARI tarafından bir albüm halinde yayınlandı. İZ YAYINLARI, çizgisinden başka silahı ve çizmekten başka bir şuçu olmayan HANZALA’nın albümünü Türkiye’de yayınlayarak, yine bir hayırlı bir işi gerçekleştirdi. Yayınevi yetkililerini ve emeği geçen herkesi kutluyorum.
***
Naci Salim El-Ali, ömür çizgisini belirten 1936-1987 yıllarının arasına sığmayan bir isim. Çünkü, hayat çizgisi 1936’da değil, Uhud Savaşında şehit düşen Hanzala İbn-i Ebî Âmir (ra) ile başlıyor. Hanzala (ra) şehit olduktan sonra Efendimiz (sav), “Ben Hanzala’yı meleklerin gökle yer arasında gümüş bir tepsi içinde yağmur suyu ile yıkadıklarını Yazının devamını oku.
Kitapta; Türkçenin ses özellikleri, konuşma dili, yazı dili, doğru nefes alma ve verme teknikleri, dudak-çene-yanak alıştırmaları, ünlü ve ünsüz harflerin söylenişleri, tekerlemeler, kekemelik, durak, ulama, bazı kelimelerin telaffuzu, yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar, toplum önünde konuşma, hazırlıklı ve hazırlıksız konuşmalar, hazır cevaplar, bazı kelimelerin kökeni ve uygulama çalışmaları gibi konu başlıkları yer almaktadır. Yazının devamını oku.
Son zamanlarda en çok duyduğum söz: “Aman kendine dikkat et!”
Oysa biliyorum. Biri bana zaten dikkat ediyor…
Hayatın değişik zamanlarında değişik önsezilerle kendini hissettirir son nefes. Aslında o omuzlarımızdan birine tünemiş ağırlıksız ve görünmez bir kuş gibi sessizce eşlik eder çoğu kez bize, bizimle büyür, bizimle ayrıntılanır ölüm korkusu. Mesela çocukken, sadece yaşlıların gittiği bir uzak ülke gibiyken, yavaş yavaş bize yaklaştığını seyrettiğimiz, sokak başlarında ve ani her dönemecin iç cebinde burun buruna gelebileceğimiz bir karşılaşmaya dönüşür ölüm… Yazının devamını oku.
DERGAH, ŞUBAT 2009
Dergâh dergisinin Şubat sayısı, İbrahim Gökburunun Heveslenip Çiçekler Yetiştirmesem başlıklı şiiriyle açılıyor. Alper Gencer, Cihat Duman, Sedat Turan, Gürsel Bektaş, Ahmet Murat, Yavuz Yavuzer ve Selman Ertaş derginin diğer şairleri.
İnci Enginün ise Ahmet Hamdi Tanpınarın Şehriyar başlıklı bilinmeyen bir şiirini yayımlıyor. Yazının devamını oku.
Turgut Cansever, 1920′de Antalya’da doğdu, Galatasaray Lisesi ve İDGSA Mimarlık Bölümü’nde okudu. 1951′de mimarlık bürosunu kurdu
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden “Osmanlı ve Selçuklu Mimarisinde Sütun Başlıkları” adlı teziyle sanat tarihi doktoru, “Modern Mimarinin Sorunları” adlı tezi ile doçent unvanını aldı; 1959-60′ta kuruluşunda bulunduğu Marmara Bölgesi Planlama Teşkilatı Başkanlığı ve 1961′de İstanbul Belediyesi Planlama Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
1974-75′te Dünya Bankası İstanbul Metropol Planlama Projesi’ne başkanlık yaptı; 1974-76 arasında Avrupa Konseyi Türk Delegasyonu Üyeliği yaptı. Yazının devamını oku.
Allah’ın varlığı, isim ve sıfatları, âlem ve insan ilişkisi daima bütün İslam kuramlarının başlıca konusu olmuştur. İslam toplumunda entelektüel aklın gelişmesiyle oluşan İslam nazariyat gelenekleri, inanç ve iman objesi olan Allah’ı değişik yönleriyle incelemiş ve metafizik bir sorun olarak tartışmalarının konusu yapmıştır. Tasavvufun tarihsel ve toplumsal gelişim süreçlerini, geçirdiği merhaleleri anlamak için seçilebilecek en merkezi kavramlardan biri ise “ilâhî isimler” konusudur. Yazının devamını oku.
TEL ÖRGÜYE DÜŞ BAĞLAMAK
“doğudan ve batıdan kadın hikâyeleri”
Aylık Kadın Dergisi TURUNCU küresel krizlerin, savaşların, kızgınlıkların, kırgınlıkların, kaybolma korkularının eşiğinde başlanmış 2009 yılı gündeminde yepyeni bir projeyle yerini aldı. “TEL ÖRGÜYE DÜŞ BAĞLAMAK” isimli kitapla, Doğudan ve Batıdan kadın hikâyelerini bir araya getirdi. On dört ülkeden on sekiz hikâyenin bir araya geldiği kitapta yalnıza sözcükler değil; sesler, duruşlar, hüzünler, umutlar ve dualar da bir arada toplandı. Kadınlar yazdıkları hikâyelerle “Ben de olan sende de var mı?” diye sordular birbirlerine… Yazının devamını oku.
Edebistan GÖZKİRASI’ndaki, SÜMEYRA SOLMAZ albümüne 49 yeni fotoğraf ve kolaj eklendi.
“DERBESİYE GÜNLERİ”, yıllardır İstanbul’da ikamet eden, Mardin doğumlu Hamit Can’ın, çocukluğunun geçtiği Derbesiye kasabasındaki gündelik hayata ilişkin yazılarından oluşuyor.
Geçtiğimiz günlerde Erguvan Yayınları arasından çıkan DERBESİYE GÜNLERİ’nde, “Derbesiye, sanki bir varmış, bir yokmuş. Tarihin herhangi bir noktasında sanki birileri bize bir masal anlattı. Biz de tatlı tatlı dinledik. Dinledikçe evvel zamanların derinlerine daldık. Olağanüstü yolculuklara çıktık. Develer tellal oldu, pireler hammal. Ovalar, bahçeler, tarlalar; konuşan, duyan, gören, canlı varlıklardı…” diyen Hamit Can, çocukluğunun rüya mekanlarını, yüzlerini, seslerini ve sözlerini şimdi bir masal havasında, büyülü kelimeleriyle okurlarına anlatıyor.
DERBESİYE GÜNLERİ, yitik çocukluğundan sevindirici bir haber almak isteyenler için, mutlaka okunması gereken bir kitap.
Sevgili Efendimiz, Allah’ın selamı onun ve ailesinin üzerine olsun, çok nazik bir insandı. Biz onun hayatını çoğu kez yaşadığı meşakkatli hatıralar eşliğinde, mücadeleden yılmayan iradesi ve savaşları, yaşadığı tecrit, yoklukla dolu zorlu günleriyle okuyoruz. Ama onun hayatı insana has pek çok detayı, hem de hiç atlanmamış yanlarıyla beşeri pek çok ayrıntıyı da birlikte barındırır… Yazının devamını oku.
Usta çizer Hasan Aycın’ın çizgileri kadar hayat hikâyesi de ilginç. O, insan soyunun serüvenini anlattığı çizgisinde kendi yerini, zamanını arıyor. Kimi zaman Hanzala’nın
dönük sırtında, kimi zaman kanayan bir gülde…
Hz. Âdem’den günümüze kadar birbirine katışıp zenginleşerek meydana gelen bir tablo düşünün. İnsanların hayat hayat kendini, yani şimdiki insanı dünyaya taşıdığı bir manzara çıkar karşınıza. Bu, kopukluğu olmayan özel bir çizgidir ve her insan için bunlar birbirine akrabadır. Yani insan soyunun çizgileridir, hepsi Hz. Âdem’de birleşir. Yazının devamını oku.
İlk okuduğunuzda mecaz bir başlık gibi gelse de, gerçek anlamıyla kullanıyorum bu cümleyi. Ülkemizin önde gelen kalem erbaplarının evlerine konuk olup, pencerelerinden “gördüklerini” anlatmalarını istedim. Öyle tatlı anlatımlar döküldü ki kalemlerinden, önce “iyi ki edebiyat var” diye şükrettim, sonra onlara bir daha hayran oldum. Siz de yazarların penceresinden bakmak istiyorsanız, buyurun… Yazının devamını oku.
Geçen haftayı Suriye haritasını önce kuzeyden güneye, sonra güneyden batı ve kuzeye doğru kat ederek geçirdik.
Zaman sanki tersine çevrilen bir çarkıfelek gibi, bizi önce Hz.Meryem ve oğluna, oradan Hz.Yahya’nın kesik başı ve Hz.Zekeriyya’nın kabrine, oradan da Pirimiz Arabi ile öğretmenimiz Hz.Zeynep’in eteklerine atarken… Zaman tünelindeydik sanki… Hele Hz.Hüseyn’in makamında, zaman denen şey tam anlamıyla durmuş, bitmiş, sırra kadem basmıştı bizler için… Doğu’da zaman, tüm kol saatlerini kırıyor besebelli ki. Her şey iç içe. Sanki bir kıyamet alameti gibi, Roma, Yunan, Arap ve Osmanlı iç içe, üst üste… Yazının devamını oku.
Çizer Hasan Aycın, mü’minlerin bilincini bileyen, gönüllerini kanatarak onları sırat-ı müstakim üzre ve dayanışma içinde tutan Filistin üstüne de yıllarca çizdi…
İz Yayıncılık, Hasan Aycın’ın albümlerinde yer alan o çizgileri “KUDÜS EY EY” adıyla tek albümde topladı.
Filistin ve Kudüs’ün sevdasını sevda bilenlerin, acısını acısı eyleyenlerin, onların hüznünü kuşananların edinmesi gereken bir albüm : KUDÜS EY EY! Yazının devamını oku.
İstanbul Modern Sinema, Altyazı dergisi işbirliğiyle 5-28 Şubat tarihleri arasında “Gölge Et Yeter!” adlı bir program sunuyor. Işık ve gölge, sinemayla sanatlar arasında doğuştan gelen bir akrabalığı her zaman diliminde, ülkede ve kültürde türlü biçimlerde sürdürüyor. Birbirinden farklı dönemler, farklı malzemeler ve mecralar arasında gezinen filmler, hayalle gerçeği bambaşka dünyalardan anlatan bir seçki oluşturuyor. Yazının devamını oku.
1990′dan sonra, edebiyatın yerini medya aldı. Medyatik biri değilseniz eğer; gazetede yazmıyor, televizyona çıkmıyor, sadece dergileri tercih ediyorsanız, çok kaliteli işler yapmış olsanız bile, emeğinizin karşılığını almanız bir hayli zor. Çenebaz televizyonculara gösterilen hürmetin ve ilginin onda biri bile size gösterilmez. Yazının devamını oku.
“bir kelime seç kendine
adın olsun” demiştim, hani Yazının devamını oku.
İp koptuğu yerden bağlanır. Bu sözün insan tabiatına ait kusurları Yazının devamını oku.
Helsinki, Haziran 2003
Bir hafta sürecek bir seyahat için sabah saat 05.00 te ayrılıyorum İstanbul’dan. Yazının devamını oku.