2 May 2010

ABDÜLAZİZ TANTİK | Haberler

SİYASALLIĞIN DIŞINDA BİR YAŞAM ALANI OLARAK EDEBİYAT

İçinde yaşadığımız siyasallık öyle bir baskın karakter oluşturuyor ki hayatımızın tek bir gayesi kalıyor: siyaset…

Hâlbuki siyaset dışında kalan alanda toplumlar, bireyler veya genel anlamı ile hayat kimlik ve kişilik kazanır. Siyaset elbette ki kimlik ve kişilik kazanmada önemli bir role sahiptir. Ancak bizim gibi ülkelerde siyaset olumsuz bir kimlik ve kişilik kazandırmada başat unsur haline gelmiştir. Siyaset, bugün için bölünmeyi, parçalanmayı ve her türlü çıkarı elinde tutmak için her yolun mubah olduğu bir alanı imliyor. Sorunların çözümü noktasında, -bugüne kadar yaklaşık 90 yıldır- siyaset ileri bir adım atamadı ve hep halkın çok gerisinde kaldı.

Ülkenin, okuma yazması olan büyük bir çoğunluğunun siyasi hayatla ilişkili olması, akıl sağlığı açısından da sorunlu durumlar oluşturmaktadır. Çünkü okuyan, yazan ve düşünen insanların bir şekilde siyasi olaylarla bu kadar iç içe olması, onun düşünme yetisini kaybetmesine neden olmaktadır. Siyaset sığ bir mecrada ve çatışma unsurları ile beslendiği için entelektüel ve aydının salim bir zihni algıya sahip olmasını engellemektedir. Ülkenin neredeyse ikiye bölündüğü bu siyasi zemininde doğru ve adil olanın ne olduğu üzerine sağlıklı ve sahih bir düşünce üretmek zor görünmektedir. Toplumsal hayat üzerine yaklaşımlar, söylemler ve düşünceler geliştirerek eylem üretmeye çalışanların da önemli bir kısmının siyasi alanla ilişkili olarak bunu gerçekleştirmeye çalışması en önemli bir engel olarak önümüzde durmaktadır.

Sorun, düşünce üreten kurum, kuruluş ve kişilerin -resmi veya sivil olsun-  siyasallık tarafından oluşturulan çatışma kültürünün ürettiği düşünce geleneğinden beslenmesidir. Daha doğrusu kendi düşünce ve kültür geleneğinden beslenmeyen bu aktörler, farklı bir dünyanın çatışmacı ortamından ve tecrübesinden elde edilen ve kötü bir kopyasının etkisi ile hayatlarını kurmaya çalışmasından beslenmektedir. O yüzden, aklı başında insanlarımızın; bilim adamı, gazeteci, aydın, entelektüel veya toplumsal aktivistlerimiz öncelikle, sahip oldukları düşünce dünyalarının ayırtına varmalı ve bu topluma neler kazandıracağına dair yeni bir sağlamayı öne alarak bir fırsat kazanmalıdır. Sahip olduğumuz düşüncelerimizin, içinde yaşadığımız toplumla ne kadar ilişkili ve ilintili olduğunu hesaba katmalıyız. Bugün siyasi ve toplumsal mühendisliklerle yeni bir toplum ve halk yaratmanın imkânsızlığı mutlaklık kazanmıştır. Bu dersi derinden kavrayan akıl ve basiret sahibi insanlara ihtiyacımız var.

Türkiye şartlarında siyaset, asli hüviyeti olan yönetme alanından çok iktidara sahip olma ve onu elinde tutmanın dayanılmaz keskinliğini oluşturuyor. O zaman siyaset dışında kalan bir alanın varlığını öncelikle fark etmeliyiz. Böylece siyasi tartışmaların oluşturacağı zihni vasatın dışına çıkma imkânı kazanır ve yeni düşünüş biçimlerine ulaşmak için siyasetin o iç karartıcı psikolojisinden kurtularak yeni alanların sağlayacağı yeni heyecanlarla kendimizin farkına varır ve bu mutlaklık seviyesine tırmanan çatışmadan da kurtulabiliriz.

Bu yazının amacı siyasete ve siyasi olana düşmanlık etmek değil, ama ülkemizde vuku bulan siyasetin ve siyasi olanın doğasında bir sakatlığın olduğunu dile getirmek ve sorunların çözümü konusunda samimi isek mutlaka siyasi alanın dışındaki alanları keşfetmenin kaçınılmaz olduğunu belirlemektir. Zaten toplum, kendi iç barışını siyaset dışı denge üzerinden kurarak bu kadar yüklenmek istenen çatışmacı zihniyete rağmen; Kürd’ü ile Türk’ü, Laik ve Seküler ile Dindarı, Alevi’si ile Sünni’si arasında sokakta, işyerinde, okulda vb. yaşam merkezlerinde barış içinde yaşamayı başarabilmektedirler. Bunu aydın, entelektüel ve gazetecilerimiz ile siyasetçilerimizin de başarması lazım!

Ama öncelikli olarak aydın, entelektüel ve edebiyatçılarımızın siyasetin dışına çıkarak yeni bir zihni alanla buluşmaları elzemdir. Edebi olanı da siyasi olanın ağırlığından kurtararak, insanın ve toplumun yaşadığı trajediyi, komediyi, romantizmi vb. ele alarak bu koyu karanlığı ve çok katmanlı kirliliğin dışında yeni bir dünyanın işaretini vermelidirler. Adalet, hak, hukuk, özgürlük, sevgi, paylaşım ve birlikte yaşam üzerine bu siyasi ağırlığın kalktığı alandan bakarak ufuk açıcı yeni düşünceler ve halkla yakın bağlar oluşturarak bir şeyi olduğu gibi görerek resmini çekerken bu toprakların ruhunda saklı olan değerlere yaslanarak adil ve doğru olanı ortaya koymalıdırlar. Çünkü doğru ve adil olan, ancak toplum nezdinde yılların getirdiği süzgeçten geçen değerlerle örtüşendir. O tarihsel ruhu yeni bir dil ile ama aynı mahiyet üzere ifadeye kavuşturmak olmalı görevimiz.

Şiir, öykü, hikâye, deneme, roman, tiyatro, anı, günce, gezi vb. biçimleri kullanarak halkın tarihsel derinliğini araştırmak ve bu halkın bütün bu saçmalıklara rağmen kendi dinginliğini kaybetmemesinin nedenleri üzerinde durarak bu toprakların ruhunu keşfetmeye çabalanmalıdır. Çünkü her toprak kendi ruhunu sever. Her ruh, yaşanmış bir tarih üzerinden anlam ve değer kazanır. Bir toprağın ruhunu, iklimi, insanı, kültürü ve yaşadığı büyük travmaları, trajedileri ve toplumsal kırılganlıkları belirler. O yüzden her coğrafya asgari düzeyde ortak bir insani temaya sahip olsa da kendi özel tarihsel şartlarında yaşadığı coğrafyaya aidiyeti farklıdır. Bu durumun anlamını ve bir toplumun ve halkın psikolojisindeki yerini iyi tartmalıyız. Çünkü psikososyal açıdan bu ülkenin derinlerindeki olgu kavranamazsa o özlediğimiz umut dolu yaşam ve barışı bulamayız…

Aslında araştırmacılarımız, ülkemizin yaşadığı tarihsel kırılmalar öncesinde ve sonrasında yazılan edebi metinleri araştırabilse ve arasındaki farkı bizlere gösterebilseler ne güzel olurdu. Edebiyat, bağımsız ve serapa özgür olmalıdır. Ancak bu tam özgürlük ile yeni ufukları işaret edebilir. Yaşadığı hayatı ıskalamadan gerçeği ve adil olanı tanımlar. Edebiyat, yaşanan hayata esir düşmeden yeni bir hayatın işaretlerini verirken yaşanan gerçekleri de dikkate alır.  Bütün bunları yapan edebiyat halkının derdine derman olma hakkı ve imtiyazı kazanır. Birde bu gözle edebi metinlere bakmayı denemeliyiz…

(www.timeturk.com ‘dan alıntılanmıştır)

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn