‘SANAT BİZİM NEYİMİZE’
19 Ekim 2013 - 11:22

‘SANAT BİZİM NEYİMİZE’

Eleştirmen Ömer Lekesiz ’in Batı sanatı, İslâm sanatı, mevcut sanat ortamı üzerine Yeni Şafak gazetesinde yazdığı yazılardan yapılan seçmeler ile sanat adına çeşitli ortamlarda yaptığı değerlendirmelerden oluşan “Sanat Bizim Neyimize” adlı kitabı Haziran ayında Profil Yayınları arasından çıktı. Kitabın başlığındaki ironi, sanat kavramı üzerine yazarın tecrübelerinden oluşan gerçekleri vurgulama açısından...

Eleştirmen Ömer Lekesiz ’in Batı sanatı, İslâm sanatı, mevcut sanat ortamı üzerine Yeni Şafak gazetesinde yazdığı yazılardan yapılan seçmeler ile sanat adına çeşitli ortamlarda yaptığı değerlendirmelerden oluşan “Sanat Bizim Neyimize” adlı kitabı Haziran ayında Profil Yayınları arasından çıktı.

Kitabın başlığındaki ironi, sanat kavramı üzerine yazarın tecrübelerinden oluşan gerçekleri vurgulama açısından okuyucunun dikkatini çeken unsurlardan biri. Ömer Lekesiz, “Sanat Bizim Neyimize?” sorusunu, sadece edebiyat üzerine değil; resim, hat, tezhip ve mimari de dahil olmak üzere bütün sanat dallarına sorarak, bu mecrada göz ardı edilmiş, üzerinde konuşulmamış konuların derinine inerek tespitlerini okuyucu ile paylaşıyor. Modern şiir, yeni roman dili, poetikalar, kuramlar vb. hususların hararetle konuşulduğu son dönemde, tam da bu hususlar üzerine zihin esnemesi yaratacak böylesi bir kitabın ortaya konulmuş olması yerinde oldu doğrusu.

“Sorunlar, Sorular ve Tespitler”, “Görsel Sanatlar” ve “Edebiyat”  şeklinde üç bölümden oluşan kitapta yazarın öncelikle sanatın tanımına dair değerlendirmelerini görüyoruz.  Sanatın bizdeki karşılığının duygudan ziyade, imal etmeye yönelik olduğunu vurgulayan yazar sanat ve zanaat farkı olarak sanatçının kimliği ekseninde şekillenen, İslâm bağlamında oluşturulacak sanat algısının nasıl olması gerektiğine dair tespitlerini sıralıyor. Bu düzlemde “bizdeki sanatın” sınırlarını belirleyen, esasında sanatın olmadığı farklı bir algılayış ortamında, niteliği ne olursa olsun “faydacı” bir sanatın tespitini yapmış Lekesiz. Bu faydacılığı gerçekleştirmesi ve zaman içinde değişen ihtiyaçları karşılaması için değişmiş gibi görünen sanatın hat, tezhip, minyatür gibi alanlardaki bariz tesirinin örneklerini gördüğümüz yazılarda; mananın, tefekkürün, ahlakın olmadığı sanat ortamındaki sorunların temel sebeplerini irdelemiş.

Bilimin her şeyi mekanikleştirdiği, buna karşılık insani özü korumak için yüceltilmek zorunda kalınan sanatın, kendi kendisinin putu oluşuna seyirci kalmak zorunda olduğumuz bu dönemde; Müslüman sanat çizgisini “hem Mümin aklını parlatmak, hem de sanatçı kibri içermeden Allah sevgisini yansıtmak” şeklinde belirleyen Lekesiz,

mek13

sanatımızın kulluk üzerinden değil, mezkûr kabuller üzerinden şekillendiğini de hatırlatmayı ihmal etmemiş. Bu şekillendirmeye maruz kalan sanatta, günümüz sanatçısının batı eksenli sanat algısı oluşturduğu ve bu doğrultuda ürünler ortaya koyduğu gözlemini yapsak da; özü, çevresi, kültürü itibarıyla İslâm’ın varlığından tamamen de kopabildiğini söyleyemiyoruz. Salt sanatta değil her alanda bizim batı ile münasebetimizin bu minval üzerinden evrildiğini, biçimlendiğini biliyoruz, yaşıyoruz. Bunun sentez şeklinde algılanmasının da doğru olmadığını, ihtiyacımız olanın sentez değil, Batı kültürünü kuşatmak ve aşmak olduğunu belirten Lekesiz; bunun önündeki çıkmazlarla ilgili de ilginç örnekler sunuyor.  Batılı sanat algısının son yıllarda doğrudan İslâm evreninde şekillenmiş sanatlara (hat, tezhip, minyatür) kapı aralamasının, doğrudan ilgisinin bu anlamda hangi temele oturması gerektiğini sorgulatıyor bize.

Yaratıcı yazarlık tutumuna ilişkin eleştirilerin, devletin sanata karşı hangi yönde tutum içinde olması gerektiği gibi konuların yer aldığı ilk bölümde bunlar dışında realizmin bizdeki karşılığı ile batıdaki karşılığı arasındaki belirgin farklara vurgu yapan yazar, batı realizmi ile sanatımızı modernleştirmeye çalıştığımızın yanılgısını ortaya dökmüş. Yine batı eksenli olarak Hak’tan bağını kopartmış insanın zihni kirliliğini, aklın sınırlarını keşfe çıkma yanılsamasıyla baş tacı yapmamızın ve bunu da “modernlik” olarak telaffuz etmemizin ne denli tehlikeli sularda yüzdüğümüzün kanıtı olarak karşımıza koymuş. Burada Lekesiz ’in tiyatroya dair tespitlerini de es geçmemek gerek. İslam kültüründe trajedinin yokluğu ve de mizahın salt komedi olmayışı tehlikeli sularda “tiyatro” akıntısıyla da karşılaştırıyor bizi.

“Görsel Sanatlar” başlığı altında, ekseriyetle resim ve minyatür alanına dair yazıların yer aldığı ikinci bölümde Ömer Lekesiz; İslami kesimin benimsediği sanatın, ilk başta geleneğine sahip çıkma, kendi kültürünü yaşatma amacıyla ortaya çıkışından sonra, ikonite ve seçkinlik vasfı yüklenerek tedavül edilişini ele almış.  Bununla beraber İslam’da tasvir yasağının bizde resim sanatını engellediğine dair yanılgıları bertarafla uğraşan yazar sergi ve galeri gibi sanat ortamlarındaki protez mantığı tarihsel süreçte yaşananların tezahürleri olarak aktarıyor. Bunu “Tanzimat’tan bugüne kadar geçen zamanımız tam bir kayıp zamandır ve batılılaşma ne de uluslaşma sürecinde net olarak tanımlanabilir bir sanatla temsil imkânına sahip olamadık” sözleri ile vurguluyor.  “Elinin mürekkebiyle minyatüre karışan” ifadesini kullanarak, mevcut ortamda yer edinen “sanatçıların” varlığından dem vuran Lekesiz; bitmek bilmeyen sorular ve sorunlar yumağına sarıyor kendini.

Yazarın daha çok incelemelerinin bulunduğu “Edebiyat” başlığını verdiği son bölümde yer alan “Hızırla Kırk Saat Şiirinde Kültürel İmgelerin İhyası ve İmhası”, “Mustafa Kutlu’nun Hikâye Poetikası” ve “Esir Şehir Üçlemesi: ‘Geldik Yol Ayrımına” üzerinde hassasiyetle durulması gereken başlıklar. Şuurun şiirden önce geldiğine vurgu yapılan bu bölümde “Kendini bilen Rabbini bilir” hükmünü içeren Müslüman idrakinin özellikle şiirdeki modernleşme sürecinde Tanrı’dan kopan dilin ürettiği şiire nasıl dönüştüğü aktarılıyor. Şiir, öykü ve roman bağlamında; şairlerin, yazarların ve eserlerin incelikli eleştiriye tabi tutuldukları bölüm, daha çok günümüz sanatçılarının yani şair ve yazarların bireysel tutumları, çevre ve ürün karşısında giderek yalnızlaşmış olmalarının nedenleri üzerine eğilen değerlendirme ve tespitlerden oluşuyor.

Ömer Lekesiz yazılarında, yüzyılların birikimiyle oluşturulan, bununla birlikte daha çok ötelenen, inkâr edilen ya da ertelenen sorular ve sorunları ilginç neticelere kapı aralayacak biçimde aktarmış. Edebiyat, görsel sanatlar ve diğerleriyle ilgili algıya, bu algıdaki değişime, yozlaşmaya, taklitçiliğe, muhafazakârlaşmaya ve daha da önemlisi ticarileşmeye münhasır durumları aktarırken aynı zamanda sıralanan tüm konularla ilgili doğru, temiz bir anlatım ve dilin inşası için de gerekli hassasiyeti göstermeye çalışmış. Müslüman Sanatçının tasvirini belki de bu kitaptan sonra tekrar belirlemeye çalışmalıyız fakat ondan evvel;  “Müslümanca idraki idrak etmenin idrakini kavramamız gerekiyor.”

(MAHALLE  MEKTEBİ, EYLÜL-EKİM 2013, SAYI: 13)