RİVAYETTE YANAN KELİMELER

RİVAYETTE YANAN KELİMELER
13 Ekim 2014 - 4:51

“Bütün tasavvurlar ölüme doğru teveccüh ederler” demiş `râvi`. Ve sen öldün tasavvurdan tahayyüle geçemediğin yüreğimin kızgın ateşinde. Gerçekle bu denli boğuşurken tahayyüle tahammül edemeyecek kadar kapalıydı basiretin. Ve öldün muhayyileni de öldürerek, yüreğimde anlamsız münazaralar, dilimde vücuda gelememiş, yığınla kelimeler bırakarak. “Bir solukta anlatamazsan, yorulur diyemezsin”. Bir solukta diyememenin zehirli...

“Bütün tasavvurlar ölüme doğru teveccüh ederler” demiş `râvi`. Ve sen öldün tasavvurdan tahayyüle geçemediğin yüreğimin kızgın ateşinde. Gerçekle bu denli boğuşurken tahayyüle tahammül edemeyecek kadar kapalıydı basiretin. Ve öldün muhayyileni de öldürerek, yüreğimde anlamsız münazaralar, dilimde vücuda gelememiş, yığınla kelimeler bırakarak.

“Bir solukta anlatamazsan, yorulur diyemezsin”. Bir solukta diyememenin zehirli oklarını benliğinde, her yeni şimdiye taşıdı `râvi`. Ölüm yok oluş değildi belki ama cansız ellerinin soğuğu kadar kan dondurucuydu. Söyleyemenin kızılcık şerbetini her gece yeniden yudumlamak kadar katlanılmazdı. Ne kadar doğruysa’ ravi’nin sözü o kadar da acıydı. Acı olan gerçek değildi, gerçeğin hakikate dönüşemeyen ölümlü tasavvuru ve duyguların dile hükmedemesinin biçareliğiydi.

O kadar biçareydim ki çare diye tükettiğim her mürekkep damlası korkunç bir sele dönüyordu sana akan mecralarda. Yorgundum, yüzemezdim. Bir solukta söyleyememenin yorgunluğuydu takatimi tüketen. Diyemedim, diyemezdim ve demek masdarının olumsuz bütün iştikakları bir balyoz gibi iniyordu dilime her deneyişimde.

kitap50

Birinci ve ikinci tekil şahıs kipinde talaffuz edilen iki kelimeden mürekkep, geniş zamanlı basit bir cümleyi söyleyememenin beceriksizliğiyle kahroldum. Hem zaten bu kadar geniş zamanım yoktu, kalıplara sığmayan duygularım da bu kadar basit değildi. Belki de bu yüzden tek bir kelime diyebilmek için bin mânadan kelimeler taşıdım, binlerce kelime tükettim, binlerce anlam devşirdim kelimelerden, bir `âna’ binlerce zaman sıkıştırarak, yangından mana kaçırırcasına, biteviye, anlam ile lafız arasında ilişki gözetmeksizin.

O kadar çok döndüm ki meşhur cümlenin etrafında her mâna ve her kelime aynı gerçeğe delalet etmeye başladı. Her dönüşüm yeni bir yara açarken zihnimde, her dönüş bir imkan kaybına açtı cüz’i irademde. Ne yapsaydı şimdi gönlümün peşinden sürüklenen yorgun zihnim?

Ve sen, taşıma anlamlarla büyüttüğüm deryada anlamsızca yüzmeye devam ettin bir kelimeme bile değmeden.

Ve emir tecelli etti; “denizler tutuşturuldu“.
Ve sen yandın, öldün, binlerce kelimeyi öldürerek, duygusuzca, bir âh bile demeden.