1 Haz 2011

AKİF HASAN KAYA | Öyküler

MESEL

MESEL

İZ
Sıcaktı; çok sıcak… Etrafta hiç çekirge yoktu!
Bakışlarda, tavırlarda alabildiğine bir bezginlik…
İllâ da açlık, sabrı sınayan bir susuzluk… Sonra unutulmuşluk, terk edilmişlik…
Havada baygın bir kavurma kokusu.. bardakta çamurlu su…
Bütün yiğitliklerin üzerine yıkılıveren çaresizlik… Ah! Yüreklerde örümcek ağları…
Ve…
Mescidin eşiğinde pis bir çizme…

KAVİS
Yıldızların altında yürüyorlardı.
Yüreğinde bir ağrı; annesi, babası… Zalimlerin elinde kalıveren canlar; ilk şehitler…
Tedirginliği gittikçe artıyor.
Bir türlü emin olamıyor. Kalbindeki ateş büyüyor, büyüyor.. yüreği daraldıkça daralıyor. Gözleri kararıyor.
Artık dayanamıyor. Hemen ellerine sarılıyor. Bir anlık tereddüdünü anlatıyor; gidip gelişini; acılar içindeyken…
Duyduklarıyla rahatlıyor. Göğsü genişliyor. Oh!
Bütün kayıplarına rağmen dudaklarında bir gülümseme; utangaç, sıkılgan…
“Anam, babam sana feda olsun” diyor.
Olmuştu ya zaten.

MELAL
Önce N düştü.
Ne çok eskimişti; yıpratılmış…
Üzerinde, ağızlara sakız olmanın izleri vardı. Gittikçe değersizleştiğini biliyor gibiydi.
Sonra Ü’lerin noktaları döküldü.
Z tutunamadı yerinde.
U olmuş Ü’ler düşüverdi en sonra.
Elinde kalan H’ye sımsıkı sarıldı. Onun da avuçlarında eridiğini fark ettiğinde artık çok geçti.
Yorgun yaz akşamlarında, paçalarından çekiştiren saf bir çocukluk hüznü akıp gitti avuçlarından.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn