1 May 2011

AKİF HASAN KAYA | Öyküler

MESEL

MESEL

KIŞ

Vakit geçtikçe uçurum derinleşiyordu.

Yemekler çeşitleniyor, elbiseler çoğalıyordu. Yürekler durmadan ağırlaşıyor, altın keseleri büyüyordu.

Yukarı çıkmaya çalıştıkça batıyorlardı.

Ağırlıklarından bir türlü kurtulamıyorlardı. Başları dönüyordu. Deni dünya…

Sonra, çok sonra.. çok çok sonra…

Cep telefonu, plazma televizyon, koltuk takımları, vitrinler…

Kuyunun ağzında gittikçe azalan az bir ışık…

EBABİLLER

Fil, yumurtaları ayakları ile çiğniyor. Kimi kuş yavruları eziliyor, pestile dönüyor.

Kalanlar uçuyor, bir yerde toplanıyor.

Fil, gittikçe küstahlaşıyor. Zulüm büyüyor, büyüyor… Her yanı karabulutlar sarıyor. Bulutlar kuş oluyor; bulutlardan kuşlar çıkıyor…

Ağızlarında pişmiş taşlar…

ÜÇ NOKTA

Adam, köpeğini gezdiriyor. Köpek ona göz oluyor, çekip götürüyor peşinden.

Köpek bir kediyi kovalamaya başlıyor; kedi bir fareyi…

Farenin peşinden bir köpek neden koşar diye düşünüyor adam. Aradaki kediyi fark ediyor sonra. Farenin deliğinde son bulacak bir kovalamaca başlıyor, koşuyorlar.

Her şey bitti, bitiyor derken…

Adam görmeye başlıyor.

Bütün prangalarına bir tekme savuruyor.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn