ÜSÂME İBN MÜNKIZ VE İBRETLER KİTABI

ÜSÂME İBN MÜNKIZ VE İBRETLER KİTABI
29 Ekim 2015 - 9:09

Nureddin Zengi dönemini merkeze alan bir roman yazmak üzere, epeyce bir süredir yoğunlaştığım okuma ve araştırmalarda karşıma sürekli çıkan isimlerden biri de Üsâme ibn Münkız idi. İlk kez Amin Maalouf’un –artık bir kült kitaba dönüşen- Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabında karşılaştığım bu ünlü müellifin, Türkçeye İbretler Kitabı şeklinde çevrilen...

Nureddin Zengi dönemini merkeze alan bir roman yazmak üzere, epeyce bir süredir yoğunlaştığım okuma ve araştırmalarda karşıma sürekli çıkan isimlerden biri de Üsâme ibn Münkız idi.

İlk kez Amin Maalouf’un –artık bir kült kitaba dönüşen- Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabında karşılaştığım bu ünlü müellifin, Türkçeye İbretler Kitabı şeklinde çevrilen Kitâbü’l İ’tibâr adlı eseri sadece tarihçiler için değil, her yaş ve meslek grubundan okuyucuya hitap eden bilgiler, renkli aktarımlar, sıra dışı anılar içeriyor.

Münkızoğulları hanedanına mensup bir emîr, tarihçi ve önemli bir edip olan Üsame bin Münkız, 1095’te bugünkü Suriye’nin kuzeybatısında yer alan Şeyzer’de doğmuş. Babası ve amcası tarafından, ileride emir olacağı düşüncesiyle iyi bir asker, idareci ve edip olarak yetiştirilmiş. Doğumundan dört yıl sonra Kudüs Haçlı istilasına uğradığı için Haçlılarla yapılan savaşları yakın takip etme ve bazı Frenkleri de bizzat tanıma imkânı bulmuş. Amcası Ebü’l Asâkir Sultan, bir oğlu olunca, onun veliahtlığını iptal etmiş. Bunun üzerine Şeyzer’den ayrılıp Dımaşk’a gitmiş ve burada Haçlılarla savaşmış. Ardından bir süre Nureddin Zengi’nin babası Atabey İmadüddin’in hizmetinde bulunmuş. Şam emîri Üner’le de çalışan İbn Münkız, onun Zengiler aleyhine faaliyette bulunması üzerine bölgeden ayrılarak Fatımiler’in elindeki Kahire’ye yerleşmiş. Burada, yöneticilerden büyük bir itibar görmüş. Mısır’da on yıl kalan İbn Münkız, siyasi mücadeleler ve saray entrikaları nedeniyle tekrar Dımaşk’a dönerek, 1154 yılında Nureddin Mahmud Zengi’nin hizmetine girmiş. Mısır’dan ayrılırken gerçekleşen bir Frenk saldırısı sırasında, 4 bin civarında olduğu söylenen kitapları zayi olmuş. 1157’de meydana gelen depremde ailesinin bütün fertleri ölmüş. Birkaç yıl (bugün bizim Hasankeyf şeklinde telaffuz ettiğimiz, kökeni çok eski ve tartışmalı olmakla birlikte Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı döneminde sağlam kayalar / kaleler / mağaralar şehri anlamında kullanılan) Hısnıkeyfâ’da kalmış. Bitlis’i, Ahlat’ı, Diyarbakır’ı, Musul’u, Bağdat’ı, Kudüs’ü de gezmiş zaman içerisinde. Nureddin Zengi’den sonra Suriye’ye hâkim olan Selahaddin Eyyubi; ona büyük bir saygı göstermiş, maaş bağlamış, ev ve arazi vermiş. Oldukça hareketli geçen uzun yılların ardından, ömrünün sonlarında sakin ve huzurlu kısa bir dönem geçiren İbn Münkız, 1188’de 93 yaşındayken Şam’da vefat etmiş (1).

ziberİbn Münkız, cesaret ve cömertliğinin yanı sıra, hem büyük bir asker ve devlet adamı hem de çok önemli bir müellif olarak tanınıyor. Selahaddin Eyyubî de onun siyasi ve askeri tecrübelerinden faydalanmayı ihmal etmemiş. Şiirlerini topladığı divanının, o dönemde yaşayan şairler tarafından takdir edildiğini, meclislerde okunduğunu görüyoruz. “Emirlerin edîbi” ve “ediplerin emîri” olarak anılan İbn Münkız’dan yine o dönemin önemli simalarından, müelliflerinden biri olan İmadüddin el-İsfahanî de övgüyle söz etmektedir (2).

Şiirlerini topladığı ve ne yazık ki bir bölümü günümüze kadar ulaşabilen Divanü’ş Şi’r adlı eserinin yanı sıra, başta Hz. Musa’nınki olmak üzere meşhur kişilerin asâlarına dair hikâye ve şiirler içeren Kitâbü’l Asâ da İbn Münkız’ın dikkat çekici eserleri arasında sayılabilir.

Bunların dışında irili ufaklı çok sayıda risalesi ve derlemesi de var müellifin. Toplam sayı 20’yi geçiyor. Fakat en önemli eseri, Kitâbü’l İ’tibâr olsa gerek.

Şemseddin Günaltay’ın, İslâm’da Tarih ve Müverrihler adlı kitabında “Üsâme ibn Münkız’ın ayrıntılı, değerli ve güzel bir eser olan anılarına, Doğu’da bu alanda yazılmış tek kitap gözüyle bakabiliriz.”diyerek selamladığı bu kitap, müellifin günümüze kadar gelen en önemli eseridir. Bernard Lewis de “Haçlı seferlerinin Ortadoğu’daki müslümanlar üzerindeki etkilerini anlatan insan elinden çıkma sayılı belgelerden biri de Üsâme İbn Münkız’ın anılarıdır.” demiş eser hakkında, Müslümanların Avrupa’yı Keşfi adlı kitabında. Bu tespitler, kitabın arka kapağında da yer almış nitekim. Üsame, bu kitabı vefatından birkaç yıl önce, artık yazı yazamayacak kadar yaşlandığı için, başka birine yazdırmıştır. Kudüs’ün Selahaddin Eyyubî tarafından fethi de bu kitabın yazılmasından bir süre sonra, müellif henüz hayattayken gerçekleşmiştir.

İbn Münkız’ın, bu kitabıyla Arap edebiyatında yeni bir çığır açtığı kabul ediliyor. O güne kadar İslâm dünyasında ediplerin kendi biyografilerini yazma geleneği yok zira. Varsa da böyle bir bilgiye, böyle bir örneğe sahip değiliz.

Kitâbü’l İ’tibâr, ağırlıklı olarak müellifin gençlik ve olgunluk dönemindeki hatıralarını içermektedir ki her şeyden önce bir asilzadenin nasıl yetiştirildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ayrıca bölgenin o dönemdeki kültürel, sosyal ve ekonomik hayatı, Haçlılar ve onların müslümanlarla aralarındaki ilişkiler, ahlâk ve namus anlayışı, avlanma usulleri, tedavi yöntemleri, savaşlar, savaşlarda kullanılan araç gereçler gibi konularda önemli bilgiler veriyor eser.

Özellikle Frenklerin ahlakı, âdetleri hakkındaki gözlem ve tecrübelerin anlatıldığı bölümler kitabın en ilgi çekici yerlerindendir. İbn Münkız’ın maceraları sadece Haçlı savaşlarını değil, bölgede egemen olan hanedanların iç hesaplaşmalarını da bir ölçüde aydınlatmakta; Fâtımîler, Selçuklular, Zengiler, Artuklular, Eyyubîler hakkında da bilgiler içermektedir. Aynı zamanda Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin, Süryanilerin ve hatta yerleşik Frenklerin gündelik yaşamı ve kendi aralarındaki çeşitli münasebetleri hakkında da ayrıntılara yer vermektedir.

İbn Münkız anlattıklarının birçoğuna şahit olmuş veya bizzat olayların içinde yaşamıştır. Ancak zaman zaman hâfıza yanılması sebebiyle olaylarda ve kronolojide hatalara düştüğü de görülmektedir. Edebî dille halk dili arasında güçlü bir irtibatın kurulduğu bu kitap, dil açısından da oldukça önemli bir hazine olarak görülmüştür. Eser hakkında çeşitli ülkelerde ciddi inceleme ve kritikler yapılmış, aynı zamanda Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Rusça, Sırpça ve İspanyolca gibi çok sayıda dile çevrilmiştir.

Eserin şimdiye kadar Türkçeye de iki kez çevrildiğini görüyoruz. Bu çevirilerden biri Bordo Siyah Yayınevi’ne ait. Selahattin Hacıoğlu tarafından çevrilen ve 2000 yılında yayımlanan bu çalışma, herhalde okuyucunun ilgisini daha çok çekebilmek amacıyla İbn Münkız Haçlılara Karşı adıyla sunulmuş.

Bizim de esas aldığımız ikinci çeviri ise Yusuf Ziya Cömert’e ait. 1992 tarihli bu çevirinin, önce Selis, daha sonra da Kitabevi tarafından (264 sayfa) yayımlandığını da bu arada belirtmiş olalım.

Onlarca küçük başlık altında verilen bu ikinci çeviri üç ana bölümden oluşuyor.

Yusuf Ziya Cömert, kitap ve müellifi hakkında bir giriş yazısı da yazmış kitabın başında. Bu çeviride, ünlü müsteşrik Philip Khuri Hitti’nin edisyon kritiği ve İngilizce çevirisi esas alınmış. Kitabın diğer çevirileri hakkında önemli eleştirilerde bulunan, İngilizcesi de anadili Arapça kadar iyi olan Hitti’nin çevirisi, düzenlemesinin yanında içerdiği notlar, düzeltmeler ve ara başlıklar açısından da en sağlıklı çeviri olarak kabul ediliyor. Yeri gelmişken, Hitti’nin söz konusu eser hakkındaki şu tespitini de aktaralım: “Üsâme’nin anıları, Arap edebiyatının emsalsiz bir parçasıdır. Ortaçağ’a yepyeni ve geniş bir pencere açar. Arap kültürü ve bu kültürün Batı düşüncesi ve uygulamalarıyla ilişkisi hakkındaki bilgilerimize paha biçilmez bir katkı niteliğindedir.” (3)

Hem anı ve otobiyografi okumayı seven, hem de Haçlı Seferleri döneminde müslüman dünyada (bugün daha çok Ortadoğu diye adlandırılan coğrafyada) olup biteni farklı yönleriyle, iç dinamik ve zaaflarıyla, önemli aktörleri ve gündelik hayata yansıyan çeşitli boyutlarıyla daha yakından görmek, daha sağlıklı ve birinci elden kaynaklar eşliğinde değerlendirmek isteyen okuyucular için bir başucu kitabı niteliğinde Kitabü’l İ’tibâr. Tarihin içinden, asırlar öncesinden süzülüp gelen çok değerli bir armağan (4).

 

NOTLAR:

1-Üsame ibn Münkız’ın ayrıntılı biyografisi ve eserleri hakkında bkz: Ali Sevim, İbn Münkız, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 20, s. 221-222.

2-1125 – 1201 yılları arasında yaşayan İmadüddin el-İsfahanî’nin de renkli, hareketli bir hayat sürdüğü söylenebilir. İbn Münkız gibi o da her şeyden önce önemli bir tarih müellifi. 1146-1174 yılları arasında Nureddin Zengi’nin kâtipliğini yapmış. Onun kendi adına yaptırdığı medresede müderrislik görevinde bulunmuş. Daha sonra Selahaddin Eyyubî’nin hizmetine girmiş ve onun bütün seferlerine katılmış. İmadüddin el-İsfahanî’nin en önemli yapıtı, Selçuklu veziri Enuşirvan bin Halid’in Fütur-ı Zamani’s-Südûr ve Südûr-i Zamani’l-Fütûr adlı anılarını temel alarak bazı eklerle oluşturduğu ve olayları 1180’e değin getirdiği Nusretü’l-Fetre ve Usretü’l-Fitra adlı Irak ve Horasan Selçukluları tarihidir. 12. yüzyıl Arap şairlerinin şiirlerini içeren Haridetü’l-Kasr ve Ceridetü Ehli’l-Asr adlı derleme, Selahaddin Eyyubî’nin Suriye ve Filistin fetihlerini anlatan Kitabü’l-Fethi’l-Kussi fi’l Fethi’l-Kudsî, günümüze yalnızca bir bölümü ulaşan anı kitabı el-Berkü’ş-Şa’mi İmadüddin’in diğer yapıtlarıdır. Müellif hakkında bilgi için bkz: Ramazan Şeşen, İmâdüddin el-İsfahânî, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 22, s. 174-176.

3-Osmanlı dönemi Suriye’sinde, bugünkü Lübnan sınırları içerisinde doğan Philip Khuri Hitti, 1886 – 1978 yılları arasında yaşadı. Çeşitli alanlarda yaptığı çalışmalar, başta ABD olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde Arap kültürünün tanınmasını sağladı. Maruni idi. Uzun yıllar kaldığı ve çalıştığı ABD’de neredeyse tek başına  bir Arap araştırmaları disiplini oluşturdu. Hitti 1944’te, Filistin’in bir Yahudi toprağı olarak kabul edilmesini haklı çıkaracak hiçbir tarihsel kanıt bulunmadığını, buranın tarihsel olarak Suriye’nin bir parçası olduğunu ileri sürdü. Princeton Herald gazetesinde yayınlanan bu yazısına Albert Einstein ve Erich Kahler aynı gazetede karşı argümanlarını dile getirdikleri birer yazı yazdılar. Hitti, bunlara da birer cevap yazıp aynı yerde yayımladı. 1945 yılında San Francisco Barış Antlaşması’nda Arap delegesine danışmanlık yaptı. Çok sayıda makale ve kitap kaleme aldı. 1978’de New Jersey’de öldü. Kimi müslüman yazarlar tarafından bazı konularda Hıristiyanları kayırmakla suçlanan ve bazı konulara yaklaşımı dolayısıyla “sinsi bir oryantalist” olduğu da iddia edilen Hitti’nin, başta Siyasal ve Kültürel İslam Tarihi olmak üzere Türkçeye çevrilen kitap ve yazıları da var.

4-Üsâme ibn Münkız, Kitâbü’l İ’tibâr / İbretler Kitabı, Çev: Yusuf Ziya Cömert, Kitabevi, 5. Baskı, İstanbul 2015, 264 s.