KESİK

KESİK
13 Şubat 2017 - 5:16

Kesik kesik soluklar duyuyorum. Alınanı, verileni ve ritmi, kesik kesik… Bir de, soğuk! Kış ayında havaya verilen o bilindik nefes gibi; dumanlı, sisli ve soğuk. Yalnız bu soluklar, soğuk, dumanlı ve sisli olmasından çok; kesik! Kesik kesik… Kesik kesik damarlar var, bir de. Kimi yüzeyde, kimi derinde; ana ve kılcalda....

Kesik kesik soluklar duyuyorum. Alınanı, verileni ve ritmi, kesik kesik… Bir de, soğuk! Kış ayında havaya verilen o bilindik nefes gibi; dumanlı, sisli ve soğuk. Yalnız bu soluklar, soğuk, dumanlı ve sisli olmasından çok; kesik! Kesik kesik…

Kesik kesik damarlar var, bir de. Kimi yüzeyde, kimi derinde; ana ve kılcalda. Kanayan, kan kaybeden, sokağa dökülen. Yalnız bu damarlar, yüzeyde, derinde ve sahip olduğu o kan grubuna üyeliğinden çok; kesik! Kesik kesik…

Anılarım var bir de, kendisi çok uzakta, hayali ve ürperticiliği hâlâ yanı başımda duran hayaller; rüyalar ve gündüz düşlerim. Tabii, onlar da kesik. Süreğen, akan, devam eden ve bir yerlerde, anlamlı bir hale bürünmek üzere bir araya gelip yapışan değil de… Mantığın ve anlamın bittiği o tekinsiz suların ortasına kadar beni götürüp orada bırakan, bir nefes aldırıp bir boğan, kesik kesik solutan ve jilet gibi kanatan anılar. Eskiden yüzeyde, şimdiyse derinde olan; kılcala kadar ulaşıp ağ gibi, damar gibi her yerimi örmüş, örtmüş, tarih kadar kesin ve değişmez gerçekliklerim, var.

Olsun… Milyarlarca insandan birisi de ben olayım bu şekildeki; milyarda birlik bir yanılma payı ya da illet gibi, desem, değil. O da değil. İnsanların ve damarların, bir çoğu kesik. Aslında, hepsi. Geçmişi silmek, ona sünger çekmek falan, bir safsata ve kandırmacadan ibaretken bizler için, bir zaman makinesi icat edilmediği sürece, o safsata ve yalanlar da, zaten hep kesik. Bütün yalanlar ve kandırmacalar gibi… Bu yüzden insanlar, hep kesik kesik. Bizler, öyleyiz. Tutkal tutmaz, hiçbir ülkenin yapıştırıcısı işlemez, kırık olsalardı en azından umut vaad edecek olan ancak o bile olmayan, yara gibi, uçurum gibi derin derin kesikler, var. Bir cümle içinde bile onlara ‘kesikler-imiz’ deyip de onları sahiplenemeyeceğim… Onlar sahipler bizlere, bizlerse alt tarafı birkaç kesiğin köleleri. Ruh kesikleri!

Bütün parçaların birleşip de, karartıdan yorgun düşmüş gözlere bir ahenk, yanan yüreklere serin bir su olduğu, olacağı günü beklemek, evet beklemek, bu gizli bekleyiş değil mi aslında, hepimizin yaptığı? Öyle… Haddinden biraz fazla sayıdaki kesiklerimin hürmetine, sözcülük görevini üstlendim de, tüm bu gerçeklerin… Tüm o kesik solukların ve damarların arasında, içinde ve ortasında, işte bu kesiklerin yara gibi kapandığı, mıknatıs gibi birleştiği, bir kutlu ve belki de ütopik günü beklemekteyiz gizlice. Bunun için, ortada geçerli ve mantıklı gerçekler, sağlam dayanaklar olmadığı halde, bilinçsizce ve içgüdüsel bir hamleyle, geleceğe umut bağlamaktır, herkesçe ve her zaman yapılan. Biz, milyarda bir değil; milyarlarcasınca yapılan…

Beklemek, evet beklemektir aslında, biz; hepimizin yaptığı. Dayanaksızca, sırt dayamaktır umutlara… Belkilerin ve acabaların aldatıcılığı ve oyalayıcılığıyla bir ömrü sürüp tüketmektir, yapılan. Ta ki, bir gün, o sürülenle ölümcül bir kazaya uğrayıncaya kadar. Umutların, tıpkı birer çaput gibi bağlandığı ağaç, köksüzlüğüne rağmen sıkı sıkıya tutunmuş gibi görünmekteyse de toprağa… Ve insanoğlunun gözlerine yapılan en güçlü gözbağcılıksa eğer, bu ‘görünen’ lerin aldatıcılığı… Mecburen devam edecek, tüm bu beklemek. Bir türlü vazgeçmeyip, her daim ummak. Sürecek… Büyük yorgunluğuna rağmen, arsızca ve yüzsüzce devam edecek, insan da. O belkilerin ve acabaların sihrine ve yalanına kapılıp, sürüklenerek.

Umut… Peki ya bir umut! Tüm kesikleri birleştirmek ya da en azından inişlerin ve çıkışların arasına, yuvarlak köşeli bağlar koyabilmek umudu? Sağlıklı bir bünyenin kalp atışlarının grafiği; ahenkli notaların yükselip alçalan seslerini gösterip bağlayan bir müzik portesi gibi? Anlam yani, ‘sonunda’ ortaya çıkan ve ‘meğer bütün kesik parçalar, bu büyük ve güzel yapboza ait, ufak ama gerekli gerçekliklermiş’ dedirten? Hakikaten mi, hiç mi yok? Aslında… ‘Belki’ vardır. ‘Acaba’ birleşir mi tüm bu kesikler ve sizinkiler, gelecekte bir yerlerde?

Anahtar Kelimeler: