<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebistan.com - Edebiyat &#187; İBRAHİM KARAGÜL</title>
	<atom:link href="http://www.edebistan.com/index.php/author/ibrahimkaragul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebistan.com</link>
	<description>Öykü, Şiir, Deneme, Eleştiri, Polemik, Söyleşi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 11:43:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>BU HAYSİYETSİZLİĞE BİR SON VERİN ARTIK!</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bu-haysiyetsizlige-bir-son-verin-artik/2010/06/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bu-haysiyetsizlige-bir-son-verin-artik/2010/06/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 11:34:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=8433</guid>
		<description><![CDATA[Konya&#8217;da eğitilen uçaklar Güney Lübnan&#8217;ı, Gazze&#8217;yi bombalarken de bunu söyledik. Anadolu&#8217;nun bağrında eğitilen pilotlar, Türk hava sahasından geçip Suriye&#8217;yi bombalarken de bunu söyledik. Türk-İsrail ekseni adına bu ülkenin yarısı fişlenirken, tehdit gösterilirken, hükümetler düşürülürken de aynı şeyi söyledik. Bu koca ülkeyi, İsrail&#8217;e, böyle onursuzca bağımlı yapan şey nedir, kimdir? Ortak düşman mıdır? Hangi ortak menfaattir? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Konya&#8217;da eğitilen uçaklar Güney Lübnan&#8217;ı, Gazze&#8217;yi bombalarken de bunu söyledik. Anadolu&#8217;nun bağrında eğitilen pilotlar, Türk hava sahasından geçip Suriye&#8217;yi bombalarken de bunu söyledik. Türk-İsrail ekseni adına bu ülkenin yarısı fişlenirken, tehdit gösterilirken, hükümetler düşürülürken de aynı şeyi söyledik.</span></strong></p>
<p><strong><span>Bu koca ülkeyi, İsrail&#8217;e, böyle onursuzca bağımlı yapan şey nedir, kimdir? Ortak düşman mıdır? Hangi ortak menfaattir? Türkiye&#8217;nin ne tür ihtiyacıdır? İçimizdeki beyinsizler midir? Daha doksan yıl önce beraber yaşadığımız, Anadolu insanlarının can verdiği, mezarlarının bulunduğu topraklara yönelik İsrail saldırılarına Türkiye&#8217;nin sessiz duruşunu sağlayan, aynı orduyla, askerle bu ülkenin askerlerini yan yana tutan nedir? Ariel Şaron&#8217;a Ankara&#8217;da; &#8220;Kudüs bizim <span id="more-8433"></span>ebedi başkentimizdir&#8221; dedirten güç kimdir?</span></strong></p>
<p><strong><span>İki ülke arasındaki ittifakı kuranların ortak hedefi İran, Suriye, Irak mıdır sadece? En büyük hedefin, tasfiye edilmesi gerekenin bu ülkenin insanı olduğunu, Türkiye ve İsrail&#8217;in öncelikli tehdit olarak insanlarımızı gördüğünü anlamadık mı hâlâ?</span></strong></p>
<p><strong><span>O anlaşmalar; Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden bile gizlenen, bu ülkeyi yönetenler için bile sır olan, bölge genelinde ve Türkiye içinde ortak operasyonlara kadar giden, bu milletin milyarlarca dolarını bir kalemle İsrail&#8217;e aktaran anlaşmalar bir gizli irade tarafından Türkiye&#8217;ye dayatıldı. Yıllarca kimsenin ses çıkaramadığı, karşı koyamadığı bu ortaklık, şimdi geldi bizi vurdu, Türkiye&#8217;ye, insanlarına yöneldi.</span></strong></p>
<p><strong><span>28 Şubat mimarları için yolsuzluk soruşturması açılmalı, milletin vergilerini İsrail&#8217;le nasıl paylaştıkları ortaya çıkarılmalı, koca Türkiye&#8217;yi İsrail&#8217;e bağımlı hale getirmenin, İsrail çıkarları için cepheden cepheye koşturmanın hesabı sorulmalı.</span></strong></p>
<p><strong><span>Bu nasıl bir dokunulmazlıktır? Bu kadar insan, gözlerimizin önünde, kameralar önünde öldürülürken hâlâ birileri &#8220;askeri anlaşmaları&#8221; savunabiliyor? Bu nasıl bir Türkiye çıkarıdır? Yarın gelip Konya&#8217;yı mı, İstanbul&#8217;u mu bombalamalılar? O zaman mı anlayacağız?</span></strong></p>
<p><strong><span>Başından sonuna kadar sadece ve sadece Türkiye&#8217;nin bedel ödemesine ayarlanmış, onu tetikçi ülke haline getirmiş anlaşmaların neler olduğuna dair kaç kişinin bilgisi var? Irak&#8217;ı, Suriye&#8217;yi, İran&#8217;ı Türkiye üzerinden ve Türkiye ile birlikte yok edeceklerdi. Buna karşı gelecek bu ülkenin milyonlarını aynı ittifakla sindireceklerdi.</span></strong></p>
<p><strong><span>Kuzey Irak&#8217;a füze stokları yığan, Türkiye içinde istihbarat operasyonları yapan, ev basıp insanları rehin alıp sorgulayan İsraillilere bu kadar imkanı kim tanıdı, ne hakla?</span></strong></p>
<p><strong><span>Bu ülkenin Başbakanı&#8217;nı öldürmeyi ima edebilen bir ülkeye, &#8220;Genelkurmay&#8217;da İsrail odası&#8221; hazırlatan, İran sınırında dinleme üsleri kurdurtan, yıllardır buradan komşularımıza istihbarat operasyonları yaptırtanlar kimler? Türk iç politikasını dizayn ettirecek kadar, hükümet düşürüp hükümet kurdurtacak kadar bu ülkeyi İsrail&#8217;in çıkarları için kullanacak kadar alçalanlar kimler?</span></strong></p>
<p><strong><span>Hangi ülke böyle bir onursuzluğa, aşağılanmaya tahammül edebilir?</span></strong></p>
<p><strong><span>Nokta atış yapıyorlar. İşlerin bu noktaya gelmesinden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sorumluymuş, yeni MİT Müsteşarı Hakan Fidan sorumluymuş.. Daha önce &#8220;tek sorun Tayyip Erdoğan&#8221; diyorlardı. Ondan önce, siyasileri askerle terbiye etme, askeri tahrik etme, darbe yaptırma yöntemlerini deniyorlardı.. Kurban arıyorlar, harcanacak adam arıyorlar&#8230; İsrail rahatsızmış; hemen harcayalım, yıpratalım onları değil mi? Ama artık karşılarında bu yöntemle iş kotaracakları bir Türkiye yok, olmayacak da!</span></strong></p>
<p><strong><span>Şimdi siz; vatandaşlarınıza kurşun sıkan, hem de karşısına alıp kurşuna dizen, infaz uygulayan askerlerle omuz omuza hangi çıkarı savunacaksınız? Bu ülkenin başbakanının gemisini batırabileceğini söyleyen İsrail Genelkurmay yetkilileriyle hangi ortak çıkar için mücadele edeceksiniz? Hangi sırrı, gizli anlaşmayı bu insanlarla, ülkeyle paylaşacaksınız? Türkiye&#8217;den bile gizleyip onlarla paylaşabileceğiniz ne var?</span></strong></p>
<p><strong><span>Eğer bu &#8220;Türkiye&#8217;nin 11 Eylül&#8217;ü&#8221; ise, eğer &#8220;hiçbir şey eskisi gibi olmayacak&#8221;sa, bu onursuz, haysiyetsiz anlaşmalara bir an önce son verilmesi gerekiyor. Kayseri&#8217;den, Trabzon&#8217;dan, Manisa&#8217;dan askerleri, o gemide kendi insanlarına kurşun sıkan askerleri yan yana getirecek hiçbir çıkar, amaç meşru değildir, olamaz..</span></strong></p>
<p><strong><span>Türkiye&#8217;nin İsrail&#8217;e ihtiyacı yok. Askeri teknoloji zırvalıkları, bölgesel tehdit saçmalıkları Türkiye&#8217;nin sokaklarında hiçbir anlam ifade etmiyor. Yapay bir &#8220;ihtiyaç/çıkar&#8221; gerekçesiyle insanları daha ne kadar kandırabileceksiniz? Bazı şeyleri daha ne kadar gizleyebileceksiniz?</span></strong></p>
<p><strong><span>Bize; Akdeniz&#8217;de vururuz, Doğu Akdeniz&#8217;de vururuz, İskenderun Körfezi&#8217;nde vururuz diyenleri daha ne kadar dost bileceksiniz?</span></strong></p>
<p><strong><span>Hadi çıkın, bu anlaşmaların ne olduğunu, bu ülkeye ne yaralar açtığını kamuoyu ile paylaşın. Anlatın da bütün Türkiye, yıllarca nasıl kandırıldığını bir kez olsun görsün. Bu anlaşmaların Türkiye&#8217;nin mi çıkarına yoksa dar bir çevrenin mi çıkarına olduğunu anlasın. Bu ülkenin nasıl satıldığını, kullanıldığını, paçavraya çevrildiğini bilsin&#8230;</span></strong></p>
<p><strong><span>Irak sınırından Ermenistan sınırına kadar İsrail tarafından yapılan sınır ölçümlerinin, arazi taramalarının anlamının ne olduğunu hep birlikte bilelim.</span></strong></p>
<p><strong><span>İsrail istihbaratının Türkiye üzerinden İran nükleer çalışmalarını izlediğini, gelişmiş elektronik izleme aygıtlarıyla İran&#8217;ı takip eden merkez karargahının Ankara&#8217;da olduğunu anlatın&#8230;</span></strong></p>
<p><strong><span>Türkiye&#8217;nin İran ve Suriye sınırlarında İsrail dinleme üslerinin bulunduğunu 2000&#8242;li yıllarda burada yazdık. 2006&#8242;da İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz, Ankara&#8217;ya gelip &#8220;İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari&#8217;deki dağ kodmando okullarında eğitilmesini, kışa hazırlık eğitimi almasını&#8221; istedi. Ürkmüştük. Sadece pilotları değil, komandoları bile bu topraklarda eğitiyorsak ve bunlar bizi vuruyorsa, bu alçaklığın hesabını birileri mutlaka vermeli.</span></strong></p>
<p><strong><span>Bu kadar değer verdiğiniz, kader birliği ettiğiniz ülke şimdi bizi, Türkiye&#8217;yi vuruyor. Sadece gemilerde değil, her yerde vuruyor. Şimdi birilerinin fatura ödeme zamanı. Son 15 yıl bu bağımlılıkla geçti. İsrail istihbaratı, askeri birimleri bu ülkenin her yerinde yerini aldı. Siz şimdi, onların modernize ettiği tanklara, uçaklara mı güvenip de Türkiye savunmasından söz edeceksiniz? Anlaşmaları iptal etmezseniz, hangi güvenle İsrail&#8217;le birlikte olacaksınız?</span></strong></p>
<p><strong><span>Bizi nasıl ikna edeceksiniz? Daha neyi, ne kadar gizleyebileceksiniz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong>(YENİ ŞAFAK, 08 HAZİRAN 2010)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bu-haysiyetsizlige-bir-son-verin-artik/2010/06/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAHATTİN YILDIZ</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bahattin-yildiz/2010/05/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bahattin-yildiz/2010/05/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 14:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=8287</guid>
		<description><![CDATA[Yüreği &#8220;bizim coğrafya&#8221; kadar genişti. Hiçbir &#8220;çevre&#8221;ye hapsedilmeyecek kadar özgür. Hiçbir &#8220;konuşmaya&#8221; sığmayacak kadar tarafsız. Sabırla inşa ettiklerini &#8220;başkalarına&#8221; bırakacak kadar cömert. İzmir Kemeraltı&#8217;nda simit-çayını paylaştığı dostları, Fatih&#8217;in arka sokaklarında yüreğini paylaştığı gençleri, ikbal/iktidar uğruna seferber olanlara tercih edecek kadar erdemli. Konuşanları, süslü sözler söyleyenleri değil direnenleri, azmedenleri, sessiz ve sabırlı olanları, mütevazı olanları üstün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Yüreği &#8220;bizim coğrafya&#8221; kadar genişti.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Hiçbir &#8220;çevre&#8221;ye hapsedilmeyecek kadar özgür.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Hiçbir &#8220;konuşmaya&#8221; sığmayacak kadar tarafsız.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Sabırla inşa ettiklerini &#8220;başkalarına&#8221; bırakacak kadar cömert.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>İzmir Kemeraltı&#8217;nda simit-çayını paylaştığı dostları, Fatih&#8217;in arka sokaklarında yüreğini paylaştığı gençleri, ikbal/iktidar uğruna seferber olanlara tercih edecek kadar erdemli.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Konuşanları, süslü sözler söyleyenleri değil direnenleri, <span id="more-8287"></span>azmedenleri, sessiz ve sabırlı olanları, mütevazı olanları üstün tuttu.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Afganistan için kan akıttı, bedenini o dağlara serpti ama Afganistanlı değildi. Açe&#8217;deydi, Srebrenica&#8217;daydı, Keşmir&#8217;deydi, Orta Afrika&#8217;daydı ama oralardan değildi. Ayak bastığı, iz bıraktığı her yerde yüreğinden taşanlarla vardı sadece.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Ama o bu topraklara bağlıydı. Anadolu&#8217;dan etrafına bakan, Anadolu&#8217;dan uzak Asya&#8217;ya, Balkanlar&#8217;a, Kuzey Afrika&#8217;ya uzanan sessiz öncülerdendi. Bu toprağın insanıydı ve bu toprakların dirilişine adamıştı kendini.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Çünkü bu toprakların dirilişinin coğrafyanın dirilişi olduğuna, &#8220;millet&#8221;in dirilişi olduğuna inanıyordu. Bu yüzden, tarihi bugüne taşıyacak, &#8220;millet&#8221;in onur ve haysiyetine katkıda bulunacak her şeye, her simgeye, gerçeğe değer verdi, saygı duydu. Hayatı boyunca bu uzun yolculuktan hiç sapmadı. Göz kamaştırıcı onca fırsata aldırmadan yürüdü..</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Dün, onu Fatih Camii&#8217;nin avlusundan uğurladık. Mezarını bilemeden, tabutunu taşıyamadan, kendi ellerimizle toprağa veremeden&#8230;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Özgürlüğe tutkuyla bağlananlar gibi, yeryüzünün bütün dağları onundu artık. Ve bütün dağlar onun mezarıydı. Çünkü biz, öyle bileceğiz&#8230;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Dün, Fatih Camii&#8217;nin avlusunda gözyaşlarını gizleyenlerdi asıl sevdikleri. Acıdık, üzüldük, gurur duyduk. Ama dün oradan yüreğimiz buruk ayrıldık. Onun tenezzül bile etmediği şeylerdi yüreğimizi acıtan. Herkes kendi yüreğindekini yaşardı oysa.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Küsmelerimiz, kavgalarımız, sevinçlerimiz eksik olmazdı. Ama asla vazgeçemezdik birbirimizden. Belki bu yüzden, bizim yüreğimizdekiler farklıydı&#8230;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Bizim için Bahattin Yıldız daha bir farklıydı&#8230;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>(YENİ ŞAFAK, 25 MAYIS 2010)</span></strong><strong><span lang="TR"></span></strong></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/bahattin-yildiz/2010/05/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sen iskender&#8217;den daha mı büyüksün!</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/sen-iskenderden-daha-mi-buyuksun/2009/12/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/sen-iskenderden-daha-mi-buyuksun/2009/12/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 14:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=7055</guid>
		<description><![CDATA[Daha Beyaz Saray&#8217;a girmeden bütün öfkesini Afganistan ve Pakistan&#8217;a yöneltmişti. Bu ülkeleri füzelerle vurmaktan, insanlık için en büyük tehdit göstermekten söz ediyordu. Dünyaya barış nutukları atarken, Türkiye ve Mısır&#8217;dan İslam dünyasına işbirliği çağrıları yaparken, yüz binlerce insanın katledildiği Irak&#8217;tan çekilme takvimini açıklarken gücünü ve öfkesini Afganistan-Pakistan bölgesine yöneltiyordu. Bu düşüncesinden hiç vazgeçmedi, birçok ülkenin ikazlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Daha Beyaz Saray&#8217;a girmeden bütün öfkesini Afganistan ve Pakistan&#8217;a yöneltmişti. Bu ülkeleri füzelerle vurmaktan, insanlık için en büyük tehdit göstermekten söz ediyordu. Dünyaya barış nutukları atarken, Türkiye ve Mısır&#8217;dan İslam dünyasına işbirliği çağrıları yaparken, yüz binlerce insanın katledildiği Irak&#8217;tan çekilme takvimini açıklarken gücünü ve öfkesini Afganistan-Pakistan bölgesine yöneltiyordu. Bu düşüncesinden hiç vazgeçmedi, birçok ülkenin ikazlarına rağmen tavrını yumuşatmadı. Ve Afganistan&#8217;a 34 bin asker daha gönderme kararı verdi. On bine yakın da müttefiklerinden asker toplayacak, ABD&#8217;nin imajını kurtaracak, bir gelecek seçimlerden hemen önce bu ülkeden çekilmenin şartlarını hazırlayacaktı. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Ancak Barack Obama&#8217;nın hesaplarının tutacağına kimse inanmıyor. Dün, NATO üyeleri Afganistan&#8217;a asker göndermeyi görüştü. Üye ülkelerin bir kısmı ABD&#8217;nin baskılarına direnmeye çalışıyordu. 2007 Aralık ayında yapılan aynı toplantıda ise, ittifak üyeleri olası Afganistan hezimetine karşı önlemleri tartışıyor, <span id="more-7055"></span>Sovyetler&#8217;in yaşadığı rezilliği kendilerinin de yaşayabileceğini, dolayısıyla ne yapmaları gerektiğini görüşüyordu. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">NATO ve ABD, şu ana kadar Afganistan&#8217;da ne yaptı? Bin Ladin&#8217;i mi yakaladı? Taliban&#8217;ı mı yok etti? Afgan halkının güvenini mi kazandı? Ne yaptı, hangi başarıyı sağladı? Afganistan&#8217;ın yüzde sekseni Taliban&#8217;ın kontrolünde Geçtiğimiz yıl bu oran yüzde 70&#8242;lerdeydi. Taliban şu an için ülkenin yüzde 97&#8242;sinde etkin.. Sivillere yönelik ağır cürümler işledi sadece. Pakistan&#8217;ı iç savaşa sürükledi, Afgan köylülerini katletti. Daha birkaç gün önce Alman Hava Kuvvetleri&#8217;nin onlarca sivili katlettiği ortaya çıktı ve Genelkurmay Başkanı istifa etti. Böyle kaç örnek var? </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Irak&#8217;ta iç savaşı tetikleyen para askerler, kirli işleri yapan Blackwater tipi örgütler bölgeye gönderildi. Bagram gibi gizli işkence merkezleri, esir kampları Obama döneminde de aynen devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Litvanya&#8217;da bir at çiftliğinde CIA&#8217;nın gizli işkence üssü bulundu. 2004&#8242;ten beri buraya esir taşınıyormuş. Obama döneminde! O, “Guantanamo&#8217;yu kapatacağım” taahhütlerine devam etsin! </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Tarih boyunca imparatorluklara mezar olan bir ülkeden söz ediyoruz. Sovyetlerin hezimeti daha çok yeni. Rusya ve İngiltere&#8217;nin Afganistan tecrübesi Obama için yeterliydi. Ama o Büyük İskender&#8217;i bile geçmeye özendi. Generalleri, Afganistan&#8217;da yaşayanların kendi başına bırakılmalarını istemiş, işgalin mümkün olmadığını anlamış, İskender de bu ülkeyi geçip yoluna devam etmişti. İki bin yıldır değişmeyen bir gerçek bu. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Afganistan Taliban ya da El Kaide&#8217;yi yok etme amacıyla işgal edilmedi. Bunu bilen biliyor. NATO ve ABD birliklerinin oradaki gerçek misyonu da terörle mücadele değil. Bunu da bilen biliyor. Almanya&#8217;nın Kunduz&#8217;a yerleşmesinin sebebi de terör değil, biliyoruz. Bu büyük bir hesap. Onlarca yıllık geleceğe dönük hesaplar bunlar. Ama tarih bize bu hesapların tutmadığını, yeryüzüne hakim imparatorlukların bile bu bölgede bozguna uğradığını öğretti. Obama&#8217;nın Afganistan-Pakistan stratejisi, dünyaya, özellikle de İslam dünyasına verdiği barış mesajlarını silip süpürecek. 2010 yılında yüz binlerce askerini iç güvenliğe yönlendirmeyi planlayan bir ülkeden söz ediyoruz. Yaralı, gücünü kaybeden, içe kapanan, belki dünya genelindeki askerlerinin büyük bölümünü geri çekmek zorunda kalacak olan, ekonomik krizin asıl bedelini henüz ödememiş bir ülkeden söz ediyoruz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Türkiye, kararlı tutumunda devam etmeli. Muharip asker göndermeme konusundaki hassasiyetinden vereceği küçücük bir taviz, sadece Afganistan&#8217;da değil, son yıllarda yakın çevresinde oluşturduğu merkezi rolünü sarsacaktır. Burada kaybedeceği imajın tamiri belki onlarca yıl alacaktır. Artık terör gerekçesi gibi propagandalar kitleleri etkilemiyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Temmuz ayında Afganistan Görev Gücü Komutanı Kurmay Albay Faruk Sungur; Uzman Çavuş Mevlüt Baydur ile birlikte, bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Muharip asker göndermek çok sayıda ölüm haberi demek ayrıca. Bunu kamuoyuna anlatmak mümkün olmayacak. “Bu kimin savaşı” sorularının cevabını kimse veremez. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bizler; NATO&#8217;nun, ABD&#8217;nin, İngiltere&#8217;nin Afganistan-Pakistan topraklarında yürüttüğü kirli savaşı meşru görmüyoruz. Hiçbir zaman da görmeyeceğiz. Türkiye&#8217;nin etkisinin bu kirli savaş üzerinden heba edilmesine razı olmayacağız. Çünkü bu savaşın arkasında ne hesaplar olduğunu biliyoruz. 2001 yılından bu yana, terör gerekçesiyle Afganistan&#8217;da savaşanların gizli gündemine destek olmamalıyız. Afganistan&#8217;a büyük miktarda yardım yapıyor, destek veriyoruz. Bu devam etmeli ama kesinlikle Afgan halkına silah doğrultmamalıyız. Bir yandan Taliban&#8217;la savaşırken diğer yandan aynı güçle pazarlık yapanların, bir yandan afyon operasyonu yaparken diğer yanda uyuşturucu trafiğini yönetenlerin, bir yanda terörle savaşırken diğer yanda terör üretenlerin bize nasıl zarar verebileceğini az çok tahmin ediyoruz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Orada, İngiliz emperyal stratejisi çerçevesinde bir proje uygulanıyor. Stratejinin mimarları şimdi de Pakistan&#8217;ı istikrarsızlaştırıp iç savaşa <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>çalışıyor. Tek gerçek bu… ABD askerleri bile “Bu bizim savaşımız değil, kazanabileceğimiz bir savaş değil, kazanmamız da gerekmiyor” derken Türkiye, en büyük sermayesi olan imajı konusunda son derece hassas, son derece cimri davranmalı. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Çünkü beş yüz bin asker de yığsalar, Afganistan&#8217;ı ve Pakistan&#8217;ı içine alacak bir savaşı kazanmak mümkün olmayacak</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(YENİ ŞAFAK, 04 ARALIK 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/sen-iskenderden-daha-mi-buyuksun/2009/12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam ortak pazarı</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/islam-ortak-pazari/2009/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/islam-ortak-pazari/2009/11/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 11:09:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6851</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye ve Müslüman ülkeler, Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi, bir ortak Ortak Pazar oluşturmaya mı çalışıyor? Ekonomik ortaklığın yanında bir gün ortak güvenlik teşkilatı da görebilir miyiz? Dünyada tahmin etmediğimiz oranda değişimler yaşanıyor, güç haritaları yeniden çiziliyor, ittifaklar yeniden şekilleniyor, Batı güç kaybederken Asya hızla öne çıkıyor, küresel siyasi ve ekonomik düzen şekillenirken yepyeni aktörler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Türkiye ve Müslüman ülkeler, Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi, bir ortak Ortak Pazar oluşturmaya mı çalışıyor? Ekonomik ortaklığın yanında bir gün ortak güvenlik teşkilatı da görebilir miyiz? Dünyada tahmin etmediğimiz oranda değişimler yaşanıyor, güç haritaları yeniden çiziliyor, ittifaklar yeniden şekilleniyor, Batı güç kaybederken Asya hızla öne çıkıyor, küresel siyasi ve ekonomik düzen şekillenirken yepyeni aktörler devreye giriyor. Türkiye, siyasi ve ekonomik alana, ortak geçmişe, siyasi mirasa atıfta bulunarak, kendi bölgesinde dünyanın meraklı bakışları arasında bir şeyler deniyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Peki neler oluyor? Biraz geriden başlayalım: </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">25 yıldır varlığını devam ettiren İslam <span id="more-6851"></span>Konferansı Teşkilatı&#8217;nın (İKÖ) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) ne işe yarar? Açık söyleyeyim; bundan önceki toplantıların hiç biri ilgimi çekmedi. Ne konuşulur, ne kararlar alınır merak bile etmedim. Çünkü alınan kararlar da uygulamaları da etkisizdi ve üye ülkelerin kamuoyu için bir anlam ifade etmiyordu. Bir buçuk milyar insanı temsil eden İKÖ&#8217;nün yıllar süren etkisizliğinin, acizliğinin daha da beterini bu komite çalışmalarında görürdük. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Her biri ayrı hesaplar içindeki ülkeler, bir araya gelip havalı cümlelerle konuşmalar yapar, toplantılar bittikten sonra da herkes kendi yoluna giderdi. İKÖ&#8217;nün bu kötü görüntüsü; Türkiye, Malezya, İran gibi ülkelerin son birkaç yıldır devam eden reform baskıları ve örgütü küresel aktör haline getirme çabalarıyla biraz giderildi. Ancak örgüt hala beklendiği ölçüde değil. Özellikle bu kadar elverişli küresel konjonktürde, istenen yere gelemedi. İSEDAK hiç değil. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Ancak tarihin akışında bir değişiklik oluyor. Horlanan, kontrol edilen, sömürülen, itibarsızlaştırılan, haysiyetiyle oynanan, hoyratça ve açgözlülükle hırpalanan ülkeler, ekonomik kriz sonrasında farklı bir konuma yükseliyor. Daha şimdiden, “gelişmekte olan ülkelerin Amerika ve Avrupa Birliği&#8217;ne, ekonomik krizden çıkma yollarını gösterdiğine” dair değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Siyasi/askeri güç haritası da ekonomik güç haritası da, bir asır sonra, bizlerin lehine değişiyor. Hiçbir şey yapamaz denilen ülkeler, şaşırtıcı biçimde dünyanın kaderinde etkili olmaya başlıyor. İşte Türkiye&#8217;nin son yıllarda bölge ülkeleriyle yapmaya çalıştığı şey; tamamen tüketilmiş bir coğrafyada yeniden varolma mücadelesidir ve her geçen gün bu mücadelenin somut sonuçlarıyla karşılaşıyoruz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Türkiye-Suriye-Irak üçgeninde bir çekirdek oluşum şekillendi. İran&#8217;la özel bir ilişki geliştirildi. İstanbul&#8217;dan Hicaz&#8217;a, İstanbul&#8217;dan Basra Körfezi&#8217;ne uzanan demiryolu projesinden uygulamaya geçiliyor. İslam ülkeleri arasında “Gümrük Birliği”nin temelleri atılıyor. Hazırlanan çalışmaya imza atan ülkelerin sayısı artıyor. Bölge ülkeleri arasında ticari ilişkiler güçleniyor, ortak ekonomi politikaları ortak siyasi tavra dönüşüyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Önümüzdeki G-20 toplantısı, Amerikan Doları&#8217;nın küresel kur özelliğini tarihe gömecek, yani doların ipi çekilmiş olacak. Batılı ülkeler, eski yaklaşımlarla krizden kurtulamayacaklar, bu bir gerçek. Ekonomik düzen, onlar istemeseler de, kendi değişim kurallarını dayatıyor. Bazı ülkeler işte bu fırsatı kullanıyor. İnanmak zor gelse de oldukça rasyonel davrandıkları, süreci çok iyi değerlendirdikleri gerçek. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Dolar kaybederken bölgesel ticarette yerel kurlar öne çıkıyor. Türkiye ile İran arasındaki anlaşmalarda, Körfez ülkelerinin kararlarında, bölgedeki bir çok ikili anlaşmada artık yerel para kullanılıyor. Rusya, Çin, Ortadoğu ülkeleri, Latin ülkeleri yaptıkları bir çok anlaşmada yerel para birimini kullanma kararı alıyor. Genelde siyasi gelişmelerle izlediğimiz sürecin öncülüğünü ekonomik ortaklıklar yapıyor. Dikkatle izleyenler, her gelişmenin bir üst hesabın unsurları olduğunu, bölgede ulus üstü siyasi, ekonomik ve güvenlikle ilgili yapıların temellerinin atıldığını biliyorlar. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">“Alman-Fransız ekseni gibi” anlaşmalar daha bir çok ülkeyle ve bir çok ülke arasında yapılacak. Çekirdek büyüyecek, bir cazibe merkezine dönüşecek. Belki zamanla ortak para birimini konuşuyor olacağız. Gümrük Birliği ile ilgili gelişmeleri izliyoruz. Sınırların kalktığı, anlamsızlaştığı, serbest dolaşımın sağlandığı bir bölge mümkün. Mümkün olduğunu son gelişmelerle gördük. İKÖ ülkelerinin ekonomik ve siyasi alanda mümkün olduğunca &#8216;ortak yaklaşım&#8217; sergileme şanları hiç olmamıştı ama şimdi bunun olabileceğini görüyoruz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İSEDAK, ölü bir kuruluş. Bugüne kadar öyleydi. Ama artık yeni örgütlenmelerin zamanı. Yeni ulus üstü yapılar kurulması zamanı. Ölü kuruluşları diriltme zamanı. Galiba öyle de olacak. Hepsine ihtiyaç var çünkü. Olanları okumada yapılacak en büyük talihsizlik, ezberlere sığınmak, ideolojik kalıplarla sıkışmak olacaktır. “Eksen değiştiriyor, Doğu&#8217;ya dönüyor, Batı&#8217;dan uzaklaşıyor” gibi yüzeysel değerlendirmeler olacaktır. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Dünya bu söylemleri terk etti. Yeni cümlelerle konuşuyor. Doğu, Batı algısı değişti. Daha çok şey değişecek!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(YENİ ŞAFAK, 10 KASIM 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/islam-ortak-pazari/2009/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>herkes kaybetti, siz neyi kutluyorsunuz?</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/herkes-kaybetti-siz-neyi-kutluyorsunuz/2009/10/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/herkes-kaybetti-siz-neyi-kutluyorsunuz/2009/10/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 20:06:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6686</guid>
		<description><![CDATA[Neyi kutluyorsunuz? Hangi zaferi selamlıyorsunuz? Hangi başarıyı ödüllendiriyorsunuz? Kime ne anlatmaya, ne tür mesajlar vermeye çalışıyorsunuz? Bu savaşın kazananı olmadı. Biz kazananlar olmadık. Kazananlar yıllarca uzaktan seyredip kıs kıs gülenlerdi. Bu savaş Anadolu&#8217;da bütün evleri yangın yerine döndürdü. Acı, öfke ve kayıplardan başka geriye bir şey kalmadı. Herkes kaybetti. Kaybedenler kayıplarına üzülmeli. Sevinecek tek şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Neyi kutluyorsunuz? Hangi zaferi selamlıyorsunuz? Hangi başarıyı ödüllendiriyorsunuz? Kime ne anlatmaya, ne tür mesajlar vermeye çalışıyorsunuz?</span><span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu savaşın kazananı olmadı. Biz kazananlar olmadık. Kazananlar yıllarca uzaktan seyredip kıs kıs gülenlerdi. Bu savaş Anadolu&#8217;da bütün evleri yangın yerine döndürdü. Acı, öfke ve kayıplardan başka geriye bir şey kalmadı. Herkes kaybetti. Kaybedenler kayıplarına üzülmeli. Sevinecek tek şey var, kayıpların sonuna gelinmesi umudu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Çatışmayı sona erdirmek, kayıpları önlemek, acı yerine umut beslemek için yola çıkılıyor şimdi. Bir zarardan dönme iradesiyle harekete geçiliyor. Ama barış, çözüm kararlılıkla, fedakarlıkla, en önemlisi de olgunlukla inşa edilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Böyle bir erdeme, ahlaka, olgunluğa sahip olmayanların iyi niyetleri şımarıklıkla, tahrikle, provokatif gövde gösterileriyle karşılaması, bir şeylerin hala anlaşılamadığının <span id="more-6686"></span>göstergesidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu süreç, zaferle ölçülebilecek bir şey değil. &#8220;Kim kimin bileğini büktü&#8221; söylemiyle algılanabilecek bir şey değil. Kimse kimseyi dize getirmedi. Kimse zorla barış inisiyatifi ortaya koymadı. Eğer bugün birileri ısrarla barış adına çaba sarfediyorsa Kandil&#8217;dekilerin silahlarının sonucu değil bu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Anlamıyor musunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Anlamazsanız kaybedersiniz. Algılayamazsanız oyunun aracı olursunuz. Bugün sokaklara döktüğünüz insanların geleceğine zarar verirsiniz. O insanların bir oyunun parçası olmasına, bir &#8220;kart&#8221; olarak kullanılmasına zemin hazırlarsınız. Oysa bu inisiyatif, o insanları, size rağmen, bir oyun aracı olmaktan kurtarmaya yönelik.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye kamuoyu, Silopi&#8217;den Diyarbakır&#8217;a kadar, on binlerce insan üzerinden uygulanan bir provokatif meydan okumayı, rencide eden, kamçılayan, rahatsız eden zafer turlarını büyük bir sabırla izliyor. Fark ediyor musunuz? Bu sabır; korkunun, yılgınlığın, kaybedişin değil, olgunluğun yansımasıdır. Bir derin tecrübenin sonucudur. Bunu anlayabiliyor musunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; &#8220;Bunlar provokatif görüntülerdir. Bir yandan kan dursun diye uğraşılırken, bunun değerini anlamayıp, bu tip gösterilerde bulunmayı tasvip etmek mümkün değildir. Bu bakımdan da herkesin şöyle bir kendine gelmesini ve yapılan bu büyük işler karşısında ölçüsüz davranışlardan kaçınmasın tavsiye ediyorum&#8221; diyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>&#8220;Demokratik açılım sürecini istismar etmenin, süreci bir siyasi çıkar sağlama faaliyetine dönüştürmenin, milli birlik, beraberlik ve kardeşliğe fayda sağlamayacağını&#8221; belirten Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;ın; &#8220;Yapılan şark kurnazlığıdır, kışkırtmadır, tahriktir. Ülkenin hissiyatına, hassasiyetlerine saygısızlıktır&#8221; sözleri hiç mi anlamlı değil.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye en güçlü olduğu, kendi bölgesinde en etkili olduğu, dünya genelinde dikkat çektiği, barış ve işbirliği adına bölge ülkeleriyle ortaklıklar inşa ettiği bir dönemde yapıyor bu açılımı. Bunun ne anlama geldiğini düşünüyor musunuz? Görünen o ki anlamıyorsunuz. Ya da çok küçük hesaplarla bir büyük mücadeleyi baltalamaya çalışıyorsunuz. Barışa karşı duranlarla yan yana duruyorsunuz. Dar mahalle politikaları bunlar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Şükür ki Türkiye, bu olgunluğu gösteriyor. Barışın garantisi budur. Bu topraklar, insanlık tarihinin en acı olaylarına sahne oldu. Bu millet, hep birlikte, dünya tarihinin seyrini değiştirecek olaylara tanıklık etti. Etmekle kalmadı, etkiledi, yönlendirdi, yönetti. Barışın da savaşın da her türünü gördü. Böyle bir birikim varken, bunun üzerine iyi şeyler kurmak varken yapılanlar, bir sevinç gösterisinin çok ötesine geçip meydan okumaya, gövde gösterisine, zafer turlarına dönüşüyorsa birileri hata yapıyor demektir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir oyun kuruluyor bölgede. Türkiye&#8217;nin oyun alanı genişliyor. Türkiye tartışmalı, çok dikkat çeken bir liderlik örneği sergiliyor. Bunlar günlük hesaplar değil, tarihin akışını etkileyecek eğilimler, girişimler. Tam bu sırada, zaaflar bir bir ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bir sorun, bin yıllık kader ortaklığından güç alarak çözülmeye çalışılıyor. Ayrılıklara değil, ortaklıklara yatırım yapılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Geçtiğimiz hafta Irak&#8217;la Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde ortak bakanlar kurulu toplandı. Onlarca anlaşmaya imza atıldı. Bu anlaşmalar, iki ülkeyi yakınlaştıran değil, uygulandığında tam bir entegrasyon görüntüsü verecek anlaşmalar. Ondan önceki hafta aynı şey Suriye ile yapıldı. Her alanda ortaklık ve ortak bakanlar kurulu toplandı. Belki çok yakında İran&#8217;la da benzer bir ortaklık formülü üzerinde çalışılacak. Ondan önce Ermenistan&#8217;la, Türkiye tarihinin en büyük sorunlarından birini çözmeye yönelik Protokol imzalandı. Hiç olamayacak denen şeyler gerçekleşiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Suriye ve Irak&#8217;la yapılan stratejik ortaklık anlaşmasının bir benzerinin yakında Rusya ile de yapılması bekleniyor. Bakanlar düzeyinde bir ortak bakanlar kurulu tesis edilecek. Moskova ile daha şimdiden bu amaca yönelik 20 anlaşma imzalandı. Başbakan Erdoğan benzer ortaklıkların Karadeniz&#8217;e kıyısı bulunan ülkelerle de yapılabileceğini söyledi. Avrupa ülkeleri, Türkiye&#8217;yi ekonomik alanda, bölgesel etkinlik alanında öncelikle ortak olarak görmeye başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bütün bunlar olurken dağdan indirme, çözüm yolunda köklü adımlar atılıyor. Birileri, kamuoyunu rencide ederek süreci baltalamaya çalışıyor. Eğer planlı değilse, düşüncesizce bir davranış bu. Hani empati nerede? Olgunluk nerede? Barış istemek nerede?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Unutmayın, kimse muzaffer olmadı bu kavgada. Kaybedenler hepimiz olduk. Diyarbakır&#8217;dan Trabzon&#8217;a kadar herkes kaybetti. Acının ve öfkenin üstesinden gelmeden hiçbir çözüm olmayacak.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Acı ve öfke ile oyun oynamayın.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(YENİ ŞAFAK, 22 EKİM 2009)</span><span lang="TR"></span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/herkes-kaybetti-siz-neyi-kutluyorsunuz/2009/10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kürt açılımı, türkiye&#8217;nin bölgesel barış projesi</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/kurt-acilimi-turkiyenin-bolgesel-baris-projesi/2009/09/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/kurt-acilimi-turkiyenin-bolgesel-baris-projesi/2009/09/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 22:32:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6397</guid>
		<description><![CDATA[Bundan sonra Türkiye&#8217;nin attığı hiçbir adım, geliştirdiği hiçbir inisiyatif, Türkiye ile sınırlı, Türkiye&#8217;nin iç dengelerine hapsedilmiş olmayacak. Bu yüzden, içeride politika üretenlerin, gelişmeleri anlamaya çalışanların, yeni eğilimleri algılama çabasına girenlerin bu gerçekten hareket etmeleri, ezberlerini bozmaları son derece önemli. Bundan sonra: Ekonomik alanda geleceğe yönelik her girişim bölgesel niteliklidir. Siyasi alanda her girişim bölgesel ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bundan sonra Türkiye&#8217;nin attığı hiçbir adım, geliştirdiği hiçbir inisiyatif, Türkiye ile sınırlı, Türkiye&#8217;nin iç dengelerine hapsedilmiş olmayacak. Bu yüzden, içeride politika üretenlerin, gelişmeleri anlamaya çalışanların, yeni eğilimleri algılama çabasına girenlerin bu gerçekten hareket etmeleri, ezberlerini bozmaları son derece önemli.</span><span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bundan sonra: Ekonomik alanda geleceğe yönelik her girişim bölgesel niteliklidir. Siyasi alanda her girişim bölgesel ya da küresel niteliklidir. Kültürel alanda bile her çaba bölgesel nitelikli olacaktır. Artık sadece şirketler değil, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, üniversiteler, kamu kurumları ve her çevre, <span id="more-6397"></span>atacakları adımların yankılarının Türkiye ile sınırlı olmayacağının bilincinde olmalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Aslında uzunca bir süredir bu eğilimi izliyoruz. Küresel eğilimlerle Türkiye&#8217;nin öncülük ettiği, yönlendirdiği ya da yönetmeye çalıştığı eğilimleri kesişme noktalarını, ayrışma alanlarını dikkatle izlemeye çalışıyoruz. Önceleri Türkiye, başkalarının belirlediği, küresel eğilimlerin yönlendirdiği bir ülke profili izlerken, son yıllardan ulus ötesi performansı belki de dünyada en hızlı artan ülkelerden biri oldu. Bu durum, Türkiye&#8217;nin ani ekonomik büyümesi veya başka bir “sürpriz”e bağlı bir şey değil. Durum; Türkiye&#8217;nin kendini keşfetmesinin, tanımasının, kendisiyle barışma uğraşısının, çevresiyle yeniden tanışma cesaretinin sonucu. Türkiye kendi içine, derinliklerine, geçmişine yüzünü çevirdikçe, kendini yeniden keşfettikçe, kendine döndükçe bölgesinde ve dünyada etsini artırıyor. Bence en önemli nokta burası.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Öteden beri, bölge ve dünya ile ilişkiler çerçevesinde Türkiye&#8217;nin serüvenini izliyoruz. Açıkça söyleyebilirim; bu alanda öngörülerimin bir çoğu bugün gerçek oluyor. O zamanlar “uçuk” görülen, afaki görülen tespitler şimdi hepimizi içine alan gelişmeler haline geldi. Sadece önlerine bakanların anlayabileceği bir şey değil bu. Bizim genel olarak böyle bir zaafımız var. Sadece önümüze bakmak, varolan gerçekleri tekrarlayıp durmak, kesinleşmiş şeyler üzerine fikir yürütmek… Bu bir noktadan sonra gündelik bir oyuna, bir sarmala dönüşüyor ve orada bütün ülke patinaj yapıp duruyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye ve bizler şimdi daha uzaklara bakmayı öğreniyoruz. Ama bir şartla! Kesinlikle kendimizin farkında olarak, kendimizi tanıyarak, yeniden keşfederek, bilerek bunu yapabiliriz. Böyle yapabilirsek, baktığımız uzaklığın anlamı olur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir süredir izlediğimiz gelişmelerin büyük oranda bu idrakle planlandığını ve yürütüldüğünü düşünüyorum. Türkiye&#8217;nin uzun bir yola hazırlandığını, adımlarını atarken kendini bağlayan engellerden kurtulmaya çalıştığını, kendine ve çevresine artı değerler yüklediğini, bugünlerde çokça tartışılan girişimlerin, “açılım”ların Türkiye&#8217;nin kendini yeniden tanımlamasıyla alakalı olduğunu, adeta kendini yeniden kurmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu durum bana büyük heyecan veriyor, coşku ve özgüven veriyor. Yürünen yol uzadıkça bu güvenin çok kişiyi etkisi altına alacağını ve çevreye taşacağını sanıyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu yüzden “açılım” adı altında yürüyen gelişmelerin dar iç politik manevralar ya da “birilerinin dayatması” kısır bir bakış açısıyla algılamanın, bu şekilde tavır almanın zararlı olduğu kanaatindeyim. Sadece önlerine bakanların tutumu bu. Oysa bu süreç, “olağanüstü bir gelişme” olmazsa, geri dönmeyecek.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ermenistan ve Kafkaslar&#8217;la ilgili gelişmeler bütün kararlılığı ile yürüyor. Hazırlanan protokol yakında imzalanacak ve metin parlamentoya sunulacak. Bu yapılırken de Azerbaycan ile koordinasyon devam edecek. Ve yine “olağandışı gelişme” olmazsa yakın gelecekte Kafkaslar&#8217;da ciddi değişimler yaşanacak. Türk-Ermeni ilişkileri ABD&#8217;den Rusya&#8217;ya, Kafkaslardan Basra&#8217;ya kadar her bölgeyi hareketlendiriyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt açılımı da öyle. Konu, sadece Türkiye için bir güvenlik sorunu değildi, etnik bir sorun değildi, Türkiye ile başlayıp biten bir sorun değildi. Çözüm de öyle&#8230; Sadece Türkiye ile sınırlı bir çözüm mümkün değildi. Çözümü üreten, yöneten Türkiye olmalı ama etkisinin bütün bölgeyi sarsacağı da bilinmeli ve buna hazır olunmalı. Bu konu Türkiye&#8217;nin inisiyatifinden çıkmıştı, bölge ülkelerinin inisiyatifinden çıkmıştı, Kürtlerin inisiyatifinden de çıkmıştı. Türkiye&#8217;nin açılımı, sorunu bölge ülkelerine karşı bir kart olmaktan çıkarıyor, çözümün adresi Türkiye oluyor. Türkiye&#8217;nin öncülüğünde bölgesel bir çözüme doğru açılıyoruz. Bu sebeple açılım olarak tartıştığımız şey, Suriye&#8217;nin de iç meselesidir, İran&#8217;ın da iç meselesidir, Irak&#8217;ın ad iç meselesidir. Türkiye hem kendi iç meselesine, hem bu ülkelerin sorununa, hem de bölgesel ortak bir soruna çözüm öneriyor. Bu anlamda açılım bir çeşit “Bölgesel Barış Projesi”dir. Bunun altını çizmeliyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu yazıyı bitirdikten sonra Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad&#8217;ı dinlemeye gideceğim. Ama Esad asıl sözlerini Şam&#8217;da Türk gazetecilere söyledi zaten. Eminim, bizim yaptığımız gibi, bütün bölge ülkeleri bu sıralar Türkiye&#8217;yi dikkatle izliyor. Dünya izliyor. Bizim de dikkat ve ilgiyle izlememiz lazım, değil mi?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(YENİ ŞAFAK, 17.09.2009)</span><span></span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/kurt-acilimi-turkiyenin-bolgesel-baris-projesi/2009/09/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>davutoğlu &#8220;düzen kurucu ülke&#8221; ve yeni osmanlıcılık</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/davutoglu-duzen-kurucu-ulke-ve-ueni-osmanlicilik/2009/09/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/davutoglu-duzen-kurucu-ulke-ve-ueni-osmanlicilik/2009/09/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 17:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6323</guid>
		<description><![CDATA[Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&#8217;nun “Ortadoğu&#8217;nun, Kafkaslar&#8217;ın ve Balkanlar&#8217;ın en büyük ülkesiyiz, bu bölgede düzen kurucu ülke biz olmalıyız” şeklindeki açıklaması, bazı çevrelerde ciddi bir şekilde eleştirildi. “Davutoğlu sözlerini iyi seçmeli, dikkatli olmalı” türü uyarılar yapıldı. “Düzen kurucu ülke olma” iddiasının bu kadar açıkça dile getirilmesinin sakıncalarına dikkat çekildi ve bu açıklama sanki iyi düşünülmeden yapılmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&#8217;nun “Ortadoğu&#8217;nun, Kafkaslar&#8217;ın ve Balkanlar&#8217;ın en büyük ülkesiyiz, bu bölgede düzen kurucu ülke biz olmalıyız” şeklindeki açıklaması, bazı çevrelerde ciddi bir şekilde eleştirildi. “Davutoğlu sözlerini iyi seçmeli, dikkatli olmalı” türü uyarılar yapıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Düzen kurucu ülke olma” iddiasının bu kadar açıkça dile getirilmesinin sakıncalarına dikkat çekildi ve bu açıklama <span id="more-6323"></span>sanki iyi düşünülmeden yapılmış gibi algılandı. Çünkü böylesine iddialı bir söz, belki kapalı kapılar ardında, belki çok yakın çevre içinde söylenebilirdi ama dünyaya ilan eder şekilde söylenmezdi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Davutoğlu; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Balkanlar deyince çatışma, Kafkaslar deyince etnik farklılıklar ve Ortadoğu deyince gerilim akla geliyor. Biz bu üç bölgenin en güçlü ülkesiyiz ve bu bölgedeki düzenden kendimizi sorumlu hissediyoruz. Türkiye hemen tüm komşularından coğrafi, askeri ve ekonomik olarak çok daha büyük. Dolayısıyla düzen kurma misyonu bizimdir” diyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Donmuş krizler, donmuş sınırlar, elimizde patlamaya hazır bombalar gibi. Türkiye&#8217;nin kendi iradesi ile mevcut durumu değiştirerek donmuş krizleri çözme basiretini göstermesi gerekiyor” diyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Başbakan Tayyip Erdoğan da, 11 Aralık 2007&#8242;de aynı şeyleri söylüyordu: “Türkiye enerjisini iç çatışmalarla tüketen bir ülke olmaktan çıktı. Bugün Türkiye&#8217;yi dikkate almadan bölge değil dünya dengeleri içinde de hesap yapılamaz&#8230;” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Açık söyleyeyim, “düzen kurucu ülke olma” sözünü ilk anda ben de bir meydan okuma gibi algıladım. Çok iddialı bir sözdü. Ancak son yıllarda bölgesel düzeyde yapılanları dikkatle izleyen bir kişi olarak; Türkiye&#8217;nin “yüz yıl sonra” meydan okumaya giriştiğini açıkça söylemiş, yazmıştım zaten. Bütün sözlerin ötesinde, bu bir meydan okumaydı gerçekten de. Türkiye&#8217;nin kendini yeniden kurması, yeniden tanımlaması, yeni bir yürüyüşe çıkmasıdır. Bu yüzden bölgemizde tarihin seyri önemli ölçüde değişecektir. Bu bir hayalcilik değil, bölgesel ve küresel konjonktürün çok iyi okunmasıdır. Türkiye&#8217;nin önüne süreci tersine çevirecek engeller çıkarma konusunda niyetler zayıflarken, imkanlar da daralmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Eleştiri ve uyarılar sonrasında Davutoğlu&#8217;nun ne söyleyeceğini özellikle merak ediyordum. Geri adım atmadı. Sözlerini güçlü bir şekilde savundu hatta daha da sağlamlaştırdı. Utku Çakırözer&#8217;in kaleminden Akşam gazetesinde yayınlanan açıklamadan izleyelim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Yeni düzenin kurucusu Türkiye olacak” diyen Davutoğlu, Türkiye&#8217;nin kendisini ve bölgesini ilgilendiren dünya meselelerinde &#8216;düzen kurucu, öncü rol oynaması gerektiğini&#8217; ve dış aktörlerin de Türkiye&#8217;nin bu rolünü benimsediğini açıkladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Davutoğlu&#8217;nun tespitleri şöyle: “Düzen kavramını bilinçli olarak kullanıyorum. Soğuk savaş düzeni kalktı ama yeni düzen kurulmadı. Bunu kuracak aktörler soğuk savaşta olduğu gibi sadece iki aktör değil. Mesela Kafkasya&#8217;da düzeni Sovyetler ile ABD oturur tartışır ve kurarlardı. Ama şimdi Irak örneğinde görüldüğü gibi ABD tek başına kuramıyor. Gürcistan örneğinde görüldüğü gibi Rusya da kuramıyor. Başarı kazandı ama bir düzen kuramadı. Sadece kendi çıkarını koruyan bir statü tahkim etti.” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Tezleri şöyle: Bizim dediğimiz Türkiye&#8217;nin düzen kurucu rolü. Gerek Ortadoğu gerek Kafkaslar&#8217;da yeni düzen kurulması gerekir. Bunu kurarken biz aktif rol almak istiyoruz. Bu bir emperyal dürtü değil, bir gereklilik. &#8216;Yeni bir düzen kurulması lazım, başkaları kursun, biz sonra intibak ederiz&#8217; deyip geri çekilebilirsiniz. Ama bu Türkiye&#8217;nin büyüklüğüne, ulusal çıkar anlayışına yakışmaz. Ya bir kaos yaşayacağız ve bu bizim işimize geliyor diyeceğiz ya da biz bir düzen fikrinin öncülüğünü yapacağız. Türkiyesiz bir düzen kurulamaz. Dış aktörler bile Türkiye&#8217;nin düzen kurucu rolünü benimsiyor. İsveç&#8217;teki AB toplantısında 27 bakana konuştum. İki saatlik oturumun bir saat on beş dakikasında ben konuştum. Ben emperyal dürtüyle, &#8216;Osmanlı&#8217;nın çocuğuyum, dinleyeceksiniz beni ha yoksa falan&#8217; demedim.&#8217; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Rol üslenen değil düzen kuran ülke”nin genişlemesi, açılımları, etkileri bundan sonra daha çok tartışılacak. Öteden beri Türkiye&#8217;nin yeni durumunun algılanması konusunda sıkıntılar olduğu bir gerçek. Bazıları ezberlerini bozmak istemiyor. Yeni sözler söylemekten, yeni tespitler yapmaktan daha doğrusu gerçekleri görmekten çekiniyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Suriye-İsrail gerilimine müdahale, Suriye-Irak gerilimine müdahale, Kafkaslar&#8217;dan Kızıldeniz&#8217;e kadar her olaya müdahil olma bu demektir iste! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Biz bu yüzden; Demokratik Acılım Projesi&#8217;ni, Kürt Açılımı&#8217;nı, Ermenistan&#8217;la sınırların açılmasını ve soykırım konusunu da içeren anlaşma kapılarının açılmasını, bundan sonra gündemimize gelecek başka sürpriz gelişmeleri bu yeni durumun sonucu olarak görüyoruz. Türkiye, bu sorunlarla yüzleşiyor, çözüm arıyor. Ama aslında Türkiye kendisi hakkında karar veriyor. Bundan sonra Türkiye&#8217;nin iç sorunlarına, dünya ile ilişkilerine, tarihsel sorunlarına 20. yüzyılın Türkiye&#8217;sinden bakanlar durumu algılamakta çok zorlanacak. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(YENİ ŞAFAK, 09 EYLÜL 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/davutoglu-duzen-kurucu-ulke-ve-ueni-osmanlicilik/2009/09/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın ordusu değil, amerika&#8217;nın ordusu</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 18:41:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6077</guid>
		<description><![CDATA[Kürt meselesi, Belucistan meselesi, iki müttefik ülkeye atılan kazık, bir itiraf ve gerçekler… Bugün biraz çevrede dolaşalım. Frances Stonor Saunders&#8217;ın &#8220;Who Paid the Piper: The CIA and the Cultural Cold War&#8221; adlı kitabı &#8220;Parayı Verdi Düdüğü Çaldı&#8221; adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmişti. Kültürel savaşı konu eden kitap, bugünler için, gelecek için, bizler için çok önemli ipuçları sunuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt meselesi, Belucistan meselesi, iki müttefik ülkeye atılan kazık, bir itiraf ve gerçekler… Bugün biraz çevrede dolaşalım. Frances Stonor Saunders&#8217;ın &#8220;Who Paid the Piper: The CIA and the Cultural Cold War&#8221; adlı kitabı &#8220;Parayı Verdi Düdüğü Çaldı&#8221; adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmişti. Kültürel savaşı konu eden kitap, bugünler için, gelecek için, bizler için çok önemli ipuçları sunuyor. Kitapta, Soğuk Savaş döneminde ABD istihbaratının, Batılı kurumların aydınları, yazarları, akademisyenleri, sanatçıları, şairleri, müzisyenleri, örgütleri nasıl kullandığına <span id="more-6077"></span>dair çarpıcı örneklerin yer alıyor. Batı karşıtı olan kişi ve çevrelerin bile nasıl kullanıldığına dair bilgiler aktarılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kitapta, Marshall Planı ile paralel yürütülen çalışma çerçevesinde, Jackson Pollock, Irving Kristol, Andre Malraux, Reinhold Neibuhr, George Orwell, Bertrand Russell, Stephen Spender, Arthur Schlesinger Jr., Arnoldo Toynbee, Vladimir Nabokov, Jean-Paul Sartre, Herbert Spencer gibi daha birçok yazarın CIA tarafından finanse edildiği, gazete, dergi, kitap ve radyoların nasıl kullanıldığı, Encounter dergisinin 1953-1990 yılları arasında CIA parasıyla çıkarıldığı, Orwell&#8217;ın &#8220;1984&#8243; ve &#8220;Hayvan Çiftliği&#8221; gibi kitaplarının CIA tarafından basılıp dağıtıldığı, yine CIA&#8217;nın &#8220;demokratik sol&#8221; grupları komünizme karşı kullandığı ve bu çevrelerin yayınlarını finanse ettiği, sinemaya büyük paralar aktarıldığı, onlarca dergi çıkarıldığı, Amerikan yemek kültürünün, giyiminin, şarkılarının ve sanatının teşviki için kültür merkezlerinin, sinemanın, tiyatronun desteklendiği anlatılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kitabın yayınından sonra İslam dünyasına yönelik kültürel savaşın elli yıl sonra nasıl bir kitaba konu olacağını tartışmıştım. Topyekun kuşatma, topyekun denetim ve yönetimdi asıl konu. Yoksa Batı&#8217;nın kendi muhalefetini nasıl yönettiği, CIA&#8217;nın hangi ülkelerde ne tür örtülü operasyonlar yaptığı bizce az çok bilinen şeylerdi. Bugünü ve yarını merak ediyorduk. Yarın &#8220;Kimlerin para alıp düdük çaldığı&#8221; yazılacaktı?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ve merak ettiklerimiz sadece kültürel savaş değildi. Sıcak çatışmalar içinde yer alan İslami kimlikli yapıların ne kadarının kimler tarafından finanse edilip kullanıldığını merak ettik hep. Bu yüzden bazı ülkelerde &#8220;özgürlük&#8221; adına harekete geçen İslamcı savaşçıların aslında hem Müslümanlara hem tarihe hem kendilerine büyük bir ihanet itinde olduklarını üzülerek izledik.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Aslında Kürt meselesine benzeyen bir Belucistan sorunu vardır. İran&#8217;ı ve özellikle Pakistan&#8217;ı ciddi oranda yıpratan bir sorun bu. Büyük Belucistan devleti için geçtiğimiz yıl haritalar bile yayınlandı. Tabii hepsi ABD kaynaklı. Tıpkı Türkiye&#8217;nin bir bölümünü kesip alan haritalar gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Pakistan&#8217;da istikrarsızlığı tartışırken, Benazir Butto suikastini tartışırken ABD ve İngiltere&#8217;nin müttefiki olan Pakistan&#8217;a karşı Özgür Belucistan Hareketi&#8217;ne destek verdiğini fark edince hayretler içinde kaldım. Bir yandan müttefikleri olan ülkeyi destekliyorlardı diğer yandan ülkeyi bölecek harekete silah ve finansal destek sağlıyorlardı. Ne gariptir ki, o bölgenin özgürlüğü için savaşan, ABD ve İngiltere&#8217;den para ve silah alan gruplar İslamcı gruplardı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD ve İngiltere&#8217;nin, jeopolitik hesapları, enerji planları için projelendirdiği Büyük Belucistan için örgütler kuruluyor, harekete geçiriliyordu. Bu örgütler İslamcı&#8217;ydı ve kimlikleri yüzünden İslam dünyasında sempati bile topluyordu. Ne yazık ki hepsi birer taşerondu. Ne yazık ki, bu gerçeği anlatmak çok zordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birkaç gün önce, İran Belucistan&#8217;ı için savaşan &#8220;Cundullah&#8221; (Allah&#8217;ın ordusu) örgütünün lideri olan Abdülmelik Rigi&#8217;nin kardeşi, örgütün İran topraklarındaki saldırılarını ABD&#8217;nin talimatıyla yaptığını açıkladı ve; &#8220;Cundullah&#8217;ı ABD kurup destekledi. Talimatlarımızı ondan alıyorduk. Kime saldırıp kime saldırmayacağımızı ABD&#8217;liler söylüyordu. Para ve teçhizat onlar tarafından veriliyordu&#8221; şeklinde sözler söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Pakistan&#8217;ı tartıştığımız hemen her yazıda Belucistan&#8217;daki garip ilişkiden söz ettik. Şimdi şartlar değişiyor. Belki Büyük Belucistan Devleti projesi bir süreliğine ertelendi. Bu örgütler de ortada kaldı. Birer birer deşifre oluyorlar, bağlantılar ortaya çıkıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ne tuhaf, Belucistan meselesi ile Kürt meselesi birbirine benziyor. ABD ve İngiltere, iki konuda da müttefiklerine kazık attı. Hem de çok büyük zarar vererek. Şimdi iki konuda da rüzgar tersine dönmüş gibi. Belucistan için savaşan örgütler ortada kalırken, Kürt meselesinde olumlu anlamda çok ciddi gelişmeler yaşanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hayırlısı…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(YENİ ŞAFAK, 27 AĞUSTOS 2009)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mehdi geliyor, savaşa hazır olun!</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 08:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6025</guid>
		<description><![CDATA[İran dini lideri Ali Hamaney&#8217;in; &#8220;Mehdi geliyor, hazır olun&#8221; çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu&#8217;ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İran dini lideri Ali Hamaney&#8217;in; &#8220;Mehdi geliyor, hazır olun&#8221; çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu&#8217;ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst otoritesi, böylesine bir meydan okuma yapıyorsa ve Türkiye&#8217;yi de bu savaşta taraf olmaya davet ediyorsa ortada çok ciddi bir durum var demektir. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yakında Mehdi&#8217;nin geleceğini belirterek, <span id="more-6025"></span>aralarında Türkiye&#8217;nin de yer aldığı İslam ülkelerine &#8220;askeri güçleri birleştirme&#8221; çağrısında bulunan İran dini liderine atfedilen cümleler şöyle: </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">&#8220;Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan, güçlerini birleştirip el Mehdi-el-Muntazar&#8217;ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalıyız.&#8221; </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">&#8220;Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi&#8217;nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney&#8217;e bağlıdır ve Mehdi&#8217;nin emirlerini yerine getirecektir. Hamaney, Mehdi&#8217;nin doğrudan temsilcisidir, ruhani lidere itaat etmek, Mehdi&#8217;ye itaat ve bağlı olmak anlamına gelir.&#8221; </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Mehdi&#8217;nin gelişinin Şii inancındaki, Müslümanlar arasındaki yerini tartışacak değiliz. Mehdi tartışması bu yazının konusu da değil. El Arabiya televizyonu tarafından duyurulan, Hamaney&#8217;in sözcüsü Ali Saidi üzerinden yapılan açıklama (Hürriyet, 19 Ağustos 2009), bu ifadelerdeki gibiyse, İran&#8217;ın bugünkü pozisyonu çerçevesinde ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İran çatışmadan güç devşiren bir ülke. Küresel bölünmüşlüğü iyi kullanan, bunu siyasi ve askeri güce dönüştüren, bölgesel nüfuz alanını her geçen gün daha da genişleten, Şii dünyasını denetleyen, her yönden kuşatma altında olmasına rağmen sınırları dışındaki istikrarsızlıkları kazanca çeviren, enerji projelerinden yeni bölgesel projelere kadar bir çok şeyi etkileme hatta belirleme gücüne sahip olan bir ülke. ABD&#8217;nin ve genel anlamıyla Batı&#8217;nın 21. Yüzyıl hesaplarını tersine çevirme gücüne sahip, kontrol altında tutulamayan bir ülke. Bu yüzden de bölgesel gerilimlerin, küresel düzeyde kırılmaların tam ortasında bir ülke. Yeri geldiğinde, kendisine yönelen tehditleri sınırlarının çok uzağına atabilen, başka bölgelerde krizler yönlendirebilen bir ülke. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Dış tehdit kavramını etkili bir şekilde kullanan, bu tehditle içeride istikrarı sağlayan, bu tehditle dışarıda başarılı olan bir ülke. Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail&#8217;le düşmanlık tezine bu yüzden ciddi biçimde ihtiyacı olduğu bir gerçek. İdeolojik gerekçeler bir tarafa, Tahran bu yöntemi son derece etkili biçimde kullanmaya devam ediyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir süredir Cumhurbaşkanı Mahmud Ahbedinejad&#8217;ın dile getirdiği &#8220;Mehdi gelecek&#8221; söyleminin bu sefer dini lider tarafından kullanılması, üstelik bir siyasi söylem olarak kullanılması, bölgesel bir saf tutma, küresel bir savaş hali çağrısı gibi sunulmasının gerekçesini Şii inancındaki Mehdi düşüncesiyle değil, İran&#8217;ın bugün içinde bulunduğu pozisyonla, iç istikrarıyla, bölgesel stratejik hesaplarıyla birlikte ele almak bu yüzden önemli. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Benim algılamam şöyle: </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bu sözler öncelikle İran iç kamuoyuna söyleniyor. Son seçimde yaşananlar, sonrasında iç isyan hazırlıkları, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından bunun bir rejim değişimi haline sokulmaya çalışılması, muhalefetin gaza getirilip bir çeşit iç darbe girişimi tezgahlanması, rejimin olayların üzerine sertlikle gitmesi ve iç huzursuzluğun açığa çıkması… Dini liderin, gerilimli günlerde Tahran&#8217;daki Cuma hutbesinde söylediği o tehditkar sözler bu açıklamayla birleştirildiğinde, &#8220;mehdi geliyor, kenetlenin&#8221; türü bir söylemin öncelikle İran halkını sakinleştirmeye, devletle kenetlenmeye, iç huzursuzluğun üstesinden gelmeye dönük olduğu ortada. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İkincisi, Şii dünyasına yönelik bir açıklamadır bu. İran&#8217;ın nüfuzunu daha da pekiştirmek, Afganistan&#8217;dan Lübnan&#8217;a uzanan kuşak içindeki Şiiler üzerindeki kontrolü sağlamak için yapılan bir açıklama. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Böyle bir cepheleşmeye Türkiye&#8217;nin de davet edilmesi ise son derece şaşırtıcı. Bunu, İran&#8217;ın Türkiye ile ilişkileri konusunda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesi kabul etmek gerekiyor. Bir çok sorunla yüzleşirken, Tahran&#8217;ın en büyük uğraşlarından biri Türkiye&#8217;yi yanına çekmek, hiç değilse tarafsız kalmasını sağlamak olduğunu biliyoruz. Daha önce burada sözünü ettiğim, Batı&#8217;nın yeni &#8220;Doğu Sınırı&#8221;nın Türkiye İran sınırına kaydırıldığı gerçeğinden hareketle, Tahran&#8217;ın Türkiye ile gerilim yaşama riskinden ciddi oranda endişe ettiğini söyleyebiliriz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Ancak bu sözlerin, Türkiye&#8217;de birileri tarafından, eski alışkanlıklarla istismar edilmesi ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye hiçbir şekilde İran&#8217;ın çizdiği bir çerçeveye sığabilecek bir ülke olmadı, olması da mümkün değil. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir şey daha var: İster İran&#8217;ın iç istikrarına yönelik olsun, ister devlet-millet güvenini yeniden tesis etmeye yönelik olsun Hamaney&#8217;in böylesi bir açıklama yapmasının bana biraz da geleceğe dönük olduğu izlenimini veriyor. Her ne kadar İran&#8217;a saldırı tezi gündemden kalkmış gibi görünüyorsa da, nükleer konusu çözülebilmiş değil ve İran&#8217;ın hedefine yaklaşmasına çok az bir zaman kaldığı biliniyor. Bu dönemde olası bir provokasyonun bölgesel krizlere yol açma ihtimali hala çok güçlü. Bir gece uyandığımızda, İsrail&#8217;in, bütün bölgeyi ateşe atacak bir çılgınlığa giriştiğini görme ihtimalimiz hala var. İşte o zaman &#8220;Mehdi geliyor&#8221; sözü son derece anlamlı olacak. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Açıklamanın sebebi hangisi olursa olsun, hedef alanı neresi olursa olsun, İran&#8217;ın bu en güçlü kitlesel kozu böylesine açıkça kullanması mutlaka cok ciddi bir tehlikenin hissedildiğinin işaretidir. Çünkü &#8220;Mehdi&#8217;nin gelişi&#8221; son ve en güçlü kart, en etkili söylemdir. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bundan ötesi de yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(YENİ ŞAFAK, 20 AĞUSTOS 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>batı&#8217;nın yeni doğru sınırı, doğu&#8217;nun yeni batı sınırı</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/batinin-yeni-dogru-siniri-dogunun-yeni-bati-siniri/2009/08/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/batinin-yeni-dogru-siniri-dogunun-yeni-bati-siniri/2009/08/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 05:25:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5977</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce burada &#8220;Dünyayı ikiye bölen sınır çizildi&#8221; başlığı ile, aslında bugün olan, önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız gelişmelerin adresi niteliğinde bir olaydan söz etmiştim. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton; &#8220;İran&#8217;ın nükleer çalışmalarından vazgeçmemesi durumunda, komşularının silahlandırılacağını ve Ortadoğu&#8217;da Amerikan savunma şemsiyesinin kurulacağını&#8221; açıkladı. Bu söz ve yeni ABD politikaları; ABD ve Avrupa&#8217;nın Batı&#8217;ya yeni bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir süre önce burada &#8220;Dünyayı ikiye bölen sınır çizildi&#8221; başlığı ile, aslında bugün olan, önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız gelişmelerin adresi niteliğinde bir olaydan söz etmiştim.</span><span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton; &#8220;İran&#8217;ın nükleer çalışmalarından vazgeçmemesi durumunda, komşularının silahlandırılacağını ve Ortadoğu&#8217;da Amerikan savunma şemsiyesinin kurulacağını&#8221; açıkladı. Bu söz ve yeni ABD politikaları; ABD ve Avrupa&#8217;nın Batı&#8217;ya yeni bir &#8220;Doğu sınırı&#8221; çizdikleri gerçeğini ortaya koyuyor. Bütün güvenlik politikalarında bunun izlerini görüyoruz. Gürcistan krizi, Irak&#8217;a yüklenecek yeni misyon, <span id="more-5977"></span>Afganistan-Pakistan hattındaki gelişmeler, Rusya-Çin-Hindistan üçgenine yönelik müdahaleler ve son olarak Ortadoğu&#8217;da ABD güvenlik şemsiyesi…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Önceden Doğu-Batı sınırı, Batı&#8217;nın savunma hattı daha doğrusu sınırları Doğu Avrupa, Boğazlar, Süveyş olarak görülüyordu. Bu hattın Doğu&#8217;su tehditlerle doluydu. Şimdi sınır daha Doğu&#8217;ya kaydırıldı. Dikkat edelim, yeni sınır Gürcistan, Doğu Karadeniz, İran-Türkiye sınırı ve Basra Körfezi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yeni dönemde Ortadoğu Batı sınırları içinde yer alıyor. Türkiye de öyle. Bundan sonra Türkiye&#8217;nin bölge perspektifi büyük oranda bu yeni jeopolitik çizgiye göre şekillenecek. Artık Avrupa&#8217;nın sınırı, Boğazlar değil, Türkiye-İran sınırı olacak. Suriye ve İsrail de birer Avrupa devleti artık. Belki yakın gelecekte &#8220;Ortadoğu&#8221; kavramını bile tarihe gömecek gelişmelere tanık olacağız. Barack Obama&#8217;nın Türkiye ve Mısır&#8217;da Müslüman dünyaya yüklemeye çalıştığı yeni rol, Rusya ziyaretlerinin arka planında hep bu var. Bizler, Basra Körfezi&#8217;nden Karadeniz&#8217;e uzanan kuşak üzerindeki bütün gelişmeleri dikkatle izlemek zorundayız.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bugünlerde özellikle Avrasya&#8217;nın Doğu sınırlarına dikkat çekmeye çalışıyorum. Orta Afrika&#8217;da yaşanacak gerilimleri şimdilik bir kenara bırakırsak, krizler yoğun olarak İran ve ötesinde yaşanacak. Doğu Türkistan&#8217;daki son olaylar, açık söyleyelim, bu yeni bölünmenin ilk ciddi göstergesi, denemesidir. Doğu Türkistan olayları sırasında özellikle dikkat çekmeye çalıştım; bundan sonra Çin, Hindistan ve belki Rusya, Müslüman azınlıklar üzerinden istikrarsızlaştırılacak, en azından bu denenecek. Müslüman toplumlar, Soğu Savaş&#8217;tan sonra yeniden Batı&#8217;nın küresel hegemonyası yolunda elverişli bir malzeme, araç olarak kullanılmak isteniyor. Hiç değilse, bu ülkenin zeki insanlarına bu uyarıyı yapmış olmayı tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yeni dönemin kaba hedefleri şöyle: &#8220;Rusya-Çin Aksı&#8221;nı kırmak, Asya&#8217;da Batı karşıtı oluşumları şimdiden engellemek, Moskova ile iyi iletişim kurup Çin&#8217;in elini zayıflatmak, Müslüman toplulukları harekete geçirerek İran ve Doğu&#8217;sundan Çin Seddi&#8217;ne kadar Batı çıkarlarını güvence altına almak. Tam bu dönemde Çin-ABD ekonomik ortaklığının bitmeye doğru gittiğine, &#8220;Chinamerika&#8221; kavramının zayıfladığına ilişkin işaretler beliriyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Avrasya üzerinde devam eden güçler mücadelesinin en keskin safhası başlıyor. Bu sefer söz konusu ülkeler doğrudan birbirini hedef almaya başladı. ABD ve Avrupa, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna gibi ülkeleri stratejik ortak haline getirirken, Karadeniz&#8217;i bir &#8220;NATO Gölü&#8221;ne dönüştürmeye çalışırken, Ortadoğu&#8217;ya tam olarak yerleşirken, Doğu ve Orta Afrika&#8217;da Asyalı güçleri çıkarmak isterken, Mezopotamya&#8217;dan sonra Afganistan-Pakistan merkezli bölgesel operasyon başlatırken, Orta Asya&#8217;yı Rusya-Çin nüfuzundan çıkarma yolunda adımlar atarken, Kırgızistan gibi Çin sınırındaki bir ülkeye yoğun ilgi gösterirken, Doğu Türkistan üzerinden operasyon yaparken, Hindistan&#8217;ı Müslüman-Hindu gerilimiyle meşgul etmeye hazırlanırken, Tibet&#8217;i yeniden harekete geçirmeyi planlarken, Batı&#8217;nın güvenlik sınırını Doğu&#8217;ya, Türkiye sınırına kaydırırken Asyalı güçler de kendi Batı sınırlarını çizmeye çalışıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sudan, Darfur, Kuzey Afrika, Orta Afrika ülkelerinde önemli mevzi kazanan Çin ve Asya ülkeleri, Rusya ile birlikte Orta Asya üzerinde Batı ile kıyasıya bir çatışma yaşıyor. Bunun en son örneği, geçtiğimiz günlerde Moldova&#8217;da yaşandı. Çin, Moldova ile bir milyar dolarlık kredi anlaşması yaptı. Bütçesi bir buçuk milyar dolar olan, gayrisafi milli hasılası sekiz milyar doları geçmeyen Moldova, Çin için ekonomik bir değer değil. Bu, jeopolitik çatışmanın bir hamlesi sadece. Pekin, bu anlaşma üzerinden Karadeniz&#8217;e indi. Anlaşma çerçevesinde Moldova ekonomisinin her alanında Çin etkisi on beş yıl sürecek. Daha önce Afrika&#8217;ya yerleşen, yüzbinlerce Çinli&#8217;yi bu bölgelere gönderen, milyarlarca dolar kredi akıtan Pekin, bir yandan Doğu Türkistan&#8217;daki olaylara tepki veriyor, diger yandan Kırgızistan&#8217;dan üskeri üs isteyerek Orta ve Güney Asya&#8217;da etkisini artırmaya çalışıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Şimdiden söyleyelim; Batı ve Doğu sınırları değişirken, her cephe kendi sınırını belirlemeye çalışırken, belli bölgelerde flulaşan bu sınır hatları büyük çatışma riskleri oluştururken Avrasya üzerindeki güçler mücadelesi ilk kez bu kadar sertleşiyor. Ve bu büyük çatışmalar zinciri, Müslümanlar üzerinden tezgahlanacak.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Avrasya&#8217;nın iki güçlü ülkesi Rusya ve Türkiye. Perşembe günü Ankara&#8217;ya gelecek Vladimir Putin&#8217;in temaslarını bir de bu açıdan izlemek son derece önemli. İki ülke de bu çatışmanın seyrini belirleyebilecek, etkileyebilecek ülkeler. İki ülke etkileyici bir tavır belirleyemezse, ikisi de, Doğu-Batı çatışmasının sadece tarafları olmak zorunda kalacak. Ama öncelikle Müslümanlar, güçler mücadelesinde hangi rolü üstlenecek? Bu ülkenin düşünen insanlarının bunun üzerinde kafa yorması gerekiyor!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(YENİ ŞAFAK, 04 AĞUSTOS 2009)</span><span lang="TR"></span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/batinin-yeni-dogru-siniri-dogunun-yeni-bati-siniri/2009/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

