<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebistan.com - Edebiyat &#187; YASİN YARAR</title>
	<atom:link href="http://www.edebistan.com/index.php/author/yasin-yarar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebistan.com</link>
	<description>Öykü, Şiir, Deneme, Eleştiri, Polemik, Söyleşi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 19:54:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>sözcükleri maske kılan çağın yazıklığı</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/sozcukleri-maske-kilan-cagin-yazikligi/2009/09/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/sozcukleri-maske-kilan-cagin-yazikligi/2009/09/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 22:43:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YASİN YARAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6176</guid>
		<description><![CDATA[Zihnimizin kendimizde saklı tuttuğumuz karanlık noktalarında idealize edilmiş sözcüklerden oluşan yaralı bir suretin kör bıçaklarlaboğazlanış töreni var . Davetlisiniz ! Bilincindeysek anlamına ihanet ettiğimiz her sözcüğün bedenimize saplanacak kurşun yarası olduğunun, Tekil susmaların ateşe atılmak olduğunun, Çoğul olmaların hüzün kokan coğrafyasının en salim yöre olduğunu… Biliriz! Biliriz! Biliriz de içimizin uzak ülkesine demirlemiş Ebuzer’in prangalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Zihnimizin kendimizde saklı tuttuğumuz <span id="more-6176"></span>karanlık noktalarında idealize edilmiş sözcüklerden oluşan yaralı bir suretin kör bıçaklarlaboğazlanış töreni var . </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Davetlisiniz !</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Bilincindeysek anlamına ihanet ettiğimiz her sözcüğün bedenimize saplanacak kurşun yarası olduğunun,</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Tekil susmaların ateşe atılmak olduğunun,</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çoğul olmaların hüzün kokan coğrafyasının en salim yöre olduğunu… Biliriz!</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz de içimizin uzak ülkesine demirlemiş Ebuzer’in prangalarını çözmeyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O ki o, susmaların ardı sıra saklı ihaneti ayan edecektir konuşmaya başladığında. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O ki o, dağı delmekse hakikati gündüz kılmanın yolu. Un ufak edecektir dağı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Dilsiz ulakların töresince söze sadık kalarak hem de.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ama değil mi ki artık bedenimizi terk eden her sözcük gölgelerin tekinsiz vadisinde dolaşır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz dahi vadinin en dibinde dururuz da beri gelmeyiz, maskelerin bu yanına.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Gel</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Me</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">yiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Gel(e)meyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çünkü takılmışız gölgeler krallığının İrem Bağları’na.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çağırırız hakikatimizi yanık Yemen türkülerinin düş çoğaltan yankılarına.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ama gelmeyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Oysa ki biliriz bedenimizi yol eyleyip kendilik bilgisi kıldığımız sözcüğe her gelmeyişimiz Yemliha’nın yerin yedi kat dibinde saklı tuttuğu fitnesinin bedenimizde çoğalmasıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz ki beyaz atların ülkesindeniz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz kendine yazık etmenin derinliksizliğini. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">İçinde usul dairesince kavi susmaların saraylarını inşa eden biz değil miyiz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz değil miyiz yağmurun töresince tebessüm eden?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz değil miyiz toprağın kokusunu her daim zulasında saklı tutan?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Bu demlerde ihanete uğramış anlamın ellerinde tutacak olan biz değil miyiz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz değil miyiz? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biz</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Değil</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Miyiz</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Kendi olmayı tövbeye en yakın hal gören ?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Görmeyi de Allah’ın en yakın gününde bekleyen.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Kırk yılın başıdır gözlerimizdeki göz izinin düşürdüğü maske.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ey yeri göğü  sözcüklerin ateş dansına boğan yazıklık!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">İşte oradasın.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Meydanın tam ortasında. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Aç ağzını  ve bedeninde saklı tuttuğun sözcüklerin senden milyon yıl  öteye sefer etsin.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O ki saklı tuttuğun gün yüzü görmemiş her sözcüktür seni sağaltacak olan. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Her”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Sözcük</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Tür </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ama çoğul olmanın kayıp dünyasında dolaşır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Açmaz esrarını sözcükler, çıplaklığını diline dolamadıkça.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Biliriz!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">De</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Salıveremeyiz zincirlere vurulmuş Ebuzer’i.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çünkü biliriz o konuştukça çatlaklar başlar yüzümüzdeki maskede.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Düşer belki de maskelerimiz.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Maskelerimizdeki çatlaklardan sızan her görünüm</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Belki hatırlama vadilerini ayan kılar bizlere de </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O zaman anlarız belki</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Hayat olan her şey hay olan rabbe dönücüdür.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O zaman belki teslim oluruz kalbimizin göğünde yer tutan epigrafa; </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Bilmek, tövbeye en yakın haldir. </span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/sozcukleri-maske-kilan-cagin-yazikligi/2009/09/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İÇİMİZDE DURAN HAKİKATİN HAYAT ÜRETEN YÜZÜNÜ PERDELEYEN KORKU</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/icimizde-duran-hakikatin-hayat-ureten-yuzunu-perdeleyen-korku/2009/05/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/icimizde-duran-hakikatin-hayat-ureten-yuzunu-perdeleyen-korku/2009/05/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 22:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YASİN YARAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4872</guid>
		<description><![CDATA[Korkularımızın arsızca doğurduğu iğdiş edilmiş düşünceler, hakikat olduğumuzu önceleyen bilgiyi uzak kıldıbizden. Şimdi Yerin derinliklerinden, göğün tavanından çekip çıkardığımız derinsizlik aynalarında biteviye bahaneler arıyoruz. Bahaneler Ki Karabasanlardır, Uzun, kekremsi ve küf kokan çağlardan beri üzerimize biçtiğimiz Atlas’ın sonuçsuz mücadelesidir. Bu ki zamana şahit olduğumuz yanılgısının ifşasıdır. Durmadan vurgun yiyişimizin bilgisi, bir hançer izi bırakmadı Ki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Korkularımızın arsızca doğurduğu iğdiş <span id="more-4872"></span>edilmiş düşünceler, hakikat olduğumuzu önceleyen bilgiyi uzak kıldıbizden.<br />
Şimdi<br />
Yerin derinliklerinden, göğün tavanından çekip çıkardığımız derinsizlik aynalarında biteviye bahaneler arıyoruz. <br style="mso-special-character: line-break;" /><br style="mso-special-character: line-break;" /></span></p>
<p style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><a href="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/05/yasya.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4875" title="yasya" src="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/05/yasya.jpg" alt="yasya" width="314" height="191" /></a>Bahaneler<br />
Ki<br />
Karabasanlardır,<br />
Uzun, kekremsi ve küf kokan çağlardan beri üzerimize biçtiğimiz Atlas’ın sonuçsuz mücadelesidir.</span></p>
<p>Bu ki zamana şahit olduğumuz yanılgısının ifşasıdır.<br />
Durmadan vurgun yiyişimizin bilgisi, bir hançer izi bırakmadı<br />
Ki,<br />
Bizde suskunluğun, taş kesilmiş olmanın yanılgı çoğaltan coğrafyalarında dinliyor ve korkuyoruz.</p>
<p>Susun, dinleyin ve korkun!<br />
Susun, dinleyin ve korkun!<br />
Susun, dinleyin ve korkun!</p>
<p>Korku içimizde duran hakikatin hayat üreten yüzünü perdelemektedir de şeytanın fısıltılarını dinlemenin doğurduğu çamurun büyüttüğü farkındasızlık, zihnimizi oluşturan anlamın herhangi bir sokağında mukimlik bulamıyor kendine.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bizi kitabın mukimi kılacak, oturup sesler ve anlamlar devşireceğimiz yeni bir gün doğumuna katık etmeye açmalıyız kendimizi.<br />
İkindi yağmurlarının yolunu gözlemeli,<br />
Nergis suyu içip buhurumeryem görmeliyiz.</span></p>
<p>Bilerek gerekliliğin olma zorunluluğunu.</p>
<p>“Susun, dinleyin ve korkun!<br />
Susun, dinleyin ve korkun!<br />
Susun, dinleyin ve korkun!”</p>
<p>Diyen zift ve katran suratlı korkular ürettiğimiz odalarımızı mühürlemeliyiz,<br />
Otuz üç kere<br />
�<br />
O ki bilelim yağmuru olduğumuzu birbirimizin. Ancak o zaman gizli saklı tuttuğumuz, köşe bucak kaçtığımız hakikatleri çarmıhtan ve Goygota Tepesi’nden beri tutabiliriz.<br />
Belki Mühr-ü Süleyman olmanın ne yana düştüğünü sokulduğu alacakaranlıktan bu yana devşirebiliriz.</p>
<p>Belki bir kapı aralar da<br />
“…Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah&#8217;a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. …”<br />
Vahyinin taşıdığı derin anlam yolumuzu aydınlatır. Diri ve kavi tutar bizleri.<br />
De<br />
Korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edilişin sabrını kuşanırız ve müjdelenenlerden olma imkânını tanır bizlere Allah.</p>
<p>Ses, sese ulandığında<br />
Korkularımızın çoğalttığı bozgunlardan geriye,<br />
Bütün yetimliklerden geriye,<br />
Yılgın bir titreme düşer kalbimize<br />
De<br />
Yenilgilerden dirilen hayat, göğümüzün güneşi olur.<br />
O zaman elimizi göğsümüzün sol yanına, kalbimizin üstüne yani,<br />
Koyar<br />
Ve<br />
Deriz;<br />
Euzu billahi min-eş şeytan-ir racim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/icimizde-duran-hakikatin-hayat-ureten-yuzunu-perdeleyen-korku/2009/05/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FETİŞLEŞTİRİLMİŞ SANAT HAKİKATİN NERESİNDE DURUR?</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/fetislestirilmis-sanat-hakikatin-neresinde-durur/2009/04/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/fetislestirilmis-sanat-hakikatin-neresinde-durur/2009/04/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 22:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YASİN YARAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4520</guid>
		<description><![CDATA[Varlığı bir başkasının varlığına bağlı olan insan, daima bir arayış içinde olma yolunu seçmiştir. Her arayıcı (Her ne kadar Zübeyir Yetik: “Aramak kaybetmektir” dese de.) bir zeminden, algıdan,düşünceden hareket eder. Ve aramasını örgütleyen, tertipleyen ve düzenleyen motive eden bir düşünceyle beraber yürür. Aslında aradığı şey, hareket ettiği zemindir. Fakat sorun tam da buradan başlar. Genel itibariyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Varlığı bir başkasının varlığına bağlı olan insan,<span id="more-4520"></span> daima bir arayış içinde olma yolunu seçmiştir. Her arayıcı (Her ne kadar Zübeyir Yetik: “Aramak kaybetmektir” dese de.) bir zeminden, algıdan,düşünceden hareket eder. Ve aramasını örgütleyen, tertipleyen ve düzenleyen motive eden bir düşünceyle beraber yürür. Aslında aradığı şey, hareket ettiği zemindir. Fakat sorun tam da buradan başlar. Genel itibariyle arayıcı, hareket ettiği geleneksel zeminle yüzleşmek için dışarıya çıkar. Çıkmalıdır da. Yoksa ‘kendi dışında oluşan zeminin, hakikatin neresinde durduğu’ sorusu bütün hayatı boyunca kendisini rahatsız edip duracaktır.</p>
<p>İçselleştirilememiş, kendiliğinden kılınmamış bir düşünce, çoğu zaman yük olmaktan başka bir şey olmaz. Her yük de arayıcı ile aranılan arasına kalın perdeler gerer. Burada önemli olan sorulardır: “Dışarı çıkan kaç kişi akıp giden zaman içinde dışarı çıkma amacını unutur, kaç kişi gerçekten aramakta direnir, kaç kişi yolda gördüklerinin tutsağı olur da kendi hakikatine yabancılaşır?”</p>
<p>Hikmeti, hakikat üzerine gerilen perdeleri aralamak olan arayış, ancak kendini örten şeyleri ortadan kaldırdıkça gerçekleştirir. Ama bunu yapmak o kadar da kolay değildir. Çünkü çoğu zaman sanatçı, hakikati bulmak için ilişkiye girdiği durumları fetişleştirerek bir daha bul(a)mamak üzere ondan uzaklaşır. Kant’ın söylediği; “Sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yaratabilir.” yargısı fetişleştirmeye verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Kant’ı varlığını bir başka varlığa izafe etmeyen biri olarak kabul edersek yukarıdaki yargı çok da sorunlu olmaz kanaatimce. Ama varlığı bir başkasına (Allah’a) bağlı olan insan, salt güzelliğin peşine düşmez. Sadece güzelliğe tav olma saflığını göstermez ya da göstermemelidir. Çünkü bir arayıcı olarak Müslüman sanatçı, ilişkide bulunduğu varlığın ötesinde bir amaca dönüklüğü taşır zihninde.</p>
<p>Süleyman (as) eşyayla ilişkiye girmesini Allah’ı hatırlatma amacına dönük olarak ifadelendirir ki vahiy, bu hakikati açan kelimeleri tarihe şahit kılar. O zaman bir arayıcı olarak Müslüman sanatçının, nesneyle girdiği ilişki, onun hakikat arayıcılığında nerede durduğunu da belirler aynı zamanda.</p>
<p>Biliyoruz ki varlık alanında bulunmamızın menzilinde duran amaç dönmektir. Bu yargı açıklanması gereken iki hali barındırır içinde. Açıklanmaması durumunda yazının yazılma amacını boşa çıkaracağı için kısaca değinmek istiyorum;</p>
<p>Birincisi, “dönmek üzere” yargısına muhatap olan kişi “dönmeyi” merkezileştirirse bu dünyada yaşıyor olma gerçekliğini göz arda edecektir ki, bu tercih insanı mistizme götürür. Diğer taraftan “dönmek üzere” yargısının taşıdığı anlam dünyasının dışında kalma tehlikesi de vardır ki bu tutum insanı, maddeciliğe götürür. Böylesi bir algı zemininde hareket eden kişinin sanatı fetişleştirmesi oldukça olağan bir durum olur. Sanatı fetişleştirme ya da fetişleştirilmiş sanat, zamanın hiçbir aralığında hakikat üzerindeki örtüyle ilgili olmayacaktır. Çünkü o artık “boş vadilerde salınan” olacaktır. Artık kendine sanrılar üreten ve bu sanrılar çıkmazında kaybolan bir uğraş haline dönecektir sanat. Bir hakikat arayıcısı olarak Müslüman sanatçının, bu mevzide bulunması ve bu türden eylemler ortaya koyması mümkün değildir. “Peki, hangi mevzu ve mevzinin hareket zemininde bulunmalıdır?” sorusu bizleri şu yargılara kulak vermeye götürür;</p>
<p>Öncelikle farkında olmalıyız ki mevcut sanat formu, vahyi merkeze alan bir sanatçının anlam dünyasının karşılığı değildir. Birinci derecede yapılması gereken; mevcut forma dair yanlış algıları ortadan kaldırmaktır. Çünkü başka bir anlamlar dünyasınca inşa edilmiş bir formu, ne kadar güçlü bir retorikle kuşatmaya alırsanız alın bir şey çıkmaz. Her bir zerresi farklı anlamlar dünyasının ürünü olan bir yapıda, o anlamlar dünyasının dışında bir anlam çıkarmak pek mümkün değildir. Öyle olduğunu zannedersiniz; ama olan zandan başka bir şey değildir.</p>
<p>Nasıl ki “Şafii olan Allah’tır” düşüncesine sahip olan kişilerin, farklı bir anlamlar dünyasının inşa ettiği “tıp formu” içindeki itirazsız yaşayışı, “şafi olan ilaç ve doktordur”a evrilmiş ise fütursuzca kabullendiğimiz mevcut sanat formu da, mevcut durum korunursa bizi götüreceği yer fetişleştirilmiş sanat olacaktır. Ve bu yapı içinden “hakikati açmak” durumu asla mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Sanatta algı meselesini ortadan kaldırmanın yegâne yolunun mevcut paradigmanın dışına çıkmak olduğunu söyledik. Bu söylemi gerçek kılmanın zorluğundan da bihaber olunmamalı. Fakat farklı bir paradigmayla orta yere örneklik teşkil ederek hakikati açma durumu mümkin dairesindedir. Şöyle ki; Şuara Suresi’nde Allah bizleri bir olaya şahit kılar. Olay şudur;</p>
<p>“Musa onlara &#8220;Atın, ne atacaksanız&#8221; dedi. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve &#8220;Firavun&#8217;un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz&#8221; dediler. Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!” (Şuara 43–44–45)<br />
Dönemde hakim kültürel etkinliğin büyü olduğunu ve iyi büyü yapmanın nitelikli sanata karşılık geldiğini hesaba katarsak Firavunun çevresinde toplanmış büyücülerin, gündemi belirleyen sanatçılar olduğunu söylememiz fazla zorlama bir yorum olmaz. Buradan hareketle söz konusu dönemde, oturmuş bir sanat etme durumu olduğunu ve bu durumun güçlü bir forma karşılık geldiğini söyleyebiliriz.<br />
Sanatı, algılanana farklı bir bakış, farklı bir algı getirerek onu, herkese mevcut görünümün dışında farklı bir görümle sunmak olarak kabul edersek, sanatı, dönem büyüsüne karşılık gelecek yakın bir eyleyiş olarak ifadelendirmek olasıdır. O hâlde;</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="border-bottom:1px solid #000000; border-right:1px solid #000000;">
<div style="text-align: center;"><strong>Büyücü</strong></div>
</td>
<td style="border-bottom:1px solid #000000;">
<div style="text-align: center;"><strong>Sanatçı</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="border-right:1px solid #000000;">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>Varlık (eşya)</td>
</tr>
<tr>
<td>Varlığın dönüşümü = İp ve değneğin dönüşümü</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeni görünüm = yılan</td>
</tr>
<tr>
<td>Dönüştürücü = büyücü</td>
</tr>
<tr>
<td>Algısı farklılaşan = insan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>Varlık (sözcükler)</td>
</tr>
<tr>
<td>Varlığın dönüşümü = sözcüklerin dönüşümü</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeni görünüm = şiir</td>
</tr>
<tr>
<td>Dönüştürücü = sanatçı</td>
</tr>
<tr>
<td>Algısı farklılaşan = insan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Şeklinde bir tablo yapılabilir.<br />
Bu bilgi ve tablo akılda tutulmak kaydıyla şöyle bir düşünüş ortaya konabilir. Musa (as) Mısır’a gelmeden önce bilinen ve oldukça güçlü olan bir sanat etme formu vardı. Herkes sanatını/büyüsünü mevcut form üzerinden kurguluyordu. Musa (as) kendisine yönelen meydan okuma sürecinde;</p>
<ul>
<li>Güçlü bir formdan</li>
<li>Kabullenmiş ve uygulana gelen bir sanat etme biçiminden</li>
<li>Güçlü bir muhalefetten</li>
<li>Hem iktidar hem de halk düzeyinde destekten</li>
</ul>
<p>yoksundu. Musa (as) yukarıda saydığımız desteklerden yoksun olma ve hakikati kekeme olarak ifade etme bahanelerin aldatıcılığına yenik düşmedi. Hakikati ifade etmede aynı dili kullanmasına karşın aynı formun içinde hareket etmedi. Çünkü biliyordu ki aynı form içinde hareket etmesi durumunda (Allah’ın müdahalesi dışında. Kaldı ki bugünü soluyan sanatçı için Allah’ın müdahale etmesinin ihtimalinin mümkünlüğü su götürür bir durumdur) galip gelmesi mümkün olanın dışında bir yerde duruyordu. Buna sebep Musa (as) mevcut formu, aynı dili kullansa da ortadan kaldırdı. O yeni bir paradigma orta yere koydu.<br />
Hz. Musa’nın attığı asa, büyücülerin attığı ip ve değnekten daha gösterişli olsaydı. O galip de gelse formun dışına çıkamadığı için eninde sonunda yenilgiyle sonuçlanacak olan bir durumun içine girecekti. Fakat Musa (as) mevcut form yerine başka bir form orta yere koydu. Hz. Musa’nın attığı asa, onların büyülerini yuttu. Yani mevcut formu korumak yerine onun dışına çıktı ve galip gelen/hakikatin üstünü açan o oldu.<br />
Sonuç olarak modern zamanlarda yaşayan Müslüman sanatçı, mevcut forma itiraz etmeksizin sanatını icra etmektedir. Ve sanat yaptığı zannı içerisinde yaşayarak sanatı fetişleştirmektedir. Hakikatin üstünü açmakla sorumlu Müslüman sanatçı ağzını açar açmaz dilinden “sanatın sanattan başka amacı yoktur, sanat, içinde ideolojik bir durum taşımaz” ezber cümleleri dökülmektedir maalesef.<br />
İslam dünyasında, olağan olanın dışına çıkan İran sinemasının başarısı farklı bir sanat etme formunu kullanmasıyla ilgili olmasın sakın? Yine ortaya konan eserlerin büyük bir çoğunluğunun aidiyet problemi taşıması da yine aynı gerekçeyle ilgili olması ile bir ilişkisi yok mudur sizce?<br />
Kanaatim o dur ki tüm maddi gücüne ve abartılı reklamlarına rağmen Hollywood sineması, İran sinemasının kendi kimliğin oluşturmasına engel olamamıştır. Ve İran sinemasının yeni bir sinema dili yakaladığını söylemek yerinde bir değerlendir olacaktır. Üstelik İran sineması uluslar arası arenada kendisi kabullendirmiştir. Bir çıkış yakalamak üzere İran sinemasının parlak isimlerinden biri olan Abbas Kiyarüstemi filmlerine bakmak söylediklerimin sağlamasının yapılması anlamında değerlendirmeye konu edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yasin-yarar/fetislestirilmis-sanat-hakikatin-neresinde-durur/2009/04/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

