<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebistan.com - Edebiyat &#187; YILMAZ YILMAZ</title>
	<atom:link href="http://www.edebistan.com/index.php/author/yilmaz-yilmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebistan.com</link>
	<description>Öykü, Şiir, Deneme, Eleştiri, Polemik, Söyleşi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 19:54:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>KARMAŞA</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/karmasa/2012/01/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/karmasa/2012/01/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 22:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=12779</guid>
		<description><![CDATA[Yüzü yerde… Yanında akıp giden bir ırmak… Adın insan, adı insanlar, adı hayat, adı dünya, adı öteki… Yüzü yerde… Lağımın kenarında ters dönmüş bir böcek… Ne? Türü, familyası önemli mi? Kafka’nın değil bu sokaklar; bu sokaklar onun! Gelen, giden, dikilen, sokulan, uyuşan, izleyen, alan, satan, koşan, dilenen, bilenen, gerinen, erinen, eriyen, yürüyen, sürünen, uçan, kaçan… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzü yerde… Yanında akıp giden bir ırmak… Adın insan, adı insanlar, adı hayat, adı dünya, adı öteki…</p>
<p>Yüzü yerde… Lağımın kenarında ters dönmüş bir böcek… Ne? Türü, familyası önemli mi? Kafka’nın değil bu sokaklar; bu sokaklar onun!</p>
<p>Gelen, giden, dikilen, sokulan, uyuşan, izleyen, alan, satan, koşan, dilenen, bilenen, gerinen, erinen, eriyen, yürüyen, sürünen, uçan, kaçan… Her yaratılan bir sıfat yetecek kadar bolluk var.</p>
<p>Yüzün yerde… Lağımın kenarında sırt üstü düşmüş, ayaklarının usulca oynatan, artık pes etmiş bir böcük… Bizim olan böcük, böcek değil!</p>
<p>Bakıyor. Gün ısıtıyor tenini. Böcük cansız düşecek belki de. Yönünü yitirdi bu karmaşada: gelen, giden, dikilen… Böyle bir karmaşada ne yapılacaksa onu yapacaktı. Karışacaktı onların arasında.</p>
<p>Vazgeçti. Böcüğü aldı eline, bir kenara bıraktı. Aynı ağır hareketlerle bir deliğe doğru yollanmaya başlarken böcük…</p>
<p>Herkes kendi yolunda… Ses geldi, sesler geldi. Çoğaldıkça çoğaldı. Fethetti her yanı. Sese döndü yüzünü. Kulaklarından kalbine yol bulan bu sesle sıyrıldı karmaşadan.</p>
<p>Sese döndü yüzünü, herkesi çağıran, herkesi davet eden bu sese…</p>
<p>Karmaşa devam ederdi nasıl olsa.</p>
<p>Gelen, giden, dikilen…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/karmasa/2012/01/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAKIN</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/yakin/2011/12/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/yakin/2011/12/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 22:09:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=12587</guid>
		<description><![CDATA[Bir ses… Seslerden bir ses, değil! Hava açık ve berraktı, kuşlar geçiyordu çığlık çığlığa göğümüzden. Sonra, aniden, silindi sesler. Kuşlar ufaldıkça ufaldı. Nokta kadar… Nokta. Yağmur yakındı. Ne zaman, bilen yoktu ama yakındı. Bildiğimiz; baharın ardı yazdı, yazın ardı güz. Böyleydi, değişmezdi. Mevsimler dönüp duruyor. Mevsimler devreder de biz âdemoğulları mı durucuyuz? Sahi biz adem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ses… Seslerden bir ses, değil!</p>
<p>Hava açık ve berraktı, kuşlar geçiyordu <span id="more-12587"></span>çığlık çığlığa göğümüzden.</p>
<p>Sonra, aniden, silindi sesler. Kuşlar ufaldıkça ufaldı. Nokta kadar… Nokta.</p>
<p>Yağmur yakındı. Ne zaman, bilen yoktu ama yakındı. Bildiğimiz; baharın ardı yazdı, yazın ardı güz. Böyleydi, değişmezdi. Mevsimler dönüp duruyor. Mevsimler devreder de biz âdemoğulları mı durucuyuz? Sahi biz adem oğlu muyuz yoksa âdemden miyiz?</p>
<p>Sonra, bir ses… Rüzgârın alıp savurduğu çam kozalakları, kurumuş söğüt yaprakları… Hışır hışır bir ses… Islık çalan çoban, boyunlarında çanlarıyla yanımızdan geçen sürü… İlerdeki kuyudan katırlarla çekilen su, çıkrığın gıcırtısı… “Ya hey, ya hey!” sesleriyle buğday dövenler…</p>
<p>Küçük bir barınaktı bizim evimiz, evden çok kulübe… Yıkılmak üzere olan evimizi onarıyorduk. Ben dizlerime kadar sıvadığım ayaklarımla toprak, su ve samandan çamur eziyordum. Çamurumuz buydu. Çamur kıvama gelmişti. Yıkılmak üzere olan evimizi onarıyorduk, hepsi buydu.</p>
<p>Sonra, işte bir ses… O ses…</p>
<p>“Eceliniz daha yakın!” diyen o ses… Bütün göğü kaplayan, kulaklarımıza çok gelen, kalbimizi çatlatırcasına o ses…</p>
<p>Bizden başka duyan var mıydı? Her şey yerli yerinde; herkes işinde… İşimizi bırakıp sesin peşine düştük. Sesin sahibine doğru bitimsiz bir yolculuğa düştük.</p>
<p>Her şey ve herkes yerli yerindeydi, biz yola düştüğümüzde.</p>
<p>Sadece bizi bizden alan ya da bizi bize getiren o ses…</p>
<p>Sesti, bizim çamurumuzu kurutan.</p>
<p>Ses.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/yakin/2011/12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİNNET</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/minnet/2011/06/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/minnet/2011/06/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 22:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=10727</guid>
		<description><![CDATA[Haklıydı belki; ama her defasında, aynı şeyleri tekrar etmesi canımı sıkıyordu işte. Hay o parayı aldığım güne, diyesim geliyor ama susuyorum. Verdiği para ile borçlarımı ödemiş, bir bakıma kendimi aklamıştım. Rahatlamıştım ama çok daha ağır bir yükün altına girdiğimi sonradan gördüm. “Unutma, bugün benim sayemde başın dik yürüyebiliyorsun çarşıda, sana ettiğim iyilik olmasa iflas etmiştin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haklıydı belki; ama her defasında, aynı şeyleri tekrar etmesi <span id="more-10727"></span>canımı sıkıyordu işte.<br />
Hay o parayı aldığım güne, diyesim geliyor ama susuyorum.<br />
Verdiği para ile borçlarımı ödemiş, bir bakıma kendimi aklamıştım. Rahatlamıştım ama çok daha ağır bir yükün altına girdiğimi sonradan gördüm.<br />
“Unutma, bugün benim sayemde başın dik yürüyebiliyorsun çarşıda, sana ettiğim iyilik olmasa iflas etmiştin çoktan.”<br />
Al basıyor yüzümü, yutkunuyorum. Bir yumruk gibi vuruyor her kelimeyi kulaklarıma.<br />
Zavallı, sefil ben!<br />
Haklısın abi, diyorum her defasında. Sanki o da bunu duymak ister gibi…<br />
Sıkıntı kat kat olup bir ağır yorgan gibi üzerime düştüğünde, toprakta bir tıpırtı.<br />
Tıp, tıp, tıp…<br />
Dinginlik kaplıyor her yanımı.<br />
Bir yağmur, ama ne yağmur! Rahmet kesiyor her yanı.<br />
Ben ferahladıkça o geriliyor, un ufak oluyor, kayıp gidiyor sanki. Benim toprağım şenleniyor. Onun toprağı kayıp gidiyor.<br />
Cascavlak kalıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/minnet/2011/06/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR YILMAZ YILMAZ ÖYKÜSÜ: KAR</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/bir-yilmaz-yilmaz-oykusu-kar/2011/05/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/bir-yilmaz-yilmaz-oykusu-kar/2011/05/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 May 2011 11:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=10578</guid>
		<description><![CDATA[İlk defa bu kadar şiddetli bir kar yağışı görüyorum. Yolu zor seçiyor olmalı şoförümüz. Nefes alışlarımız bile yavaşladı neredeyse. Hemen arkamda mırıl mırıl bir ayet’el kürsi&#8230; Kar beyazına inat, sımsıcak renkler üfleyen bir nefes&#8230; Korkuyor mu, sığınıyor mu, emniyet mi sunuyor.. ayrımsayamıyorum&#8230; Ben de mi okusam? Otobüs yola düştükten biraz sonra kazasız belasız bir yolculuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk defa bu kadar şiddetli bir kar yağışı görüyorum.</p>
<p>Yolu zor seçiyor olmalı şoförümüz.</p>
<p>Nefes alışlarımız bile yavaşladı neredeyse.</p>
<p>Hemen arkamda mırıl mırıl bir ayet’el kürsi&#8230;</p>
<p>Kar beyazına inat, sımsıcak renkler üfleyen bir nefes&#8230;</p>
<p>Korkuyor mu, sığınıyor mu, emniyet mi sunuyor.. ayrımsayamıyorum&#8230;</p>
<p>Ben de mi okusam?</p>
<p>Otobüs yola düştükten biraz sonra kazasız belasız bir yolculuk için yedi ayet’el kürsi okumak babamdan bana kalan en önemli sünnet olduğuna göre&#8230;</p>
<p>Okumuşumdur mutlaka&#8230;</p>
<p>Kesik kesik öksürmeler, bir metronomun zamanlaması gibi hiç sekmeden, sıraya girmiş gibi çekilen burunlar, bir bebeğin bir ağlaması…</p>
<p>Otobüsün motor sesini neredeyse hiç duymuyorum. Bir tuhaflık var bu durumda, otobüsün o tüm sesleri silen şiddetli gürültüsü nerde?</p>
<p>Tavşan yürüyüşüyle gidiyorduk zaten&#8230;</p>
<p>Hepten durduk&#8230;</p>
<p>Herkes merakla bakıyor, bir şeyler görmek, anlamak, bilmek umuduyla&#8230;</p>
<p>“Neden durduk” sorusu çengeline asıyor hepimizi&#8230;</p>
<p>Ben şoförün iki koltuk arkasındayım; herkesin merak ettiklerini görmem daha kolay&#8230;</p>
<p>Ama kardan başka görülecek bir şey yok&#8230;</p>
<p>Som beyazlıkta bir çınlama&#8230; sağır kulakları bile hayatın sesine ayartan&#8230;</p>
<p>Sonra silikleşmeye başlayan yüzler&#8230;</p>
<p>Son gördüğüm şoförün yola eğmesi başını, sabit&#8230;</p>
<p>Bir şey mi gördü acaba, diye meraklanmam gerekirdi herhalde.</p>
<p>Meraklan-a-mıyorum&#8230;</p>
<p>Saniyeler sel oluyor&#8230;</p>
<p>Sonra yüzler&#8230;</p>
<p>Kırmızılı, beyazlı, korkulu, ürkünç yüzler akıyor içimden&#8230;</p>
<p>Yüzümdeki ılıklık&#8230;</p>
<p>Ayet’el kürsi&#8230;</p>
<p>Soluğumu işgal ediyor&#8230;.</p>
<p>Kar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/bir-yilmaz-yilmaz-oykusu-kar/2011/05/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EV</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/ev/2011/04/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/ev/2011/04/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2011 22:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=10329</guid>
		<description><![CDATA[Kadın erkenden uyanmış hurçları, bavulları ve kolileri bir kez daha gözden geçirmişti. Öğle olmadan nakliyeciler gelecekti. İlkin çocukların odasından işe başlamalı, onların yataklarını dolaplarını toplatmalı, dedi. Adam, gözlerini açtığında tavanda sallanıp duran çıplak ampulü gördü. Sallanıp duruyordu. Pencereye baktı kapalıydı. Bir rüzgâr geçmiş olmalı, dedi. Ötesini sorgulamaya, keyfini kaçırmaya hiç niyeti yoktu. Yorganı attı üstünden. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın erkenden uyanmış hurçları, bavulları ve kolileri bir kez daha gözden <span id="more-10329"></span>geçirmişti. Öğle olmadan nakliyeciler gelecekti. İlkin çocukların odasından işe başlamalı, onların yataklarını dolaplarını toplatmalı, dedi.</p>
<p>Adam, gözlerini açtığında tavanda sallanıp duran çıplak ampulü gördü. Sallanıp duruyordu. Pencereye baktı kapalıydı. Bir rüzgâr geçmiş olmalı, dedi. Ötesini sorgulamaya, keyfini kaçırmaya hiç niyeti yoktu. Yorganı attı üstünden. Esnedi, gerindi. Yataktan sıçrayıp kalktı, dinçti. Bir iki kültürfizik hareketi yaptı.</p>
<p>On bir yıldır dişinden tırnağından arttırmış, üstüne yeni bir elbise almamıştı. Çocuklarına da doğru düzgün bir şey aldığı yoktu. Değdi ama sonunda aldık bir ev, bundan sonra ne isterseniz onu, demişti çocuklarına ve eşine. Çok mutluydu.</p>
<p>Çocuklar gidemedikleri gezi, alamadıkları ayakkabılar, giyemedikleri güzel elbiseler için surat astı. Çocukluk çağının yarısını geçmiş çocuklar.</p>
<p>Adam banyoya geçti yüzünü yıkamak için. Aynada yüzünü seçemedi, bu o muydu? Kolunda bir karıncalanma, üşüme…</p>
<p>Yüzü kireç gibi oldu. Yere yığıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/ev/2011/04/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SON DİLEK&#8230; unuttuklarımızı hatırlatan öyküler&#8230;</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/son-dilek-unuttuklarimizi-hatirlatan-oykuler/2010/01/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/son-dilek-unuttuklarimizi-hatirlatan-oykuler/2010/01/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 21:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=7384</guid>
		<description><![CDATA[İnsan olarak bir yanımızda “unutmak” var, unuttuklarımız kadar yaşadıklarımız var şüphesiz. Unutulan onca şey içerisinde, aslında hatırlanası “değerler” olduğunu da çok sonraları anlıyoruz. Çok sonraları; yani yaşam denilen mucizenin, hediyenin son basamaklarında… İffet Oral&#8217;ın Sütun Yayınları arasında çıkan ilk kitabı Son Dilek&#8217;te; sahip olduğumuz onca şeyi aslında onlara sahipliğimiz devam ederken gereken değeri verip zamanında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span><a href="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6908" title="sondilek1" src="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek1.jpg" alt="sondilek1" width="125" height="200" /></a>İnsan olarak bir yanımızda “unutmak” var, unuttuklarımız kadar yaşadıklarımız var şüphesiz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Unutulan onca şey içerisinde, aslında hatırlanası “değerler” olduğunu da çok sonraları anlıyoruz. Çok sonraları; yani yaşam denilen mucizenin, hediyenin son basamaklarında… İffet Oral&#8217;ın Sütun Yayınları arasında çıkan ilk kitabı Son Dilek&#8217;te; sahip olduğumuz onca şeyi aslında onlara sahipliğimiz devam ederken gereken değeri verip zamanında hatırlamanın erdem olduğuna işaret eden öyküler okuyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İffet Oral&#8217;ın öykü kahramanları, günlük yaşamımızda her an karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Toplumla iç içe olmanın (öğretmen olmanın) yazarda iyi bir gözlemci kimlik oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Her iyi öyküde yazarın bu yönü, yani gözlemci kimliği sezilir. Mesela Sait Faik, adaları ve oradaki insanları anlatırken tablonun çok da dışında durup olup biteni seyreden biri gibi durmaz, olayların ortasında bir yaşam sürdüğü için bunu hikâyesine aktarması da kolay olmuştur. Tabii bu kolaycılık, gündelik söyleyişle meseleyi ucuzlaştırmak anlamına gelmiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sait Faik için söylediğimiz şeyleri İffet Oral için de söyleyebiliriz: Yaşadığı çevre halktan kopuk, apayrı bir çevre değildir. Bu bakımdan halkın nabzını yakalaması bunu öykülerine yansıtması kolay olmuş. Kitaba ismini veren “Son Dilek” öyküsü de böyle bir öykü: Zihinsel özürlü oğluyla beraber yaşayan bir kadının –annenin, ömrünün sonlarına yaklaştığını hissetmesi ve bu aşamadan sonra oğlu için endişe duymaya başlaması okura tüm yalınlığıyla, acıtıcılığıyla hissettirilir. Yapı olarak bir yanında hüznü taşıyan insanımız için böyle bir öyküye duyarsız kalmak zordur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kitapta dikkatimizi çeken bir başka nokta da zihinsel özürlü insanların dünyasına yer verilmesi. Yazar, “Son Dilek” ve “Sevim” adlı öykülerinde onların dünyasına çevirir projektörünü. ‘Engelli yaşam&#8217; olgusu yazarın oldukça samimi bir anlatımı ile çıkıyor karşımıza. ‘Engelli yaşam&#8217; tarzının çoğumuz için soğuk ve itici olan gerçekliği yazar için evleri yan yana olan iki komşunun diyalogları gibi içten.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>“Son Dilek”te oğlunun zihinsel engelli olmasına karşın onu incitmemek için çırpınan, oğluna diğer çocuklardan ‘farklı&#8217; olduğunu hissettirmemek için türlü yollara başvuran bir anneyi görüyoruz. “Sevim”, kitabın diğer ilgi çekici öyküsü: Yaşı kırka yakın olduğu halde beş yalındaki bir çocuğun zihni melekelerine sahip Sevim ve annesi anlatılıyor bu öyküde. Bu öykü aslında geçmiş zamanın tüm sıcaklığına karşın şimdiki zamanın kıyıcılığı ve acımasızlığı üzerine kurulu. Mesela, Sevim&#8217;i kendi kardeşleri gibi belleyip ona iltifat eden, cebine çikolatalar koyan çocukların birer ikişer okula başlayıp ya da göç ile mahalleden ayrılması ile yeni neslin Sevim&#8217;e ilgisizliği, onu küçük görmeleri, alay etmeleri… Engelli bireyi eve mahkûm eden asıl sebep de bu değil midir zaten? Yok saymak ve aşağı görmek…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İffet Oral daha ilk kitabından yaşamın merkezinden seslenmiş okura. Sathi ve suni hayatlar üzerinden derdini ifade etmemiş, zaten suni hayat ile dert ifade etmek olmayacak bir iştir. Öykücünün hayatın içinde olma, yaşanana ayna tutma yanında yaşantıları evrensel değerler tablosu üzerinden sağlamasını yapmak gibi bir görevi de vardır. Bunu yapıyor İffet Oral.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İffet Oral yeni bir isim öykü dünyamız için. İki üç yıldır dergi ve e-dergilerde okuyoruz öykülerini. İlk kitabı ile öykümüzde daha önce ele alınan ölüm, hastalık, engelli yaşam, geçmiş zamanların sıcaklığı gibi konuları işliyor. Farklı bir tatla, ayrı bir üslupla… Son Dilek, başarılı bir ilk kitap…</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>(KİTAP ZAMANI, 4 OCAK 2010)</span></strong><strong></strong></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/son-dilek-unuttuklarimizi-hatirlatan-oykuler/2010/01/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>edebistan diyarı&#8230; bu ülke başka ülke</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/edebistan-diyari-bu-ulke-baska-ulke/2010/01/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/edebistan-diyari-bu-ulke-baska-ulke/2010/01/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 21:49:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=7335</guid>
		<description><![CDATA[Edebiyatın nabzı artık sadece süreli yayınlarda yani dergilerde tutulmuyor. İnternet denilen kıpır kıpı bir ortam var. Edebiyat ortamını internete taşımak, halis metinlere internet mecrasında yer vermek de farz olmuştu bir vakit. İşte bu farziyetten menkul bir sebeple, hem de daha çok okura/edebiyat muhibbine seslenmek maksadıyla kurulan, yayın hayatına atılan bir sanal dergi &#8220;Edebistan&#8221;. Ömer Lekesiz&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Edebiyatın nabzı artık sadece süreli <span id="more-7335"></span>yayınlarda yani dergilerde tutulmuyor. </span></strong><strong><span>İ</span></strong><strong><span>nternet denilen kıpır kıpı bir ortam var.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Edebiyat ortamını internete ta</span><span>ş</span><span>ımak, halis metinlere internet mecrasında yer vermek de farz olmu</span><span>ş</span><span>tu bir vakit. </span><span>İş</span><span>te bu farziyetten menkul bir sebeple, hem de daha çok okura/edebiyat muhibbine seslenmek maksadıyla kurulan, yayın hayatına atılan bir sanal dergi &#8220;Edebistan&#8221;. Ömer Lekesiz&#8217;in himmetiyle kurulan Edebistan on yıldır hiç aralıksız devam ediyor yayınına. </span><span>İ</span><span>nternetin yaygınlı</span><span>ğ</span><span>ının çok az oldu</span><span>ğ</span><span>u zamanlardan bugünlere uzandı. Yani internet geçmi</span><span>ş</span><span>i olan bir dergi Edebistan aynı zamanda.  Üstelik öyle piyasa i</span><span>ş</span><span>i metinlere yer vererek, internet meraklılarını siteye çekerek ayakta kalmak gibi bir niyete bulanmadan yapıyor bunu Edebistan. Öykü ve öykü yazıları, kitap ve dergi tanıtımları, Harar, söyle</span><span>ş</span><span>i, göz kirası ve gibi birbirinden güzel bölümlerden olu</span><span>ş</span><span>uyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Her bölümün bir editörü var, tıpkı yıllardır yayın hayatına devam eden niteliklidergilerimiz de oldu</span><span>ğ</span><span>unu gibi. Edebistan, bölüm editörlerinin ustalı</span><span>ğ</span><span>ı ile farkını otaya koyuyor ve sıradan bir edebiyat sitesi olmadı</span><span>ğ</span><span>ını gösteriyor. Mesela en kaliteli dergilerimizde oldu</span><span>ğ</span><span>u gibi bir ustalar heyeti hazırlıyor Edebistan&#8217;ı. Öykü&#8217;de Cemal </span><span>Ş</span><span>akar; deneme ve ele</span><span>ş</span><span>tiride Mustafa Balcı; </span><span>ş</span><span>iirde Mehmet Solak editör olarak gelen metinleri inceliyor, dersem ne demek istedi</span><span>ğ</span><span>imi daha iyi anlamı</span><span>ş</span><span> olursunuz. Bu ustaların bitmeyen bir enerji ile gönderilen hemen her çalı</span><span>ş</span><span>maya cevap verdi</span><span>ğ</span><span>ini de ekleyelim. Mesela Cemal </span><span>Ş</span><span>akar&#8217;ın bir öyküyü okuyup üzerine düzeltme notları ekleyerek yol göstermesi az </span><span>ş</span><span>ey midir?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Benim gibi öykü meraklılarına da </span><span>ş</span><span>u güzel haberi vermi</span><span>ş</span><span> olalım. Türk öykücülü</span><span>ğ</span><span>ü üzerine en kapsamlı inceleme olan Yeni Türk Edebiyatında Öykü (5 cilt) kitabının yazarı Ömer Lekesiz Edebistan&#8217; da öykü çözümlemeleri yapmaya, öykü üzerine incelikli yazılar yazmaya da devam ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hepsi bu mu?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tabii ki de</span><span>ğ</span><span>il&#8230; Abdullah Harmancı, Sibel Eraslan, Ceyhun Teoman Emre, Hüzeyme Ye</span><span>ş</span><span>im Koçak, Elif Çakır, Fatma Pek</span><span>ş</span><span>en sitenin düzenli olarak çalı</span><span>ş</span><span>maları yayınlanan di</span><span>ğ</span><span>er isimleri&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Edebistan; internet gibi sürekli de</span><span>ğ</span><span>i</span><span>ş</span><span>en ve de</span><span>ğ</span><span>erleri tüketen bir ortamda halis edebiyatın var olabilece</span><span>ğ</span><span>ine inancımızı peki</span><span>ş</span><span>tiren bir site&#8230; Selam vermeyi, ben geldim, demeyi ihmal etmeyin sakın&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>(M</span></strong><strong><span>İLLİ GAZETE, 01 OCAK 2010; http://www.milligazete.com.tr/haber/edebistan-diyari-bu-ulke-baska-ulke-148195.htm)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong></strong></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/edebistan-diyari-bu-ulke-baska-ulke/2010/01/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İffet Oral ile söyleşi&#8230;</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/iffet-oral-ile-soylesi/2009/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/iffet-oral-ile-soylesi/2009/11/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 21:33:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebistan Söyleşileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6904</guid>
		<description><![CDATA[SON DİLEK Hüzün satarım, var mı alan? İffet Hanım ile hem kitabı hakkında hem hüzün hakkında hem öykü evreni hakkında konuştuk. İffet Oral ilk kitabı Son Dilek ile okurlarının huzuruna çıktı. Hüznü teneffüs etmiş, hüzünle dolu öyküler var bu kitapta. Elbette ki öykülerin ana konusu hüzün değil ama tıpkı hayatta olduğu gibi yanımızdan bucağımızdan bulaşıveriyorsak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">SON DİLEK </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Hüzün satarım, var mı alan?<span id="more-6904"></span><br />
</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İffet Hanım ile hem kitabı hakkında </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><em><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">hem hüzün hakkında hem öykü evreni hakkında konuştuk.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İffet Oral ilk kitabı Son Dilek ile okurlarının huzuruna çıktı. Hüznü teneffüs etmiş, hüzünle dolu öyküler var bu kitapta. Elbette ki öykülerin ana konusu hüzün değil ama tıpkı hayatta olduğu gibi yanımızdan bucağımızdan bulaşıveriyorsak hüzne ya da her defasından o gelip buluyorsa bizi… İffet Oral öykülerini en güzel ifade edecek kelime bu olsa gerektir: Hüzün…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İffet Hanım ile hem kitabı hakkında hem hüzün hakkında hem öykü evreni hakkında konuştuk.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-İffet Hanım kısaca kendinizi tanıtabilir misinizDünya Bizim okurlarına? Kimdir İffet Oral?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><a href="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6906" title="sondilek" src="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek.jpg" alt="sondilek" width="125" height="200" /></a>-Edebiyatla ilgisi yönüyle tanımlarsak yazmaya geç başlamanın burukluğunu yaşayan biri. Onun dışında iki gencin annesi, eş, öğretmen.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-İlk öykü kitabı biraz geç mi geldi? Neden daha önce kitaplaştırmadınız öykülerinizi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Kitabım “Son Dilek” 2009 Mart’ta çıktı. Aslında yazıyla aktif olarak ilgilenmemden iki sene sonra çıkması göz önüne alınırsa geç değil. Fakat benim zaten yazıya geç başlamamdan kitap da geç geldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Ne zamandır öykü yazıyorsunuz?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Öykü içten içe hep vardı. Çocukluğumdan beri. İnsanları hayvanları daha doğrusu varlığı gözlemeyi adeta huy edinmişimdir. Etrafta olanları seyretmek, dinlemek, koklamak&#8230; Başkalarının göremediklerini görmek… Onlardaki detayları keşfetmek, benim için vazgeçilmezdir. Bütün bunları yazıya dökmeye başlayınca öykü ortaya çıkıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yazdıklarımın elle tutulur hâle gelmesi. 2007’de Libadiye Öğretmenler Derneğinde Yazarlık kursuna gitmemle başladı. Orada “yazma sebebimiz, yazdıklarımızın okunabileceği, yayımlanabileceği ” konusunda ümit açıcı çalışmalar, seminerlerde tanıştığımız yazar çevresi bizi yazıya ısındırdı. Ardından ilk Serinselvi –e dergide ve Edebistan’da öykülerin yayımlanması cesaretimi artırdı. Daha sonra Yağmur, Ay Vakti ve Dergâh’ta öykülerim yayımlandı. Yazılı basında öykülerimin çıkması beni inanılmaz ölçüde yazmaya heveslendirdi. Ardından da kitap geldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-<span style="color: red;">Öyküleriniz farklı konularda olsa da ortak nokta hep aynı: hüzün… Neden hüzün? Hayat bu kadar hüznü kaldırır mı?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Ben öykülere hüzün hâkim olduğu fikrinde değilim. İlk anda hüzün öne çıkıyor olabilir. Ama öykünün kıyısında köşesinde bölük pörçük de olsa sevinçler, mutluluklar gizli. Bunu biraz da okuyanın irdeleyip bulması gerekiyor. Tıpkı hayatta olduğu gibi mutluluğu yakalamak için herkesin kendi çapına göre bir gayreti gerekiyor. Bazen bizi günlerce yakıp kavuran bir olay ardında beklenmedik güzellikleri gizleyebiliyor. Bu yönüyle bakarsak hayat tam bir denge üzerine kurulu. Ne hep hüzün ne de mutluluk. Benim öykülerde de böyle. Hüzün kaplı sandığımız bir olaya biraz daha geniş açıdan baktığımızda aslında sürpriz sevinçlerin kapısının açıldığı görülüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-<strong><span style="color: red;">Yurtdışında bir üniversitede ders verdiniz. Oralarda da böyle hüzünlü mü hayat?</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Yurtdışı benim için büyük tecrübeye sebep oldu. İnsana bakışım daha bir genişledi, renklendi. İnsan her yerde<span style="mso-spacerun: yes;"> </span>insan. Hüzün de insana ait bir özellik olunca yer pek fark etmiyor. Aynı dili konuşmasanız da yaratanın verdiği ortak dili –gönül dilinizi konuşturunca girilmeyecek kalp kalmıyor.İnsanları kabuklarından sıyırıp salt insan olması hasebiyle gördüğünüz de ummadığınız muhabbetlerin kapısı açılıveriyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-<strong>Öyküleriniz Dergâh, Ay Vakti gibi dergilerde yayınlandı; ancak siz aynı zamanda internet üzerinden de öykülerinizi yayınlıyorsunuz. İnternette yayınlanan öykülerin okura ulaşılır olduğunu düşünüyor musunuz? İnternet edebiyatı hakkında ne söylerisiniz?</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-İnternet ve edebiyatı tabi seyrinde ilerliyor. Bence olsun mu olmasın mı diye tartışmak gereksiz. Aksine yazıyla ilgilenenler açısından, hemen ulaşmak bakımından avantaj. Fakat internet ortamının genişliği ve denetimsizliği düşünülürse internet edebiyatını takip etmek için kişinin epey bir donanımlı olması gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Okura, daha çok okura ulaştığına inanıyorum. Tabi Yazılı basına alternatif olduğu anlamına gelmez. Onun yeri başka. Yazımızın –e dergide değil de yazılı basında çıkması çok daha önemlidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><a href="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6908" title="sondilek1" src="http://www.edebistan.com/wp-content/uploads/2009/11/sondilek1.jpg" alt="sondilek1" width="125" height="200" /></a>-Başucu kitaplarınız nelerdir?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-Başucumda, yanımda, çantamda, mutfakta kitaplarım hep hazırdır. Hepsinin arasında muhakkak bir kâğıt, bir kurşun kalem… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Kırık Mızrap, Gurbet Hikâyeleri, Elif Şafak, Sadık Yalsızuçanlar&#8230; Bazılarını danışmak için bazılarından öğrenmek, zihnen beslenmek için döne döne okurum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Ayrıca ruhen ihtiyaç hissettiğim vakitlerde hadisleri, Mesneviyi, Yunus’u sindirerek okurum. Sözlük okumaları yaparım. Bu çalışmalar yazıya hiç umulmadık yerde aksediyor. Zihin neyle doldurulursa kâğıda da onlar yansıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-<span style="color: red;">Bir öykünün yazıya dökülmesi başından itibaren nasıl bir seyir takip ediyor?</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">-İnsanın ya da varlığın olduğu her yerde bir öykü muhakkak vardır. Ancak bakıp görülmeyi, duyulmayı bekler. Etrafınıza bakarken yaratanın bir eserine baktığımızı unutmadığımızda baktığımız her şey apayrı bir değer kazanıyor. Bir taş, bir deniz kabuğu, ağaçtan düşen kurumuş bir yaprak her şeyin size fısıldayacakları vardır. Etkilendiğiniz bir söz, bakış peşinize takılır sizle gelir. Sonunda kendini yazdırmak için sizi zorlar. İlk anda çalakalem her şey kâğıda dökülür. Kişiler, mekân yazdıkça sizden birer parça haline gelir. Günlerce aylarca yazıyla gizli gizli buluşursunuz. O kadar ki her gittiğiniz her yerde sizinledir. Konuştuğunuz kişilerde, gezdiğiniz yerlerde kendini gösterir. Bir zaman sonra sizinle dolaşmaktan vazgeçer. Burada öykü sonuç bölümünü yazdırır. Artık sizden ayrılır dosyada yerini alır.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/iffet-oral-ile-soylesi/2009/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sümüklüböcek</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/sumuklubocek/2009/09/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/sumuklubocek/2009/09/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 00:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6168</guid>
		<description><![CDATA[Aksayan bacağını yanında sürükler gibi taşıyor. Küçük çocukların birbirine bağlayıp koşarak arkalarından sürükledikleri tahta parçaları gibiydi. Yanımdan hızla geçiyor, arkasından bakıyorum uzunca bir zaman. Sokağın köşesinden dönüp kayboluyor. Yerde, sürüdüğü topal ayağının bıraktığı izler var. Sırma gibi parlıyor izler… Bir an onun bir sümüklüböcek olabileceğini tekrar anımsıyorum. Büyük, kaba bir sümüklüböcek. Hemen aranıyorum sağımı solumu, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Aksayan baca</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ını yanında sürükler gibi ta</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıyor. Küçük çocukların birbirine<span> </span>ba</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">layıp ko</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">arak arkalarından sürükledikleri tahta parçaları <span id="more-6168"></span>gibiydi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Yanımdan hızla geçiyor, arkasından bakıyorum uzunca bir zaman. Soka</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ın kö</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">esinden dönüp kayboluyor. Yerde, sürüdü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ü topal aya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ının bıraktı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı izler var. Sırma gibi parlıyor izler… Bir an onun bir sümüklüböcek olabilece</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ini tekrar anımsıyorum. Büyük, kaba bir sümüklüböcek. Hemen aranıyorum sa</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımı solumu, bir tutam tuz bulabilmek için. Yok.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Birazdan aynı yolu kullanarak gerisin geri dönecek, deli</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ine çekilecek. Tuz bulmalıyım, üstüne dökünce alaca</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı durumla ortaya çıkacak gerçek yüzü. Gerçek yüzü… Onun, anneanneme yap diye diretti</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i otlu-boklu karı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ımlar, </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">uruplar olmasaydı, kim bilir belki de annem bugün… Neyse!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Onun sümüklüböcek olabilece</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ini, sanırım, bir ay kadar önce, yine böyle aya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ını sürükleyerek götürürken fark ettim.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">O, mahallenin tek bakkalıydı. </span><span lang="TR">İş</span><span lang="TR">te, bakkaldan çıkmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, meyhaneye do</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ru gidiyordu. Aya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı da pe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">inde. Tam yanımdan geçerken durdu, baktı, baktı. Sonra devam etti yoluna. Sanki yıllardır ta</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıdı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı sırrı bana bırakmak ister gibi… Ardı sıra uzayıp giden o ı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıltılı izi ilk o zaman gördüm. Sümük gibiydi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Sekiz ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ına yeni girmi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> bir çocu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">un uydurması ya da oyunu i</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">te, demenizi istemiyorum buna. Gerçekten öyleydi. Kimseyi inandıramamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Annem;<span> </span>büyüklerimin benden bir sır gibi sakladı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı gerçe</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i yıllar sonra ö</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">renecektim, sebebini o zamanki ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ımla bilmedi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im bir hastalıktan boylu boyunca yatıyordu. Ölmeden önce kula</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ına bu gerçe</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i bir daha fısıldamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım: Anne, bakkal amca bir sümüklüböcek…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Anımsadı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ım, annemin ölmek üzereyken yüzüne yapı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıp kalan minik bir tebessümdü.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Annem…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ona kızıyordum, hem beni tek ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıma bırakmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı hem de sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">in asıl yüzünü  gün ı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ına çıkarmama yardımcı olmamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı. Erken, zamansız bir ölümle gitmi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ti. Yıllar sonra kitaplara hapsetti</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">imde yüre</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">imi, ‘her ölüm erken ölümdür’ dizesiyle sarsılacak, bu dizenin ölen hemen her </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">air ardından anılmasıyla annemin –erken, ölümünü bir daha bir daha anımsayacaktım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Belki de sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">in laneti tutmu</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tu annemi…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Küçük bir çocu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">un kaç çe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">it oyunu varsa, benim de o kadarcık oyunum vardı, demek isterdim her zaman. Öyle olmadı ne yazık ki! Çocuklu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">um boyunca, ya da annemin ölümüne kadar; hep hastanelere gitmelerle, </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ifalı otlardan anlayan amcaların, yüzünde koca koca benleri olan ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lı teyzelerin, kazaya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ının, tav</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ankula</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ının, zencefilin, hatminin, üvez yapraklarının hatta sümüklüböceklerin pe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">inde ko</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">mu</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> olmaktı, tüm ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">adı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ım oyunlar. Anı adına aklıma ço</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unlukla bunların gelmesi hep annemden. Güzel annem…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Geçenlerde; yine böyle bir söyle</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">i için, kapıma kadar gelen güzel, cıvıl cıvıl bir televizyoncu kız </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">öyle bir soru sordu: <em>Senaryolarınızda; çocukların çok mutlu, huzurlu günler geçirdi</em></span><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">ini görüyoruz. Babalar ve anneler, hatta sokaktaki tanıdıklar ya da yabancılar bile sevgi doludur çocuklara kar</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">ı. </span></em><em><span lang="TR">İ</span></em><em><span lang="TR">ncitmekten çekinir herkes çocukları… Gerçi günümüz sokakları için aynı </span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">eyleri söylemek olanaksız… Neden? Sanırım çok güzel bir çocukluk geçirdiniz…</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Böyle bir soruya kendimi hazırladı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ım için yanıt vermekte zorlanmamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım; ama yine de içimde kıpırtısız yatan ölü bir dönem vardı. Adı çocukluk olan bu ölü dönem için televizyoncuya neler söyledim biliyor musunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span lang="TR">Aslında herkesin geçirdi</span></em><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">i gibi bir çocukluk geçirdim diyelim. Yani, bu ülkede ya</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">ıyor olmak bence zaten ba</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">lı ba</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">ına bir güzellik, tüm acıların orta yerinde filizlenen mutlulukları biz çocuklara sunan büyüklerimiz oldu her zaman. Onlar bize güzel günler arma</span></em><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">an etmek için çalı</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">mı</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR"> olmasaydı, benim senaryolarımda böylesine güzel çocukluk anıları olmazdı sanırım.</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Evet, biliyorum. Bir yanınız, bana sahtekârlık yaptı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımı söylemek için sabırsızlanıyor, farkındayım bunun. Sizi engellemeyece</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im, haykırmak sizin en do</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">al silahınız; çünkü siz de çocuksunuz hâlâ benim gibi… Bakın size, gerçe</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u gibi anlattım. Ta</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıyamıyorum artık bu yalanı…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Konunun da</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ıldı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ının farkındayım, fakat bu ayrıntının gerekli oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unu annemin rahatsızlı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ını anlatmayı bitirince anlayacaksınız. Çocuklu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u, benim gibi felaket kere felaket geçen birisinin, böylesi beyaz yalanlarla teselli bulmasını ho</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">görün.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ş</span><span lang="TR">u sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i anlatıyordum. Ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım de</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">il mi anlatmaya? Evet ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Annem için çiçeklerden böceklerden ilaç üretmeye çalı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">an teyzeler, amcalar arasında dola</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">makla ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ımı alıyordum. Hastane ve doktorlar, adını bilmedi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im bu hastalı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">a bırakın ilaç vermeyi te</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">his bile koyamıyordu. Üstelik ‘bizim doktora moktora verecek kadar paramız yok’tu. Anneannemin </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">u sözü çaresizli</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">imizi göstermek için yeterlidir sanırım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Babam, benim için kocaman bir soru i</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">aretiydi. En azından annemin bir </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">eyler söylemek istedi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i her anda anneannemin onu susturdu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unu dü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ününce… Babam, ben do</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">madan önce bir trafik kazasında ölmü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">’mü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Hatta hiç unutmadı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ım, bugün bile anımsadı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımda karnımı tuta tuta güldü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">üm bir </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ey ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">amı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tık bir gün. Annem son zamanlarda hep yataktaydı, anneannem de onun hemen yanındaki geni</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> koltu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">una oturmu</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, elinde tı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı ya da mili, bir </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">eyler örmekle me</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">gul… Ben ilk hazır çorabımı lise sonda giydim.<span> </span>Anneannemin büyük zahmetlerle, o böyle söylerdi her zaman, ördü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ü, gözünün karasını<span> </span>verdi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i bu örme çoraplar, sobanın evin so</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unu kıracak kadar yakıldı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı zamanlarda ayaklarımı ısıtmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı. Sadece çorap mı; içlik, fanila, pere, eldiven, askı, kazak, hırka… Sanırım bir yolunu bulsaydı bana bir gocuk bile örebilirdi. Konuyu gene da</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ıttı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz; bu ayrıntı önemliydi benim için.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">İş</span><span lang="TR">te annemin yatakta oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u, anneannemin bir uyuyup bir ördü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ü örgü koltu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unda oturdu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u benimse televizyonda film izledi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im bir gündü. Film; beni o kadar çok etkilemi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, içine çekmi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ti ki yava</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> yava</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> televizyonun ekranına do</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ru yakla</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımın farkında bile de</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ildim. Her defasında anneannemin uyarısıyla biraz geri çekilir tekrar izlemeye koyulurdum filmi. Fakir bir aile, hasta bir anne, onla yardımcı olmaya çalı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">an iyiliksever bir kom</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">u teyze ve bir de afacan mı afacan bir çocuk… </span><span lang="TR">İ</span><span lang="TR">ki fark vardı; ben afacanlık yapamıyordum ve iyiliksever kom</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">u teyze rolünü bizde anneannem üstenmi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ti.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çocuk, mahallede arkada</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ları tarafından alay edilen biridir; çünkü babası yoktur. Yine böyle a</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ladı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı, çocuklar tarafından dı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">landı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı bir gün annesine sorar:</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span lang="TR">“Anne, benim babam yok mu?”</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span lang="TR">“Olmaz olur mu o</span></em><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">lum her çocu</span></em><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">un babası vardır.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span lang="TR">“Nerde o zaman benim babam? Gelse ya, benimle alay eden çocukların kar</span></em><em><span lang="TR">ş</span></em><em><span lang="TR">ısına geçse ya, onun babası benim dese ya…” Anne, çaresizdir.</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span lang="TR">“Senin baban öldü. Trafik kazasında öldü. Çok güçlü, yi</span></em><em><span lang="TR">ğ</span></em><em><span lang="TR">it bir adamdı senin baban…”</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">A</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">zım açık, </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">a</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">kınlıkla izlemi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tim bu filmi, ne çok </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">eyimiz benziyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Anneanne, bak filmdeki afacanın da babası trafik kazasında ölmü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">. Onun da babası yokmu</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">.”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Uyuklayan anneannem kendime gelince koltu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">undan kalkıp televizyonu kapatmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, beni elimden tutup yataklarımızın oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u küçük odaya götürmü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, yata</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ıma yatırmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı. Giderken de “O film, biz film mi çeviriyoruz. Hem senin baban yakı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıklı falan de</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ildi, tamam mı?”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Çocuk dünyam hayal kırıklıklarına alı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ık oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">u için depresyona girmedim.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Elli ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ını süren biri olarak </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">öyle bir özet sunabilirim size: Babasız elli yıl, anneannesiz geçen otuz altı yıl ve annesiz geçen kırk iki yıl…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Annemin ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">am denilen büyük fanus içinde kapladı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı alan o kadar büyükmü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> ki ölümünün  üzerinden yıllar geçti</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i halde beni sarsmaya, komaya sokmaya devam eder.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Belki; anneannemin son ilacında bir yarar sa</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">layabilseydik bugün annem ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ıyor olurdu. O ot, bu böcek derken sonunda sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">e dayanmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tık.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Mahallemizin bir aya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı ‘bozuk’  bakkalı, bozuk tabiri anneanneme aittir, Necdet’in laneti tuttu demi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tim annem öldü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ünde.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Anneannem sümüklüböcek avına çıkmam için beni öyle bir motive etmi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ti ki nerdeyse gidip bakkal Necdet’i indirecektim a</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">a</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ıya… Yosunlu çe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">me ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">larında, küf kokan harabe binalarda, kanalizasyon çıkı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">larında sümüklüböcek kovalamaya ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Onlara öylesine alı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">mı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım ki, tutup po</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">etimin içine atmak için kamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lardan bir ma</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">a bile yapmı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım. Sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">in bıraktı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı izler i</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ime yarıyordu aslında; böylelikle bir dedektif ruhuyla o izlerin pe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ine dü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">üyor ve alçak sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i kıskıvrak yakalıyordum. Yakaladıktan sonra, kalan izleri yok ediyordum; bazen izin üzerine aya</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ımla vurarak bazen de idareli olarak kullandı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ım çi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">imle silerdim izleri. </span><span lang="TR">İ</span><span lang="TR">zleri silmemi anneannem özellikle söylemi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ti; bu sümüklüböcekler u</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ursuz, anneannemin tabiriyle ‘mendebur ve habis’ </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">eylermi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">. Onun için vücutları ortadan kaldırıldı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı zaman izleri de silinmeliymi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR"> ki tekrardan vücut bulmasın.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“</span><span lang="TR">İ</span><span lang="TR">yi de anneanne, izlerden nasıl tekrardan do</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">uyor ki?”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Kıt kafalı torunum, nasıl olacak; her izde milyonlarca mini minnacık yumurta vardır. O yavrular analarının öldü</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ünü anladıkları vakit çatlatıp yumurtalarını salarlar kendilerini </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ehre. Tabi minik oldukları için gözükmezler yaaa!”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Hiii! Anneanne sonra annesini öldüren çocu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">un pe</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ine mi dü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">erler?”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Ha </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">unu bileydin! Onun için izleri hemencecik yok etmek lazım… Yoksa o yavru gelir, anasını öldüreni bulur. Onlar sümüklüdür, sümük de zehirlidir. Akıtırlar sana o zehri.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Zehirli mi, hiii!”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">“Korkma o</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">lum, biz zehrini alaca</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ız…”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Anneannem bu kadar uyduruk kıssayı  nasıl bir araya getirirdi, bilmiyorum. O ya</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">larda hepsini bir masal gibi dinlemi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">, geceleyin evin pencerelerini, kapısını sıkı sıkıya örterek yata</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">a girmeye ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lamı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Zehir almayı </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">öyle yapıyordu anneannem: Sümüklüböcekleri önce a</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">zı kapalı, içi su dolu bir kabın içinde bir gün bekletiyordu. Sonra onları oradan alıp içi tuz dolu kaynar sulara döküp ha</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lıyordu. Ha</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lama suyunu ilaç olarak kullanıyordu. Bu suyla annemin ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ını yıkıyor, alnını ovuyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Anneannemin sümüklüböcekleri kaynatmasını gördükçe içim kalkıyor, kusacak gibi oluyordum. Bugün bile bunları hatırlamak midemin bulanmasına neden olmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Yakla</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ık kırk gün boyunca, hemen her gün sümüklüböcek toplamaya çıktım istemeye istemeye. Bence, haklıydı yavru sümüklüböcekler, yani anneleri ya da babaları ha</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">lanarak öldürülüyorsa acılarını tarif etmek olanaksızdı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Sonradan ö</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">rendim; bu sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">in </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ifa verici oldu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unu bizim meymenetsiz bakkal uydurmu</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">. Benim sümüklüböce</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">e benzetti</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im bu adam kendi cinsine bu kıyımı neden layık gördü, </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">imdi bile anlamakta zorlanıyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Canım annem…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">İ</span><span lang="TR">yile</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">medi. Ne böcekler ne çiçekler </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ifa oldu derdine. Ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ındaki hastalık neyse, sonunda onu aldı benden. Güzel ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ını tülbentlerle ba</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ladı</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">ı günler o kadar uzakta, o kadar geride kaldı ki.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Aslında anneanneme de söyledi</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im lanet yüzünden ölmü</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tü annem. </span><span lang="TR">İ</span><span lang="TR">yi gibi duruyordu en azından. Ne zamanki sümüklüböcek suyuyla yapılan o i</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">renç ilaçla ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ını yıkadı, ba</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">ını ovdu anneannem… Buydu bence sebep…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Neyse, sanırım bu sebeple sevmiyorum sümüklüböcekleri. Sanırım, </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">imdi okudu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">unuz bu öyküyü daha sonra senaryo olarak düzenleyece</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">im. Geçen yıl çekti</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">imiz filmde, dikkat ettiyseniz bir ayrıntı olarak yer almı</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tı sümüklüböcek. Gerçi dikkatinizi çekseydi, sorma gere</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">i duyardınız, de</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">il mi?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Benim çocuklu</span><span lang="TR">ğ</span><span lang="TR">um ve sümüklüböcekler, i</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">te bütün mesele bu…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">E, nerde çıkacak </span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">imdi bu söyle</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">i demi</span><span lang="TR">ş</span><span lang="TR">tiniz?</span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/sumuklubocek/2009/09/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARARSIZ ÖYKÜLER: FASULYENİN BİLDİĞİ</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/kararsiz-oykuler-fasulyenin-bildigi/2009/05/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/kararsiz-oykuler-fasulyenin-bildigi/2009/05/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 22:13:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILMAZ YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri, Edebiyat, Eleştiri Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4853</guid>
		<description><![CDATA[Öykü, form olarak kısalığı seçtiği için mesajını/amacını bu kısalık içerisinde verir. Bu, öykü formundan neredeyse romana evrilenuzunluktaki kimi metinler için de geçerlidir. Aslında öykü yazarı ‘meselesi’ne odaklı iken çeşitli etkenler yüzünden yan değinilerle yolunu uzatır. Öz aynı kalır. Bir şekilde asıl varacağı yere varır. Zaten yolunu kaybedip romana dönüşen öykü metinleri, onu öykü kılan temel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Öykü, form olarak kısalığı seçtiği <span id="more-4853"></span>için mesajını/amacını bu kısalık içerisinde verir. Bu, öykü formundan neredeyse romana evrilenuzunluktaki kimi metinler için de geçerlidir. Aslında öykü yazarı ‘meselesi’ne odaklı iken çeşitli etkenler yüzünden yan değinilerle yolunu uzatır. Öz aynı kalır. Bir şekilde asıl varacağı yere varır. Zaten yolunu kaybedip romana dönüşen öykü metinleri, onu öykü kılan temel donanımları atar ya da dönüştürür. Eleştirmenlerin bazı romanlar için saptadığı ‘öykü ayarında’ nitelemesi de buna işarettir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Birgül Oğuz’un Varlık Yayınları arasında çıkan [Ekim 2007] <em>Fasulyenin Bildiği</em> adlı öykü kitabı da benzer bazı sorunları taşıyor. Kitabı okuyup bitirdiğimde; son sayfasına şu notu düştüm ister istemez: <em>Kararsızlık öyküleriydi okuduğum… Somut halden soyut hale bir geçiş var sürekli.</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir öykü kitabının dil ve anlatım yönünden rahat olması, pürüzsüz olması muhteva/içerik yönünden de aynı derece de başarılı olmasını gerektirmez. Nitekim <em>Fasulyenin Bildiği</em> anlatımda yakaladığı ustalığı, akıcılığı, dil işçiliğini konuda yakalayamıyor. Bir öykü içerisinde birden çok şey anlatma ya da ö öykü içinde çoğalmanın yolunu seçiyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir diğer ifadeyle; öykü içerisinde açılan bir parantez/menfez sonuca gidilmeden bırakılıyorsa, yani öykü içerisinde başka bir öyküye başlanıyorsa bunların birbiriyle ilintili olmasına bakılır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Başta söylediğimiz; roman formunda öykü tasarımı yapmak, her zaman için bir handikabı beraberinde getirir. Bunu; öykü içerisinde ‘dağınık olmak’ diye ifade edebiliriz. Yazar, daha kitabın ilk öyküsü <em>Pepe</em>’de bunu yapıyor. Pepe’nin öyküsüne odaklanan okuyucunun algısını belli/belirsiz başka şeylere kaydırıyor. Mesela; bakkal dükkânına giren kadınlara, bakkal dükkânının sahibine, sokaktaki herhangi birine, anlatıcıya… Yazar, öykünün finaline doğru odağa tekrardan <em>Pepe</em>’yi alsa da bu okur algısı üzerinde istenen etkisi sağlamıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Kitapta; <em>Pepe, Meleğin Gözü, Uzak, Unutma Beni, Kaybolan, Fasulyenin Bildiği, Enisse, Dua, Minik ve Pembe, Baba ve Oğlu, Leke</em> olmak üzere toplam 11 öykü bulunuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Postmodern öykünün deneme ile yakınlığı bu öykülerde kaşımıza bir daha çıkıyor. Deneme ile öykü arası gidip gelen metinler okuduklarımız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Her metin bir romanın girişi gibi düşünülebileceği gibi deneme olarak da düşünülebiliyor. Bu kitabı türler arasında bir yere koyarken zorlanmamıza neden oluyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Her halükarda; bir öykü kitabı olarak sunulmuş bize bu kitap… Biz de sağlam bir dili olan, anlatımı rahat öyküler okuyoruz. Ancak yukarıda söylediğimiz handikapları da göz önüne almak gerekiyor, şüphesiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 1pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">*<em>Fasulyenin Bildiği, Birgül Oğuz – Varlık Yayınları, 2007</em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yilmaz-yilmaz/kararsiz-oykuler-fasulyenin-bildigi/2009/05/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

