YALNIZLIK AYETİ
Annem,
Yalnızlığın dimağa çarpan esrarı ile lâl oldum yine…
Görünmeyen yüzler dolaşırken çevremde, saklanırken enfüsi soluklar; içime gömdüler beni bir daha… Karanlık burası, tenha, alışılmadık… Avare dolanırken sessizlikte ellerin nerede?
Yalnızlık güzeldir derdim, “onu gurbette yaşamak ayrıdır” diye mukabele ederdin her seferinde. Ben bilmezdim, bilemezmişim meğer yalnızlığı doyasıya yaşadığımı sanırdım.
Hürdüm, özgürdüm ve kendimleydim. Saatlerce aramazdım ses, soluk, bir ışık…
Kalabalıktaki yalnızlığın gülen yüzündeydim. İlk ayrılışımız vardı ya hani, ağlamadığım tek gidişim. Hayallerini kurduğum, hasretini çektiğim, kendimi bulacağıma söz verdiğim gidişim. Farklı mekânda sırlı zamanın hülyasıyla ilk terk edişim.Geleceğimi duyanlar, adım yazılı cam kavanozdan kelebekleri salmışlar İstanbul semalarına. Her birinin kanat çırpmasıyla büyülendim. Yaşamanın zevkini hülasa ediyordum. Gökkuşağı köprülerinden, mis kokulu yağmurlardan geçtim. Sonra deniz, mavi bakmayı öğretti. Eteklerimi toplayıp renk armonisine adımımı atmıştım adeta. Alûde bir sabahta kelebekleri aradım. Tuyûr âleminden, ‘yok oldular’ nidası yükseldi! Neon lambaları, film afişleri, seyyar satıcılar ve araba uğultusu. Hüzün musikisiyle bir bir girdiler içeriye. Kaybolduğunu hissettiğin an nasıl arkana dönüp bakarsın heyecanla, kaybettiğimi anladığım an ki halimdi.
Şimdi ağlayanların ferdasındayım. Uzakta, müphem yalnızlıkta, fildişi kulesindeyim. Yaşadığım düş kulesinin yüksekliğini her gün biraz daha uzatıyorum… Acıtan sözleri duyunca bir kat daha çıkıyorum… Gülümseyen çehrelere rastlayınca kapatıyorum pencereleri… Yanık gönülleri alıyorum içeriye kimi zaman. Öyle ki; kulen vatanındır, huzur kaynağındır, yabancı eller değmesindir ona… İçeridekileri hazır olda bekletirsin, yargı sürecindedirler… Bir sürçmeyle itersin dışarı… Kimse olmasa dersin herkes yanındayken, yanında olduklarını bildiğindendir bu…
Tezatlar içerisinde sesime ses vereni arıyorum. Huzur limanım, yalnızlıkta soluklanıyorum. Nefeslerim sükûta erdikçe perdeler sıyrılıyor. Çilehanenin duvarlarındaki esrar bir bir çözülüyor. Her bir levhaya yalnızlığa dair sözler işlenmiş. ‘Geceleyin kapılar kapanıp da ışıklar söndüğünde, odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin’ yazıyor birisinde. ‘Bir derin kuyuya benzer yalnızlık. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir?’ diye soruyor diğerinde.
Lâhuti bir ses duyuluyor ardından; ‘Kimi semalara çıkar onunla kimi de yeryüzüne sığamaz bir türlü. Kimi tutsaktır, kimi âşıktır, kimi de çılgınca sarhoştur; devası yalnız Olan’a adanmışlıktır… O’nda tükenene yalnızlık gıdadır…’ “Diriliş zamanında bile lütfüm seninle beraberdi. Onun için, mutmain ol ki, bu önemli görevde sen yalnız değilsin. Lütfümüz seninle beraberdir.” Yaradan’dan bir mesajdı yüreğine dolan ve yalnızlığı sevdirdi Nebi’ye. Duruyorum/duruluyorum. Her yerde O, yalnız O var. Dostun acı sözünde, sevgilinin gitmesinde, geç kalmış bir vapuru beklerken karanlıkta yalnız değilim.
Günler çileli olmuş alınlara bir çizgi daha düşmüş. Karanlık olsun istersin ritimlere takıldığın anlar. Kaderin görünmezine yaklaşırken kulakların yanar, bir sese takılır gözlerin susarsın ağaçlar eğilir. Zaman ilerliyor, yelkovan iz bırakmadan akrebe yaklaşıyor.
Beklesem bahar olur, güz geçer, çiçeklere dalarım,
Baktığın sustuğun gittiğin yerdeyim,
Hasret yalnızlığının basamağında oturuyorum
Sahi yalnızlık var mıdır, ya gitmeler
Suskun, susuz, kimsesiz çiçeğin
Dağ ortasında ellerini açmasıyla semaya bir rüzgâr savruldu
Anne bugün bir şey daha öğrendim
Öğrendiğimle yeniden dirildim,
Meğer yalnızlık içimizdeymiş
Bir tebessümle çözülürmüş
Kucağımı açtığım yeşil elmalar hala dallarda
Peki ben ne zaman büyüyeceğim?
Kırmızı bir tülle önünde durup ağlayacağım
Ağlamam ondandır ki
Saçlarımı uzatamayışım sesinde soluklanamayışım
Fecirdeki duanı kırlangıç sokağına usulca sal
Yaşlı bir iklimde acıyla bağlanmış olsam da
Çözülür kareler aşina kuşlar en kuytu yanıma konmaya
Bilmem ki avutan pembe battaniyem solar mı?
Ahitleşmiştik süveydalar adına
Zemheri adına
Yalnızlık adına
Dokununca ışıklar yeryüzüne aydınlanmayacak bu kış
Nurunu anmadan toprak çekilmeyecek
Sükûtunda sedef saklıydı
Gözlerinde inci
Tutamadığım yaşlara ağlıyorum şimdi
Acıya aşka ve yalnızlığa
Yüreğim uzaklara yelken açtığı an
Anlıyorum seni
Ve sinelerinde hüzün gezinenleri
Ben küçüğüm anne
Yalnız bırakma
Özellikle geceleri…
Ay Vakti, 100. Sayı














