KAÇALIM MI GİDELİM Mİ?
Kaçmayalım.
Sonu yok çünkü kaçmanın.
Öyleyse gidelim.
Ama nereye, ne zaman?
En önemlisi de, nasıl? Devamını okuyun »
Kaçmayalım.
Sonu yok çünkü kaçmanın.
Öyleyse gidelim.
Ama nereye, ne zaman?
En önemlisi de, nasıl? Devamını okuyun »
“Dini bütün bir adam dedi ki: “Bir avuç hilekâr, ölüm halindeki adamın yüzünü kıbleye döndürdüler. Hâlbuki o bîhaberin, bundan önce yüzünü hep oraya döndürmesi gerekirdi. Yaprağı dökülmüş, kurumaya yüz tutmuş ağaç dikiyorsun, Devamını okuyun »
İÇİNDE(KİLER)
O konuşurken…
Haricî sesler kesilir. Endişeler, engeller, maişet, gelecek düşüncesi, itiraz, tenakuz ve çarpışmalar, müessif kazalar hepsi sona erer. Devamını okuyun »
Bahar geldi, erikler çiçek açtı
Tırmandı topraktan, tırmandı, tırmandı da
Sessiz gövdede saklı kalmayı bildi
Ve berrak çiçekte alev kesildi
ama tekrar saklandı da. Devamını okuyun »
Hayat akıyor, tıpkı bir nehir gibi.
Kimileyin sakin ve duru kimileyin de coşkulu ve bulanık… Lâkin ne sakinlik ve duruluk dingin bir Devamını okuyun »
Kitaba küsmek hayata küsmek gibidir. Hayata küsen biri, varlığın mazmunundan bihaber yaşar. Güneşe karşı duvar örerek hayatı yeşerten ışıklarla arasına mesafe koymaya çalışan kimseden farksızdır onun durumu. Nefes alacağı Devamını okuyun »
İnsan sonsuz düşüncelerin kaynağıdır. Bu düşüncelerin kaynaklandığı maddi yerin beyin olduğu kabul edilir. Tarihte düşüncenin kaynağı ruh kabul ediliyordu. Bugün bizim beynimize atfettiğimiz faaliyetlerin tümünün kalpte ya da Devamını okuyun »
Gönüller yalnızlık köşesine taht kurdu, şiirler gurbet kokuyor.
Şairler günbatımlarının kızıllığıyla yoğurdu şiirlerini. Kelimeler hasretini yüklendi, mısralar hüzün denizinde Devamını okuyun »
efendim bakın sırf siz görmeyesiniz diye dilimi boğazıma doğru itiyorum! ceplerimi, ağzımı, ellerimi, düşlerimi boşalttım; ritminden korkmayın diye kalbimi bir güzel ateşe tuttum. sizi kuşkulandırmasın diye imlasız bir yüzle dolaşmak Devamını okuyun »
Demiş şair.. Aşkı bir “dem” görmeyip, ömür boyu demlenen nemalananlar da var hiç şüphesiz; ziyankârlara mukabil.
Fakat “Aşkın münker bir rivayet olması”, biraz da aşkı bilmeyenlerin örtenlerin yahut önyargılı olup, bakış Devamını okuyun »
Böyle netameli bir yazıyı kaleme almak istemezdim aslında. Ve fakat sevgili kardeşim Adem Özköse’nin Püren Şeraiti (Şehit Dr.Ali Şeriati’nin eşi) ile Tahran’da gerçekleştirdiği Gerçek Hayat ropörtajı beni de ister istemez meseleye dahil ediyor. Devamını okuyun »
Ama nasıl?
Düşünmenin insanî bir meleke olduğu açık. Burada tartışılacak bir durum yok. Önemli olan, salt insana özgü Devamını okuyun »
Kitapların hapsedilmesiyle insanların hapsedilmesi arasında önemli bir fark vardır. Bir insanı dış dünyasından alıkoyup bir hücreye veya bir odaya hapsettiğinizde, o insanın okumasına, düşünmesine Devamını okuyun »
Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar…
Gül kızıllığında müjdeler aradım ebrulî bulutlardan hüzme hüzme süzülürken ışıklar. Devamını okuyun »
Bizi menhus ihtimallerin beklediği endişesiyle titretse, hep müteyakkız, bed bir sonu, elîm bir akıbeti düşündürse, ayaküstü durdursa da, meçhul güzeldir. Devamını okuyun »
Defalarca okumuşuz ya da işitmişizdir; “yazmasaydım çıldırırdım, yaşayamazdım”, türü açıklamaları. Koca koca yazarlarımızın ağzından da çıkmış olsalar, hiç etkilemedi beni böylesi açıklamalar. Çünkü hayatın bu Devamını okuyun »
İhanet etmediğimiz ne var elimizde?
Ve özgürlük, şu uğruna yüzlerce yıldır öldüğümüz, yandığımız, dünyanın bütün duvarlarını kaşla göz arasında boyayarak, en ok gibi sloganlarımızı kendisi için büyüttüğümüz, mavi rengine gençliğimizi, Devamını okuyun »
En mübarek yolculuklar kalbe dönmek için yapıldığından, mümin kulun kalbi Allah’ın saygın evi olarak tavsif edilmiş, yere ve göğe sığmadığı halde bu kalbe sığacağı bildirilmiştir. Bu bakımdan kalbimizin ilahi teveccühe Devamını okuyun »
Niçin okuruz
Okuruz; çünkü doğumdan ölüme giden yol, insanlaşma sürecidir. İnsanlaşma, var olduğumuzu bilinçle kavramaktır. Her birimiz bir kere ve biricik olarak var oluruz. Bu fark ediş, bizi, yazgının ve varlığın ortağı kılar. Devamını okuyun »
Hariçte gördüğümüz dengesizliklerin, hercümercin bir sebebi de, “iç dengemizin” bozulması olsa gerekti.
“İçin hastalığı”, sıkıntısı; insicamı, bir düzeni yaralarken; tahribat dışarıya saldırı ya da Devamını okuyun »
Kökeni çok eskilere dayanan, edimlerle de sürekli tartışma konusu haline getirilerek her dem güncellenen bir olguyu karşılayan kavram; aldatmak. Devamını okuyun »
“İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin Allahim! “( 7, 155) Devamını okuyun »
Gerek geçmişin süper gücü olup, tarihten günümüze kendini aktarabilmiş, gerekse süper güç olmaya devam edip, dünya siyasetine yön veren devletlerin birçoğuna göz attığımızda, ciddi anlamda stratejik bir zihniyete ve stratejik analiz yeteneğine sahip oldukları gözlemlenir. Bunu gerçekleştiremeyenlerinse tarihin tozlu sayfalarında yerini aldığı vakiidir. Devamını okuyun »
Aborijini, İngilizlerin Avustralya yerlisine verdiği genel addır. İngilizler 1780′lerde Avustralyayı işgale başladıklarında tüm kıtada kabileler halinde yarım milyon civarında yerli halk yaşıyordu.
Bu yerliler kendine özgü komünal bir yaşam içindeydi. Bütün ülke, bütün sular, bütün hayvanlar ve bitkiler toplumun ortak Devamını okuyun »
“Hocam biz modern insanlarız, tireni biliriz”
Pirizren, arkasını Şar Dağlarının zirvesi ve bugün Balkanların en önemli kayak merkezlerinden biri olan Birezovitsa dağına yaslamış, ortasından Akdere adlı küçük bir dere ile ikiye bölünmüş ve bu Devamını okuyun »
Doğrudan soralım: Kitap en iyi dostumuz mudur?
Sözü hiç uzatmadan cevaplayalım: Hayır!
Kitabın dost olmadığı muhakkak. Dost değilse nasıl en iyisi olabilir ki zaten.
Devamını okuyun »
Daha çok görsel sanatlar için kullanılan bu ifade, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra cinselliğin/erotizmin edebiyatı da kuşatmasıyla birlikte, genelleşerek tüm sanatlar için kullanılır oldu. Devamını okuyun »
Hegel, insanın bilinç özelliklerini ele alırken tanınma arzusunun insan zihninde önemli bir yer tuttuğundan bahseder. Tanınma arzusu insanın gösterişçi yönünü ifşa eden bir kibirlilik olarak Devamını okuyun »
Çoğumuz kendimiz hakkında etraflıca düşün(e)meyiz. “Kafamız” üzerinde ciddi hesaplar yapan başkaları varken, biz başımızı pek önemsemeyiz.
Ya da indî, geleceğe yönelik, sırf zahirî şartları Devamını okuyun »
Bir yıkıntı gibi görünüyor sadece geriye kalan
Geçmiş hayatlardan,
Ne giden son gemidir dediği gibi şairin, Devamını okuyun »
Bilinen bir sözdür: “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” Belki de okul yıllarımızda defalarca açıklamışızdır. Ancak bu bilinme hali, gündelik hayatımızda pek tezahür etmiyor. Oysa toplum olarak, tecrübeyi önemseyen, onu paylaşmaktan geri durmayan hatta özlü sözler Devamını okuyun »
Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in ‘’Kahvehanelerimiz ve Eşyası’’ adlı, 1967 basım bir kitabını satın aldım. Müzayedeye ayrılmış, fakat sahhafların hatırlı bir tiryakisiyle gittiğimden olsa gerek, bana vermeye razı geldiler. Süheyl Bey bu ince kitapta, Hocası Ressam Üsküdarlı Ali Rıza Devamını okuyun »
Onu anlatmak için hangi kelimeyi yardıma çağıracağımı şaşırmış durumdayım. Her biri beynimin koridorlarında yay gibi gerilmiş öne atılmayı bekleyen onlarca kelime! Sırtında hırka, dilinde zikir bir derviş mi anlatmak istediğim! İbrahim’e (a.s) su taşıyan karınca mı? Ateş içinde Devamını okuyun »
Dil, Rahmeti mutlağın kimi seçkin topluluklara bağışladığı esrarengiz, sihirli bir muhabbet aracıdır.
Medeniyet trenini taşıyan kültür katarlarının bekli de en yüklüsü dil vagonudur. Bir rahmet nişanesidir dil; toplumların açlığını, Devamını okuyun »
“Güneş karanlığa gömüldüğünde ve yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde, dağlar kaybolup gittiğinde ve doğurmak üzere olan dişi develer başıboş bırakıldığında, bütün hayvanlar bir araya toplandığında ve denizler kaynadığında, bütün insanlar eşleştirildiğinde ve diri diri gömülen kız Devamını okuyun »
Üç yıl önce iki İranlı kadını anlatmıştım: Farah Diba ile Püren Şeriati’yi… Yazımın sonunda Püren Hanım’a ait bir fotoğraf bulamadığımdan yakınmıştım. Yazıdan sonra sağolsun, Püren Hanım’ın birkaç fotoğrafını yollayan okuyucular olmuştu, Devamını okuyun »
Ramazan, usul usul dolaşıyor şehrimizi…Önüne ne geliyorsa arındırıyor bir bir…Temizliyor kalplerimizi, ipekten bir dokunuşla…Çarşı- pazar, çiçek çiçek açıyor, ramazanın gelişini haber verircesine…Herkesin yüzü Devamını okuyun »
Vuslat’a…
Eşya, insanın muhakeme gücüyle (Allah’ın inayetiyle) kavradığı hakikat bilgisinden bir nüve olarak insan zihninde canlanır. Bu yüzden eşyayı sadece Devamını okuyun »
Monna Rosa için ağladım. Tuhaf bir şeydi, bir dolma hissi, acayip bir özlem..
Büyük sanatkarların; esirî bir havayla kuşatan, ruhları avuçlarında tutan, eserlerine hapsederken, ardındaki büyüklüğü ve derinlikleri de işaret ederek.. Devamını okuyun »
Kimi kitaplar var ki, kısa sürede çokça baskı yapmakta. Korsan /seyyar satıcılardan tutun da, en ciddi kitapçılarda bile bulunmakta. Çünkü okuyucular tarafından çokça sorulmakta, aranmakta. Ama çokça aranmaları, pekçok baskı yapmaları onların niteliklerinden ziyade yapılan reklâmlarıyla Devamını okuyun »
Boğum boğumdur; köklerine indiğimizde “kader çizgileri” başlar.
Şahsiyetimizin ferdiyetimizin “izleridir”. İmzamızı sergiler… Yoğunlaştırılmış eylemlerde işler.
Çoğu defa başka organlarımız, aklımız ruhumuz, diğer variyetlerimiz Devamını okuyun »
İki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.
Allah’ım sana dalgaların üstündeki köpüğün beyaz coşkunluğunda yaşayan bir damlanın denize Devamını okuyun »
Hastayım. Yaşıyorum.
Hüsrev Hatemi, ayaklanmış da yürüyen bir ‘’Karakavak’’ misali, sırtındaki beyaz doktor gömleğiyle, hatta yürümüyor bile diyebilirim, belki uçuşuyor, şaşırıyorum onu her dinlediğimde, mesela ayakları var mı, bilmiyorum, saat kaç onu da, bütün kum saatleri aşk kederinden çatlıyor o konuştukça… Kolalanmış katlanmış, biraz da Devamını okuyun »