KARAGÖZ SAATİ
Fesüphanallah. Bu yaşına gelmiş böyle bir şey duymamıştı. Hem de ciddiyetiyle etrafını kırana veren Zerrin Hanımdan hiç…
Gözlüğünün üstünden bir kez daha okudu kapıya iliştirilen notu. Evet, aynen anladığı gibiydi. Devamını okuyun »
Fesüphanallah. Bu yaşına gelmiş böyle bir şey duymamıştı. Hem de ciddiyetiyle etrafını kırana veren Zerrin Hanımdan hiç…
Gözlüğünün üstünden bir kez daha okudu kapıya iliştirilen notu. Evet, aynen anladığı gibiydi. Devamını okuyun »
Akşamın yorgunluğunu vücudumda hissediyorum. Sıcaklık, stres, yoğunluk, kafa yorma üst üste gelince hareketlerinizi etkiliyor.
Bu sıcakta kliması olmayan, eski model arabama giderken içindeki sıcaklığın kırk beş üstü olacağını Devamını okuyun »
Mana damlayan parmaklarıyla, şıkır şıkır ses çıkaran poşetten bir tutam kuru gül yaprağı alarak, geniş salonun tam ortasında, buram buram tütmekte olan buhurdanlığa koydu. Gevrek gül yaprakları, issiz yanan köz parçalarıyla Devamını okuyun »
Güzelliğine düşkün, küçük bir kız çocuğu, aşıktı daha o demlerde suret aynalarına…
Bir gün gizlice, annesinin hazine gibi sakladığı makyaj çantasının yanına bir suçlu gibi yaklaşıverdi. Çantayı açtı hemen. Devamını okuyun »
Her zamanki gibi sıradan bir sabah işte. Kirli beyaz tavan, yarı kapanık perde, yarıya kadar toplanmış çarşaf. Oraya buraya fırlatılmış çoraplar, pijamalar… Devamını okuyun »
Ağlıyordu…
Gözyaşları sel olup akıyor, içi içine sığmıyordu. Hıçkırıkları kesilmiyordu. Sanki üzüntüsü Devamını okuyun »
Bir çakal bozgun sesiyle inledi. Timsahın gözyaşları masumiyeti iç etti. Bir yarasa, ışığı zehirledi. Akbabanın leşleri paha biçilmezdi. Boşluğun kızı ya da oğlu, ahde ihanet etti. Ve bir baykuş, şeamet mülkünün üstüne tünedi. Devamını okuyun »
Gölgeler boyunca yürüdü.
Sonbahara ne kalmıştı ki. Artık rüzgâr serin esiyor. Yapraklar havada savruluyor; sarı, çürümüş yapraklar. Birkaç gün öncesine kadar durgun sularda nazlı nazlı uyuyan balıkçı tekneleri artık kıvranıyor, sallanıyor. Devamını okuyun »
Benimle karşılaşmayı ummuyor muydunuz? Şaşırdınız mı?
Evet, tedirginliğinizi anlıyorum. Hele böyle vız vız konuşmak.
Çağdaş yöntemler işe yaramadı galiba. Devamını okuyun »
Kadın, avuçlarına düşen kar tanelerini duyumsamaya çalışıyor.
Adam, sinemanın reklâm afişlerine bakıyor. Devamını okuyun »
Yılların tecrübesiydi yüzlerinden yansıyan. Hepsinin gözlerinde dinledikleri konuşmanın farklı yansımaları vardı. Ahmet Bey, Ayşe Hanım, Zeynep Hanım, Mehmet Bey… Devamını okuyun »
Yine her şeyi, yazdığım kelimelerle anlatıp, koyduğum nokta ile nihayete erdirdim. Ne bir serüven, ne de bir oyun. Bu sadece bir rüya, ve ben bir rüya yazarıyım. Devamını okuyun »
YAKÎN
Hepsinin başları öne eğikti.
Dünyada yapıp ettikleri onlara hep iyi, güzel gelmişti ve böyle bir güne hiç inanmamışlardı. Nedamet içindeydiler; ama hiçbir şeyin fayda etmediği bir gündü. Herkes sadece yapıp ettiklerinin karşılığını buluyordu. Devamını okuyun »
Sema Babuşçu’ya
“Keder dahi getirse aşka güven. Kalbini kapalı tutma.” Tagore Devamını okuyun »
“Çok soğuk” dedi biri
“Dün de soğuktu” dedi diğeri
“Bu kadar değildi” dedi ilki Devamını okuyun »
Oturarak çalıştım, yazarak, ayakta, esnerken, yatakta ve rüyamda çalıştım. Sonra o gün Ayetelkürsi okunmuş pirinç yuttum.
Annem: “Kızım çok çalışma! Gözlerin bozulacak. Hem neye çalışıyorsun, Devamını okuyun »
Bu sabah yatağımdan doğruldum. Farklıydı. Her zamanki kalkışlarımda böyle olmazdı. Kendimi nasıl hissettiğimi bilemedim. Şaşırdım. İçtenlikli bir duygulanma yaşadım. Etrafıma bakındım. Beni bu halimle gören olsaydı, Devamını okuyun »
Her bayramda memleketime dönerken yaşadığım burukluğu yine yaşamaktayım.
Ailemi, dostlarımı görecektim. Bunun mutluluğunu hissediyordum. Ama bir taraftan Devamını okuyun »
Yiğit bir delikanlıydı Cemal. Lakin, içinin çok derininde bir yerlerde, kendine bile ifade edemediği bir hubb-u riyaset de yok değildi hani. Devamını okuyun »
Güz sonlarıydı. Havalar iyice soğumaya başlamıştı. Kış kapıdaydı.
Kışlık yakacağını ta yazın başında sağlardı, Topal Salih. Öteden beri alışkındı buna. Devamını okuyun »
SÂMİRÎ
Bir boşluk bulmuştu: hem kendi sihir gücünü ortaya koyabileceği, hem de yanındakilerin böylesi heveslerinin kabardığı bir boşluk. Devamını okuyun »
Saat gecenin on biri. Caddede açık olan tek dükkan benimki. Beş tane zenci girdi içeri, Amerikan aksanlı İngilizce konuşan, saç sakal birbirine karışmış, üst baş dökük: Devamını okuyun »
“Güzel derler, ama neye yarıyor sanki. Kin ve nefretten başka bir şey duymuyorum. Ağlamak bile gelmiyor içimden.”
Güzelin özlüğüyle, kin nefret gibi duyguların bağdaşmazlığını, tenakuz Devamını okuyun »
Aylardan mart, dışarıda soğuk vardı. İnsanın kanını donduruyordu. İliklerine varıncaya kadar donduruyor, hareketsiz bırakıyor belki de ölümün soğuk kucağına atıyordu. Dışarıda kalmak, ölmek demekti. Devamını okuyun »
Fuad Bey derin düşünceler içerisindeydi. Yoğun bir merak ve aşk ile hakikati arıyordu. Hem kendi hakikatini, hem de bir medeniyete kimlik kazandıran hakikatleri… Beyninde her biri balyoz Devamını okuyun »
Korintos’da bir genç kız yaşarmış; babası çömlekçiymiş, adı da Butades’miş. Güzel kız günün birinde sevdiği tarafından terkedilmiş. Delikanlı yabancı diyarlara gidecekmiş. Belki de savaşa gidiyormuş ama masalda bu söylenmiyor. Umutsuzluğa kapılmışken kızın aklına birden, kuşkusuz bir daha hiç göremeyeceği yüzü feneriyle aydınlatmak gelmiş. Genç adamın profili Devamını okuyun »
Orta yaşın dinginliği ve sükûnetinde şu ân hadiseleri daha iyi değerlendiriyor; şerhler koyup, sayfalar açıyor.
Öğrenciler teneffüste. İlkler, annesinin elinden tutmuş gelen ürkekler, bir alfabeyi dolduran cümlelere belki destanlara yazılı özgün harfler, eserler.. Devamını okuyun »
Üç gündür acısı geçmemişti. Geceleri uykudan uyandıracak kadar sıkıntılıydı. Yürürken her attığı adım acıyla yoğruluyor, korkarak basıyordu. Aksayan yürüyüşü ile işe gelip gitmenin zorluğu bir başkaydı. Her gün akşam krem sürüyor, eliyle masaj yapıyor, sıcak su ile rahatlamaya çalışıyordu. Bunların geçici faydası uzun sürmüyordu. Bir müddet sonra gerçeklerle yüz yüze kalarak acının burduğu yüzünde bin bir parça karamsarlık dökülüyordu bakanlara. Devamını okuyun »
Buğulanmış cama, sağ elinin işaret parmağıyla “Anneciğim” yazdı. Bir süre, bu kelimeye baktı. O kadar dalmıştı ki, göz kapakları bile oynamıyordu. Bakışları donuktu. Nefes almaktan korkuyor gibiydi. Göğüs kafesi usul usul inip kalkıyordu.
Neden sonra derin bir nefes aldı. Göz kapakları kapanıp açıldı. Kirpiklerinin ucunda küçük birkaç gözyaşı damlası birikti. Devamını okuyun »
“Mualla, ah ne ala! Valla bu yaşta tetris oynadığına inanamıyorum kızım, koskoca kadın oldun, ne bu böyle sabahlara kadar?’’ diyor annesi her fırsatta…
Oysa annesi bilmiyor; Tetris üzerinden hayat dersine çalıştığını. Çok kaybetti o, Devamını okuyun »
Gölge yavaşça yatağından kalktı, bir avuç hap attı. Kimse uyandığını fark etmedi.
Yanındaki derin nefeslerle uyuyan, ilaç kokusu sinmiş Devamını okuyun »
Kibrit kutularının üst üste konulmuş şekli gibi yükseliyordu semaya. Tuğladan, briketten, betondandı hepsi. Sırt sırta, yan yana, yüz yüze hiç nefes almamacısına her taraf, her yön örülmüştü sanki. Devamını okuyun »
Pencere Önünde Son Kez hikâyesinin özeti:
Bir genç ve bir bilge, âlim kişinin karşılaşması anlatılıyor. Genç hikayeler yazan biridir. Bilge kişi de hafız, Arabi, Gazali Devamını okuyun »
Şu zahra vakti tüm işler üstüne kalmıştı. Kocası da tam yabana gidecek zamanı bulmuştu.
Bir kış evde kös kös otur iş arama, bulgur Devamını okuyun »
Birden Dörtyol ağzında şaşalayıp kaldı: Kaç gündür yoldaydı, ne kadar mesafe almıştı! Daha önceki kavşakları nasıl güvenle geçmişti!
İşaret levhaları aradı. Yoktu. Devamını okuyun »
Her akşamüstü, güneş yuvasına doğru harekete geçtiğinde, sıcağın harareti yavaş yavaş yok olmaya başlandığında onları görürüm. Dikkatimi çekerler hep. Birbirleriyle olan oynaşmaları beni kendilerine bağlar. İlk önce gözlerimi, sonra ruhumu, düşüncemi, zihnimi kanatlarıyla Devamını okuyun »
“Sulu” Bir Öykü -
“Monya Üstün Muharrirler Birliği’nin”, 26.8.2008 tarihinde Mulu’ya gezi düzenlediğini duyunca, hemen valizlerimi toplamaya giriştim. Bir an önce yola düşmek istiyordum.
Binbir macerayla, geçmiş Devamını okuyun »
Mustafa Işık: İçine doğru kanayan bir yara.
İlk tanıştığımız günden beri, haftada en az bir ya da iki kez gazete kesiklerini; internetten indirdiği kimi yazıları; bende bulunmayacağını düşündüğü ya da bir sohbet esnasında ağzımdan kaçan bazı dergilerin eski sayılarını, okuduğu kitaplardan ilginç notları alır gelirdi. Devamını okuyun »
Birden kaybolmuşlardı. Halbuki her zamanki işlemlerimi yaptım. Hayret, yazılarımda hiç şapka görünmüyordu.
Kelimelerim çıplak ve kabaydılar. Seslenildiğinde, hant hant ötüyor; bir dağdan inme, sonradan Devamını okuyun »
Tatilden görev yerine dönerken heyecanlıydı. Üzüntü ve sevincin harmanlandığı karışık bir duygu yaşıyordu. Aileden, yakınlardan ve dostlardan ayrılmak kolay değildi. Ama okumaya aç, bilgiye susamış, kitap okumayı seven öğrencilerin, Devamını okuyun »
—Evet herkes altmış Euro’yu hazırlasın. Altmış Euro’yu hazırlamayan sırada beklemesin.
Hafif meyilli yokuşta bekleyen kalabalıkta bir hareketlenme oldu, başlar sağa sola çevrildi, kimi cebine baktı, kimisi sıradan çıkıp şaşkın şaşkın sağa sola döndü. Tam bu sırada esnafvâri, sıtma görmemiş Devamını okuyun »
Onu gördüm rüyamda.
Öyle berrak bir rüyaydı ki… canlıydı sanki. Sarıldık. Sımsıkı. Elinin sıcaklığı elimde hâlâ. ‘Başkana söyleyin bir daha kabirleri kaldırtmasın’ dedi.
Aidiyet duygusu mu, ölümle ölmüyor mu bu duygu? Devamını okuyun »
Bir ihtişam ve yükseklik duygusu…
Eksiksiz çiğliğine hamlığına mukabil, bütün “rağmen’leri, inkârları, ufuneti” silen bir “dokunulmazlık, yücelik” hissiyatıdır Münib’i kuşatan.
Anlamlandıramadığı, adını koymadığı bir cazibenin koynunda. Daha evvel hiç tatmadığı bir muhabbet demlenmesi. Aidiyet; ebediyet, uluhîyet sesi… Devamını okuyun »
Kapının zili çaldığında gelenlerin beklenenler olduğu evdeki herkes tarafından biliniyordu. Ama hiçbir kelime söylenmedi. Beklendi sessizce.
Evin meraklısı olan küçük kız, kapının otomatiğine koştu ve Devamını okuyun »