ZERRİN’İN HİKAYESİ
Evimize Meçhul bir yerden gelmişti. İlk önce bahçe kapılarında, pencere kenarlarında kuyruğunu kaldırarak, sırtını kamburlaştırarak, minimini başının zarif toslarıyle duvarlara sürünerek, evden bir kabul lütfu Devamını okuyun »
Evimize Meçhul bir yerden gelmişti. İlk önce bahçe kapılarında, pencere kenarlarında kuyruğunu kaldırarak, sırtını kamburlaştırarak, minimini başının zarif toslarıyle duvarlara sürünerek, evden bir kabul lütfu Devamını okuyun »
I
Karabibik bugün erken kalkmıştı. Tarlasına harım çevirmek için dün Matarlı tepelerinden kestiği pırnal fidanı dalları harman yerinde koca bir yığın halinde durmaktaydı. Sağ elinde ağzı çentikli bir tahra Devamını okuyun »
—1—
—Hanım! En son cevabını isterim, ya ben, ya kediler?
—Kediler!
Bir kocanın meyusiyeti, bir kadının hevesatı-ı bisebatı, muhabbetin, çemenzar-ı safa Devamını okuyun »
Nasıl başladı, ne vakit başladı, bilemiyorum. Ama ilk belirtiler, dokuz yaşımda iken patlak verdi.
Misafirlerle bahçede oturuyorduk. Devamını okuyun »
Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı.
Sıgarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru Devamını okuyun »
Zarfın içinden çıkan mektubun ince satırlarını çok eski bir aşinanın yüzünü hatırlar gibi tanıdı. Bu mektup ondan geliyordu. Gözlerinin önünde 30 sene evvelki son manzara canlandı:
Basit ve eski mobilyaları, yırtık perdeleri, kirli camları olan Devamını okuyun »
Hey Tanrım! Ben hepsini unutmuşum. Kırk sekiz yıllık ömrümü de, ömrümün yarıdan çoğunu dolduran memurluk hayatımı da unutmuşum. Unutmuşum, bu odadan gelip geçenlerin yüzlerini, seslerini… Ya da anımsamayı gerekli görmemişim, Bilmem ki niçin… Öyle işte. Oysa Yenidoğan’la Bakanlıklar arasındaki uzun yolu, sabahlı akşamlı Devamını okuyun »
“Bütün günlerim işkence”
“Bütün gecelerim senin olduğun yerde”
Öğleyin, iltimaslı, bol etli kuru fasulyeden sonra anatomi amfisinde buhar banyosu. Yüreğine bir bulut yerleşmiş, burnu tıkanmış, bacakları uzuyor Devamını okuyun »
Arkadaşı, yüzünün ürkek kararsızlığına bir daha eğildi. Ve sonra kitabın 16 ncı sayfasından bir bölümün 3 üncü satırına parmağını basarak “oku!” dedi:
“Kadının bir en yüce söz veriş gibi sevilmesi ve kutlanması gerekmektedir. Bu, yerine getirildikten sonra da tutulan bir söz veriştir. Kadının seçilmesi ve yalnız bir tek yaratık için geçerli olan imi alması, ruh ve vücut Devamını okuyun »
Dolana dolana odanın köşe bucağına yayılıyor, gözlerimizi yaşartıyor. Karanlık, isli. Tavan, selâm vermeğe hazırlanır biçimde üstümüze eğilmiş, bastırıyor, yerse ona inat, ortasından yukarıya doğru bir hörgüç çıkarmış .. İkisinin ortasında ezilense biz, eşyayla birlikte yoğunlaşarak gözlerimizi dolduran, herbirimizi odanın bir köşesine fırlatarak Devamını okuyun »
Mikail’in kalbi durdu. Soğuk ve yorgun bir hesaplaşma gecesinin sonunda, bakımsızlıktan eksilmiş dişleri bir türlü tamamlanamayan iki küçük çocuğunun ve dudaklarından kahırlı beddualar dökülen karısının hazin bir sessizlik ve fakirlik içinde oturdukları, Devamını okuyun »
Küçük salonun fes renginde kalın, ağır perdeli penceresinden dışarı muhteşem, parlak bir suluboya levhası gibi görünüyordu. Saf mavi bir sema… Çiçekli ağaçlar… Uyur gibi sessiz duran deniz… Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında Devamını okuyun »
Şimdi Neveser diyorum ama, onu ilk defa, Feneryolu’na taşındığımız bir bahar, uzun Kalamış iskelesine yanaşmış, yolcularını beklerken gördüğüm gün, burnuna Arap harfleriyle yazılmış ismini -nev ile eser biraz bitişik mi neydi?- Nevasir diye
1.
Bizi Beyşehirden Konya’ya götüren kamyon Barsakderesi dedikleri bir boğazda sakatlandı. Şoför ve muavini motör kapaklarını açtılar. Devamını okuyun »
Erkek kapıyı açtıktan sonra geri çekildi. Geçmesi için karısına yol verdi.
Ellerinde küçük yol çantaları, bavullarıyla eve girdiler.
Bir tuhaftı evin içi. On gündür insansız kaldığını belli eden bir hava, bir yabancılık kokusu sinmişti her köşesine. Devamını okuyun »
Çocukken gidilen evler iki türlüydü: Annemin seçtiği dostluklar ve gitmek zorunda kaldığı yerler. Annemin gönlünce kurduğu dostlukları severdim ben. Çoğu dünyadan elini, eteğini çekmiş kimselerdi. Öyle yerlere gideceğimizde annemin ince Devamını okuyun »
Vapur rıhtımdan kalkıp tâ Marmara’ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:
–Çocukcağız Arabistan’da rahat eder. Devamını okuyun »
Dükkanımız tramvay caddesine bakardı. Oraya bir kış günü getirilip bırakıldığımı hatırlıyorum. Gece yarısından beri yağan karın parkları, sokakları ve evleri örttüğü soğuk ve dondurucu bir kış günü. O sabah, okuldan eve yine haber Devamını okuyun »
Yunus’un anısına;
‘paslanmaz bıçak’ gibi.
Olan o gün oldu, o gün ve o ân.
Oldu ve bitti. İlk ânda yalnızca bana oldu sanmıştım. Devamını okuyun »
Adam her yeri dolaştıktan sonra, dünyayı bulamamış, yeryüzüyle yoldaş olamamış, Attar’ın (ki o, Nişaburlu Mehmed Feridüddin’dir, ki selam ola) anlattığı Bağdat’lı Susan Meczup’a dönmüş bir halde, dünyayı keşfe çıktığı Istanbul’a döndü tekrar. Devamını okuyun »
-Sevgili ÖMER LEKESİZ’e-
GİRİŞ
(Ancak kasabalarda bulunabilecek türden geniş avlulu, iki katlı kâgir bir ev.)
Kısa boylu, tıknaz biri -Terli. Omzunda büyükçe bir çanta.- iki kanatlı ahşap kapının önünde beklemektedir. Devamını okuyun »
Yavaşça kapıyı açarak, Hatice Gülfam Hanım sessiz adımlarla içeri girdi. Birkaç gün evvel sadaret makamını ihraz eden Abdulkadir Hulûsi Paşa için zevcinin vücude getireceği kaside hakkında fikir edinmek istiyor, bunun yarılanıp Devamını okuyun »