YAKÃŽN
Hepsinin başları öne eğikti.
Dünyada yapıp ettikleri onlara hep iyi, güzel gelmişti ve böyle bir güne hiç inanmamışlardı. Nedamet içindeydiler; ama hiçbir şeyin fayda etmediği bir gündü. Herkes sadece yapıp ettiklerinin karşılığını buluyordu.
-Ey Rabbimiz, şimdi gördük ve duyduk, diye itiraf ettiler. Oysa dünyada da duymuş fakat itaat etmemişlerdi. Şimdi doğru ve yararlı işler yapmak için dünya hayatına geri döndürülmeyi talep ediyorlardı. Çünkü artık hakikate kani olmuşlardı.
Başlarını bir türlü kaldıramıyorlardı; oldukları yerde öylece kalakaldılar; ne talepleri, ne de niyazları karşılık buluyordu.
Allah onları, ebedi bir azabın içinde bırakıvermişti.
ARİM
Şehre bitişik, sağlı sollu uzayıp giden geniş bahçeleri vardı; her türlü sebze ve meyveden yetiştirebiliyorlardı. Zaten onlar mühendislik bilgisinde de çok ileriydiler. Büyük barajlarda, bentlerde topladıkları suları, kanallarla bahçelerine kadar getirmişlerdi.
Elde ettikleri zenginlik ve ihtişam gözlerini öylesine kamaştırıyordu ki; bahçelerdeki, ürünlerdeki çağrıyı duymuyor; işaretleri görmüyorlardı. Bereketli toprakları, tertemiz rızkları bahşedenin kim olduğu akıllarına bile gelmiyor; refahın ilelebet süreceğini düşünüyorlardı.
İçlerinden az bir kısmı hariç, İblis’i haklı çıkarmışlardı.
Aniden barajlarının yıkılmasına bir anlam veremediler oysa ne kadar da muhkem yapmışlardı. Sonra sular bentleri yıktı, kanallardan taştı.
Bereketli topraklar üzerindeki cennet gibi bahçelerinden geriye sadece böğürtlen, ılgın ve yabani birkaç sedir ağacı kalakaldı.
ÅžEK
Can damarlarından yakalanmışlar; kaçacak bir yer bulamayınca korkuyla büzülüp kalmışlardı.
-Tamam, biz şimdi ahirete inandık, diye yalvarıp duruyorlardı.
Ama çok geçti ve dünya hayli uzaklarında kalmıştı. Oysa dünyadayken, kavrayışlarının ötesinde olanlara dil uzatıyorlardı.
Artık dünyadan çok uzaktaydılar ve istekleriyle, özlemleriyle aralarına bir set çekilmişti; onlardan önce yaşayıp gitmiş olanların da başına gelenler gibi. Onlarda hayattayken inanamamış, tereddütler içinde boğulup gitmişlerdi.
-Tamam, demişlerdi biz şimdi ahirete inandık.
SAYHA
Kendilerine gönderilen iki elçiyi de yalanlamışlardı; üçüncüsünü de.
-Siz de bizim gibi ölümlüsünüz. Ayrıca Râhman herhangi bir vahiy de yollamış deÄŸil. Sizler yalancılarsınız. DoÄŸrusu bize uÄŸursuzluk getirdiniz. EÄŸer bundan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taÅŸlayacak ve başınıza bir bela saracağız. Kaderlerinin iyi de kötü de olsa, kendileriyle birlikte olacağı hatırlatıldı onlara. Hakikati can kulağıyla dinlemeleri tavsiye ediliyordu; ama onlar…
O esnada kentin uzak bir tarafından, bir adam koşarak geldi;
-Ey kavmim bu elçilere uyun, dedi; sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere. Bana gelince, neden beni yaratmış olan ve hepinizin dönüp varacağı Allah’a kulluk etmeyeyim? Neden, O’ndan başka ilahlar edineyim? Eğer, Râhman bana bir zarar vermek isterse ne onların şefaati zerre kadar fayda getirir, ne de bizzat kendileri beni koruyabilir. İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum. Ben Rabbinize iman ediyorum; bana kulak verin.
Ona, Cennete gireceksin, denildiÄŸinde;
-Keşke kavmim bunu bilseydi; Rabbimin beni bağışladığını ve beni saygın kişiler arasına dahil ettiğini.
Ondan sonra kavminin üzerine ne gökten ordular indirildi ne de başka bir şey. Bir çığlık.
Sadece bir çığlık…






