1 Eyl 2008

| Yazı-Öykü Çalışmaları

ADI ANILINCA AŞKI KENDİSİYLE TAÇLANDIRAN

Duvarların neminden utanıyor kirpiklerim. Bu nasıl ağlamak o zaman? Harf harf akarken hayat farza niyet bir hikâye düştü payıma. Azımsanmayacak bir açlıkla okudum hikâyeyi, benim yaşadığımdan haberim bile yokken. Bir nehir üşürken yatağında ve gökyüzü yamanırken kurşunî bir öfkeyle, ben harfimden çıktım. Sessiz kaldım. En aşk yanlarımı zaptedemezken bilcümle aşkla, hayatın kaderi hayata düştü, ben öldüm diye/bilirken. Severek ve yağmalayarak azaltır mı insan kendi harici kendini?

Vedasız bir gidişin terke müptela yolcusuyum. Arkamdan el sallamayacak kadar izsizim. Kaderi silinmiş hangi harflerle yazılabilir üç noktaya sığmayan bu ayrılık? Helen! Ben aşk sonu varılan uçarı bir uçurumum ama baş üstü düşmekten yoruldum. Şimdi orada İstanbul duruyorsun ya içime, ezbere söylenemeyen şarkılarla geçiyorum sokaklardan. Uzağınım; ellerimde yangın isinin havai kokusu. Ey cehennemin yüzü, cennetin kalbi Helen! Sen o tiren garında akşamüstü unutulmuş asabi bir öpüşsün; tuzumun tadını dudağında terk ettim. Şimdi beni gizlice sök senden. Diz üstü suslarla merdiven başı bekleyişlerden çağırma beni. Kederin uzun metrajlı bakışlarındayım, adım atsam düşerim. Hiçbir şey değil de kokunla ölecek olmak zor geliyor.

Ben ölüydüm sense toprağım ve ben ancak sana gömülebilirdim. Düştük rüzgârın peşine. Küstürdük annemin diline düşen feryada özenen vapurları. Al bendeki aşkı, kadınlığının çıplaklığına hırka ör.

Aşk yüzünün aynısını aynadan seyretmekse bu düş gören kırıklar neden senin aklını yokluyor? Vazgeç kadınım sesimin en dokunaklı haliyle ağlamaktan. Aşk bende suskun kalıyor. Bugün orada ay ışığı mı var? Yoksa güneşin kıvılcımlarından har mı topluyorsun ya da kalbimin karanlığından kendine gece mi örüyorsun, beni zifirilikte terk etmek için? Yanlış zarları atıyor kalbim. Ayaklarımın altından ırmak sarsıntısıyla geçen yağmurların aldatıcı berraklığını avuçluyorum. Kirpiklerimden dökülüyor tarumar savrukluğun ılık damlaları. Acımdan içimi yırtıyorum; kasvet ağır geliyor gün yüzüme. Yolların sonu son değil bu şehirde. Sus ağlayışımın hazin rengi. Ağlayacaksan yeşil ağla. Kan dökmek reva değil heba bir ömrün mezar taşının eşiğinde. Yaşamak bir orospu çığlığı kadar basittir bilesin. Anlatacak çok şeyi olanın suskunluğu büyük oluyor ne yazık ki.

Tövbe deyince kanıyor aşkın dudağı. Alnında güzelin günahını taşıyor tene dokunan ateş-i malum. Günah gibi yakıcısın. Yakıcılığında yitiyorum. Biliyor musun, ölmek için aşktan gayrı sebep bilmiyor İstanbul. Helen! Bırak göğsünden akan bir damla terde ıslansın yanağım. Üstüne basıp geçtim ey aşk! Yokluğunu aratma bana.

Esmerliğini eskimeye yüz tutmuş şehrin duvarlarına resmeden kız! “Acını bırak da git’’ diyorsun. Oysa acı biriktirildiğinde ağlanabiliyor ve ağlanarak yıkanan acının hükmü sarfınazar edilemiyor. Aklım harımdan öte fikrime karışıyor. Yol yakınken aşka, güzelliğimde eriyeyim. Saçlarıma dokunan rüzgar yüzüme kahırdan ilmek vuruyor. Can can sana dolanmanın diyetiymiş adım adım yokluğunla büyümek. Helen! Seni sevmek en iyi yanlarımı öldürmektir ve senin olmak tenin harını aşka secde ettirmektir. Bir adım yokluğumsun, ne çare ateşinin atlasına inemiyor gemilerim. Serseri bir mayın gibi kalbime çarpıp dursan da kanamalı güzelliğin anlatılmaz olanısın. Seni anlatamamanın cezbe dahil sarhoşluğundayım. Her dokunuşa bir mısraın eşlik edip seni doludizgin yağmalayacağı vakti bekleyerek zamanı kutsa.

Aşka tâbi olan sır hiçliğin satır arasıdır, kaybolursa çözülür ilmek. Nefes nefese karışınca ve ten tenin ateşiyle yanınca aşk sema dönen semazenin duası gibi çıldırmış bir cezbenin ta kendisi olur. Ak gerdanda sabaha varan gece, aşka imanla tamamlanan en kutsal zamandır. Güzel, cennetten mi düştün? Ne güzelsin, dünyaya sürgün müsün?

Yar saçının açtıkça kördüğüm olan düğümlerinde kendime yüz arıyorum tel tel boğulmak için. Oysa tez bir ayrılıktan daha fazlasıydı saçların, durmadan yüzümde gezinen. Kayboluyorum sende, yokluğun çoğaltıyor beni. Sana her yaklaştığında içim gözlerim aslında eriyor. Sevmek için yarattığım putlardan gölgemi sakınamıyorum. Dehlizlerin soğuk karası rengini soluklamıyorum, nefesim kefene beş parmak kala yırtılıyor. Gelsen eşikler ayaklanır eşiğine ilişmek için. Gelsen toprak çatlar sesinle. Sen ruhuma indin, ki susuzluktu ruhumun bildiği, aşk doyasıya susamaktı, can yürüdü ardınca. Öyle bir gelişle gel ki aşk bastığın toprağa yüz sersin. Öyle gel ki kalp kendini es geçsin ve öyle güzelsin ki Helen, cemal güzelliğinden vazgeçecek bu kayıplıkta.

Helen! Yalnızlığımın sebebini yüzünde arayarak yitirdiysem de hesabı bende kirpiğine çöken sisin. Hayalimde esir kalan bir parça deniz karanlığısın. Seviyorum seni ve her gün yeniden sevebilmek için unutmak istiyorum.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn