MECZUP ŞAİR: BÜTÜN SAKSILARDAN SEN Mİ SORUMLUSUN BAHÇIVAN

MECZUP ŞAİR: BÜTÜN SAKSILARDAN SEN Mİ SORUMLUSUN BAHÇIVAN
3 Haziran 2016 - 2:16

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hırsızlık; para, malınımı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? Victor Hugo...

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?

Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hırsızlık; para, malınımı çalmaktır?

Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?

Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

“Kopma (Detachment)” adlı filme düştü içimdeki geyik. Tony Kaye’nin yönettiği Fransa yapımı film 2012 de gösterime girmişti.

Dünyadaki tüm saksılardan kendisini sorumlu tutan bir bahçıvan olabilir mi? Karşılaştığı tüm insanlara elini esirgemeyen Henry, Gloria Kasırgası sırasında tatil olan okul nedeniyle öğretmenliğe iştahlanmıştı. Ofisteki işini bırakıp hayatına renk katmak için öğretici olmaya karar veren bu adamın bir çok sorunları vardı. Bu durum başka insanlara yardım edişini elbette engellememeliydi. İnsanın bilinciyle karakteri arasında bir paralellik var mı?sorusuna cevap ararken, görünen köye de kılavuzun lazım olduğunu, Detachment filmi izleyenlere tasdik ettirir.

Kopma-Detachment-2011-poster-afisHenry, Queens’te bir ortaokulda 30 yaşında işe başlar. Bu okuldaki öğretmenlerin bir farklılık meydana getireceklerine inanır. İnsanın zor olan şeyleri öğretebilecek bir yol arkadaşına her zaman ihtiyacı vardır. Bazen Henry’nin dediği gibi “bir dolarlık banknot” gibi insan elinde dolaşır dururuz. Bu bizi kötü duruma düşürmeyebilir. İmge diline sahip bir adamın şu ifadeleri bizi gizemli dağlara çıkarır.

“Bir gün dışarı çıkıp bir lamba satın aldım. İçinden bir cin çıkıp yüksek sesle ağladı.Ancak döktüğü göz yaşları, sadece benim içindi. İşte bundan sonra her şey ters gitti.”

Carol, okulun müdürüdür. Ama çalıştığı kurumda her şey ters gitmektedir. Dr.Heart, okula gelip Carol’la bir konuşma yapar. Okulun eyalet puanının düştüğünü o yüzden tüm huysuz öğrencilerin bu okula geldiğini söyler. Tüm okullar, ebeveynlerin kucaklarından alınıp kendisine konulan koca bebeklerin beşikleridir.

Henry Barthes kenar mahalle okulunda öğretmenlik yapmıştır. Carol,Henry’nin bu tiplere aşina olduğunu düşünerek, öğrencilerinin çoğunun vasatın altında olduğunu, onları bunun üstüne çıkarması gerektiğini söyler.

Barthes, 11 A ingilizce sınıfına girer, ismini söyledikten sonra tek bir kuralının oduğunu öğrencilere anlatır. Eğer derse katılmak istemiyorlarsa dersten çıkmaları gerektiğini bildirir. Sınıf ağzı karalarla doludur.”Lanet bir homo, lezbiyen sürtük, ahbap, g.. herif” laflarını görgüsüz öğrenciler sınıfta rahatça söylerler. Bir öğrencisinin sınıftan çıkmasını söyler. Bir kağıt çıkarıp kompozisyon yazmalarını ister. Konusu şudur: “Öldüğünüzü farzedin, arkanızdan aileniz ya da arkadaşınız hakkınızda ne konuşur”. Ağzı sifonsuz bir öğrenci eğer sorusuna cevap vermezse çantasını paramparça edeceğini Henry’ye söyler ve fırlatır.”Henry’nin verdiği cevap mükemmeldir. “-Çantanın hisleri yok, içi boş. Benm de hislerim yok beni incitemezsin” der. Sonra devam eder:”-Öfkeni anlıyorum. Ben de önceden çok öfkeliydim. Ama bana öfkelenmen için bir sebep yok. Çünkü sana fırsat vermeye çalışan az sayıda bir kişiyim.Şimdi senden rica ediyorum. Yerine otur sana kağıt vereceğim.”Bu sözle öğrencilerin dikkatlerini çekmiştir. Meredith, hocasına şimdiden imrenmeye başlamıştır. Çünkü kötü sözler duymaya alışık olanların her zaman kendilerini dinleyen birisine gereksinimleri vardır. Öğrencilerin aşağılamalarına hocasının nasıl aldırmadığını merak eder. Hennry, çoğu insanın öz farkındalıktan yoksun olduğunu, benzer durumlarda bu sözü unutmamasını Meredith’e hatırlatır.Bu arada okula yeni gelen öğretmen bir kişiyi sınıftan attırdı diye, veli öğretmene hesap sormaya gelir.” Irkçı sürtük, eğer bir daha aynı şekilde yaparsan senin g…… zencilere “ der. Bayan Madison’la Bay Henry’nin karşılaşması bu tantana arasında olur.

Yine beklediğimiz naif konuşmaları Henry’den dinlemeye devam ederiz.

kopma-detachment-2011-turkce-altyazili-izle-184“Aklımdan ne geçerse geçsin hissettiğim şeyle aynıdır. Kendime karşı samimiyim. Genç ve yaşlıyım. Alındım ve satıldım, hem de defalarca. Çoğu kişi beni göremez. Ben yokum.Tıpkı senin gibiyim”

Bir filme doktora gider gibi gireriz. Kendimizin tüm ayıplarını, yaralarını, sevinçlerini aktaran danışanlarız. İnsan sadece mesleği kadar mıdır? Bu mümkün mü. Sorumlu olduğumuz bir çok yakınımız vardır. Baş karakterin filmde güzelce ilgilendiği dedesi vardır. Ona bakıcı olarak tuttuğu Rita, hastahaneden telefonla arar. Sevgili dedesi geceleri fenalaşıp, unutkanlaşır ve yardıma muhtaçtır. İşe gidecek gibi giyinmiş ve banyoda kendini kitlemiştir. Sürekli “Patricia”diye bağırmaktadır. Henry koşarak gelir. Yorgun olduğunu dinlenmesi gerektiğini söyler. Dedesi ise “Bazı ihtiyarlar, ölmeden önce çok fazla uyuyorlar” der. Aslında ölümün her kişiye gelecek bir bariz konuk olduğunu düşünürsek, hakikaten insanın uykuya muhtaç olması yaşamın çeyreğinde iskonto yaptırıyor. Üzücü bir durum bu. Ama bir de uyuyamama hastalığı var, aynı cümleyi ona kursak kimbilir bize neler söyleyecektir. Dedesinin bakımını ihmal eden Rita’ya Henry’nin şiddetli bağırışını görünce, bazı şeylerin yumuşak sesle söylenilmemesinin gerekliliğini de düşünürüz.

İlerleyen sahnelerde Henry, otobüste bir duruma şahid olur. Bedenini satan kıza parasını vermeyen adam ona vurur. Henry , otobüsten inince kız da iner ve onu takip eder, Henry’e neden adamın kendisine vurmasına izin verdiğini söyleyince, Henry; “kaç yaşında bu duruma düştün bilmiyorum ama sorunun cevabı ben değilim” der. Kız asalak gibi davranırken bazı gerçekleri O’na söyler. Senin derdin benden çok gibi. Evine gidelim” Henry defolmasını söyler, kız acı içindedir. Henry’nin genel tavrı şudur: “Vaktimin çoğunu beladan uzak durup sorumluluk almamak için harcıyorum.”

Okulda hala psipatolojik bozukluklar yaşayan kişiler cirit atmaktadır. “Bana uzaklaştırma cezası vermeyeceksin.Yoksa ağzına bir güzel s…, seni a…”diyenlerin arasında Ellen, iç çamaşırıyla okula gelince, öğretmeni güzelce onunla konuşur ve ona “-saygınlığın için ,bir de bel soğukluğu hastalığı kapmaman için korunaklı bir kıyafet giymen gerekir” der, bunu duyunca sizler çatlayacak gibi olursunuz. Çünkü diline her geleni söyleyenlere karşı şiir gibi durmak büyük bir davranıştır.

       Henry, dedesini ihmal etmez ve onun yanına gittiğinde altını ıslatmış bir dedeye hoşlanacağı güzel sorular sorar. “Gazeteler için yazılar yazıyor musun dede?”İnsanın her durumda bilge bir hareket sergileyebilmesi ne güzel değil mi? Dede buruk bir biçimde “yaşamım kaleme almaya değmez” diye cevap verir.Ardından şöyle söyler: “Sen ne zaman buraya gelmeyi bırakırsan, işte o zaman öleceğim”

19964502.jpg-c_300_300_x-f_jpg-q_x-xxyxx27.dakika da ufaklıkla Henry’nin karşılaşma sahnesi vardır. Kızı doyurmak ve yıkamak için bir sokak kedisi gibi eve götürür. Artık Erica’yı hayata bağlama işine de sahip olacaktır. Sınıfında ki ilgilenmek istediği Meredith’in babası erkeklerin ilgisini çekecek bir kız özlemini hayalinde kurmuş olmalı ki, yeteneğini gereksiz ve çalışmalarını boş buluyor. Çirkin babalarda var ve “Halt “artık hangi tanrıysa ona kurban değil velilerin yaptıkları. Bu durum O’nu çok üzüyor. Meredith okuldan eve gitmek istemiyor. Kim kötü ağırlanan yere doğru yürümeyi isterki. Ayrıca çalışkan ve sanatçı Meredith, Henry’in dediği 1984’ü sınıfta okuyan tek kişidir.

Gerçekten de filmde dediği gibi “ bu hayat resmen angarya mıdır”. Peki Steinbeck ve Faulkner’ı, zorunlu okuma listemizden çıkarmaya çalışmalı mıydık? Bu ne işimize yarardı. Öğretmenler nesil farklarıyla başetmekte zorlanırlar, onların haykırışları çoğalır.

“-Bu çocuklar bizi kanun kaçağı yapıyor.Yargılanan, hep biziz! Her çocuk değerli, ha? Hepsi özel bir eğitime layık, ha? Bu lanet çocukların hepsi histen,insanlıktan,akıldan yoksun”

Henry, ikna edince bazen küçük toplulukların da değişebileceğine inandığından, başlar konuşmaya:

“Assimilate ne demek? Bir şeyi benimsemek, özümsemek.”ubiquitous assimilation” ne demek? Her zaman, her yerde,her şeyi özümsemek. Başımızı çaldılar.Doğru olmadığını bildiğiniz halde yalanlara kasten inanmak zorunda bırakıldık. Aynı anda iki zıt inanışı benimsemek bize öğretildi, mutlu olmak için güzel olmam lazım. Güzel olmak için estetik yaptırmam lazım. Zayıf olmam,ünlü olmam,şık olmam lazım. Delikanlılar,günümüzde,size kadınların o… olduğu söyleniyor. Sürtük oldukları, onları b….,dövmeniz, aşağılamanız,onlardan utanmanız söyleniyor. Kadınlar, bir pazarlama kurbanı. Her gün 24 saat,hayatımız boyunca,bazı güçler, ölene dek bizi aptallaştırmak için sürekli çalışacak. Bu yüzden kendimizi savunmak ve bu saçmalığı beynimize sokma girişimleriyle mücadele etmek için hayal gücümüzü canlandıracak, vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek tarzda okumayı öğrenmeliyiz. Zihnimizi savunmak ve korumak için okuma alışkanlığı kazanmalıyız.

Okula gelen yöneticilerin ağzından “Mülk, gelir sağlar.”ifadesi dökülür. “Gelişmekte olan mülkiyet değerleri, bu okulun kazanç kaynağı olacak.”ifadesiyle konuşma perçinlenir. Ağzını tam da benim istediğim şekilde tutamayan bir öğretmenin o nadide sözleri şöyledir: “-Afedersiniz, test materyalleri satmak için mi buraya geldiniz,yoksa mülk sahibi olarak endişelerinizi ortaya dökmek için mi? Baksanıza… Merak ettim de. pazarlayacağınız şu pisliğin yanı sıra patlamış mısır da veriyor musunuz? Buradaki öğretmenler, hayatlarını kitap sayfalarının arasında geçirdi ve sizce mesleğimizin amacı, yeniden satış değerini yükseltmek mi?

Para ile düşünce aynı koltukta yemek yemez. O yüzden de insanı insana yem etme kurumları da kurulmuştur.

Erica ve gibileri ne ister?

“Hissiz olmak, kolaydır. Bir şeyi önemsemekse cesaret ve ahlak ister.”“Bir çocuğun anlayışlı kalbi, en karanlık yerlerin gizemlerini kavrayabilir”. O yüzden hiç bir şekilde önyargı ile yüklü olmadan limanımızdaki her kişiye sakince yaklaşmalıyız. Mesela Meredith; hayata öğretmeniyle tutunur. Boş bir odada yüzsüz bir adam resmi yapar . Henry’e vermek için getirir, okuldan onun gitmemesini söyler ona sarılır ve ağlar. Sözüm ona Henry’e ilgi duyan bayan öğretmense onları görünce Henry’ye” kızı elliyordun” iftirasını atar. Henry sinirden sandalyeleri fırlatır. Doğru insanı en yakınları bile anlayamayabilir. İntihar etmek, geçici bir sorun için kalıcı bir çözümdür,” derler. Meredith dediği gibi yapar, kendi yaptığı zehirli siyah kekin içinde boğulur. Ya Ericanın Henry’e sözleri:

“Sen şimdiye kadar sahip olduğum, tek ailem gibisin.”Yüreğiniz acır. Boynunuz bükülür.

“Karmaşa ve gerçeklerden bizi uzaklaştıracak bir şeye ihtiyacımız var. Hiç kimse bunlar hakkında düşünmek istemiyor. Hiç kimse, bir birey olmak için vermeleri gereken mücadele hususunda, hepimizin kurtulmak zorunda olduğu acılardan nasıl kurtulacağı hakkında düşünmek istemiyor. Gençlerimize rehberlik ederek onları umutsuzluğa kapılmaktan, kendilerini değersiz hissetmekten,yanlış yola sapmaktan koruma gibi bir sorumluluğumuz var.” Film hepimize sıkıştırılmış hayat dersleri verir. Filmin sonunda omuzlardaki ağırlığın farkına varanlara, Poe’nun yıllar önce kaleme aldığı “Usher’ın Evi” başlıklı yazısıyla bu okul ve  öğrencileri eşleştirir. Çünkü bu okulun duvarlarında herkesin kendini evinde gibi hissettiği bir ruh dolaşmaktadır. ”Usher’in Evinin Çöküşü” adlı film de vardır. O’nu da bir ara izleyiniz. Filmin gagaladığı sözlerle sizi düşünmekliğinize bırakıyorum.

“Hayallerinizi başkaları veriyorsa

herhangi bir şeyi

nasıl hayal edebilirsiniz?”

kalemfarisan@gmail.com

(SİNEMA TERSPEKTİF DERGİSİ)