1 Ara 2007

CİHAN AKTAŞ | Basında Şiir

SOĞUK MEVSİMLERİN ŞİİRİ

Hayriye Ünal “Saçları Vardır Aşkın” (Dergâh yayınları, 2000) ve “Âdemin Kızlarından Biri” (Birun, 2003) isimli eserlerinden sonra üçüncü şiir kitabını yayınladı; Sert Geçecek Bu Kış (Hece yayınları, Ekim 2006).

Bu yeni kitaptaki şiirlerini okurken, ilk şiir kitabından bu yana Ünal’ın şiirlerinde mitsel simgelere dönük göndermelerde, bu simgelerin kullanımında bir azalma olduğu, buna karşılık yaşanan hayatı derinlemesine kurcalamaya yönelik bir ısrarın belirginleştiği izlenimini edindim. Yine de efsanelerle ve mitlerle ilgili, kelime ve kavramları yapıbozuma uğratarak ilerleyen, dilin yaşanılırlığını dert edinen bir şiiri var Ünal’ın. Bu şiirler bizi her daim tarihsel süreçlerin, toplumsal ilişkilerin ve tabiat sahnelerinin farklı alanlarına sürüklüyor. Şairle birlikte bu yolculuğa çıkmak istiyorsak, bunun rahat bir yolculuk olmayacağını da bilmemiz gerekiyor.

Sert Geçecek Bu Kış’ta yer alan şiirler, geniş canlandırmaları, hızlı yine de yeteri kadar belirgin geçişleri, akıp giden iç monologları ve çok çeşitli alımlanma imkânları açısından “epik” olarak değerlendirilebilir.
Ünal’ın şiiri bana kendi kuşağından şairler arasında en çok Hakan Arslanbenzer şiirini hatırlatıyor. Sadece her iki şairde de öne çıkan bir tür büyük toplumsal görünümler sunabilme başarısı da değil bunun nedeni. Her iki şairde de kendi şiirini derinleştirmeye dönük tutku ve potansiyeli, sürüp giden monologlar boyunca kelimeleri kendi içinden taşıran derin kaynağı hissediyor okuyucu.

Bununla birlikte Arslanbenzer şiirinin “erkek birey” üzerinden bir tür güvenle toplumsala yönelerek gelişen şiirine karşılık, Ünal’ın şiirinde bir sesi olabilen kadın kimliğinin olabilirliğini kurcalayan ve savunan, toplumsala uzanmayı da bu şarta bağlayan çatışmalı bir kurma çabası ağırlık kazanıyor. Arslanbenzer şiiri doğrudan kültürün dilin içinden seslenmenin getirdiği bir hakka sahip -ve bu yüzden huzursuz- olmanın naifliği hissettirirken, Ünal’ın şiirinde, aynı dili kullanabilme konusunda verilmekte olan bir mücadelenin sertliğinin sesi duyuluyor.

Kadın şairler arasında ise Ünal’ın imgeleri bana, İranlı şair Furuğ Ferruhzad’ı hatırlatıyor. Furuğ şiirinde her an çok sevdiği hayatının nasıl ellerinden kayıp gittiğini anlatıyor çoğunlukla. Ünal’ın dizeleri ise daha ziyade hayatla, yaşanması, yerli yerine oturtulması gerekenlerle ilgilidir. “Sert geçecek bu kış” diye, bize şiirinin kolay bir şiir olmadığının haberini veriyor Ünal. Ya da, “Yak kasabamı/ Çocukluğumun ortasına biraz kar indir” diye sesleniyor, Yüzüm Var Dünyaya Karşı’da. İkinci Bölüm, “Soğumaz yüreğim benim hiç soğumaz hiç hiç hiç” diye başlasa da, soğuk, karlı bir iklime adım attığımızı şair sürekli hatırlatır: (Sf. 82, 50, 62) Furuğ ise, ‘Soğuk mevsimlerin başlangıcına hazır olalım’ diye uyarmaktaydı okuyucusunu.

Ağulu, fakat dermanını da sunmaya amade bir sesi var Ünal’ın şiirinin; gerçek bir kucak, bir baba kucağına sahip olmamak mıdır yoksa bunun nedeni? (Sf. 101, 103.) Sorun belki de dildir, verili dil. Hâkim dili alıp kabul etmiş olarak görünse de kendine ait, kendi benliğinin süzgecinden geçirilmiş bir dilin peşine düşen kişi, kendini ağulamayı da göze almıştır. (sf. 75) Riyakarlığını, kalleşliğini, tuzaklarla dolu oluşunu hiç unutturmayan bir dünyada iyiliği ve yiğitliği öğrenmiş ya da bunların değerini bilen kişilerin hayata dayanabilmek için hayatı dönüştürmek, bunun için de şiir yazmaktan ve şiir okumaktan daha kabûle şayan bir yolu kalmış mıdır? Aynı zamanda inancını savunamayacak kadar zayıf düşmüş herkes için akan bir şiirdir bu. (Sf. 54, 57) ‘Yaşıtlarım hemcinslerim erkeklerim yollarda heder olmuştur”… Bunun nedeni de inançsızlık ve içtenliksiz olarak görünür. Ünal bu kitabındaki şiirlerin en azından, erkeğin yitirdiği kahramanlığa ağıt yakıyormuş gibidir.

Hiç bir şey verildiği gibi alınmamalı, yine de her şey aslına uygun olmalı! Olmak istediği şeye sonuna kadar inanmış da olsa bunun için parmağını kıpırdatmamış olan kişilerin içindeki yarılmayı duymaktayız işte! Bir bakıma yeterince beslenmediği için güdükleşen erkeklik gurununun çöküntüsünün sesleri, hıçkırıkları… “İstesem olurdum yani” diyen sestir, bu. (Sf. 35) Erkeklere özgü yiğitlik deyişlerini şair gücüyle çekip alarak yeni bir kadın duyuşuna mal etmeye çalışıyor Ünal. “Dağ olsa dediğime göre omuzlayın geçeceğim.” (Sf. 44.) Bu, tehlikeli bir girişim: Şarin sesi karakterde kayboluyor bazen. Bu artık bildik anlamda erkekçe olmayan sesi üretmek için de yaşamanın da yazmanın da sırrını içinde barındıran benliğine ulaşmalıdır, kahraman. (Sf. 14). Erkeği destana ve yiğitliğe çağıran şiir, kadını da dile hakim olarak güç kazanmaya ya da sahip olduğu gücü anlamaya çağırmaktadır. (Sf. 13) Gerçi ‘yiğit’ artık aynı zamanda kadındır. (Erkeği yiğit kılacak olan yine kadın olacaktır.) (Sf. 32, 34) Erkekçe söylem, bundan böyle sadece anlaşıldığı kadarıyla alımlanmayacak, şairenin şiirinden, mevcut kültürü de yıkayıp geçecek gibi süzülecektir. Çünkü bu erkeklik anlayışı, erkeği de öldürmektedir işte! “Düşüverdi elimizden kama kılıç bakın delindi miğfer” (Sf. 55) ki, “zağlı kılıç” da zaten kesmez olmuştur. (Sf. 61)

“Türkçenin eriyim ister er niyetine ister hatun kişi” diyen şair, dil alanında bir meydan okumayı seslendirmeye devam eder kitapta yer alan şiirlerde. Fakat bu meydan okumanın amaçları da her zaman akılda tutulmalıdır.

“SİZE ANLATACAKLARIM VAR
Hayır bu kez giz dolu bir yerden gelmiyorum
Halka açık yerlerde halka açık cürümler gördüm
Yaşlı bir kadını sürüklediler bir çocuğu kestiler
Üsame’ye küfretti bir müslüman, diyor ki
SİLAH KAÇIRMIŞ -”NE AYIP ŞEY”.
YEDİ SÜLÜN OĞLUNU KURBAN ETMİŞ FİLİSTİNLİ” (Sf. 113)

Kendi içinde gelişen, şaşırtıcı bir şiiri var Hayriye Ünal’ın ve tedirgin bir şiir sesi. İnsan merak ediyor bir sonraki şiir kitabını, soğuk bir kışın haberini verirken insanı içindeki tutku ateşini korumaya özendiren şiirlerin sonrasını…

(GERÇEK HAYAT, 09.11.2007)

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn