EFENDİM BEN SİZİN…

efendim bakın sırf siz görmeyesiniz diye dilimi boğazıma doğru itiyorum! ceplerimi, ağzımı, ellerimi, düşlerimi boşalttım; ritminden korkmayın diye kalbimi bir güzel ateşe tuttum. sizi kuşkulandırmasın diye imlasız bir yüzle dolaşmak için çok kurslar aldım; “daima dalgın ol” provasını çok sevdim fakat.

size olan sevgimden belimi kırarak, dizlerimi bükerek yürüyorum sokaklarda. bilmez miyim, ruhumun edepsizliğini size karşı. kovdum onu; şimdi hangi mülteci kampında ölürse ölsün! efendim ola ki gözünüze çarpar diye bütün kayıtlardan ismimi de sildim. ne münasebet efendim! inanmayın lütfen! yüze tamamlanası ömrünüzün saniyelerini huzursuz kılan türküleri çoktan unuttum; dilim “yaşayın efendim”den başka söz, elim “şak şak”tan başka ritim bilmez oldu.

bakın efendim işte kazdırdığım kuyu; istediğin zaman içine atın. işte yaktığım ateş; istediğiniz zaman yalınayak, yalındil, yalınruh gezdirin üstünde. ateşle sınayın yani, of dersem buradayım! işte efendim yüzüme bakın metinlerinizin özeti için ne kadar geniş (biraz ahmak bir yüz ama geniş en azından), yazın ve mühürleyin feda olsun.

efendim size “kıyıcılar sokakta” şeklinde üç cm’lik bir not göstermişler ve buna pankart demişler. size olan sevgim ve bağlılığım adına ant içerim ki yüzünün yarısı gülen o akrabalarım sırf beni gözünüzden düşürmek için yazıp cebime koymuşlar o notu.

inanmayın efendim, beni dövün ama sevin.

ama korkmayın efendim ne var sizi korkutacak bende
“bakanlar bana gövdemi görürler, ben başka yerde”


  Deneme