FARAH PEHLEVİ VE PÜREN ŞARİATİ…

Üç yıl önce iki İranlı kadını anlatmıştım: Farah Diba ile Püren Şeriati’yi… Yazımın sonunda Püren Hanım’a ait bir fotoğraf bulamadığımdan yakınmıştım. Yazıdan sonra sağolsun, Püren Hanım’ın birkaç fotoğrafını yollayan okuyucular olmuştu, yazı İhsan Şeriati’ye ait sitede Farsça olarak yayınlandı, geçen aylarda bir sempozyum için gittiğim Almanya’da yazının Almanca ve İngilizce çevirilerine de rastladım, Bonn Üniversitesinde talebe olan kız öğrencilerin elindeydi… Salt olumlu tepkiler almadı bu yazım. Özellikle Amerika’da yaşayan İranlılar ve ülkemizdeki Şah bağlısı hiç de azımsanmayacak sayıdaki İranlılar tarafından epeyce eleştirildi. ‘’Siz bir kraliçeden nasıl böyle bahsedebilirsiniz?’’ diyen mektupları bugün bile gülümseyerek hatırlıyorum. Gülümsüyorum, zira monarşi benim için hiçbir kutsallık ifade etmiyor… Etmediği gibi, hangi millete veya sekte ait olursa olsun monarşi karşıtlığı, benim antiemperyal bakış açımla ilgili bir mevzu… Kaldı ki; Farah Diba’yı kendi kaleme aldığı cümleleri üzerinden aktararak subjektif bir yorumdan çok, bizzat kendi ifadeleri bağlamında takip ediyorum.
Bu yazının başlığını da; muhalefet ve statüko diye yazabilirdim pekela! İki ayrı kadının kaleminden anlatılan iki ayrı İran’ı, mukayeseli ve eş zamanlı olarak okuma fırsatı sunuyor iki kitap bize… Birisi Farah Diba Pehlevi’nin, Dünya Kitapları’ndan çıkan ‘’Anılar’’ adlı eseri, diğeri ise Püren Şeriati’nin İhtar Yayınları’ndan çıkan ‘’Eşim Ali Şeriati’si… Bu iki kitabı benim için önemli kılan husus; yazarlarının çağdaş ve aynı memleketin aynı dönemlerini kaleme alan iki kadın olması… Aynı şehirde oldukları halde, iki ayrı kıtada yaşamış gibi birbirlerinden uzakta… Biri gülistanda, diğeri ateşte…
Her iki kadın, farklı siyasi ve dini duruşun kavşağında olsalar da, onların ortak bir insiyakı gibi gördüğüm kültürel dil taşıyıcılığı özenine ise hayret ettim. Her ikisinin de tuttuğu takvim mesela; kendi kültürel dünyalarının ve anlam dillerinin ısrarını taşıyor bence… Yılları, günleri, bayramları bizim kullandığımız takvimlerle değil de, İran takvimine göre düşmüşler kayıtlarına: Fars kronolojisi ikisinin de dili ve algısı…
İkisi de aynı memleketin evladı… Birisi ısrarla, hastalık kaparım korkusuyla memleketinin akan çeşmelerinden bir kere bile su içmediğini zikrediyor. Çok sevdiğini söylediği memleketinin suyundan bir yudum bile içmeye yüksünen bir Farah… Ne kadar komik bulsam da İran’a gittiğimde soramadan edemiyorum, ‘’sularınız temiz mi, çeşmelerinizden içebilir miyim’’ diye, bana boş gözlerle bakıyorlar soru sorduğum kişiler… Farah içmemiş ama ben hemen her çeşmesinde elimi yüzümü yıkayıp, suyun tadına bakıyorum…
Püren Hanım ise; bütün işgal, iç karışıklık ve yoksulluğunun içinden geliyor İran’ın… Suyunu içmek değil, belki de eşi rahmetli Üstad ile suyun ta kendisi olmaya azmetmiş bir yapıdalar… Püren Hanım bir üniversiteli. Öğretmen. Şeriati’nin önce okul arkadaşı , ardından dava arkadaşı, gönüldaşı…
Farah Hanım, yazdığı hatıratında İran’ın o günkü yaşama standartlarından bahsederken ortalama yaşam süresinin otuzlarda seyrettiğini dile getiriyor. Yoksulluk ve yetersiz yaşam kalitesi o dönemlerde otuz yaşı ölüm yaşı olarak belirlemiş. Fakat her ne hikmetse, ardından da iki kilonun üstündeki bir ağırlıkla taşımak zorunda kaldığı altın tacının kendisini ne kadar zorladığını da uzun uzun anlatmış… Evlilik töreni için Paris’ten özel uçaklarla getirtilen kuaförleri, terzilerini, ahçılarını… Sayfalarca anlatıyor.Aklınca devrim eleştirisi getirecek okuyucuya ama daha ilk sayfalarda, Farah Hanım’ın asıl üzüntüsünün; Külkedisi’nin, gece yarısı kabağa dönüşüveren saltanat arabasıyla ilgili olduğunu hemen anlayıveriyor insan…
Püren Hanım ise, Şah’ın güvenlik teşkilatı olan Savak’ın gözaltı, tutuklama ve işkencelerle hayatını kararttığı bir profesörün fedakar eşi. O, Saray cephesini değil, halk cephesini yazıyor İran’ın… Adım adım önce üniversiteden, ardından sosyal çevresinden ve yazım hayatından tecrit edilen çok zarif bir düşünürün hayattaki belki de tek kalkanı… Üstad Şeriati’nin önce gözaltılar ve tutuklamalar, ardından da tek kişilik hücrelerde hapsedilmesi… Sonrasında uzun ev hapisleri ve en sonunda Savak tarafından şehit edilmesi… Çocuklarının baba Ali’ye mektupları, Şeriati’nin Püren’ine yazdıkları… Kanada’dan ,Avrupa ve OrtaDoğu’ya kadar bütün dünyada Üstad’ı takip eden talebelerin – şimdi çoğu profesör veya lider- yazdıkları…
İbretlik iki yaşam öyküsü… Birisi masallardaki bir ihtişamla halkından kopuk bir yabancılaşmayı… Diğeri ise mazlumiyeti, fakrı ve mustazaflığı terennüm ediyor. Biri sürgünde ölmüş bir monarkın eşi… Diğeri ise hicrette şehit edilmiş şair ruhlu mütevazi bir profesörün hanımı…
Hatıratları okurken aşk üzerinde de düşünmüştüm… Farah bir krala aşık. Püren’in aşkı ise, emek ve saygıyla yoğrulmuş, daha çok bir arkadaşlık ve fedakarlık üzerine inşa edilmiş.
Şah için gerçek manasıyla ‘’öldü’’ denebilir Farah Diba’yı okurken bunu söyleyebilirsiniz… Farah’ın ve Şah ailesinin İran İslam Devrimi’ne niçin muhalefet edemedikleri ve edemeyecekleri de ortaya çıkıyor Farah’ın kaleminden, onlar servetleri ve sosyetik yaşamları ile dünya magazininin odak noktası… Mesela Farah Hanım ve ülkesini terk ederken yanında götürdüğü çizmeleri… Kim, ülkesinden kaçarken son moda çizmelerini de yanında götürdüğünü anlatan bir kadının muhalefetini ciddiye alır ki?
Öte yandan Ali Şeriati ise, Şah’ın susturduğu ve öldürttüğü bir kişi olarak, ruh itibariyle hala capcanlı… Eserleri dünyanın bütün dillerine çevriliyor. Kelimeleri hala ateş dolu. Eliyle değil kalbiyle yazdığı Fatıma Fatıma’dır, Kevir, bütün çöl çocuklarına bir avuç su gibi yetişiyor hala… Onun bu romantik muhalif kişiliği, öyle zannediyorum ki yaşasaydı bugünkü dünya statükosuna da en kuvvetli muhalefeti yapabilecek güçte… Ali Şeriati, çok sevdiği Hz.Zeyneb’in etekleri dibinde yatıyor. Ve muhalefet… O, en çok şehitlere yaraşıyor, monarklara değil…
Fecr Yayınları Müdürü Hüseyin Nazlıaydın’dan güzel bir mektup aldım. Üstad Ali Şeriati’nin yayın hakları ile ilgili olarak İran’a gitmişler ve Şeraiti ailesi ile telif mukavelesi imzalamışlar. Üstad’ın külliyatını çok şükür özenli bir çeviri dili ile okuma imkanına kavuşacağız. Bir de bana, Püren Şeriatı Hanım’ın resimlerini yollamışlar… Çok teşekkür ediyorum, Püren’in resmini özenle kaydettim belgelerime… Fecr Yayınları Ali Şeraiti Külliyatını iftiharla sunar…


  Deneme