DURAN ÇETİN | Eleştiri, Edebiyat, Eleştiri Yazıları
SALİK YOLA DÜŞÜNCE
Dergilerde hikâye ve farklı türlerde yazıları ile tanıdığımız yazar Yılmaz Yılmaz’ın ilk kitabı “Sâlik Yola Düşünce” “Okur Kitaplığı” yayınlarından çıktı. Hikâye türündeki kitap 112 sayfa. On beş öyküden oluşuyor.
Bu öyküleri okurken sade, arı duru bir dil, pürüzsüz bir anlatım sizi karşılıyor.
Sâlik Yola Düşünce’yi okuyunca, hemen sizi ilk yakalayan, size fısıldadığı bazı hususlar var. Bunlardan bana göre en ilgi çekeni “yolculuk” teması. Seyr-ü süluk demek mümkün mü bilmiyorum ama öykülerin derinliğinde günlük hayatta karşılaşılan davranışlarda, konuşmalarda, düşüncelerde tasavvuf ve mutasavvıf yörüngeli, insanın var olma, insan olma öyküsü yer alıyor… Tükenen ve tüketilen insan ve insanlıktan örnekler sunuyor…
Zaman zaman deneme kokusunu da hissedeceğiniz güzel öyküler doğrusu. Sıkmıyor, dağıtmıyor, bıktırmıyor… Merak unsuru kıvamında, anlaşılır olmayı hedeflediği için sizi kendine hemen bağlayıveriyor.
Kahramanları her yerde rastlayacağımız yaşamın içinden seçmiş olması da gerçekçilik özelliğini güçlendirmiş. Modornitenin insanlardaki meydan getirdiği değişikliği görmek de mümkün öykülerde. Satır araları önemli; almak istediklerimiz özgün bir şekilde serpiştirilmiş… Yılmaz’ın söylemek istedikleri bazen açık bazen göndermelerle hayat bulmuş.
Öyküler içinde biraz gezinmek, fikir verme açısından çok önemli olsa gerek. Yazarın neyin peşinde olduğu da böylece ifşa olmuş olacak:
“Az kullanılmış temiz bir kalp satılıktır” öyküsünde güncel dili dikkat çekiyor. Resetlemekten bahisle kötü baba örneklemesi dikkatten kaçmıyor.
“Sentetik Çorap” hayatımızı dildeki sentetikleşmeyi, günümüzde Osmanlı Türkçe kullanımı ve uyarıcı bir üslupla akıp gidiyor. “Sentetik çorap” başlığı (serlevha) da bize bir şeyleri fısıldıyor. Bir mektup yazmanın düşündürdükleri ve içinde bulunduğumuz dil durağı da mesajını vermekten geri kalmıyor.
“Aşağıda insanlar” hikâyesinde öyküleme günümüz insanını birebir yansıtmış olması bahse değer doğrusu. Muhasebe müdürünün yapmış olduğu yanlış işler sebebiyle işten çıkarılması, sersefil olması, yaptıklarını hatırlaması, bir mesaj veriyor okuyucuya.
“Suyun kaynağına varmak” öyküsünde “Hangi kitabın sonu var ki? Hepsi yeni bir hikâyeye çekiyor beni. Bu belki de yaşaya yaşaya tüketeceğim en büyük hikâye işte…” diyor.
“Bulduğunu sanmaktır aramak” ile huzurun peşinde koşuyor, koşturuyor. Huzurun herkesin kendisinde olduğunu da unutturmuyor.
“Şeyh Hazretlerinin Ölümü Ve Fetih” isimli öykü şeyhin kırılmış kaşığından hareketle bağlantılarımızın önemsenmesi gerektiği vurgusu güzel olmuş. Aynı olayda iki ayrı düşüncenin yansımaları ilginç, dikkat çekici bir biçimde işlenmiş…
Belki de sâlik kelimesine direk bağlantı kurulabilecek öykü “Şeyh Hazretlerinin Ölümü Ve Fetih”. Şeyh’in kırılan kaşığı üzerinden ufuk turu yaptırmak ilginç geldi bana. Güzel bir yaklaşımla anlatılanların önemi ile buluşmanızı sağlayıveriyor. Kırılan kaşık ile bağımız ve bağlantılarımızın önemsenmesi vurgusu ne güzel!
“Eylül Korkusu” ile kargaşa dolu düşüncelerden sıyrılıp mutlu olmanın yollarını öğretiyor insana, okuyucuya…
“Meczup Mustafa” düşündürüyor. Her yerin meczubu olduğundan hareketle kimin meczup olup olmadığı sorgusunu yaptırıyor.
“Yaş derseniz elli bilemedin elli beş vardır. Uzuna yakın boyu hafif çıkmış kamburu, çıkık elmacık kemikli yüzü, kavisli bir burun, uzunca karışmış saçı, sis değmiş gibi bulanık gözleri…” betimleme devam ediyor. Yerinde kullanılmış olması farklı bir katmış öyküye.
Ve böcek…
Böcek üzerinden insandaki sapma ve kaymaların dillendirilmesi, insandaki sorumluluğun büyüklüğü ortadayken sahiplenme duygusunun aşırılığı, isteklerinin bitmek tükenmek bilmeyişi manidar.
Yılmaz Yılmaz, Sâlik Yola Düşünce ile kanaatimce iyi bir başlangıç yaptı. Yolu açık olsun…














