28 Eyl 2010

EDEBİSTAN | Haberler

ATEŞTEN KELİMELER…

-Hayatımızı yansıtan, dile getiren bütün kelimeler gerçi artık ateşten kelimeler oldu ama benim size anlatacağım ateşten kelimeler eleştirmen dostum Ömer Lekesiz’in son kitabının adı.

İlk izlenimim, bu kitabın “mansur şiirlerden”  (nesir şiir) oluştuğu idi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nın  “Erenlerin bağı” nı çok severdim. Ama Ömer Bey’inkinde bir başkalık gördüm. Yakup Kadri’ninkinde şiirli tasvirler ve dilin güzelliği. Ömer Bey’inkilerde, bunlara ilave olarak bir hikmet derinliği vardı.

Şeyh Galip’ten Tanpınar’a Ziya Osman’dan Kerküklü Nevruzi’ye, Gülten Akın’dan Fuzuli’ye, aşkın dile getirilişine tanık birçok şiir, mısra, söz, bir “olmayan aşk”  gibi gelen ama yer yer somut ayrıntılarla var olduğu zannedilebilen bir aşk 
neşidesi yazıyorlar.

Arada imzasız bazı şiirler var ki bunlar eğer Ömer Lekesiz’in ise çok şaşırtıcı. atestenkelimelerkapak1-193x3003Ben onu eleştirmen bilirdim sadece.

Nedir rüzgârı bunca hızlandıran 
kalabalıklar

Tatil eder su sesini çeşmelerden,
tutsaklık

Sevginin yokuşsuz yolunda 
uçurumlar açan

Bir çiçekken seslenişlerin 
hançerende kurur

Hayat neye benzer, beklemek neye

Azrail nefesi her alına soğuk vurur

Ömer Lekesiz’in ateşten kelimeleri bir roman gibi, aşkı anlatıyor.

Kişileri, yeri, zamanı ve her şeyi var. Romana sığmayan bir kurguyla. Romandan taşarak. İşte aşkı anlatan dört cümlesi daha:

Söylenmez aşk, hal diliyle hecelenir.

Söylenmez aşk bir kapta duruldukça bulanan, bulandıkça durulan su gibidir.

Söylenmez aşk, damla damla gözyaşına vurulur.

Söylenmez aşk, ona tuza koşan kuzular gibi koşulur

(Afet Ilgaz, Yeniçağ, 28 Mayıs 2010)

-Ateşten Kelimeler bir kitap mıdır; Ömer Lekesiz nam kişi bir şârih midir? Yoksa ortada, milyonlarca ayetin/kelimenin içindeki ateşi yutan ve bununla “dile düşen” bir âdem mi vardır? Benim melalim, âdemin ateşinin kıyısında tutuşma korkusundan mı gelmektedir? Bilmiyorum. Ateşten kelimeler, bana, kendim olan bir ağlayış, bir sızlanış, bir arzu, bir tedirginlik, bir dua, bir rüya olabileceği ihtimalini dirilttiği için mi melal var? Bilmiyorum. Sussam, harcım değil; konuşsam kasvet. Beni ikisi arasında bıraktı Ateşten Kelimeler.

Ömer Lekesiz’in Ateşten Kelimeler’ini okuduktan sonra iki hal içre buldum kendimi. Fakat iki ayrı hal değil, Tanpınar’ın ifadesiyle yekpare bir an içinde iki hal: heyecan ve melal. (Mehmet Narlı, Dergah, Şubat 2010)

-Lekesiz, yaptığının farkında, kaleminin götürdüğü gitmiyor; kalemini bilinciyle ördüğü rüyanın içerine doğru itiyor. Kıssaların baş isimleri, modern zamanların bazı isimleri, yerli ve yabancı medeniyetin simge isimleri çıkar karşımıza. Özellikle Kerküklü Nevruzî’yi de anmak gerek. Altı çizilecek, yüksek sesle okunacak çok cümle var kitapta. Kitap baştan sona bu kalbî haykırışlarla dolu. Kalbin her zaman altı çizilir. Bu sebeple bir kalp sesi dinlemek isteyen için kalbe yüksek ses verecek bir kitap. (Murat Erol, Hece Edebiyat, Şubat 2010)

- Ateşten Kelimeler‘i, aşka boyandığından ateşe yazgılı kelimeler olarak okuduğumuzda, kitabın baştan ayağa aşk olduğunu görürüz. Bu aşk, pek çok yerde çok özgün dua pasajları oluşturmuştur. Tarihteki tasavvuf içerikli eserlere yazılan şerhlerde benzer bir tablo görülmesede aşka bakış, yorumlayış, aşktan hareketle hayalin, tasavvurun sınırları genişletilmiştir. Ne ki, daha önceki şerh örnekleri tasavvufi disiplinlerden geçerek aşka ulaşırken, Lekesiz, şiir mısralarından yola çıkarak aynı ‘aşk kapısı’nda okuyucuya bir vecd hali yaşatmaktadır. (Gönül Yonar Utku, Hece Edebiyat, Şubat 2010)

-“Ömer Lekesiz, kelimeleri ateşte sınayıp arındırıp bir imge sağanağı yaratır ve imgeler: sırrü’l sır’ın sır perdesinde sır olurlar. Aslında kitap boyunca yaşanan bu sağanak nedeniyle imgeler durmaksızın birbirlerini imha ederler. İmgeyle imgelenen arasındaki ilişki hemen sonra gelen imgeyle tersyüz edilir; öne çıkan bir görüntü hemen yıkılır, yok edilir. Aslında imge yoktur hep imgelenen vardır ya da başka söyleyişle gösteren yoktur, hep gösterilen vardır. “Hem gerçek dediğimiz nedir ki? İnkarımızla gerçekleşenin gerçekliğinden başka!” Evet, şimdi; Ateş’in aşkla; Kelime’nin Kün’le ilişkisini dolayısıyla aşkla kün arasındaki ilişkiyi hep hatırımda tutarak; Ömer Lekesiz’in avuçlarıma bırakıverdiği Ateşten Kelimeler’i okumaya başlayabilirim.” (Cemal Şakar, Yeni Şafak Kitap, 6 Ocak 2010)

-“Ömer Lekesiz kitaptaki metinlerdeki edebi niyetini “taklidi bir dille de olsa şerh dilinin arkeolojisine yönelmek” olarak açıklıyor. Yazar bir bakıma eski edebiyatımızdaki şerh geleneğini bugüne taşıyor. Kitaptaki metinlerde okur tasavvufla da, mitolojiyle de, felsefeyle de karşılaşıyor. Bir şiiri şerhederken tıpkı şerh geleneğimizde olduğu gibi kimi zaman yine şiire başvuruyor. Sayfalarda Kerküklü Nev-rûzî, Şeyh Galib, Nâbî, Fuzulî gibi şairlerin eserlerini okuyoruz. (…) Ateşten Kelimeler, aynı zamanda bir aforizmalar kitabı olarak da okunabilir. Yazar; ağlamak, akşam, uyku, mağara, put, gönül, kelime, rüzgâr, uzak, el, eldiven, siyah, beyaz gibi kelimeler üzerinden altı çizilecek cümleler kurmuş. Kısacası Ateşten Kelimeler, edebiyat okuruna okuma hazzı vaat ediyor.” (Murat Tokay, Zaman Kitap Zamanı, 04 Ocak 2010)

-Ömer Lekesiz, söz konusu şiirlerin her birinin dünyasını, kendi özge ve özgür dünyasıyla meczederek ‘divan şiiri’ tadında ‘aşkla’ okunabilecek bir dil ve atmosfer yaratmıştır. AteşTen Kelimeler, ‘ten yangını’ndan ‘tin yangını’na ulaşan uzamda derin bir yolculuk. (Cafer Keklikçi, Milli Gazete, 02 Ocak 2010)

-”Her sanat yapıtı yazarından, şairinden kopmaya, okurunca yeniden üretilmeye yazgılıdır.  Bunun bir belirtisi olarak eleştirmen ve yazar Ömer Lekesiz, çıkış noktasındaki bu eserleri adeta yarıyor, örtülü gerçeklerine sokuluyor. İlintili kavramların somut anlamlarını araştırırken, bir yandan da birer tasarım öğesi denebilecek kelimeleri şiirlerinden özgürleştiriyor.” (Reyhan Yıldırım, idefix , sabitfikir.com, 1 Aralık 2009)

-”Ömer Lekesiz, geleneksel şerh metodunu, modern zamanlarda kaleme alınmış şiirler üzerinde izdüşümsel bir rüya diliyle yazmış “AteşTen Kelimler”inde… Ten, bedenle ruh arasındaki can’a, dokunmaya, değmeye dair bir imkan olarak beş duyudan en mütekamiline denk gelen bir ifade… Gözü, kokuyu, tadı ve işitmeyi kendinde tümleyen dokunma yetisi, tene dair ferdileşme şansını doğuruyor çünkü… Bizi biz yapan hikayeler, eninde sonunda ten’de düğümleniyor. Ten; ateşle gül arasındaki İbrahim Peygamber misali, bedenle ruhun arakesiti… Sekiz eski şiirden, sekiz yeni hikayeye yol açan bu kitap, ışığı göğsünde parlatarak çoğaltan bir aynayı hatırlattı bana.” (Sibel Eraslan, Gerçek Hayat, 27 Kasım 2009)

***

Ömer Lekesiz’in yeni kitabı ATEŞTEN KELİMELER Selis Kitaplar arasından çıktı…

ATEŞTEN KELİMELER’deki metinlerin, şiir çözümleme yazıları olmadığı; sekiz şiirde yer alan kimi imgelerden hareketle üretilmiş sekiz öznel şerh olduğu kitabın girişinde vurgulanmış; metinlerdeki edebi niyetin, her biri bir yıldız olan şerhlerin dünyasından uzakta olanları, taklidi bir dille de olsa, şerh dilinin arkeolojisine yöneltmekten ibaret olduğu, bu yüzden metinlerde zikredilen ayetler, simgeler ve imgelerin geniş bir coğrafya ve kültürden seçildiği belirtilmiş

*

ATEŞTEN KELİMELER’de şu şiirler şerh edilmiş:

Ağlasak (Celal Sılay)
Her Akşamki Yolumda (Ziya Osman Saba) İbrahim (Asaf Halet Çelebi)
Bir Gün İcadiye’de (Ahme Hamdi Tanpınar)
Rüzgar (Sezai Karakoç)
Yağmurlu (Gülten Akın)
Nişanlı Koltuğu (Hüseyin Atlansoy)
Karagözlü Eldiven (Laedri)

ARKA KAPAK YAZISI:

Söylenemez aşk, hal diliyle hecelenir.

Söylenemez aşk, bir kapta duruldukça bulanan, bulandıkça durulan su gibidir.

Söylenemez aşk, damla damla gözyaşlarına vurulur.

Söylenemez aşk, ona tuza koşan kuzular gibi koşulur.

Söylenemez aşk, Ahmet Gazali’nin su içtiği hikmet çeşmesinden sunulur.

Söylenemez aşk, müzmin bir baş ağrısında, uykusuzluktan kızarmış gözlerde tutulur.

Söylenemez aşk, söyleyememenin eşiğinde usanmadan durulur.

Söylenemez aşk, kalpten kalbe gerilmiş incecik bir iptir, hep onun üstünde yürünür.

Söylenemez aşk, reyhan reyhan kokulur.

Söylenemez aşk, hem simurgtur, hem simurgu arayan otuz kuştur.

Söylenemez aşk, bir Monna Rosa şiiridir bağrı yanıklar tabyasına okunur.

Söylenemez aşk, söylenirse bulut bulut hüzünlere bürünür.

Söylenemez aşk, söylenirse Adem ile Havva’nın cennetteki tatlı mahçupluğunu tekrarlamak olur.

Söylenemez aşk, söylenirse mum söner, pervane divane olur.

Söylenemez aşk, söylenirse tüm kelimeler muamma olur.

Söylenemez aşk, söylenirse her sıla gurbet olur.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn