KADİR CANATAN’IN MUKADDİME SÖZLÜĞÜ
KADİR CANATAN’ın MUKADDİME SÖZLÜĞÜ -KLASİK SOSYAL BİLİMLER SÖZLÜĞÜ- Rasyo Yayınları arasından çıktı…
ÖNSÖZ
Klasik eserler, bir milletin zengin tarihsel ve kültürel mirasını aktaran ve yansıtan düşünce kaynaklardır. Düşünce ve bilim geleneği, bu klasik eserler hakkında yapılan çalışmalar ve onlara yapılan atıflarla oluşur. Bizde böyle bir geleneğin oluştuğunu söylemek zordur. Çünkü bilim ve düşünce geleneğimizi oluşturan klasik eserler tam olarak günümüz Türkçesine aktarılmadığı gibi, aktarılanlar üzerinde de yeterli çalışmalar yapılmış değildir. Mukaddime Sözlüğü-Klasik Sosyal Bilimler Sözlüğü, bu gerçekten hareketle düşünce geleneğimizin oluşturulma sürecine, bir nebze de olsa katkıda bulunmak amacıyla yapılmış bir çalışma örneğidir.
Mukaddime, artık çoğu kişinin üzerinde birleştiği üzere Müslüman dünyanın sosyal bilimler ansiklopedisi niteliğinde klasik bir eser olup, bilhassa sosyal düşünce ve sosyoloji tarihi alanındaki çalışmalar için büyük bir değer taşımaktadır. Uzun bir süre ihmal edilmişse de günümüzde yurt içi ve yurt dışında Mukaddime ve İbn Haldun çalışmalarının hız kazandığını görmek bizim için büyük bir sevinç kaynağıdır. Bununla birlikte yerli çalışmalar, çoğu zaman ilahiyat ve felsefe bölümlerinin ilgisini çekerken, hala sosyoloji ve tarih gibi sosyal bilim bölümlerinin ve sosyal bilimcilerin yeterince ilgi alanına girmemiş olması üzüntüyle karşılanması gereken bir durumdur. Çünkü İbn Haldun, her şeyden önce bir tarihçi ve sosyologdur. Bu nedenle daha çok bu disiplinlerde çalışan bilim insanlarına esin kaynağı olması gerekirdi diye düşünüyorum.
İbn Haldun’a duyduğum kişisel ilgi ve Mukaddime okumalarım, Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nde sosyoloji okuduğum yıllarımda başladı ve bugüne değin sürüp geldi. Doktora çalışmalarım sırasında bir gün hocamla sosyoloji bilimi hakkında konuşurken, ona İbn Haldun’unun adını duyup duymadığını sordum. Hocam Profesör Anton Zijderveld, uluslar arası tanınmış bir sosyolog olmasına rağmen onun adını hiç duymamıştı. İbn Haldun, yurt dışında daha çok Şarkiyat, Türkoloji ve İslamoloji gibi bölümlerde tanınmaktadır. Bunun üzerine hemen Mukaddime’nin İngilizce çevirisinden birkaç adet getirtip iki danışman hocama hediye etmiştim.
Bu güzide kişi ve eser hakkında bazı çalışmalar yapmak niyeti, üniversite yıllarımda başladı ve giderek gelişti. Daha önce çeşitli dergilerde yayınladığım makaleler dışında, kitap çapında ilk çalışmamı, İslam Sosyolojisi (Beyan Yayınları) adıyla 2005 yılında yayınladım. Bu çalışmamda, bizim düşünce geleneğimizde sosyal düşüncenin iki önemli temsilcisi olan Farabi ile İbn Haldun’u kıyasladım. Bu çalışmada ulaştığım sonuç şu oldu: Söz konusu iki düşünür, sosyal düşüncede iki ayrı ekolü temsil etmektedir. Kitap tanıtımı yapan bir dergide benimle yapılan söyleşide “Hepimiz ya Farabici’yiz ya da İbn Halduncu’yuz” şeklinde bir açıklama yapmıştım. Bununla şu mesajı vermek istemiştim: Farabi, olandan ziyade “olması gerekeni” söyleyen normatif bir sosyologdur; o, “erdemli toplum”un bir ideologu ve daha çok sosyal mühendistir. Oysa İbn Haldun, özellikle “olanı” anlamaya ve açıklamaya çalışan bir bilim adamıdır. Bu, İbn Haldun’unun kendi düşüncelerini ve değer yargılarını hiç belirtmediği anlamına gelmiyor. O, sürekli bir biçimde olan ile olması gerekeni ayırt eden; nerede ve ne zaman hangi düzeyde konuştuğu belli olan bir düşünürdür.
Sosyoloji, pozitivist anlayışa göre tıpkı doğa bilimleri gibi objektif bir bilim olma iddiasındadır. Olanı tasvir etmek ve açıklamak amacındadır. Pozitivist akıma bağlı bir sosyolog, olan hakkında yargı da bulunmaktan kaçınır. Fakat söz konusu akıma mensup sosyologların ne kadar bu ilkeye bağlı oldukları kuşkuludur. Çünkü pratikte onlar da çoğu zaman analitik düzeyle kendilerini sınırlamazlar ve normatif düzeyde de açıklamalarda bulunurlar. Hatta bu ilkesel tutum ile normatif kaygılar arasındaki gerilim onları, bilim alanında meşru görülmesi mümkün olmayan bir göz boyacılığına bile sürükler. Bu göz boyacılığı, kendi düşüncelerini bilim adına pazarlamak şeklinde karşımıza çıkar. İşte, bu husus pozitivist sosyologların bilim ile ideoloji arasındaki katı ayrıma rağmen paradoksal bir şekilde nasıl ideolojilerini bilimsel bir kılıf içinde sunduklarını gösteren affedilemez bir çelişkidir.
Her ne kadar İbn Haldun, olanı tasvir etmek ve açıklamayı esas amaç olarak önüne koymuşsa da, onun sosyolojisi katı bir pozitivizme dayanmaz. O, olanı tasvir ederken olması gereken konusunda da düşüncelerini vermekten kaçınmaz, bu konuda rahat bir tavır sergiler. Günümüzde de artık, bir avuç pozitivist sosyolog bir tarafa bırakılırsa, çoğu sosyal bilimci İbn Haldun’unun tavrını benimsemektedir: İnceledikleri konularda nesnel kalmak konusunda ısrarlı davranırken, elde ettikleri bulgular hakkında yorum yaparken kendi görüş ve yaklaşımlarını da sergilemeyi ihmal etmezler. Bu, sözünü ettiğimiz kesimin içine düştüğü göz boyacılığından daha dürüst ve etik bir tavırdır.
Bu ön düşüncelerden sonra elinizdeki eser hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Söz konusu çalışma, uzun bir dönemi kapsayan bir okuma ve düşünme sürecinin ürünü olmakla birlikte son bir yıl içinde yaptığım düzenli ve sistematik bir okuma ve yazma sonucunda ortaya çıkmıştır. Küçük bir grupla başlayan Mukaddime okumaları, daha sonra bireysel bir çalışma şekline dönüştü ve oldukça kısa sayılabilecek bir sürede bu sözlük ortaya çıktı. Bu sözlük, modern sosyoloji sözlüklerinden farklıdır ve farklı olması da normal karşılanması gereken bir şeydir. Amacımız, klasik dönemin bir birikimi olan Mukaddime’nin temel kavramlarını ve düşüncelerini ortaya koymak ve daha ileri çalışmalar için bir kaynak oluşturmaktır. Eğer bu sözlük, İbn Haldun çalışmalarını destek vermek yanında ilham kaynağı olmak gibi bir işlev yüklenirse amacına ulaşmış olacaktır.
Bilindiği üzere Mukaddime’nin Türkçe dilinde birçok tercümesi bulunmaktadır. Çalışmamızda biz Süleyman Uludağ çevirisini esas almakla birlikte, diğer çevirilere de zaman zaman göz attık. Hatta kimi zaman Zakir Kadiri Ugan ve Turan Dursun çevirilerinden de alıntılar yaptık. Bu tercihimizde, aslına bağlı çeviri ve kavramsal yapı konusunda Süleyman Uludağ’ın daha titiz bir çeviri yapmış olduğuna değin inanç önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu inanç, diğer çevirilerin önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Hatta Türkçe konusunda diğer çevirilerin daha akıcı ve başarılı olduğu bile söylenebilir. Kısaltmalar bölümünde de görüleceği üzere, hangi çeviriden alıntı yapmışsak, çevirmenin ad ve soyadlarının ilk harflerinden hareketle bir kısaltma yaparak kaynağımızı açıkça belirttik.
Kavramların tespitini yaparken genellikle iki yöntemden hareket ettik. Bazı kavramları doğrudan doğruya Mukaddime okumaları sırasında eserden çıkarttık. Asabiye, mülk, iklim, adet, ahlak vesaire gibi. Bunlar İbn Haldun’unun kendi orijinal kavramlarıdır. Bazı kavramları ise, kendimiz ihdas ettik. Bu kavramlar, genellikle günümüz sosyolojisinde bilinen modern kavramlardır. Bilgi sosyolojisi, aidiyet, ilerleme, eğitim sosyolojisi vesaire gibi. Her ne kadar İbn Haldun bu kavramları doğrudan doğruya Mukaddime’de kullanmamışsa da, bu kavramların semantik alanı içinde yer alan düşünceler ve yaklaşımlar ileri sürmüştür. Bu bakımdan kavramlar modern olsalar da, düşünceler ona ait klasik dönemin düşünceleridir. Bu kavramlar, aslında bugünden hareketle geriye doğru yapılmış bir okumanın ürünüdürler, ama tarihçilerin içine düştükleri bir hata anlamında anakronik sayılmazlar. Çünkü biz, bu noktada olmayan bir şeyi uydurmadık ya da ona bir şeyler atfetmedik; bilakis mevzubahis edilen bir meseleyi sadece kavramsallaştırmış olduk.
Bu şekilde bir kavramsallaştırma, bir anlamda yeni-İbn Haldunculuk olarak deyimlenen bir anlayışı yansıtmaktadır. İbn Haldun çalışmaları, bugün sadece onu anlamak ve anlatmakla sınırlandırılamaz. Eğer bir bilim ve düşünce geleneği kurmak istiyorsak, İbn Haldun’unu ve onun düşüncelerini geliştirmek de zorundayız. Bu anlamda sözlük, kısmen yeni-Halduncu çalışmaya bir örnek olarak gösterilebilir. Şüphesiz ki bu sözlük, bildiğimiz kadarıyla alanında yapılan bir ilk çalışmadır. Kavramlar konusunda sözünü ettiğimiz ikinci yöntemle bu sözlüğün geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi mümkündür. Belki ilerde, nasip kısmet olursa, gözden geçirilmiş ve geliştirilmiş baskıları da yapılabilir. Yeni kavramların tespit edilmesi konusunda ikincil kaynakların taranması kadar okuyucularımızın katkılarının da önemli olduğunu belirtmeliyiz.
Kavramların tespiti kadar içeriksel olarak semantik alanlarının belirlenmesi ve yorumlanması konusunda da belirli bir yöntem izledik. Öncelikle bir kavramı ele alırken, Mukaddime’de bu kavramının nasıl tanımlandığını tespit etmeye çalıştık. Amacımıza ulaşmak için sık sık ve zaman zaman da uzun alıntılar yapmayı gerekli gördük. Daha sonra ise, ikinci bir adım olarak söz konusu kavramın anlam ve önemine değin bazı yorumlar yaptık. Bu yorumlar da bir nevi yeni-Haldunculuk olarak okunmalıdır. Elbette yorumlara herkesin aynen katılmasını beklemiyoruz, başka tür yorumların olmasını da doğal karşılıyoruz. Yeni-İbn Haldunculuk, İbn Haldun ve Mukkadime üzerinde çağdaş yorumlar geliştirme konusundaki girişimleri ifade etmektedir, ancak bu çağdaş yorumların homojen bir yapı oluşturması da beklenmemelidir. Doğal olarak her İbn Haldun ve Mukkadime okuyucusu, ondan farklı şeyler anlayacak ve bu anlamda kendi perspektifinden yeni bir yorum sunacaktır. Bu benim için geçerli olduğu kadar başkaları için de geçerli bir durumdur.
Sözlük, toplam 150’ye yakın asli kavram ve 450’yi aşkın atıf kavramları olmak üzere toplam 600 civarında kavramdan oluşmaktadır. Sözlükte kavram aramayı ve bulmayı kolaylaştırmak için sözlüğün arkasına bir KAVRAMLAR DİZİNİ ekledik. Ayrıca İbn Haldun’un Mukkadime okumalarını kolaylaştırmak ve onun sosyal bilim alanındaki yaklaşımlarını yansıtmak amacıyla bir GİRİŞ bölümü yazdık. Bu bölümün hemen ardından gelen ÖNERMELER bölümünde Mukaddime’nin temel tezlerini sıraladık. Günümüz okuyucusuna bir fikir vermek için hem GİRİŞ bölümünde hem de ÖNERMELER bölümünde Mukaddime’nin kapsadığı alanları bilinen sosyal disiplinlere göre bölümledik. Bu bölümleme, klasik bir eser olan Mukkadime hakkında çağdaş okuyucuya güncelleştirilmiş bir Mukaddime versiyonu sunmakla kalmıyor, aynı zamanda İbn Haldun’unun “ilm-i umran” anlayışının nasıl bir sosyal bilim anlayışı sergilediğini de vermektedir.
Son olarak sözlüğün arkasına İbn Haldun ve Mukaddime çalışmalarını yansıtan seçilmiş bir bibliyografya ekledik. Şüphesiz ki konuyla ilgili çalışmalar bundan ibaret değildir. Biz ulaşabildiğimiz kaynaklardan ve önemli bulduklarımızdan bir derleme yaptık. Buraya bir kısım kitap (tercüme ve telif) ve makale yanında, Türkiye’de yapılmış yüksek lisans ve doktora tezi çalışmalarını da koyduk. Okuyucular, isterlerse söz konusu tezlere Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sitesinden ulaşabilirler.
MUKADDİME OKUMALARINA GİRİŞ bölümünde iddia ettiğimiz gibi İbn Haldun, sadece bir tarihçi veya bir sosyolog değildir. O, en genel anlamda bir sosyal bilimcidir ve sosyal bilim konusunda holistik bir bakış açısına sahiptir. Bu anlamda Mukaddime, bugün uzmanlaşma sebebiyle paramparça olmuş modern sosyal bilimler alanına yeni bir ışık altında bakmamızı sağlayacak yeni bir perspektif sunmaktadır. Her ne kadar Mukaddime ve Mukaddime’nin kavramlarını içeren bu çalışmamız Mukaddime Sözlüğü, Klasik Sosyal Bilimler Sözlüğü olarak adlandırılmışsa da, bu sözlük sadece geleneksel/klasik birikimi aktarmayı amaçlamıyor, bunun yanında yeni bir sosyal bilim anlayışını da gündeme getirmeyi hedeflemektedir.
Eğer bu hedefe ulaşmada Mukkadime Sözlüğü az da olsa bir katkı sağlarsa, yazar amacına ulaşmış olacaktır. Sözlük, sadece İbn Haldun çalışması yapan araştırmacı ve akademisyenlere değil, klasik sosyal düşünce, yerli sosyoloji ve sosyal bilimlerde yeni arayışlara açık olan herkese seslenmektedir. Eksikler ve katkılar konusunda tüm okuyucuların eleştiri ve katkılarına açık olduğumuzu belirtirken, yeni çalışmalara esin ve motivasyon kaynağı olmasını gönülden temenni ediyorum.
Doç. Dr. Kadir Canatan
Ağustos 2009, Balıkesir














