HAYRİSTAN CUMHURİYETİ

Peyami Safa, Yalnızız romanında Simeranya adını verdiği bir dünya kurar. Orada kötülük yoktur. İnsanların birbirini arkadan vurması yoktur. Sahtekarlık yoktur. Düzensizlik yoktur. Mutsuzluk yoktur. Haksızlık yoktur.

Golyan Devrimi öykülerinde Tahsin Yücel, kendince bir dünya yaratmaya çalışıyor. Yücel’in kurmaca dünyasıyla Peyami Safa’nın dünyası hiç örtüşmüyor. Yücel, kurmacasına Hayristan adını veriyor ama bu devletin ne yöneticine ne de halkına bir hayrı var. Yöneticiler zalim, halk açlıktan, yoksulluktan, cahillikten başını kaldıracak halde değil.

Safa, onurlu bir devlet düşlerken Yücel, realis bir kurmaca yaratabilmek uğruna fuhşun, sahtekarlığın, onursuzlun öne çıktığı bir Hayristan Cumhuriyeti kuruyor. Cumhurbaşkanından başbakanına, bakanlardan büyük iş adamlarına kadar hemen hepsi dolandırıcıdır. Tahsin Yücel bu kurmacayla, şiddetle karşı çıktığı 59 ve 60. Türkiye hükümetlerini mi eleştiriyor sorusu her öyküde öne çıkıyor? Son zamanlarda Türkiye’de artan hayır kurumlarını mı eleştiriyor? Yoksa Yardım derneklerini mi hedef alıyor? Belki de hepsini hicvediyor.

İşlediği konu itibariyle siyasi öykülerden oluşuyor Golyan Devrimi. Öykülerin çoğunda darbeyle yönetimi ele geçirenler yer tutuyor. Bu bakımdan Yücel Türkiye Cmhuriyetinin darbe tarihini hicvediyor denebilir. İngiltere sömürüsünden kurtulan Hayristan, borç batağından yine İngiltere’nin yardımıyla kurtuluyor. Ama İngilizler bire on almadan bir iş yapmazlar. Görünüşte hiçbir karşılık istemezler, bazı maden alanlarının işletmelerine masum bir ortaklık talep ederler. Sonunda anlaşılır ki o masum ortaklık işgal yıllarından daha büyük zarar vermiştir Hayristan’a. Bu anlatım Afrika ülkelerinin Büyük Britanya tarafından sömürüldüğü yılları akla getiriyor.

“Dün dündür, bugün de bugün” sözüyle hangi politkacı ve zihniyeti eleştirdiğini belirtmeye gerek yok.

Başka bir açıdan okuduğumuzda bu kitapta batı eleştirisi görebiliyoruz. Yücel batılıları birer sömürgeci, talancı olarak işliyor. Irak işgalini, Afganistan işgalini düşündüğümüzde Yücel’e hak vermemek elde değil.

Elhalas, İngilizleri kovarak kurmuştur Hayristan Cumhuriyetini. Ama Elzuhuri döneminde yeniden gelirler. Bu kez ekonomik anlaşmalarla girerler, orman arazilerini, maden bölgelerini talan ederler. George Orvel’in Hayvan Çiftliği romanında anlatılan alegorik eleştiri biçimini Golyan Devrimin’de de görmek mümkün. İngiltere eleştirisinden hareketle Yücel’in Avrupa Birliği’ni eleştirdiği de söylenebilir.

Tahsin Yücel, Kemalettin Tuğcu’nun yolundan giderek ama daha çok kurmacayı öne çıkararak siyasi öyküler yazmış. Köşe yazarlarını Macid Elfahri karakteriyle yerden yere vuruyor. Köşe yazarlarını, günün şartlarına göre, menfaatleri doğrultusunda çok rahat döneklik yapabilen insanlar olarak anlatıyor.

Haney Yaşamalı öyküleriyle, toplumsal eleştirilerle öyküye başlayan Yücel, öykü serüvenini getirdi siyasi eleştire dayadı. Buradan nereye çıkar dersiniz? Edebi türler gündelik olana ne kadar yakın olurlarsa o kadar uçurumun kenarında olur. Yazma üstüne “Yazın, Gene Yazın” dediği kitabında Yücel yazma dersi verirken yazar adaylarına, şimdi orada sözünü ettiği duruma kendisi düşüyor. Haney Yaşamalı öyküsünde bir edebiyat kaygısı, arayışı, çabası yakalamak görülebilir; ama Golyan Devrimi’nde bu çabayı, arayışı bulmak mümkün değil. Onlarca telif ve tercüme esere imza atmış Tahsil Yücel’in edebiyattan uzaklaşmaya çalışmasını neye yormak lazım? Orhan Pamuk’u kıskanmasına mı, dönemin siyasi şartlarına mı?

Bir toplumun ruh yağmasına uğramasının dillendirildiği Golyan Devrimi kuşak, nesil, sosyal ve siyasi hayat, yönetenlerle yönetilenlerin uçurumu gibi önemli konuları açığa kavuşturuyor.

Öykülerini olay ekseninde kuran yazar, Ömer Seyfettin tarzı bir son kurarak öyküleri merak merkezine oturtuyor. Hareketli, akışkan, siyasi bir olay, sonra da beklenilmeyen bir son.

Öykülerinin yorumunu bazen yazar bezen kahraman yapıyor, bundan ötürü yorumcu anlatım tarzı olarak nitelenen bir biçemle anlatıyor öyküsünü Tahsin Yücel.

Öykülerde bir polis ciddiyetini gözlemlemek mümkün. Okuru polis dedektifi gibi dolaştırdığını söylemek abartı olmasa gerek. “Yüksel ki Yerin” öyküsünde bu polisiye durumu, polis müdürü karakteriyle karşımıza çıkan Elcabbar’ın şahsında veriyor. Öykülerde bir umuda, ışığa ve sevgiye yer vermiyor yazar. Karamsar bir ruh hali, karamsar bir dünya ve karanlık bir gelecek öngörüyor. Güçlüler zayıfları eziyor ve bu hep böyle sürüyor. Bu bakımdan Yücel’e pesimist bir öykücü diyebiliriz. Öykülerde kahramanların manevi değerlerinden söz edilmeyişini yazarın dünya görüşüyle açıklamak mümkün olsa da bir eksiklik saymak yerinde olacaktır.

Edebiyatsız edebiyat oluşturmaya çalışması Yeni Lisancılar’la başlamıştı. Cumhuriyet Döneminde bazı yazarlar tarafından da sürdürülen bu düşünce Tahsin Yücel’in de desteğiyle günümüze kadar geldi. Bu tavrı sehl-i mümteni diye okumak mı lazım? Mustafa Kutlu’nun son öykülerinde siyasi olaylar olmasa da toplumsal olaylar anlatılıyor ve oldukça sade dil kullanılıyor. Yazarlar yaşlandıkça daha anlaşılır, daha çabuk okunur eserler verme gayretine mi bürünüyorlar?

İlahi bakış açısıyla anlatmayı yeğleyen yazar, yer yer araya girip okuyucuyla muhatap oluyor. Süregiden bir konuyu anlattığı Golyan Devrimi kitabını, birbirini bütünleyen öykülerden oluştuğu için, bir romanın parçaları biçiminde okumak da doğru bir yaklaşım olacaktır.

İronik yaklaşımla yazılan Golyan Devrimi haritada yerini bulamayacağımız bir ülkeyi; ama aslında bildiğimiz birçok ülkeyi anlatıyor. En belirgin ve en rahatsız edici olanı ise yazarın kendi ülkesini at gözlüğü takarak eleştirmesidir.


  Eleştiri