KARANLIK ÖYKÜLER

KARANLIK ÖYKÜLER
1 Eylül 2008 - 4:00

Hani, kolu kopsa sakin kalabilen insanlar vardır. En yakınının ölümünü sessizce kabullenen, şiddetin alasını sıradan bir olay gibi karşılayan… Ya da öyle olduklarını sandığımız, dışardan görünene aldandığımız… İçlerinde fırtınalar kopsa, olayları akıl süzgecinden geçirmeyi bildiklerinden ya da hayata ancak bu türden bir katlanma refleksi geliştirebildiklerindendir muhtemelen o duruşları. Merih Günay’ın...

Hani, kolu kopsa sakin kalabilen insanlar vardır. En yakınının ölümünü sessizce kabullenen, şiddetin alasını sıradan bir olay gibi karşılayan… Ya da öyle olduklarını sandığımız, dışardan görünene aldandığımız… İçlerinde fırtınalar kopsa, olayları akıl süzgecinden geçirmeyi bildiklerinden ya da hayata ancak bu türden bir katlanma refleksi geliştirebildiklerindendir muhtemelen o duruşları. Merih Günay’ın öyküleri bana böyle insanları hatırlatıyor, tuhaf bir soğukkanlılık aşılıyor okuyana. Günay, okuru karşısına alıp, hatta yolda yürürken koluna girip şöyle fısıldıyor: “Ey okur! Sakin ol, hayat uğrunda heyecanlanmaya değmeyecek kadar kötü.”
Merih Günay’ın Hiç adlı kitabındaki öyküler kitabın adından da anlaşılacağı gibi, sözcüklerin yetersiz kaldığı anlara işaret ediyor. Hiç sözcüğü günlük hayatta o kadar çok anlamı birden karşılar ki, çoğu kez zihnimizdeki tüm ağırlığı onun üstüne yükleriz, “hiç” der geçeriz. Hiç olmak varoluşun en yüksek mertebesi aynı zamanda. Hiç olmayı, hiçe ulaşmayı göze almak ruhu bir dizi terbiyeye yatırmayı gerektiriyor ki, mevzu epeyce uzun. Yazarın “hiç”iyse, bildik hamleleri yapmasına rağmen her seferinde hayata mağlup oluşumuzun, kanıksanmış şiddetin, saflığın, sevgi, dürüstlük ve vicdanla birlikte, mülkiyeti, tecavüzü, öldürmeyi de bulan insan aklının altını oyuyor.
Günay, açılış öyküsü “Leon”da, kurnazlıkla saflığı hiç taraf tutmadan, iki farklı insan olma biçimi gibi değil de, zaman zaman herkesin her ikisinden de olduğu, olabileceği bir durum gibi anlatıyor. “Güvercinler” adlı öykü çok karanlık ve Günay karanlık öyküleri çok güzel anlatıyor. Bu öykünün “Sevgili Suzi”yle ortak bir noktası da var ki o da hayvanlara uygulanan şiddet. İnsanın tüm kötülükleri bulan aklı ve zevk için yok etmeye çok yatkın ruhunun hayvanları aciz bırakışını okumak şiddet üzerine düşündürüyor insanı. “Nasıl bu kadar kötü olabiliriz?” diye sorarken aslında bu şiddetin kaynağının sadece kötülük olamayacağını anlıyoruz. Mesela “Kumanda Mahmut” adlı öyküde Mahmut’un başına gelenler… Kader, akıl, sezgi, bilgi… Bir tane değil ki yolumuzu çizen, hangisi ağır gelirse o yana eğiliyoruz. Mahmut, akıldan yana talihsizdi, yoksa olacak şey mi onun başına gelen?
Merih Günay’ın son öykü kitabı Hiç’te yer alan öykülerin çoğu ödüllü. Edebiyat çevrelerinin verdiği ödüller elbette değerli ama çok klasik bir şey söylemiş olma pahasına yazarın asıl ödülünün okunmak olacağını belirtmek isterim. Günay’ın ödülünü verelim.
(Notos Öykü-Ağustos-Eylül 2008)