ÖMER LEKESİZ’LE SÖYLEŞİ

ÖMER LEKESİZ’LE SÖYLEŞİ
4 Aralık 2011 - 12:23

Ömer Lekesiz, gündelik hayatımızda yaşadığımız değişimlerin sanat dallarını da etkilediğini, günlük hayatımızda ise köşeleri olmayan, daha seküler, daha ‘hoşgörülü’ bir toplum olma yolunda ilerlediğimizi söylüyor. Kendimizin belirlemediği bir kültürel düzeye tabi olduğumuzu ifade eden Lekesiz, “Köşeleri olmayan, dini rengi olmayan, sekülerleşmiş bir kültür hayatının içine çekiliyoruz.” diyor. Yazar ve eleştirmen...

Ömer Lekesiz, gündelik hayatımızda yaşadığımız değişimlerin sanat dallarını da etkilediğini, günlük hayatımızda ise köşeleri olmayan, daha seküler, daha ‘hoşgörülü’ bir toplum olma yolunda ilerlediğimizi söylüyor. Kendimizin belirlemediği bir kültürel düzeye tabi olduğumuzu ifade eden Lekesiz, “Köşeleri olmayan, dini rengi olmayan, sekülerleşmiş bir kültür hayatının içine çekiliyoruz.” diyor.

Yazar ve eleştirmen Ömer Lekesiz, köşe yazılarında kültür hayatımızı değerlendiriyor. Geçtiğimiz günlerde birkaç köşe yazısında “İslami Yayıncılık”ın geçirdiği evreleri irdelemişti. Kendisiyle kültür- sanat hayatımızın bugünkü durumu hakkında sohbet ettiğimiz Ömer Lekesiz, oldukça çarpıcı değerlendirmeler yaptı ve önemli noktalara dikkat çekti. Lekesiz, bugün İslami Yayıncılık’tan değil, yayıncılık sektöründen bahsedebileceğimizi ifade ediyor. 28 Şubat öncesinde İmam Hatipli denilen bir nesle sahip olduğumuzu ve İslami Yayıncılık olarak isimlendirilen türün revaç bulmasının da o döneme denk geldiğini anlatan Lekesiz, “İmam Hatip okullarının kapanmasından sonra İslami yayınevleri bir tür hazır arka bahçe müşterisini kaybetmiş oldular. O nedenle o kesime hizmet veren butik yayınevleri kapanmaya başladı. Genel bir okur kitlesine yönelik yayın yapmanın, bunu da kapitalist yöntemlerle yapmanın gereğine inanan kimi yayınevleri de ayakta kaldı. Ancak o yayınevleri aynı zamanda misyonlarını da kaybettiler.” diyor. Bugün İslami piyasa diye bir piyasanın kalmadığını ifade eden Lekesiz’e göre şimdi yayıncılık piyasasından söz edilebilir. Elbette hala misyon sahibi yayınevlerinin var olduğunu belirten Lekesiz, diğer taraftan “kitap üretim” şirketleri diye bahsettiği yayınevlerine dikkat çekiyor. Lekesiz, “Bu yayınevleri diğerlerine oranla, yani kimi sol tanım içinde değerlendirilebilecek yayınevlerine göre daha fazla kitap üretim şirketi gibi davranıyor.” diyor.

SOL ENTELEKTÜEL BİLGİDEN KOPTU

Entelektüel ilgilere sahip Müslümanların yayınevi ayırması gibi bir durumun olmadığını söyleyen Lekesiz; İthaki, Sel, Ayrıntı, Metis gibi yayınevlerinin kitaplarının her zaman Müslüman kesim tarafından da okunduğuna dikkat çekiyor. Bu durum ise misyonu olan yayınevlerinin de portföylerini genişletmelerine neden olmuş. Lekesiz, “İnsan, Küre, Klasik, İz, Litera, Profil, Kitabevi gibi yayınevleri daha İslam merkezli yaptıkları yayın faaliyetlerinin yanı sıra Batı’dan yaptıkları çevirilerle de Metis’in Ayrıntı gibi yayınevlerinin ortaya koyduğu yayın faaliyetine talip olmaya başladılar. Bu yayınevlerinin portföyüne baktığımızda artık Batı – Doğu gibi bir ayrım kalmadığını hemen hemen dünyadaki bütün entelektüel gelişmelere yaslanmaya çalıştıklarını görüyoruz.” diyor. Lekesiz, Sol’un giderek daha çok kadın hakları, eşcinsel hakları, gay hakları diye tabir edebileceğimiz hakların savunucusu haline gelmesinin, Müslümanları daha çok entelektüel ortama hakim bir konuma getirdiğinin de altını çiziyor.

NE DOĞU’YU NE DE BATI’YI BİLİYORUZ

Sosyolog Abdurrahman Arslan’ın bugün yaşadığımız modernizmle hesaplaşmanın aslında ikinci karşılaşmamız olduğunu söylediğini anlatan Lekesiz, “İlk hesaplaşma Yunan Felsefesi’nin İslam dünyasına aktarılmasında yaşanmıştı. O zaman başarmıştık ancak ilginç bir ayrıntı zihnime takılıyor. O dönemdeki Müslümanca idrak durumu yada Müslümanca kaynaklara yaslanma kolaylığı şimdi bizim için kaybedilmiş bir değer durumunda. Batı’dan yapılan çevirileri test edecek bir kaynak zenginliğine sahip değiliz. İmam Gazali’nin kitaplarının bile ciddi bir çevirisi söz konusu değil. Kendi kaynaklarımızdan gittikçe uzaklaştırıldık. İki arada bir deredeyiz. Doğulu olduğumuzun, farklı bir noktada durduğumuzun farkındayız ama bu hislerimizi güçlendirecek İslami sahih kaynaklardan uzun süre yoksun kaldık.” diyor. Bu nedenle başta tefsirler olmak üzere sadece Kur’an, Hadis ve Kur’an sözlükleri çalışmaları yapan yayınevlerinin, bu ihtiyacı bilerek ve idrak ederek çalışmaları halinde modernizm ile ikinci karşılaşmamızı daha kolay atlatabileceğimizi düşünen Lekesiz ekliyor, “Aksi halde biraz Doğu’yu, biraz da Batı’yı bilerek yeni bir idrak biçimi oluşturmamız zor gözüküyor.” İnsan yetiştirmek zorundayız. Şakası yok.” diyen Ömer Lekesiz, yaptığımız işi niye yaptığımızı, hangi sorumlulukla ortaya koyduğumuzu bilmekle yükümlü olduğumuzun altını çiziyor. Metis, Yapı Kredi, İş Bankası gibi yayınevlerinin kendi çevirmenlerini yetiştirdiğini söyleyen Lekesiz, bu anlamda İslami yayınevlerinin 20 yıl geride olduğunu ifade ediyor: “Bizim artık yürüyerek değil koşarak onlara yetişmemiz gerekiyor. Nuh Yılmaz, İslam Estetiğine Giriş kitabını çevirmiş. Bakıyorsunuz, çeviri değil, resmen telif. Böyle insanların sayısının artması gerekiyor. Bu insanların buraya yönelmelerinin sağlanması ve maddi yönden tatmin edilmesi gerekiyor.”

BELİRLEMİYORUZ BELİRLENİYORUZ

Sanatın diğer dallarını da değerlendiren Lekesiz, artık köşeleri olmayan bir yaşama doğru sürüklendiğimizi ifade ediyor. Gündelik hayatımızda yaşadığımız değişimlerin sanat dallarının tamamını etkilediğini anlatan Lekesiz, “Artık daha muhafazakar, daha seküler, daha hoşgörülü bir toplum olma yolunda ‘ciddi!’ bir çaba harcadığımız kesin. Aynı şekilde son on yılda daha tasavvuf merkezli, daha metafizik, mistik bir yaşam arayışı yerleşik hale gelmeye başladı. Sinemanın da bu kültürel algıya göre kendini yenilemesi içsel bir zorunluluk. Köşeleri çok sert olan ideolojik yaklaşımlar sinema düzeyinde çok fazla bir karşılık taşımıyor.” diyor. Ancak Lekesiz’e göre bu durum kültürel bir yozlaşmayı, kültürel bir karışmayı, ekletizmi hatta sentezi de beraberinde getiriyor. Lekesiz bu gidişatı ‘İzlerin birbirine karışmasından kaynaklanmış bir gelişme.’ olarak değerlendiriyor ve soruyor: “Acaba bu metafiziğe yönelişte sahiden olması gereken bir yerde miyiz, yoksa farkında olmadan dayatılan bir yerde miyiz? Farkında olmadan belirlenmiş bir düzeye tabi mi oluyoruz, o düzeyi belirliyor muyuz? Bence farkında olalım ya da olmayalım daha çok belirleniyoruz gibi geliyor. Köşeleri olmayan, dini rengi olmayan, sekülerleşmiş bir kültür hayatının içine bilerek çekiliyoruz.”

YİNE DE UMUT VAR

“Batı’yı kötülemek, reddetmenin ötesinde kendi anlayışımıza bir tür çeki düzen vermek ve sapmalarımızı gözden geçirmek için bir ayna olarak kullanmak durumundayız.” diyen Lekesiz, “Kendi kavramlarımızı İslami esaslara göre yeniden tanımlayarak, kültürel bir dönüşüme katkıda bulunabiliriz. Ancak böyle bir dönüşüm zorunluluğunu hissetmiyorsak zaten yığından biriyizdir ve zaten kaybetmişiz demektir. Kültürel değişimlerin ihtiyaç olduğunu ortaya koyan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez, dünyanın her yerinde de böyledir. 10 tane aklı başında entelektüel, münevver bu dönüşümleri yapabilecek güce sahiptir. Bizde mesele, münevver düzeyinde bu geriliğin yaşanması. Bu düzeyden baktığımızda oldukça pesimist bir tablo gözükmesine rağmen o tabloyu idrak edenlerin varlığı bana umut veriyor.” diyor.

(YENİ ŞAFAK, 04.12.2011)