1 Eyl 2010

ESRA ÖZDEMİR DEMİRCİ | Eleştiri, Edebiyat, Eleştiri Yazıları

CEMAL ŞAKAR ÖYKÜSÜNDEKİ BAZI İMGELER

Bir öykü, anlattığı konu kadar, içerdiği imgelerin zenginliği ve çeşitliliği ile de değerlendirilmelidir. İmge, öykünün estetik oluşumunu tamamlayan en önemli unsurlardan biridir. Öyküde oluşturulmaya çalışılan atmosferi destekler ve baştan sona kadar bu desteğiyle, anlatımın diri tutulmasını sağlar. Bu da, okuyucuda dikkat unsurunu öne çıkarır. Bu anlamda Cemal Şakar öyküsü, imge bütünlüğü ve hatta, imgelerin şaşırtıcı bir düzenlilik ve estetikle birbiri ardınca sıralanması ile dikkat çekmektedir.

Yazar, bu konudaki düşüncelerini aktarırken, adetâ sırrını ifşâ etmekte ve yazı eğiliminde olanların zihnine, istifade edilecek değerli bir not düşmektedir:

“Önce imgelemimde oluşan imgeler belirsiz nedenlerle birbirlerine tutunmaya başlar. Nereye varacağını bilemediğim bir yola çıkmaktır bu. Zamanla bu yolculukta kısa cümleler, bazen de paragraflar doğar. Bu notlar, anlamlı bir bütüne ulaşmaya başlayınca “tamam” derim ve yazı masasına otururum.” (Pencere – Dilemma – syf: 99 )

Cemal Şakar öyküsünde, tasarlanmış bir atmosfer vardır. Ve okuyucu, tahayyülü destekleyen  imgelerin tesiri ile, kendisini bir anda bu atmosferin içerisinde buluverir.

Cemal Şakar’da bir imge olarak ‘yüzleşme’ ilk sırada yerini alır. Bu yüzleşmelerin çoğu içseldir ve kendi içinde kendisini sorgular. Dışarıya yansımayan, yansıtılmayan iç konuşmalarla ortaya çıkan yüzleşme imgesi, Şakar öyküsüne âdeta damgasını vurur:

“Aman kızarsa kızsın, diye düşünüp bir sigara yaktı: Çakmağın alevi çehresini cama düşürdü: Yarı karanlık, yarı aydınlık görüntüyle yüz yüze gelince ürperdi: Yüzleşme, böyle bir şey mi acaba!” (Hayalperdesi – Küp- syf – 61 )

Yüzleşme, zaman zaman iç konuşmalara dönüşür. Bu iç konuşmalarda, anlatıcının hayatla hesaplaşırken irdelediği ve ortaya koyduğu asıl şey, kendi içsel sorgusudur:

“Biliyorum, küçük bir çocuğum ya da deneyimsiz bir delikanlı. Terasta müzik dinlerken, biraz daha, biraz daha yalnızım, tedirginim, kıyısından köşesinden sokulamıyorum hayata.” ( Gidenler Gidenler – Dağılan Şeyler – syf: 54 )

“Çünkü senin için yazmak; kurmak, kurgulamak, bir yapı ortaya koymak hatta bir dünya; küçük, sıradan, alelade insanlara ait bir dünya kurgulamak anlamına geliyordu; ıssızlığını başkalarının ıssızlığına katarak çoğalmaya çalışan insanların kurduğu, yaşanılası, sıcak bir dünya. Başkalarında ne buluyordun?” ( Pencere – İstidrad- syf: 106 )

Tüm bu iç sorgulamalar, beraberinde ‘boşluk’ hissini de getirir. Ve ‘boşluk’ imgesi, Şakar öyküsünün bir başka dev imgesi olarak, öyküde yerini alır:

“Ambulans sakince hareket ederken, hâlâ ölümü kabullenememişti. Geride sadece bir boşluk kalmıştı, sanki sabahleyin yeniden, bir biçimde nasılsa doldurulabilir bir boşluk.”  (Hayalperdesi – Mevlid – syf: 37 )

“ Yaşadığı boşluk her geçen gün biraz daha büyüyordu. Başka türlü bir yaşam düşünmemişti; yaşadığı boşluğu başkaca ilgilerle doldurması olanaksızdı. Bir yerlere tutunamıyor, tükenip gidiyordu. İçinde bulunduğu boşlukta sadece kendi sesi yankılanıyordu. Boşluk, sadece onun sesinin yankılarını topluyordu.” ( Pencere – Suskunluktaki hayret verici aydınlık – Syf: 60 )

Cemal Şakar öyküsünün bir diğer seçilir özelliği, anlatımı melodrama çevirmeyen, düz, yalın bir söyleyişe sahip olmasıdır. Bu yalınlık, cümle tasarrufunu da beraberinde getirir. Yani, öykü içerisinde anlatılmak istenen şey, uzun uzadı bir anlatı yerine, daha kısa bir söyleyişte, olanca netliği ile kendisini ortaya çıkarır. Cemal Şakar öyküsünü okudukça, bu yalın söyleyişin bir müziğe dönüştüğünü ve imgelerinse bu müziğe can veren notalar olarak öykü içerisinde yer bulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Gene, ‘yön’ imgesi, değinmeden geçemeyeceğimiz imgelerden biridir:

“ … uzun zamandan sonra kendime dönmüştüm; yönümü yitirdiğimden belki de, tek yön kendime dönmek, kalmıştı. Beni bilirsin, böyle anlarda, tek ve kesin bildiğim kendi yönümdür; hesapsız, kitapsız, umarsız, vakitli, vakitsiz, ve de adressiz düşerim yollara.” ( Hayalperdesi – Çığlık – Syf: 66 )

Cemal Şakar öyküsünde; yol, kapı, eşik gibi imgeler, tasavvufi boyutlarıyla öykü içerisinde çokça yer bulur. Tüm bu tasavvufi izlekler, anlatıma kattığı güçle, dikkat ve merak unsurlarını diri tutarak, baştan sona kadar okuyucuyu âdeta metin içerisine hapseder.

Bu anlamda yazara sorulmuş bir soruya, kendisinin verdiği cevap, elbette ki mühimdir:

“ Kelimeler de kanlı, canlıdırlar. Onlar da doğarlar ve vekalet ettikleri ‘şey’ hayattan çekilince ölürler. Biz dille düşünürüz. Kelimeler binlerce yıllık hatıralarıyla birlikte muhayyilemizde uçuşurlar. Ve onları hep delalet ettikleri şeylerle birlikte yan yana dizeriz; ancak böylelikle imge olurlar zaten. Bizden öncekilerle başka türlü temas kurmamızın; dahası onlardan tevarüs ettiklerimizi, bizden sonrakilere emanet etmemizin başkaca yolu yok gibi geliyor bana.” (Zaman Gazetesi – 26. 08. 2008 )

Burada atlanılmaması gereken bir diğer husus, estetik algı seviyesini sürekli arttıran sıkı bir anlatımdır. Ve elbette bu anlatımı destekleyen güçlü dil yapısı, Cemal Şakar öyküsünü her daim görünür kılmaktadır.

Son olarak söyleyebileceğimiz; estetik bütünlük ile özgün bir biçimde niteliksel yapısını kuran öyküler, hiç şüphesiz var oluşunu devam ettirecektir. Bizlere düşense, Cemal Şakar öyküsü gibi; dil, kurgu ve biçim unsurlarıyla özünü tamamlamış öykülerin izini sürerek çoğalmak olacaktır.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn