BÜYÜK DOĞU’NUN RUHU NECİP FAZIL

BÜYÜK DOĞU’NUN RUHU NECİP FAZIL
23 Haziran 2016 - 2:49

Çağımız gençliği, Necip Fazıl’a intisap edemese de onu anlatan insanlar, kalemler, eserler veçhesiyle Necip Fazıl’ı ve onun mücadelesini akıttığı Büyük Doğu’yu anlamaya ve benimsemeye gayret etmiş, ediyor da… Necip Fazıl, yenilgiye pay bırakmaksızın gençliği tutmak ve kollamak için çabalamıştır. Gençliğin ayarlarıyla/duygularıyla oynayanlara inat, gençliği ayarlarına döndürmeye çalışmıştır. Necip Fazıl, gençlik...

Çağımız gençliği, Necip Fazıl’a intisap edemese de onu anlatan insanlar, kalemler, eserler veçhesiyle Necip Fazıl’ı ve onun mücadelesini akıttığı Büyük Doğu’yu anlamaya ve benimsemeye gayret etmiş, ediyor da… Necip Fazıl, yenilgiye pay bırakmaksızın gençliği tutmak ve kollamak için çabalamıştır. Gençliğin ayarlarıyla/duygularıyla oynayanlara inat, gençliği ayarlarına döndürmeye çalışmıştır. Necip Fazıl, gençlik üzerinde derin tesirleri ve emekleri olan, çağını aşan, özgün bir karakterdir.

Necip Fazıl söz konusu olduğunda, onun şu mısralarını hatırlarım: “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış/Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” Onun Allah’ı arama yolunda sarf ettiği mücadele, acılarıyla, zorluklarıyla ve güzellikleriyle yüzündeki çizgilerde konuşlanmıştır. Yüzündeki çizgilerin haritasından ömrünün çilesini okuduğumuz bir şair, bir düşünce adamıdır Necip Fazıl. Öncülüğünü yaptığı Büyük Doğu dergisini de böyle okumak gerekir. Çile adamının çıkardığı dergi, her yönüyle fonksiyonel bir dergidir. Ülkenin nabzını tutan, fikir ve değerlere yer veren, edebî kaygıları olan, İslâmî bir davayı önceleyen bir dergidir Büyük Doğu. Çıkışından kapanana değin inişli çıkışlı bir serüveni olmuştur. Zamanın mevcut şartları gereği, dergi sürekli kapatılmak zorunda kalmıştır. Buna rağmen, bağlılık noktasında kopukluk olmaksızın, istikrarla, her çıkışında yeni bir iştiyak ve heyecanla çıkarılmıştır.

Duran Boz, “Büyük Doğu’nun Ruhu Necip Fazıl” kitabında, emek verilmiş bir inceleme ile Necip Fazıl ve Büyük Doğu’yu anlatmış. Necip Fazıl’ın yetiştiği ortam, okudukları, yazdıkları, ilk eğitimi, düşüncelerinin dayanakları, düşüncelerinin oluştuğu yataklar, sosyal ve siyasal alandaki çabaları, kitaplarının oluşum evreleri, hangi kitabı hangi devrede yazdığı, siyasî tutumları anlatılmış. Eser, ilk sayfalardan itibaren bir biyografi türü edasıyla başlasa da ilerleyen sayfalarda müellifin incelemeleri, saptamaları, çıkarımları, konuya yaklaşımları kitabın salt biyografik ve kronolojik bir bilgi aktarımında bulunmadığını gösteriyor. Biyografi ve incelemenin harmanlandığı eserde, Necip Fazıl’ın hayatı, yine kendi yazdığı şiirler, yazılar çerçevesinde anlatılmış. Necip Fazıl’ın yazdıkları ve yaşadıkları arasındaki ilişkiyi, yaşadıklarının kalemine yansımalarını görebilme açısından önemli bir eser. Duran Boz, Necip Fazıl’ın yaşamına dair şöyle bir değerlendirmede bulunarak, onun yaşamından almamız gerekenlerin önemini vurgulamış oluyor: “Necip Fazıl’ın heder edilmiş zamanlarına ağıt yakmak yerine hohlaya hohlaya büyüttüğü zamanlara dikkatlice bakmak gerekir. Çünkü söz konusu dikkatli bakışla Anadolu çoraklaşmaktan kurtulur da şuurdan şiire, hikâyeye, tiyatroya, biyografiye, tarih okuma önerilerine açılan bir hayatın mevzi kazanma deneyimi yakın noktadan okunabilir.”

Büyük Doğu’nun Ruhu Necip Fazıl, tezli bir çalışma olmuş. Bu alanda çalışma yapmak isteyen birisi için başvuru kaynağı işlevi görebilecek kapasitede hazırlanmış. Boz’un şahit olmuş bir dille Necip Fazıl’ı anlatması, okurun kitapla ünsiyet kurmasını çabuklaştırıyor. Kitapta kullanılan görseller, içeriği zenginleştirmiş. Necip Fazıl şiirinin özellikleri, eserlerinin içerikleri incelenerek okurda bir Necip Fazıl birikimi oluşturulmak istenmiş. Üstadın hayatının her karesi çok etkileyici. Ama öyle bir kare var ki, bu kare Necip Fazıl’ı Necip Fazıl yapan kare olmalı. Necip Fazıl, bir gün Şirket-i Hayriye Vapuru’na biner. Vapurda oturduğu yerin tam karşısında daha önce hiç tanımadığı birinin kendisine durmaksızın baktığını görür. Necip Fazıl, ne yapsa ne etse kendini bu bakışlardan kurtaramaz. Vapurda kimse kalmayıncaya değin bu göz hapsi devam eder. Üstad bir sigara çıkarır, kibritini bir türlü bulamaz. O esnada bakışların sahibi olan yabancı, üstadın sigarasını ateşler. Yavaş yavaş iki insan birbirine yaklaşır ve aralarında bir konuşma başlar. Necip Fazıl, hayatının en müşkül ve en mühim sorusunu sorar o anda “Zamanımızda irşada ehliyetli bir kimse var mı? Böyle birini tanıyor musunuz?” Bu kim olduğu bilinmeyen, sırlı, “Hızır tavırlı” adam, Abdulhakim Arvasi’yi söyler ve onun adresini işaret eder. O günden sonra Necip Fazıl için yeni bir hayat başlar âdeta. Bu Hızır tavırlı adamı da ömrü boyunca bir daha hiç görmez.

Anadolu’yu bir konferans salonu hâline getiren Necip Fazıl, insanları ve özellikle de gençleri hem İslâmî duyarlılığa hem de millî bilince çağırmıştır. Siyasî ya da dinî bir söylemi yaymak için üniversiteler tercih edilir. Üniversite gençliği, çalkantı için ideal bir alandır. Üniversite gençliğinin zihni bakirdir. Nereye istenilirse oraya çekilebilecek denli taze olan bu zihinler, simsarların elinde bir saatli bombaya dönüşürken, iyi öncülerin elinde mayalanır, gürbüzleşir. Duran Boz, Necip Fazıl’ın öncülüğünü vurgulayarak, onun yeniden bir zihin kurma çabası içerisinde olduğunu anlatır. “Kendisine hedef kitle olarak üniversite gençliğini seçen Necip Fazıl, kendine mahsus bir kavram dili oluşturarak alışılmış söylemin ötesinde geliştirdiği yeni anlatım biçimleriyle genç zihinleri sarsarak yeniden bir zihin kurmanın kavgasını verir.”

Necip Fazıl’ın açtığı gedikten akan suyun gümrah oluşunun bir nedeni de etkileyici hitabeti, aksiyonu ve heyecanıdır. Bu üç hareket, genç zihinleri etkilemek için en güçlü kanallardır. Enerjik tavırlarıyla dikkat çeken bu adam, eylemin bütün peteklerini doldurmuştur. Şairliği, hatipliği, Büyük Doğu Fikir Kulübü’nü kurması, Büyük Doğu dergisini çıkarması, edebiyat ve sanattan beslenmesi, estetiğe önem vermesi, hem siyasîler hem de din adamlarıyla irtibat kurması, halkın her kesimine seslenmesi; eyleminin tüm yönlerini havidir.

Büyük Doğu’nun Ruhu Necip Fazıl Kısakürek, ana hatlarıyla hazırlanmış. Duran Boz, salt ayrıntı ve tarih argümanlarından yola çıkmamış. Meselenin özünü kavramış, meselenin özünü duyurmaya çalışmış. Necip Fazıl, karanlık ve sis içerisinde nefer olmuş, kendi vicdanını kendi elleriyle kanatmış, bir milletin sesi olmuştur. Büyük Doğu’nun Ruhu Necip Fazıl Kısakürek, Üstadı ve eserlerini anlamak ve anlatmak üzere yazılmış bir eserdir.