KELEBEK KANATLI ÖYKÜLER: ANNEMİN GÖZLERİ

KELEBEK KANATLI ÖYKÜLER: ANNEMİN GÖZLERİ
10 Ağustos 2016 - 4:25

Bazı kitaplar, daha ilk dokunuşta, hüzzam makamının insanda bıraktığı o şiddetli hüznün etkisini bırakır. Hüzün duygusu, okura, yapmacıksız, içten bir anlatımla duyurulabilirse iç dökmenin tuzaklarından korunmuş olunur. Annemin Gözleri, hem ismiyle hem de kapağıyla içerisindeki hüzün ağırlıklı öyküleri âdeta yorumluyor. Mustafa Başpınar, öykülerindeki mekânları, kişileri ve anlatım şekliyle hüzün duygusunu...

Bazı kitaplar, daha ilk dokunuşta, hüzzam makamının insanda bıraktığı o şiddetli hüznün etkisini bırakır. Hüzün duygusu, okura, yapmacıksız, içten bir anlatımla duyurulabilirse iç dökmenin tuzaklarından korunmuş olunur. Annemin Gözleri, hem ismiyle hem de kapağıyla içerisindeki hüzün ağırlıklı öyküleri âdeta yorumluyor. Mustafa Başpınar, öykülerindeki mekânları, kişileri ve anlatım şekliyle hüzün duygusunu tam manasıyla geçiriyor okura. Öykülerde yerleşmiş/belirginleşmiş bir anlatım görülür.

Öyküye yakıştırdığım en güzel anlatım tarzlarından biridir Başpınar’ın öyküleme tarzı. Yaşanabilirliği, hayatımızdan geçip gidebilirliği, karşılaşma ihtimalimizin olabilirliği gibi ihtimalleri içinde taşıyan öyküleri bir okur olarak kendime daha yakın hissediyorum. Hayatımıza dair olasılık değeri yüksek olan cümleler kurduran öyküler başarılıdır, çıkarımına varmak elbette ki doğru olmaz. İçerik kadar biçim de önemli. Başpınar, tertemiz bir Türkçe kullanıyor. Sözcük seçimleri, karakterlerinin konuşmalarına yerleşen içtenlik, acı duygusunun bir malzeme hâline getirilmeden öykülenmesi, imlâ yönüyle özenli cümleler kurulması ve yapmacıklığa düşülmemesi Başpınar’ın öykülerinin başat nitelikleridir.

Başpınar’ın öykü kahramanları birbirine benzemektedir. Hemen hepsi içli, kırık, ince düşünceli, Anadolu geleneğini özümsemiş ve Anadolu’nun bağrından kopmuş karakterlerdir. Hemen her karakter, geçmişiyle bir bağlantı kurar. Yaşadıklarından yara alanlar, geçmişin kuytularına sığınır. Annemin Gözleri öyküsü, anlatıcının geçmişe dönmesiyle başlıyor. Çocukluğunun geçtiği eve bakan öykü kişisi, ev ile annesi arasında bir ilinti kurarak geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor. Annesinin arkadaşını pis ve bakımsız görmesinden ve ona karşı olumsuz davranmasından dolayı bir mahcubiyet duygusuyla hatırladığı arkadaşı Hamza, ansızın aklına düşüveriyor. “Ancak mahcup olduğu zamanlar nedense yakasını bir türlü bırakmıyor. Başını yastığa koyduğunda, yolda yürürken, bir köşede beklerken, yalnızken gelip rahatsız ediyor kaçıp durduğun duygular. Davetsiz misafirler gibi. Kovamıyorsun. Sonrası malum işte.” Annemin Gözleri, bir arkadaşlık öyküsünü anlatıyor. Her durumda, her şartta arkadaşlık ilkelerine uyulması gerektiği vurgulanıyor. Bir Şey Gelip Şurama Oturdu öyküsü, bir kadının acıklı öyküsünü anlatıyor, gereksiz işlerde kullanılan, zorla kötü söylettirilen, içten içe alay edilen Nurten’in öyküsünü. Öykü kahramanı, Nurten’e hep merhamet etmiş, ona karşı duyduğu hisse bir ad koyamamıştır, aşk mı, acımak mı, yoksa Nurten’in zavallı durumlara düşmesinden dolayı ona karşı kabaran salt merhamet duygusu mu… Yıllar sonra, karşılaştığı bir arkadaşından Nurten’in başına gelen talihsizliği dinler. İğfal edilen ve öldürülen Nurten’in öyküsü, kadın cinayetlerine karşı bir çığlık gibidir. Düşünde Olmasın öyküsü, uzunca bir aradan sonra evine dönen oğlun geçmişini karıştırması, çocukluğunu anımsaması, babasının ölümünü düşünmesi gibi duyguları anlatır. Oğul, eve döndüğünde her şeyin ıssızlaştığını, sessizleştiğini görür. “Yalnız ölüm ıssızlaştırmıyormuş demek ki bir evi.” Bu öyküde, yalnız kalmış bir annenin aklî melekelerinin zayıflaması konu edilir. Anne karakteri, gerçekle düşü ayıramaz hâle gelmiştir. Kitabın ilk üç öyküsü, taşrada geçen hayatları anlatır. Ölüm temalıdır ve hüzün ağırlıklıdır. Talihsiz Yolculuk, bir kitabın serüvenini anlatır. Sahaftan sonra kadir kıymet bilmeyen birinin eline düşen kitap, daha sonra kıymet bilen bir okurun eline düşer. Kıymet bilen okur, sahaftan aldığı 1kitabı bir kütüphaneye bırakır. Sigara parası için kütüphaneden çalınan kitap, yine bir sahafa sigara parası karşılığında satılır. Bu öyküde, kitaba nasıl dokunması ve davranması gerektiğini bilen bir okurla, bu duyguları anlamayan bir okurun davranış biçimleri incelenirken; kitaptan anlayan bir sahafla kitapla hiçbir şekilde bağ kuramayan kaba bir sahafın kitaba karşı davranışları da inceleniyor. Talihsiz Yolculuk toplumun/insanın kitaba bakışını anlatırken, onun ardından gelen, mizahî bir dille ele alınan Sabriye’nin Kerameti öyküsü de toplumun yazara bakışını anlatıyor. Sabriye’nin Keramet’inde yayın dünyasına dair bir eleştiri vardır. Bu öyküdeki yazar karakteri, varoluş sınavından geçmektedir. Işıltılı Bir Dünya’da insan yeryüzünde var olduğu sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecek olan bir konu öyküleniyor. Anne ve baba, dört gözle bekledikleri bebeklerine ışıltılı bir dünya hazırlamak için ellerinden geleni yaparlar, ama atladıkları bir nokta vardır: Taht yapılır da baht yapılmaz! Doğuştan gözleri görmeyen bebek, kendisine hazırlanan ışıltılı dünyayı göremeyecek; ama anne ve babasının göğsünde parlayan merhamet ışıltılarına ömür boyu muhtaç olacak. Öyküde anlatılmak istenen de budur. Kader var, öyleyse rıza da olmalı. Problem Yok öyküsünde, Doğu’da yapılan bir seçim etkinliği kanalıyla devlet ve millet arasındaki durumlar anlatılır. Yaralarınız İyileşti mi öyküsü, kitabın en uzun öyküsüdür. Küçük bir yere, stajyer olarak atanan öğretmenin iş aşkı zamanla boyut değiştirir. Kütüphanede çalışan kıza âşık olur. Aslında stajyer öğretmen, işini çok sevmektedir. Öğrencileriyle ilgisi çok iyidir. Okuldakilerin kıskanç tavırlarına maruz kalır bu yüzden. Kütüphane memuresine gönlünü kaptırdığından beridir her şeyden soğumuş, sonunda terk-i diyar eylemiştir.

Öyküler, hayatın açık, koyu, gizli yanlarını kelimelerle örme işlemidir. Başpınar’ın öyküleri, geniş bir zamana yayılmış, yaşanmış ve yaşanmakta olanın örgüsüdür. Bir anın fotoğrafını çekmek yerine, geniş bir anın insanda bıraktığı duyguları, izlenimleri anlatmıştır. Başpınar’ın öyküleri, gerilimsizdir ve olağanüstülüklerden arındırılmıştır. Evlek, bürük gibi kelimelerle mahallî doku öykülere taşınmıştır. Öykülerde, kelebek kanatları kadar narin bir incelik ve ifade ediş biçimi vardır. Sürprizsiz biten öykü sonları ve değişmeyen, bütün öykülere sinen anlatım tarzı, tekdüzeliğe düşürüyormuş izlenimi verse de öykücünün tarzının netleştiğini, belirginleştiğini gösteriyor.