TÜRK EDEBİYATINDA İNTİHAR OLGUSU: KENDİ KALEMİNİ KIRANLAR

TÜRK EDEBİYATINDA İNTİHAR OLGUSU: KENDİ KALEMİNİ KIRANLAR
1 Şubat 2017 - 9:35

İntihar sözcüğü ürpertiyle birlikte bir merakı da bırakır insanın içine. Bizi ilgilendirsin ya da ilgilendirmesin intihar eden birinin yaşamına dair çılgınca bir merak duyarız. Özellikle de intiharın nedeni üzerinde bir dedektif gibi durur, aynı cümlelerin üzerinden defalarca geçer, intihar sebebini saptamaya, açıklamaya çalışırız. İntihar eden kimse, tanınmış, toplumun nazarında olumlu...

İntihar sözcüğü ürpertiyle birlikte bir merakı da bırakır insanın içine. Bizi ilgilendirsin ya da ilgilendirmesin intihar eden birinin yaşamına dair çılgınca bir merak duyarız. Özellikle de intiharın nedeni üzerinde bir dedektif gibi durur, aynı cümlelerin üzerinden defalarca geçer, intihar sebebini saptamaya, açıklamaya çalışırız. İntihar eden kimse, tanınmış, toplumun nazarında olumlu bir intiba bırakmış biriyse daha da dikkatimize değer. Cemile Sümeyra, Kendi Kalemini Kıranlar’da “Türk Edebiyatında İntihar” alt başlığıyla intihar ve edebiyatı mezceden mısraların, yaşantıların, kalemlerin, yaşadığımız şu dünya üzerinde bıraktığı izleri incelemiştir.

İntihar üzerine genel bir girizgâh yapıldıktan sonra ana hatlarıyla intiharın nedenleri, yöntemleri, arka planı, etkenleri üzerinde durulmuştur. Sosyoloji, psikoloji, felsefe, teoloji gibi alanları meşgul eden intiharın, edebiyatı da meşgul eden bir olgu olduğu ortaya konulmuştur. Gerçekten de eserinde, mısrasında yahut yarattığı bir karakter üzerinde ölümü konuşan, anlatan kalemlerin intiharla ölümü deneyimlemek istemesi yaman bir haldir. Cemile Sümeyra, bu hâlin nedenlerinin neler olabileceği üzerinde durmuş ve müntehir edebiyatçıların edebiyatımıza kazandırdığı güzelliklere değinmiştir. İntiharın nedenleri sosyolojik, psikolojik, biyolojik başlıklar altında incelenmiştir. Bağımlılık yapan maddelerin kullanıcısı olan müntehir edebiyatçıların yaşamlarından daha kolay vazgeçtiği saptanmıştır. Bunun yanında, din, evlilik, yaş, cinsiyet, eğitim, ekonomik koşullar, iklim gibi faktörlerin intiharı etkilediği düşünülmüştür. Mesela, intihar etmeye eğilimli olan birinin iç dünyası karakış gibi görülmüş, dışarıda cıvıl cıvıl bir havanın varlığı, iç dünyası karakış olan birini rahatsız ederek onu intihara sevk etmiştir. Kasvetli havaların aksine içinden bereket fışkıran havalarda intiharların daha çok olduğu gözlenilmiştir. Bireyin iç dünyasıyla dış dünya arasındaki uyumsuzluğun artması, intiharı hızlandıran bir etmen olmuştur. Havanın bireyin iç hâli ile uyum göstermesi bir yaşama nedeni olurken, iç hâline aykırı bir havanın olması, kuşların cıvıldaması, çiçeklerin açması, güneşin pırıldaması bireyde bir çatışma hâlini uyandırmış ve intiharını kolaylaştırmıştır. Bireyin fizyolojik özelliklerinin toplumca dikkat çekmesi, onu topluma yabancılaştırarak kendi içine gömmüştür. Kimi insanlar fizyolojilerinin farklılığıyla baş edebilirken kimi insanlar baş edemeyerek müntehir olmayı tercih etmiştir. Herhangi bir uzvu, işlevini yerine getiremediği hâlde başarılı olan bir insana toplumun bakışında gizli bir hayranlık vardır. O uzvun işlevini, vücutta başka bir uzvun üstlendiği düşünülür. Bu iyimser bakış, kişinin kendisinde nevrotik bir bozukluğa dönüştüğünde, kendisini toplumdan soyutlayarak karamsar bir yaşam felsefesi geliştirir. Bu felsefe, onun yaşam fonksiyonlarını körelterek hayattan koparır ve intihar kaçınılmaz olur.

Kendi Kalemini Kıranlar, incelediği müntehir edebiyatçılar aracılığıyla şunu sormak istemiştir: Herhangi bir insanın intihar gerekçesiyle bir edebiyatçının intihar gerekçesi aynı mıdır? Bana en ilginç gelen intihar nedeni, bireyin aşırı kırılganlık ve hassasiyetten ötürü intihar etmesidir. Aşırı duyarlılık ve hassasiyet, insanı rakikleştiren, diğerlerinden ayıran meziyetlerken kontrol edilememesi sonucu intihar nedeni olması, çok şaşırtıcı. Bu şaşırtıcı durumun sonucu olarak en çok şairlerin intihar ettiğine ulaşılmıştır. Şairler, duygu durumları yükseklerde seyreden ve aşırı duyarlı hâli yoğun yaşayan bireyler olarak intihar kapısını daha çok aralamışlardır. Hatta bazı şairler, intihar etmeyi “onurlu bir davranış” olarak görmüşlerdir.

Yedikuleli Faizi’den başlayarak Özge Dirik’e kadar yirmi dokuz müntehir edebiyatçıyı inceleyen Cemile Sümeyra, söz konusu kişilerin intiharları üzerine yapılan söylenti/menkıbe türünden bilgilere yer vererek intiharların ardındaki en sahih bilgiye ulaşmayı amaçlamıştır. Her yazı sonunda, incelenen müntehir edebiyatçılardan beyit/gazel/mısra alıntılanması, bu ediplerin eserlerindeki ölüm temasının yalnızca tema olmadığını anlatır. Bazı müntehir edebiyatçılar, intiharlarıyla şoke edecek denli neşeli ve başarılıdır. Emir Çelebi, mesleğinde üstat ve zeki bir tabip, keyfine düşkün, padişahın dostluğunu kazanan bir muhasiptir. Bir Ali Cengiz oyunuyla padişahın gözünden düşer. Yaşadığı onur incinmesi onu hayattan koparmaya yetmiştir. Ömer İhyauddin Efendi, güzele meftun biridir. Onun gibi, güzele ve güzelliğe âşık birinin intihar etmesi incelenesi bir psiko-sosyal vakadır. Çünkü bu şekilde hayat tavrı sergileyen birinin coşkulu ve rind olması gerekir. Tokadizâde Şekip Efendi ve Rüştü Onur gibi isimler, sevdiklerini kaybetmenin acısıyla intiharı seçmişlerdir. Rasih Güran, müntehir edebiyatçıların içerisinde en dikkat çekenidir. İntihar eden ediplerden Can İren’in ardından intiharı kınayan, aşağılayan, eleştiren bir yazı kaleme almasına rağmen, İren’in intiharından birkaç yıl sonra kendisi de intihar etmiştir. İntihar şekli ilginç olan isimlerden biri de Beşir Fuad’dır. “…damarlarına uyuşturucu şırınga ettikten sonra bileklerini kesmiş, bu sırada kendini kaybedinceye kadar da hissettiklerini yazmayı denemiştir.

Yenilmişlik duygusu, sevdiklerini kaybetme korkusu, onur incinmesi, yıpranmışlık, işsizlik, siyasal sebepler, tükenmişlik, ölüme dair merak gibi durumlar edebiyatçıları hayattan koparmıştır. Kimileri intiharı hiç düşünmezken, kimileri intiharı “şaka kadar eğlenceli ve güzel” olarak tanımlamış ve intihar ederek hayatını sonlandırmıştır. Kaderin bir cilvesi gibi, müntehir edebiyatçılar hayattayken birbirlerini izlemiş, birbirlerine yakınlık duymuş ve özel ilgi beslemişlerdir. Müntehir Metin Akbaş’ın Beşir Fuad, Sadık Hidayet, Nilgün Marmara, Kaan İnce ve İlhami Çiçek’e ilgi duyması gibi. Yine Zafer Ekin Karabay da Nilgün Marmara’nın etkisinde kalarak intihar etmiştir.

İntiharın planlanmayan, ansızın karar verilen bir şey olduğunu düşünürdüm hep. Kendi Kalemini Kıranlar’daki bazı edebiyatçıların intiharı bu fikrimi değiştirdi. “İnsan, kendi ölüm tarihine karar verebilir mi?” sorusu zihnimde hâlâ ürkütücü bir soru olarak duruyor. Bu soruyu eyleme geçiren edebiyatçıların, intihar eylemlerini bir bahar coşkusu içinde gerçekleştirmeleri, intiharın ardından daha huzurlu bir dünyaya ereceklerini düşünmeleri de dünyanın başka bir yüzüymüş gibi geliyor bana. Kendi intiharını günlerce düşünen edebiyatçıların varlığını bilmek insanın kalbini acıtmıyor değil. Üstelik bazı edebiyatçıların intiharlarının nedeni aşırı sevmeleri, insanları aşırı düşünmeleri, iyilik ve güzellik konusunda aşırı hassas olmaları… Cemile Sümeyra, Kendi Kalemini Kıranlar’la bir edebiyatçının intiharını anlatmakla kalmamış, onun acısını ve ağrısını da anlatmıştır.

Cemile Sümeyra’nın “Sonuç” başlığı altında verdiği bilgiler bağlamında, kimileri intiharı bir kaçış, başka bir hayata yelken açış olarak görürken; kimileri acziyetin ve deliliğin dışavurumu olarak değerlendirmiştir. Cemile Sümeyra’nın intihar değerlendirmesi olarak şu sözlerini çok değerli buldum: “Entelektüelin intiharı, dönüşü olmayan bir göçtür. Bir nevi beyin göçüdür. Entelektüelin, birey olmanın da ötesinde yaşadığı toplumdaki konumuna ve etki gücüne bakıldığı zaman bir felakettir.” Bu düşüncelerinden dolayı, müntehir edebiyatçıların intihar eylemlerini incelemeyi uygun bulmuş ve bunları bir kitapta toplamıştır. Kendi Kalemini Kıranlar, Cemile Sümeyra’nın lisans bitirme tezine dayanmaktadır. Kendi Kalemini Kıranlar’dan (2007) sonra çıkan Hayatı Kurgulamak (2013) kitabıyla öykücü, şair ve yazarları inceleyen Cemile Sümeyra, Hayatı Kurgulamak kitabının bazı bölümlerinde de intihar olgusunu işleyerek bu konudaki çalışmalarını sürdürmüştür. Müntehir yazarların/şairlerin intiharını, eserlerindeki temalar ve yaşantıları bağlamında anlatmayı tercih etmiştir. Bu yönüyle intiharın toplumsal ve bireysel hayat için bir tehdit unsuru olduğunun altını çizerken “Bu insanları, ölüme götüren, hayattan koparan şey nedir?” şeklinde sorarak müntehir ediplerin intiharını incelemiştir. Şule yayınlarından çıkan bu kitabın baskısı tükenmiş, yeniden yapılsa meraklısı ve okuru olur diye düşünüyorum.

Anahtar Kelimeler: ,