KUDÜS: GÖNÜL VATANIM

KUDÜS: GÖNÜL VATANIM
14 Temmuz 2018 - 9:52

Durmadan yazmak istiyorum: Yetişemiyor parmaklarım, ne zihnimde güvercinler gibi uçuşan kelimelere, ne de anımsadığım eşsiz anılarıma… Anlatmak gerek diyorum. Yaşanılarak öğrenilen gerçekleri yeniden yeniden haykırmak için, paylaşmak için… Belki de tekrar tekrar hissetmek için. Gönülde derman kalmasa da dizlerinizin bağı o anki harikulade duygularla çözülse de; cezbeye kapılsanız da, hatırlamak...

Durmadan yazmak istiyorum:

Yetişemiyor parmaklarım, ne zihnimde güvercinler gibi uçuşan kelimelere, ne de anımsadığım eşsiz anılarıma…

Anlatmak gerek diyorum. Yaşanılarak öğrenilen gerçekleri yeniden yeniden haykırmak için, paylaşmak için… Belki de tekrar tekrar hissetmek için. Gönülde derman kalmasa da dizlerinizin bağı o anki harikulade duygularla çözülse de; cezbeye kapılsanız da, hatırlamak yeniden yeniden hatırlamak ne güzel.

Bismillahirrahmanirrahim!

Kudüs’e selam olsun!

Kutsal topraklara selam olsun!

Arzın kapısına selam olsun!

İsraya (gece yürüyüşüne) ve Mirac’a selam olsun!

“Tek başına bir ümmet” olan İbrahim peygambere selam olsun!

Kuyuların aydınlığı ve bereketi olan Yusuf peygambere selam olsun!

Selam olsun yed-i beyza’lı Musa peygambere!

Davut peygambere selam olsun!

SELAM şehrine selam olsun!

Ey aziz ve bereketli kılınmış belde!

Yüreğimdeki bu minicik sevgiyle haykırıyorum sana selamların en güzeliyle huzurundayım…

Kudüs benim küçük masum şehrim…

Gönül Vatanım…

Aşkını, sevdasını içime sığdıramadığım davam sen içimde arayıp da bulamadığım huzurmuşsun meğer.

Sana gelmek, seni bulmak, seni görmek, kokunu içime çekmek, sana sarılmak lazımmış. Senden önce her mutluluk bir gıdımmış meğer…

Senin verdiğin mutluluğun zerresine dahi vasıl değilmiş.

Yoksa vatan dedikleri yer sen misin? Benim gönül Vatanım… Gönlümün en nadide bölünmez vatanı. Dünya mı? O ne? Senden daha güzel bir dünya mı varmış? Unuttum huzurunda bir sen kaldın içimde, birde gönlümü yaralayan ayrılık… Özlem içimi kavuruyor, yüreğimi dağlıyor, hülyalarım hep seninle artık… Senden önce yaşadıklarım, nefes almalarım,  mutluluklarım bir hiçe dönüşüyor.

Beni kabul ettin,  bağrına bastın,  anne oldun bana. Anneler çocuklarını hiç bırakmaz! Sen de hiç gitme benden, salma bu acizin yüreğini yalnızlıklara!

Anlatmak ne güzel seni! Söylesene gönlüme bir anda nasılda düştün öyle!

Tarik oldun, refik oldun, hemhal oldun, ben oldun bana ey Kudüs!…

Dünler avuçlarımda bir sızıyken, inim inim inlerken çığlıklarım bir baktım ki uçan bir duanın şükrü sarmış beni, sana gelmek nasip olmuş bu naçara…

Arzın kapısı diyorlar, bense tarif edemediğim adlandıramadığım huzurun, mutluluğun, sevginin kapısı diyorum sana…

Çünkü bana açılan en güzel kapı sendin. Ey! Canıma can olan mukaddes şehir. Neler aştım ben seninle bir bilsen? Senden önce bir ben var mıydım ki aşılmaya değer bir şeyler olmuş olsun.  Yokmuşum ki, senden önceki yokluğumda seninle yok oldum. Hasretin içime mıhlandı; teselliyi sana beraber geldiğim arkadaşları görmekte buluyorum. Biliyorum; çünkü onlar da dokundu sana kimi yetişemediğim zamanlarla, kimi koklayamadığım kokularla, dilimin erişmekte geç kaldığı dualarla; bezene bezene, sana sarıla sarıla döndüler.

Onlarla sana yetişiyor gibi oluyorum, bir hatırlamak kalıyor bana, seni senden bana açılan eşsiz kapıları hatırlamak…

YA FETTAH!

El Halil şehrindeyiz.

Arabadan iner inmez çocukların cıvıltılı sesleri karşılıyor bizi.

‘Hoş geldin Türkiye hoş geldin Ey Türkiye ‘ Esnaftan çıkan sesler ‘ hoş geldin Ey Osmanlı‘; ne muazzam bir duygu ne hoş bir seda…

Kucaklaşıyor Filistinliler bizimle; bizi bizden daha çok seviyor daha çok önemsiyor daha çok tanıyor daha çok değer veriyorlardı. Göğüslerinde taşıdıkları bayrağın sımsıcak rengi, zamanlara ve mekanlara hükmeden gururu perçinliyordu bizleri adeta.

Vefalı insanlar güzel insanlar ne mutlu sizi tanıyabilmek…

Halil mescidine yol alıyoruz. Gözetim altında girmek lazım çünkü meclis ikiye ayrılmış durumda. Ne fena bir duygu benim peygamberim, benim mescidim… Turnikelerden geçmeden kapılar açılıyor bize; dört buçuk dakika içerisinde geçişi tamamlıyoruz. Bu turnikelerde daha önceleri saatlerce beklediğini söyleyen Ömer Lekesiz hocamız, el-Fettah ismini zikre davet ediyor bizleri.

Ziyaret için o mukaddes yere ayak bastık! Ne hoş ne muazzam bir ortam…

Babam küçük kardeşime “İbrahim” adını vermişti. Muhabbeti çoktu Halilullah’a karşı. Menkıbelerini anlatır ondan bahseder, bize onu sevdirirdi; muhabbet duyalım isterdi.

Nasip oldu muhabbetin en güzeline nail olmak çok şükür… MESCİDİNDEYDİK. İkiye ayrılmış o mukaddes yer bir taraf Müslümanların bir taraf Yahudilerin. Bir kapı var mescidin ortasında kapının ön kısmında biz arka kısmında onlar. Şabat günü İbadet ediyorlardı. Bizde bir duaya tutunduk o an Âminler eşliğinde. Kapıyı itekleyip bizi susturmak istediler; dualar, salavatlar, tekbirler defalarca çıktı bağrımızdan!

ALLAHU EKBER! ALLAHU EKBER! Kalbimin uçtuğu o anlar nasıl bir daha dile gelebilir ki.

Tahammül edemediler, susturmak için ayakkabılarıyla mescidi bastı o nasipsizler. 44 kişilik bir kafilenin getirdiği tekbir sesi nasıl da ürkütmüş, nasılda korkutmuştu onları. Fetihlerin en güzeli kalplerindeki acizliği hissettirmek ne güzel! Mescidin yöneticilerinden bizleri susturmalarını istediler.. Aldıkları cevap ise: “Onlar Türk, bizim gücümüz yetmiyor onları susturmaya; sizin yetiyorsa buyurun” oldu ve hiç ummadığımız bir güzellik buluverdi bizi:

Yılda sadece on gün kapısı açılan Hz. Yusuf’un kapısı açıldı bizlere. Tekbirler ne çok mutlu etmişti oradaki ahaliyi; Rabbim de hoşnut olmuştu eminim; yoksa açar mıydı o kapıyı bize FETTAH ismi tecelli eder miydi dakikalar içinde…

Ben İstedim, Allah bana en güzelinden bahşetti! Sevdamın zikri bile halime yansırdı. Yusuf denilince kalbim uçar, dünyalar benim olurdu öyle severdim Yusuf’umu!…

Sonra Rabbim bana Kudüs kapısını açtı; oralarda olduğundan bir haber yaşardım. Ama Yusuf’a hasretim içimi öyle kavurmuştu ki, Rabbimiz beni makamıyla şereflendirdi çok şükür; nimetlerine bin dua, bin tekbir, bin salavat kavuşturdu bizi.

Sarıldım, öptüm mübarek merkadına; o muazzam kokuyla hayat buldum. “Yusuf’um, benim peygamberim!”  dedim. Ya Fettah! Şükrüm yalnızca sanadır. Sen ki kalplerde en gizli duaların sırına bile hayat verirsin, içimde benim bile bilmediğim duayı duydun, beni dünyada Yusuf peygambere kavuşturdun. Muhakkak ki sen yücelerin en yücesisin!

Ya Fettah! Ya Kuddüs!  Ya Rahman! Ya Rahim! Ya Veli! Ya Hayy! Ya Kayyum! Ya Vedud!

Güzel isimlerini bizlere yeniden öğrettiğin bu mübarek yolculuğun hürmetine, Filistinli kardeşlerimize, benim gönül vatanıma yardım et!

Sen ki gücü her şeye yetensin. Kadir olansın.

Bizi o yolculukla nimetlendirdiğin gibi, gibi Kudüs’ün fethiyle nimetlendir Allah’ım!

Basmaya kıyamadığımız o bereketli kıldığın toprağı, tekbir seslerinin yükseleceği sedaların mülkü kıl Allah’ım!

Bulutların bile farklı olduğu o beldeleri İslam’ın sancağıyla dalgalandır Allah’ım!

Âmin!

Ümmet var oldukça, ALLAH’ın nurunu tamamlayacağı o güne itaatimiz tamdır.
Kudüs bizimdir!

Anahtar Kelimeler: