ÇAY DA MI İÇMEYEK?

ÇAY DA MI İÇMEYEK?
18 Şubat 2019 - 10:59

“Bun/aldım Bun/ sattım. Bun/dan terazi tuttum/ Çarşı Pazar bundur bun!” (Hikmet Kızıl, Çay da mı İçmeyek?) Zaman da çay iç(il)miş. Çay da içeriz, kahve de; neticede hepsine su, insan, hayat karışmış. Yeter ki bulanmasın kirlenmesin. Çay içtim dîlim yandı. Hikmet Kızıl’ın yeni kitabı Çay da mı İçmeyek? Özlediğimiz mizah herhalde....

“Bun/aldım Bun/ sattım. Bun/dan terazi tuttum/ Çarşı Pazar bundur bun!”

(Hikmet Kızıl, Çay da mı İçmeyek?)

Zaman da çay iç(il)miş. Çay da içeriz, kahve de; neticede hepsine su, insan, hayat karışmış. Yeter ki bulanmasın kirlenmesin.

Çay içtim dîlim yandı.

Hikmet Kızıl’ın yeni kitabı Çay da mı İçmeyek?

Özlediğimiz mizah herhalde. İçten, sıcacık, zarif sataşmalar, usturuplu ince göndermeler. Muht(aç) olduğumuz, sevgi dolu, tedavi gibi gelen, şifalı dokunuşlar.

Kendi işini doğru dürüst yapmadan, vatan kurtarma heveslileri.. sokak, kahvede, komşuda rastlayacağımız; âleme nizam intizam veren, benzerimiz muntazam vatandaşlar.

Ezbere konuşan, -mış gibi- yaşayanlar; yaşam gelecek koçları ve bunların pahalı tos(t)ları; astrolojiden, pastaneden her kesimden sorumlu uzmanlar; medyatik ahtapot ve yumuşak(!) Pol Potlar; “Doğan Görünümlü Şahinler”, hazırlop hapçılar, dolmacılar, “Yerli Capon” üreticileri hepsi kitaba girmiş.

“Ağır imtihan” Zarife Teyze, başlıca kahraman.

 

Çay arası

Yazar; sözde müzikte edebiyatta, hayat dilinde dökülüş sökülüşlere, yükselen yıldızlara, ay parçalarına, ama aslında geviş getiren bazı popülerlere karşı eleştiri tonunu yükseltiyor.

Karmaşık hayatta, muktedirin muhalefetin türlüsü de bundan nasibini alıyor.

Ayrıca hemcinslerime, nevzuhur bir modacı olarak çeşit çeşit  (esvap) giydiriyor ama olsun. Bir kulağını çeken elbette bulunur.

Hem haspaya yakışmış.

Değinmeden geçilmez, fevkalade entel bir kitap karşısındayız arkadaşlar, bir alıntıyla anlatayım:

“Zarife Teyze, seküler vulgarizmin sofistike varyantlarının semantik epistomolojisi hakkında ne düşünüyorsun?”

Kimse alınmasın diye ben cevap vereyim. Hiç bir şey anlamadım ama ziyanı yok.

Yalnız seküler kelimesi, malûmunuz, sizin de bildiğiniz gibi çocukluğumun sek sek oyunlarını hatırlatıyor.

Yer çizgilerine sıkışmış, kararsız, sağdan sola, soldan sağa, yukarıya aşağıya çok güzel hoplar zıplardık. İp de atlardık, çağ da atlardık.

Düşmanları da mızrakla, atla pek hoş çatlatır atlatırdık.

 

Zarife Teyze ile çay

Sizi gidi Bir Kadın Düşmanı, anarşik, olimpik, pesimist optimist, aktivist, arızalı pist, twist, “Etipuf Örgütçüsü” terörist sizii!

“Dostoviski’nin viskisinden, Çaykoyisk’nin çayından”, Nazım’ın nazımından, Kıvılcımlı’nın Hikmet’inden, Zarife’nin sazından alınırsa, “demlikle dertleşilir, çay bardağıyla felsefe konuşulursa, Neşet Ertaş okunursa” İnsan böyle ç/ayyaş olur tabii.

Kitapta görüyoruz ki; bu çocuk için, devlet sırrı zahir, ismi lazım değil, güya yazar aslında cadaloz bir abla, “müşfik eliyle” vaktiyle yazı yazmış. Ona moral vermiş, sırtını sıvazlamış.

Niye lazım değil. Şöhret bu bayanın da hakkı değil mi. Şurda taşra merkezde iki satır döktüreceğiz diye Latife Teyzemiz ağlıyor, Edebiyat Âlemi kanıyor.

Kamuoyunu uyarıyorum, ihbar ediyorum. Çayla ve okurla kafayı bulan Kırmızılı Muharrir, esasen bol keseden kurusıkı atmış.

Muhalif yazarın, edebiyattan uzak politik vaatleri, maalesef karın doyurmuyor efendim:

“Alâeddin’i lambadan çıkaracağız ve dilek haklarını üçten on üçe çıkaracağız. Alâeddin’e de Kentsel Dönüşüm kapsamında 3+1 daire hediye edeceğiz. Yıllardır el kadar lambada yamuldu adamcağız.”

“Aşsıza eş, dişsize diş, işsize iş, Marksiste mark, çapsıza çap, kapsıza kap, kuru fasulyeye pilav, cacığa nane, çaresize çare, darısıza darı, adsıza ad, katsıza kat hatta aşksıza aşk vaat ediyorum.”

Ediniz bakalım, ben durumu yetkililere çoktan bildirdim. Sizin de elbet ifadenizi alırlar.

“Kafesler doldu bugün/ Doldu da boşaldı bugün/ Gel kardaş görüşelim/ Ayrılık oldu bugün”

 

Çayda Çıra’dan, Çaylı Karate ’den, Çay ve Sempati ’den sonra

Çayeli’nden öteye geçince.. Bir Çay Daha Lütfen deyince…

Masal’ları güzellikleri kaybolan, öfkenin şiddetin galip geldiği, yaşamakta zorlandığımız bir çağda, Hikmet Kızıl; bize dostluğun, sohbetin,  yıllanmış fakat değerini kaybetmemiş kalp yollu lezzetlerin kapısını aralıyor.

En önemlisi güldürerek, çetin lâkin soylu bir işi başarıyor.

Demlenmiş edebiyat iksirinde buketli, çiçekli tatlar sunuyor.

Hoş, o seçkin kalemden çay çeşme değil, baldıran olsa da içilir.

 

Hikmet Kızıl, Çay da mı İçmeyek? Serencam Yayınları

Anahtar Kelimeler: