UĞURCUK

UĞURCUK
29 Nisan 2014 - 12:10

“Yangın kavmindeniz ne giysek alev“ Hulki Aktunç Alevden giysiler, ateşten gömlek ve ateşten kelimeler. Allah dilerse, ne mene ağırlıkları taşırız. Fakat bazen de altında kalır, kaldıramayız yanarız. Sanat, edebiyat yüklü, hoş bir gündü başlanan. Sanat eleştirmeni, yazar Ömer Lekesiz, 26 Nisan Cumartesi, TYB Konya Şubesi’nin konuğuydu. “Sanat Bizim Neyimize” derken...

Yangın kavmindeniz ne giysek alev Hulki Aktunç

Alevden giysiler, ateşten gömlek ve ateşten kelimeler.

Allah dilerse, ne mene ağırlıkları taşırız. Fakat bazen de altında kalır, kaldıramayız yanarız.

Sanat, edebiyat yüklü, hoş bir gündü başlanan. Sanat eleştirmeni, yazar Ömer Lekesiz, 26 Nisan Cumartesi, TYB Konya Şubesi’nin konuğuydu.

“Sanat Bizim Neyimize” derken bağlanıp, saplanıp kaldığımız nice kelimeyi de zihnimizde vuruşturuyordu.

Acı haber, veciz konuşmasının sonunda; Başkan Mehmet Ali Köseoğlu tarafından verildi. Hastaneden kötü haber gelmiş, TYB çalışanı Uğur vefat etmişti.

Böyle zamanlarda insan önce şaşalar, anlamaya, parçaları birleştirmeye çalışır. Ölümü gencecik bir insana hiç yakıştıramaz.

Gönlüme bir ağı çöktü. Onun uzun, upuzun, narin mahcup görüntüsü gözüme doldu.

Durdum, gözyaşlarım enselenmek üzereydi. Kalabalıkta ağlamayı sevmem. Bir sürü yoruma sebep olur. Nafile izahat çabası, sıkıntınız artar. Yalnızlığınız, acınız daha ziyade, çoğalır, içinize batar. Kim bilir durum, üstü örtük bir kibrin nice mazeretlerinden biridir belki de.

Uğur ve başa ilmek gibi dolanan, meşum, mükedder kelimeler.

Bazı kelimeler, hayat, bu denli alevli, hazin miydi? Kelimelerin ateşini tekrar duyuyor, sanki hayata yeniden uyanıyordum.

Birden kendimi ve yaptığım işi çok fuzulî buldum. Suçlu, fevkalâde ziyankâr, mücrim. İtham zinciri:

Sen iri iri lâflarla vatanı ve edebiyatı kurtarırken. Sen Amazon sahillerinde, kumda oynarken……….

Yaptığımız iş, fiyakalı tumturaklı kelimelerimiz, bazen fildişi kulelerdeki som cümlelerimiz en yakınımızdakilere bile uzanamıyor, kalplere temas etmiyor muydu?

“Zeytin az yağlı, lezzetsiz çıktı; yanlış yazılan isminin sıkıntısı(üstelik bazı adlar, hepten kaybolur uçarken); yeni çalışmana yine oturamadın” Gündemim. Bir alay saçma sapan şey.

Hayatta unuttuğum, ihmal ettiğim, gözümü kapadığım hususlar. Devekuşu, kedi,  papağan kimliklerim. İnsaniyeti(mi)n ölçümü. Çaresizlik ve acziyet.

Söz(cük)lerden çıkan sonuçsa, Yüzleşmeydi.

Soyadını bile, bir şimşek çakışıyla sonradan hatırlamıştım. Arkasından onunla ilgili bölük pürçük hatıralar doluştu.

Mesela Niğde gezisini hiç unutmadım. Yeni evliydi, eşiyle geziye katılmıştı. Kendine özel bir ihtimam gösterdiği hemen belli oluyordu. Jöleli saçları, dimdik duruyordu (belki hayatta dimdik, sağlam kalamadığından.  Hıçkırık.) Yüzüne hiç yakışmamıştı.

O kadar çocuksu, naif ve kırılgandı ki. Akabinde yazar kadınlarla birlikte fotoğraf çektirdi. Sanıyorum o dakikalarda mutluydu.

 

Sen hiç üzülme, duygusal cümlelerimize takılıp merak etme Uğur!

Afur tafur gezeceğiz yine. Süslü kelimeler üzerimize yapışacak. Savunma, koruma alanlarımız yine bulunacak. Birileri şahsına dahi hayrı olmadığından başka, timsah gözyaşlarıyla tekrar ağlayacak. Dünya hepimizi gene kandıracak.

Uğurcuk, bir garip çiçek. Kısacık hayatıyla, açmadan solan tomurcuk. Cek cak cek cak, çek.

Eski TYB evi geride kaldı. Onunla ilgili anılar, bazen hüzün yumağını büyütecek.

Yeni binada tam, neşeli bir çayı yudumlarken,  ateş kokulu bir rüzgârla ansızın yüreğime adı düşecek, bir çakmak alevi kalbimi baştan aşağı kapkara deşecek; cılız, uzun ama yenik bir beden direnemeyip, utangaç, toprağa devrilecek. Ve “YEL” gibi hızla geçecek gidecek.

Çaylar, toprak kanayacak. Bir acı kahveye, bir maskara sigaraya, nişansız dumanlı ismi arkadaş çıkacak.

İdamlık, perişan kelimeler, günahkâr boynumu büküyor. Neye yarar ki.

Sanat Bizim Neyimize.

Bir kaç damla, aptal işe yaramaz, serseri yaş, gözlerimden süzülüyor. Biriktir ve derhal tuvaleti yıka!

Eşim soruyor:

“Nerdesin? Zifiri Karanlıkta neden oturuyorsun, ne yapıyorsun?”

“Hiiiç” diyorum. “Edebiyat yapıyorum. Tam zamanı!”

Elimde Ömer Lekesiz’in Ateşten Kelimeler kitabı. Yakıyor. İtfaiye(ci) nerede?

Kelimeler kimseyi boğmasın diye dua ediyorum. Kelimeler hem kurtarıcı, hem katil.

Sessizlik… Dalda h(isli) bir kuş, Uğurcuk… Uğurcuk ötüyor.

Yükseklerden kelime devşirsek, üflesek üfürsek; Kaknüs kuşu gibi, küllerinden doğar mı? Sade ten değil, ruhlar da yanar mı?

Kelimelerin Allah’a ve kadere teslimiyeti. “Ömür” kelimesindeki sayılı, sayısız nefesler. Kelimeler yıkar da yunar da. Rıza da bir kelime.

Bir ölüyle söyleşme, Uğurla halleşme.

İyi ki öldün kuzucuğum; bak ne güzel seninle ve sayende, Sanattan(!) ve edebiyattan(!) konuşuyoruz.

Ateşten Kelimeler, Uğur’un kitabı mıydı?