“YENİ YOLUN” MERAM’I

“YENİ YOLUN” MERAM’I
1 Ocak 2008 - 3:41

“Yunus’un Değirmen’in de” kim bilir ne öğütülür pişirilirdi… Her adımınızda önünüze aydınlık mumlar serilirdi. “99 Kubbeli Camii’nin” önünden geçerken bütün azalarım gülerdi. Öyle uçarı, kanunsuz, çoşkun… Uçar gibi gider gelirdim. “Mutluluğun resmini” sorsalardı “İşte benim.. etiyle kemiğiyle gülen suretim” derdim. Bir başka zaman işler, günü inşa ederken; bazen tüm zamanları...

“Yunus’un Değirmen’in de” kim bilir ne öğütülür pişirilirdi… Her adımınızda önünüze aydınlık mumlar serilirdi.
“99 Kubbeli Camii’nin” önünden geçerken bütün azalarım gülerdi. Öyle uçarı, kanunsuz, çoşkun… Uçar gibi gider gelirdim.
“Mutluluğun resmini” sorsalardı “İşte benim.. etiyle kemiğiyle gülen suretim” derdim.
Bir başka zaman işler, günü inşa ederken; bazen tüm zamanları rengiyle belirlerdi ve içindeki kadına meydan okuturdu.
Kim bilir belki bulduğum, hep arayıp durduğum dünyayı sırtlamaya hazır, o ehli “sahipli” mesut deliydi.
Benim Meramım bir başka ışıltıyla yakardı. Bütün zulmetlerin üzeri muhabbet ışığıyla örtülür sonra aklardı.
Dağ taş şarkı söylerdi, anlamlı koroya iştirak ederdiniz; tek ses, tek nefes ve tek yürekle yankılanır, gök kubbede çınlar ve biraz yanık kavruk inletirdi.
Işık dört koldan gelirdi. Yönler çoğalsa da “istikamet” tekti; “sermest” olan yegâne cihetti.
Her nesne, zerre özge bir dünyanın letafeti sevimliğiyle, hiç beklenilmeyecek bir bilgelikle hasbıhal eder, hep bir hikmeti fısıldar, has sevgileri duyurur, mükâleme ederdi.
Ayrımsız her şeyi severdiniz. Onların da sizi sevmekten başka elinden bir şey gelmezdi.
Hayret! Hiç çirkinlik görülmezdi. Sabır bürülü bir sükûnetle, bazen müsamahayla ama daima bir iç hoşluğuyla, durmaksızın seyr hâlindeydi(niz).
O eşikten, kapıdan adım attıktan sonra tüm varlıkla sarmaş dolaş olduğunuzu hissederdiniz.
Daha yolda başlardı hediyeler atıfet ve bağışlar. Şenlik esenlik, “Yüce’nin” sesiyle dirlik düzenlik…
Tüm kirliğiniz, sizi istila etmiş dünyeviliğinizle, devasa güzellikte ihtişamlı bir gönlün içine dalardınız.
Meram YeniYol, yeniliğini ebediyen yitirmeyecek bir aşk yoluydu. Kurt kuş sizi, “Muhabbetistan’ın” içine davet eder, bir güzellik meşherinin ta göbeğine celbederdi.
Bahara eren güllerini görürdünüz. Kokular “Güzel’in mührü” gibi çepeçevre sarardı.
Yolun sadece “yüzüydü” bu… “İç yüzüne” vakıf olmak sabır, ceht, çile herhalde bir ömür ve “öte katkısı” gerektirirdi.
Kalbiniz bir “aşk ağırlığıyla” bülbül gülüşleri kadar hafif, havada.. dünya ağırlıklarını yarmaya ve kopkoyu muhabbetlere dalmaya hazır(lanır)dı.
Bir başka âlem, farklı seçenek.. aslî yuva, derûni bir merkez her zaman vardı. Artık şeksiz şüphesiz bilir, aynel yakin görürdünüz.

YeniYol’da yürürken.. o tatlı baygın yüklenmeyi duyardınız. Lezzetler hiçbir zaman birbirini tekrarlamazdı.
Dolmuş otobüsler “aşk ağırlığını” taşıyamazdı. Ne de olsa dünya araçlarıydı. Siz de “vasıtasız” geçer gider.. kendi rüzgârınızla serinler gürler eserdiniz.
Her zaman değişik bir tadı, manevî hayatın sürekli keskin esrik tadını yakalardınız.
“Hakîkat bağlarında” meyperestlik neymiş anlardınız. Kadehler dolup taşardı.
İç kahkahalarıyla çaylar çeşmeler yükselir taşardı; deryalara karışır devranı aşardı. Beden küllenir, yanardı ha yanardı.
YeniYol’da koşarken.. yarıştığın sadece kendindi.
Yeni Yol’de ağlarken.. “İçi” dıştan daha çok severdiniz. “Ruhunuz” gerçekten mevcutmuş fark ederdiniz.
YeniYol’da yaşarken.. Cennet muştusunu, gölgesini taşıyan köklü ulu bir “çınarın” zenginlik ve enginliğinden şaşkınlığa düşer, hayranlıklara gark olurdunuz.
……… zaman mekân ötesini aşmış “Erleri” tefrik eder seçer ve severdiniz.
Serazat çakırkeyif bir muhabbeti, iliklerinize dek çekerdiniz. İlgi(lenir) iç(lenir) işle(ni)rdiniz.
O enerjiyle, aşıyla birbirine özlemle sarışmış günler geceleri, aylar ve seneleri.. yeissiz elemsiz kedersiz.. sevgi içtenliğiyle huzurla bağrı açık devirirdiniz.
Işık Şarktan Garbtan ve Meram YeniYol’dan vururdu. “Tanrım! Ne saadet!” der, demlenir içerdiniz.
“Siz buralı mısınız?” diye sorarlardı, ruhunuzun daimî adresinizi bilmeyip, cisminizi yolda sokakta görenler…
Büyük bir sevinçle, mensubiyet gururuyla, göğsünüz geniş, başınız dik müftehir.. cevap verirdiniz:
“Evet. Buralıyım. Meramlıyım.”
Bir esrarın ba(ğ)rında ezelî ve ebedî bir “Yeni Yol”, yeşillikler içinde asûde kıvrılır gider.. küpler devirmiş, iç içe geçmiş “yol’lu yordamlı” süzme âşıklarını, azatlık bilmez bağ(lılarını) iştiyakla hasretle ve ümitle beklerdi.