KAN AKIYORDU ELLERİNDEN YERYÜZÜNE

Dün seninle tanıştım ya, ey sevgili Felluce, diğer şehirleri bir kenara bırakıp sana bakıyordum, heyecandan soğuk bir nefes alıp veriyordum. Sen benim yüreğimin ahfadıydın. Büyülemiştin, akılımı başımdan alıp gitmiştin. Hüzün dolu kundakların sallandıkça benim de yüreğim sallanıyordu, duramıyordu yerinde. Yüreğimi sallıyordu, gökyüzüne yükselen feryatların. Yıldızları yutuyordun tek başına, aşk iksirini yudumlar gibi yutuyordun doğrusu. Yürekleri titretip ateşe veriyordun. Ve ben sana âşık olmuştum.

Ölümsüzlük suyuyla akmakta olan bir ırmağın peşine düşer gibi düşmüştüm peşine; Çocuklarının peşine, ihtiyarlarının peşine, annelerinin peşine, mazlumlarının peşine düşmüş, aklımı yitirmiştim adeta. Gözüm başka bir şey görmüyordu senden gayri. Varsa yoksa sen. Hep sen, her şey sendin benim için. Yeşil gözlerine baktıkça yeşil duygular yeşeriyordu benim bu yorgun kalbimde. Yüreğime ektiğin tohumlar yeşerip çiçeklenmeye başlamalıydı.

Çocukların için yanıp tutuşuyordun, başka bir şey görmüyordun. Sesinin son frekansında en yoğun hüzünleri kalbimize göndererek haykırıp duruyordun da başka bir şey demiyordun. Yüreğinde acılardan gayri başka bir şey yoktu. Yeryüzünü vaveylaya boğmuştun. Her tarafı ateşlere veriyordun. Avuçlarını açıp yalvarıyordun Rabbine. Avuçlarına yıldızlar dökülüyordu. Yutuyordun yıldızları, hiç yutkunmadan. Yüreğimi büyülüyordun her seferinde. Yüreğimi bölüyordun; bin bir parça ediyordun, lime lime ediyordun. Ne çok yorgunluk vardı yüreğinde. Ne çok morluk vardı gözlerinde. Kan, su, ceset, kemik birbirine karışmıştı. Duyguların toprağa karışmıştı. Ruhun uçup gitmişti ölmüş çocukların yanına. Çığlıkların her yerden duyuluyordu. Gözyaşlarını gösteriyordun herkese. Kimse görmek istemiyordu. Bombalarla değil yalnızlıktan ölüyordun. Seni vuran düşman silahları değil, kardeşlerin kayıtsızlığıydı. Kefenlere sarılmadan gömülüyordu bedenlerin. Ölüm kefen yetiştirmiyordu bedenlerine. Kaç tane bedenin vardı? Binlerce bedenin, yüz binlerce ruhun vardı. Milyonlarca ahu figanın, bedduaların vardı. Ruhun çıkıyordu aşk âlemine. Aşk âleminin tahtına oturuyordun rakipsiz. İrem Sultanın aşkı senin aşkınla nikâhlanıyordu. Ben de senin aşkına vurulmuştum delicesine. Yakub’un Yusuf’a olan hasretine eşdeğer bir hasret, senin içine girip mekân tutmuştu. Eyyub’un çilesini kıskanıyordu senin çilen. Ferhat dağları delmişti, sen gökleri delmiştin. Maide-i Semada arayıp buluyordun çocukların ruhunu. Kucaklaşıp hasret gideriyordun.
Ne var ki zulüm, deli kurşunlarla tüm bedenini delik deşik ediyordu. Benim içimi de ateşlere veriyordu. Ruhun inleyip duruyordu yalnızlık gecelerinde. Dost arayıp duruyordun, içinde hüsran olan, çile olan, ihanet olan, kan olan, gözyaşı olan, ölümden beter şeyler olan aşk gecelerinde. Yüreğin yoğun hüzünle ağırlaşmış, ağlayıp duruyordun; kayıp çocuklarına, ölmüş duygularına, aldatılmış, yoldan çıkartılmış gençlerine. Kan damlıyordu insanlığın toprağına ellerinden. Ellerinden besleniyordu aşk. Ellerinden çıkılıyordu netameline. Yüreğin yoğun hüzün ağlıyordu. Kan ağlıyordu. Kan damlıyordu. Kan akıyordu ellerinden tüm yeryüzüne Felluce.

Sen, aşk ve ben. Âşık olmuştum sana. Ben aşkı içip büyülenmiştim. Azat etmişti çocukların aşkın saltanatında. Ben rehindim düşlerine ve düşüncelerine. Sen benim içimde kefildin; düşlerime, sevdama, duruşuma, isyanıma, mücadeleme. Sana kayıtsız kalan her kes zelildi yeryüzünde. Aşk senin sokaklarında gezgindi. Ölüm ruhunda rehindi. Zulüm sokaklarında bir avcıydı. Bense o avcının peşinde gezen bir deliydim. Avlamak istiyordum avcıyı. Bu bana büyük bir zevk veriyordu. Gönlüm ince bir sızıyla, çığlığın hassas darbesiyle dağlanıyordu. Hem aşka hem de sana nikâhlandı gönlüm. Tutup ellerinden çıkmak istiyordum aşkın kerevetine. Darmadağınık olmuş saçlarına bakmadan, paramparça olmuş yüreğine bakmadan, kaybedilmiş bedenlerine aldırmadan geceyi emziriyordun göğsünden. Büyütüyordun çocuklarını aşkın kucağında. Sallıyordun bebeklerini ateşin içinde. Hüzün beşiğinde büyütüyordun çocuklarını. Büyütüyordun çocuklarını ıstırabın kucağında.

Evet, sen ve ben. İkimiz iki tane değil bir taneydik. Sakın bir beden de iki ruh olur mu, diye sorma bana? Sen benim yüreğimin ahfadıydın. Ben sana meftun olmuştum işte. Neden olmasın ki.

-

Bu yazıyı e-posta ile gönder Bu yazıyı e-posta ile gönder Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Sık kullanılanlara kaydet

İSMAİL OKUTAN-DİĞER YAZILARI

Şiir Çalışmaları-DİĞER YAZILAR

 
Eser Gönder Hasan Aycın Çizgileri Göz Kirası
  • En Yeniler
  • Yazarlar
  • RSS
  • Haberler

Göz Kirası

dscf2888.jpg a122.JPG nurela11.jpg kaktus.JPG DSCF0019-1.JPG 2362DSCF1474.JPG heidelberg3.jpg g135.JPG

Anketler

Edebistan RSS 'ten yararlanıyor musunuz?

Sonuçları Göster

Yükleniyor ... Yükleniyor ...