BORA

I
gözlerine baktığım zaman
beni bu hasret beni bu hicran zelzelesi
yelkenimi azgın denizlerin hırçın rüzgârıyla doldurur
hançeremde alçak sefer yapan bir uçurtmanın kesik teneffüsleri
uçurtmalar ki gökyüzünde-
yükseklik korkusundan boğulur.

II
adına yabancı kaldım; bir kırmızı güzdü, mevsim saçlarımı döküyordu,
ellerin ölüm kadar beyazdı; zambaklar bile bu kadar beyaz olmayı başaramamıştı
rotasız kaptanları, yara almış filikaları, doyumsuz seyyahları kışkırtan
seni anlattım muayyen bir günde sarı papirüslere
-güzelliğin beş para etmez bendeki şiir olmasa-

ama,
senin kalbin en zalim celladın kanlı baltasından daha katıdır
senin gözlerinde Allah’ın merhameti dolaşmaz
senin sesin Meryem’in sesi kadar okşayıcı değildir
senin ellerin Muhammed’in elleri kadar teselli vermez
senin göğsün mezar taşları kadar yumuşak değil
senin varlığın yokluktan farklı değil
sen sokaktaki hiç bir kadından öte değilsin
ama seviyorum seni
bunu da bilmelisin.

III
güz, kırmızı yapraklar, rüzgâr, endamın şimdi rüya denizine açılan bir kırık yelkenli
sonunda bir bora çıkıp toplayacak şairleri

2006-Ekim-19 / İslamabad


  Şiir Çalışmaları