İKİ ŞİİR
ÖLÜMÜN YAZGISI
Mahzende dağdağalı çığlık
Gözler ufuktan kotarılmış
Gardiyanların kalp atışları soluklanırken
Hurufata adanmış mürekkep sızıyor geceme
Doyumsuzca ilerleyen bir sandal
Geride terk ettiği mısralar kadar hüzünlü notalar…
Yıldızlar gurbetinde yine
Mağrur rüyalar dolunayda toplanmış
Rayiha tüttürürken yitik sevincimiz
Müsveddesi kalır dudaklarımızda hayallerin
Uçuklar uçurum nidalar
Şefkat merhemi sürülür ukdelerine gecenin…
Yalvarırcasına bakar anılar
İncitir şehla gözleri hatıralar, ağlatır
İçimizi serinleten yakamoz
Harabeye çevirir kum saatlerimizi
Kor suretinde çöker sis zindana
Düşer yaralarımıza şule şule kül…
Hüzün sarmaşığı yıldızlara uzanmış
Tutuşmuş merdivenler kıyamete
Ölüm meşalesine gebe kıvılcımlar
İlmek ilmek düğümlenir hayat hikâyesine
Avuçlarımızda tomar tomar ter
Şakağımızda eceline susamış vuslat düşler…
Kemirir çığlıklar dimağımızı
Nefes almalar hızlanır
Puslu ay vaktinde
Hâlihazırda bekler çakallar
Nihan korkular ıslatır dudakları
Nazını rafa kaldıran mehtapta
Teslim olur kelimeler…
Mezar taşlarında kalan kadim nâle
Süzülüyor göğün hokkalarına
Kalemler yaz(a)mıyor isyanı
Zincirlerle taçlandırılmış öfkeler ki,
Heyhat! Efkâr yanaşmış prangalara!
Kelepçeler lâl, gözler âmâ…
Gök, gözyaşını yağmura dönüştürürken
Üryan yürekler kanat çırpar sessizce
Demir parmaklıklar kırbaçlar arzuları
Türkülere günbatımları konu olur
Güneş secde etmeye gider ulvî dualarımızda
Kâinat kıyametine gebe
Karanlık fecrine
Ateş suya, denizler yarılmaya gebe
Ölümse, aşka gebe…
YAĞMURUN TILSIMINDA UÇURTMALAR
I
Hüzünden şirazesi
Çığırır aheste aheste acının notalarını
Yakılırken sürgünün uzamında
“hu” çeker zan altında dertlerin nağmeleri
Mütebessim gözlerde belirir
Gökkubbenin nedâmeti
Savurarak kırıntılarını ölümün
Yoklayarak kalbini
Ve de susarak
İçini çeker nihan yaşlar…
Şimşeklerin susuşuna inat
Pencerede ağlamaktadır Arap kızı
Heyhat! Çiğ taneleri kıyamda
Yağmur yağmayınca demlenir hazan demleri
Namluda derviş zikrinin rayihası
Tüter nâmütenâhîye uçurtmaların yazgısı
Müneccimlere sormak boşunadır
Uçurtmaların tılsımındadır aşk…
II
Sükût kapımızda bekler
Tufanlara başkaldıran bir sessizlik
Piramitlerin zirvelerinde büyüsüne kapılır yıldızlar ayın
Maviye özlemin alazlandığı kadar yüksekten uçar uçurtmalar
Üryan gözlerin izbe bakışlarında
Lime lime edilmiş körpecik umutlar var…
Müsveddesinde sonsuzluğa özlem
Matarasında zemzem
Hasret bağlamış göğsünde
Çöl sıcaklığı derecesinde aşk
Özgürlüğün enkazında tutsak
Gardiyanını seçerken başlar kölelik…
Dolaşır dilinde şehla türküler
Ölümlü dudaklarında ısırır hayatı
Ten kafesinden kanat çırparken asumanlara
Başlar mezarlıkta muhabbet halkaları
Kaldırılmalı gülistandaki darağaçları
Yakılmalı uçurtmaları engelleyen çarmıhlar
Bıraksak düşecek aldatılmış düşler
Dik durmalı oysa
Ufuklar uzak değil ki…
III
Kum saatine sığdırılmış Leyla
Kirliyim yağmur yağmadıkça
Nezih ruhumla
Makberimi hazırlamalıyım mazgallardan
Yağmuru engelleyen ne varsa savaşmalıyım…