TOPRAĞA AĞIT
Gitmek,
Hayat kırıntılarını geride bırakarak
Anıları dağınık saçlarında
Aynayı çatlatacak güzellikte
Camın buğusu kadar bulanık yüreği
Narin ve bir o kadar içli…
Terk ettikleriniz kadar meyilliyim gitmeye
Umutsuz bakışlarınız kadar kirli
Toz toprak görüntüsü dünyanın
Umursamaz kırk ikindileri
Sökülmüş darağaçları
Sancılı kelimeler savurur şimdilerde
Suda esaret daireleri çizen dalgaları
Sel olmadıkça mahzende
Kızgınlığını damıtır güneş
Şebnem şebnem süzülür
Gözyaşları…
Gitmek,
Küheylanlara binip terk etmek toprağımızı
Şehrimizi, sözlerimizi, kıymetimizi
Dolunay geceleri ıslak hayallerimize gitmek
Karada gemi yaparak
Denizleri yararak
Yaralarına mahcup çığlıklar sürerek
Nâlelerini okşamak hayatın
Kuyularında sürgün yaşamak çöllerin
Karanlığı sızlatan güneş kadar sızlatarak fecri
Gam dağlarında aramalıyız yitik yârimizi…
Gitmek,
Bir uçurum kenarında yaşar gibi
Ürkek cellâtların gözyaşlarında hayata gözlerini açarak
Sevdasını kayalara çalan dalgaların soluğunda
Zemheriyi içine çekerek gitmek gaye-i hayâle
Öksüz ve yalnız bırakırcasına hayatı
İdama uzanıyormuşçasına gitmek kelimelerden
Baharın gelişini haber vererek gitmek
Kelebeklerin geri döndüğünü
Umutların yeşerdiğini hissettirerek
Kara toprağı üzerime çekerek…
Şimşekler çakarak
Mürekkebin dizginini ele alıncaya kadar
Nâmütenâhîye uzanırcasına gitmek…