<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebistan.com - Edebiyat &#187; Alıntı Polemik</title>
	<atom:link href="http://www.edebistan.com/index.php/kategori/alintilar/alinti-polemik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebistan.com</link>
	<description>Öykü, Şiir, Deneme, Eleştiri, Polemik, Söyleşi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 22:09:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>MANDOLİN ÇALAN KIZLAR KARTPOSTALI</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/sibeleraslan/mandolin-calan-kizlar-kartpostali/2011/07/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/sibeleraslan/mandolin-calan-kizlar-kartpostali/2011/07/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 21:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SİBEL ERASLAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=11229</guid>
		<description><![CDATA[Kartpostallar kadar hüzünlü bir şey olamaz. Çünkü önyüzleri bu kadar politik panoramalar taşıdığı halde, arka yüzleri o kadar apolitik, başka bir şeyi yoktur dünyanın&#8230; Bir Ayvalık kartpostalı düşünün mesela. İlçemizden bir görünüş adı altında azami beş fotoya iki bin yıllık serüvenin sığdırılması zorunlu bu küçük kartın en merkezi yerini, bir Atatürk büstü tartar. Gündüz Vassaf’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kartpostallar kadar hüzünlü bir şey olamaz. Çünkü önyüzleri bu kadar politik panoramalar taşıdığı halde, arka yüzleri o kadar apolitik, başka bir şeyi yoktur dünyanın&#8230; Bir Ayvalık kartpostalı düşünün mesela. İlçemizden bir görünüş adı altında azami beş fotoya iki bin yıllık serüvenin sığdırılması zorunlu bu küçük kartın en merkezi yerini, bir Atatürk büstü tartar.</p>
<p>Gündüz Vassaf’ın çok amaçlı kartpostala benzettiğim <span id="more-11229"></span>“türk-islam sentezi, Bach ve Metallica”sını okumak, niçin beni çocukluğuma götürdü emin değilim. Bunda muhakkak ki annemin payı büyüktür. Çünkü o beni ve kardeşlerimi, çocuklarına henüz okula başlamadan okuma yazma, nota ve yabancı dil öğretmeye ahdetmiş titiz kadınların hakimi olduğu geçen bin yılda büyüttü&#8230;  Kendi çocuklarımla aramdaysa bin yıl var. Tıpkı bir akordeonun önce kapanıp sonra açılan melodik körüğü gibi, önceki zamanlarında çokça sıkıştırılanların, sonraki zamanlarında tüm kapıları yıkması gibidir benim kuşağımın arada kalmışlığı&#8230; Bende bu yüzden en büyük elem eskiye dairdir, çünkü her şeyi yeryüzünün, şaşırtıcı ve şaşalı şekilde (değersiz demiyorum haşa) ilk çıktığı andan itibaren, eskir&#8230; Gelip geçici olmayan hiçbir şeyi yoktur evrenin ve bu yüzden yatışmaz&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>“Küreselleşen dünyada hepimizi kucaklayacak evrensel değerlere siperlerinden tavır alarak yarına yerellikle direnenlerin aşırı tahammülsüzlükleri, tarihte geçici olduklarının öfkeli bilincinden kaynaklanıyor” cümlesiyle biten yazının muhatabı, ancak sondan üçüncü paragrafta açıklanmış: “Türkiye’de İslami kesim”&#8230; “Türkiye’de İslami kesim diye bir şey var mıdır” sorusunun, “Türkiye’de İslami olmayan kesim var mıdır” sorusuna verilecek cevapla üç aşağı beş yukarı aynı kapıya çıkacağını söyleyerek kafa karıştırmayalım da&#8230; “Öfkeli bilinç”in, şehre ve şehirliliğe dair her haltı yediği halde, bir türlü Metallica ya da Bach konserlerine gelmeyen, oralarda bir türlü boy göstermeyen “başörtülü kız” üzerine inşa edilmesine ne diyelim? İlgili ilgisiz hemen her tartışmada başörtülü kıza çekilen bu yoklama, genlerimize sinişmiş asker-millet feveranının en güncel dokümantasyonlarından değil mi? Daha da vahimi, soru almacı haline dönüştürdüğünüz “o kız”, sizi aynı anda eskitip klişe haline çevirmiyor mu? 118’deki bilinmeyen numaralar muamelesi çektiğiniz “o kız”, sizi Efruz Bey’in yönettiği “kitsch” koroya aparmıyor mu?</p>
<p>***</p>
<p>“Direnenlerin, aşırı tahammülsüz” olduklarından söz etmiş Vassaf&#8230; Tam tersine, direnenler, dünyanın en çok tahammül eden insanlarıdır. Tahammülsüz olanlarsa, değişimin hüüp diye içilecek bir şurupla, Dr.Jekyll ve Mr.Hyde örneğindeki gibi şipşak gerçekleşeceğini zannedenlerdir&#8230; Yok böyle bir iksir üzgünüm. Teoman’la Müslüm Gürses’in paramparçası, Bach’tan da Metallica’dan da çok dinleniyor bu ülkede. Çünkü biz aynı anda hem üzgün hem dirençli hem de paramparçayız. Yolu nihaventten geçmeyen yoktur aramızda&#8230; Bizde en iyi “opera”yı, çocukluğumuzda Çetin Alp söylemişti de, Erovizyon’dan sıfır puan alarak çıkmıştık, bir dip not, bir dip yara gibi hatırlarız&#8230;</p>
<p>Ayrıca bu ülkede her çocuğun dönemlere, muhite ve ekonomik güce göre; mandolin, blok-flüt, gitar veya piyanoyla büyütülmesinin milli bir zaruret ve maarif kaidesi olduğu bilinmiyor mu diye sormayacağım&#8230;</p>
<p>“Küreselleşen dünyada evrensel değerlerin insanları kucaklayışı” şeklindeki iç gıcıklayıcı örgünüz, “ayı yavrusunu severken boğarmış” şeklindeki o kaba saba ama yepyerel darbımeseli anımsatıyor&#8230; Küresel ve evrensel olanın niçin iyi, niçin güzel ve niçin tek doğru olduğunu sormak geliyor içimden hem de kreşendolar halinde&#8230; Tamamdır, bu ülkede yerli ve yerel olana “kıro” ve “hanzo” muamelesi çekile çekile geldik bugünlere de&#8230; Bir kere olsun Şeyh Galip’ten, Aşık Veysel’den, Safranbolu Evleri’nden, Karagöz’le Hacivat’tan, Kemal Batanay’dan, Ressam Mithat Şen’den, Hasan Çelebi’den soru çıkarıp da dayattık mı önünüze, çektik mi sözlüye tek birinizi&#8230;</p>
<p><strong>(STAR, 13.07.2011)</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/sibeleraslan/mandolin-calan-kizlar-kartpostali/2011/07/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OKUMAK / BOŞUNA OKUMAK</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/selim-ileri/okumak-bosuna-okumak/2011/07/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/selim-ileri/okumak-bosuna-okumak/2011/07/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2011 09:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SELİM İLERİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=11172</guid>
		<description><![CDATA[Geçmişte, yazarlık yolculuğumun başlangıcında, yazdıklarımı derinliksiz, sıradan bulanların sayısı azımsanacak gibi değildi. Sözünü etmek istediğim yıllar, 1970&#8242;ler, 1980&#8242;ler. Romanlarımın popüler romanlarla içli dışlılığı konuşulurdu. Öykülerime bir iki kez göz kırpmışlardı, ama o kadar. Derken her şey değişti. Ne zaman değişti, bu değişim hangi tarihte başladı, tam saptayamıyorum. Bu kez, &#8220;Yazdıklarınız çok zor. Yazdıklarınızı okumak çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişte, yazarlık yolculuğumun başlangıcında, yazdıklarımı derinliksiz, sıradan bulanların sayısı azımsanacak gibi değildi. Sözünü etmek istediğim yıllar, 1970&#8242;ler, 1980&#8242;ler. Romanlarımın popüler romanlarla içli dışlılığı konuşulurdu. Öykülerime bir iki kez göz kırpmışlardı, ama o kadar.</p>
<p>Derken her şey değişti. Ne zaman değişti, bu değişim <span id="more-11172"></span>hangi tarihte başladı, tam saptayamıyorum. Bu kez, &#8220;Yazdıklarınız çok zor. Yazdıklarınızı okumak çok zor&#8221; diyorlardı. Klişeden çetrefile, tuhaf serüven.</p>
<p>Oysa, hiçbir zaman &#8216;okunmasın&#8217; diye yazmadım. Gerçi, kırkı aşkın yıllık çabada üslûp değişmiştir, anlatım, kurgu, duyumsayış. Gençliğin coşkusu sönüp gitmiş, yaşlanışın söyleyişi, anlatışı çıkagelmiştir. Ama dünyamın pek değiştiğini sanmıyorum, karar gerçek okurun olsa bile.</p>
<p>Dönüp bakıyorum, 1980 tarihli Cehennem Kraliçesi&#8217;yle 2010 tarihli Bu Yalan Tango arasında, yazarlık anlayışı açısından, ele alınanlar açısından -kendimce- yakınlıklar, akrabalıklar kurabiliyorum. Dahası, irdelenmek istenmiş bazı sorunlar, ikisinde de özdeş.</p>
<p>O zaman okur mu değişti diye sormaktan kendimi alamıyorum.</p>
<p>Cehennem Kraliçesi yayımlandığında, Fethi Naci&#8217;nin dikkatli incelemesi dışta tutulursa, &#8220;küçükburjuva edebiyatı&#8221;nın tipik bir temsilcisi sayılmıştım. Hem Cehennem Kraliçesi&#8217;ni, hem ondan önce yazılmış, yayımlanmış Her Gece Bodrum&#8217;u, Ölüm İlişkileri&#8217;ni iteleyip kakalayanlar çoktu. Dönemin edebiyat dergilerini karıştırın, adım başı rastlarsınız öylesi yazılara.</p>
<p>&#8220;Arabesk&#8221; bir edebiyatın ardında koşuşturduğumu söylüyorlardı. &#8220;Piyasa işi&#8221; romanlar falan. Sonunda Fethi Naci de öyle diyenlere katıldı, bir değinisinde, Attilâ İlhan&#8217;la ikimize &#8220;Pazar ola!&#8221;yı uygun gördü. Çok üzülmüştüm.</p>
<p>Gelgelelim, kendi yolunuzda yalnız yürümeniz gerektiğini öğrendim. &#8216;Satış&#8217; kaygısından vazgeçmem kolay olmadı, uzun sürdü. Bir yere ait olmadınız mı, yazdıklarınız önemsenmiyor. Belki bu yüzden hiçbir yankı uyandırmayan kitaplarım oldu. Saz Caz Düğün Varyete hiçbir yankı uyandırmadı. Bense, o yılların kapkaranlık siyasal panoramasını yazdığımı sanmıştım. Bir hiciv, taşlama romanı olsun istemiştim; Saz Caz Düğün Varyete kimseyi gülümsetmedi bile.</p>
<p>Hayır, yalnızca benim maceram değildi bu. Çevremde, benim gibi, git git görmezden gelinen şairler, yazarlar&#8230; Çünkü kendi yollarında yürüyorlardı.</p>
<p>Bir ay önce yayımlanan Yağmur Akşamları&#8217;nda kitaba adını veren öykü, yitik bir yazarın öyküsüydü, Lâle Dilek&#8217;in. Lâle Dilek&#8217;in kim olduğu merak edildi. Lâle Dilek&#8217;te Selçuk Baran&#8217;ı keşfetmek zor değildi. Kaldı ki, Selçuk Baran&#8217;ın yazarlık yazgısı için ben de, başkaları da epey yazıp çizmiştik. Özellikle Füsun Akatlı&#8217;yı, İnci Aral&#8217;ı hatırlatmak isterim.</p>
<p>&#8220;Yağmur Akşamları&#8221; öyküsü has edebiyat insanlarının ilgisini çekti. Buruk bir mutluluk duydum. O kişilere gönül borcum sonsuz.</p>
<p>Kırık dökük hikâyem ilgi devşirdiğine göre, yitik bir yazarlık serüveni gönül yaktığına göre, &#8216;yanlışlık&#8217; başka bir şeylerde olmalı. Öyle sanıyorum ki, &#8216;okuma sanatı&#8217;ndan habersiz kalışımızda olmalı.</p>
<p>Çok yıllar önce Bilge Karasu alıntılamış, biz okurları uyarmaya çalışmıştı: Nermi Uygur bir yazısında, okurun yaratıcısını arar. Evet, yaratıcı okur, tıpkı yaratıcı yazar gibi. O okur, yazarın ne yapmaya çalıştığını enine boyuna ölçüp biçen kişi.</p>
<p>Daha 1970&#8242;lerde Nermi Uygur &#8216;öteki&#8217; okuru da saptamış. Öteki okur ölçüp biçmiyor, irdelemiyor. Tam tersine, bildiğinden ötesiyle karşılaşınca okumaktan vazgeçiyor. Okunmaz bu yazı, öykü, şiir, roman diyerek işin içinden çıkıyor. Nermi Uygur, beylik şeyler yazanların öylesi okurlara ihtiyaçlarını vurgulamış&#8230;</p>
<p>Eğitim sistemimiz okuma sanatını hiç önemsemedi. Hatta, okumayı önemsemedi. Ateşten Gömlek&#8217;i, Handan&#8217;ı okutmuyor da, Halide Edib&#8217;in bu romanlarını hangi yıllarda yazdığını &#8216;öğretiyor&#8217;, öğrettiğini sonra sınav sorusu haline getiriyor. Halide Edib&#8217;in hangi yıl doğup hangi yıl öldüğünü bilmek zorundaki genç insan, onun ne yazdığından, yazarlık, romancılık çabasından, anlayışından, tutumundan, seçiminden habersiz.</p>
<p>Tartışılmaya değmez mi?</p>
<p><strong>(ZAMAN, 10.07.2011)</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/selim-ileri/okumak-bosuna-okumak/2011/07/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZORUNLU BİR TAVZİH</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/zorunlu-bir-tavzih/2010/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/zorunlu-bir-tavzih/2010/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 11:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÖMER LEKESİZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=9245</guid>
		<description><![CDATA[Asım Gültekin’in, “Lekesiz’in derdi ne?” üst başlığı altında, dunyabizim.com’da yayınlanan yazısını okudum. 09.11.2009 tarihli, “Nedir bu sağ ayaklar?” başlıklı yazımda, dünya nimetine ve gündelik kazançlara itibar etmeyen, 14.06.2010 tarihli yazımda Şule Yüksel Şenler’in yükselttiği bayrağı taşıyan bir yazar olarak adını övünçle, kıvançla zikrettiğim Cihan Aktaş’ın şimdi bana karşı “korunmasını” öncelikle hayatın garip bir cilvesi olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Asım Gültekin’in, “Lekesiz’in derdi ne?” üst başlığı altında, dunyabizim.com’da yayınlanan yazısını okudum.</p>
<p>09.11.2009 tarihli, “Nedir bu sağ ayaklar?” başlıklı yazımda, dünya nimetine ve gündelik kazançlara itibar etmeyen, 14.06.2010 tarihli yazımda Şule Yüksel Şenler’in yükselttiği bayrağı taşıyan bir yazar olarak adını övünçle, kıvançla zikrettiğim Cihan Aktaş’ın şimdi bana karşı “korunmasını” öncelikle hayatın garip bir cilvesi olarak yorumluyorum.</p>
<p>“Siz Naipaul’a layıksınız” başlıklı yazımda Cihan Aktaşı neden konu edindiğimi, orada açık olduğu halde tekrar açıklamadan önce Gültekin’in yazısındaki şu iki tehdidin altını da çizmeli ve bu tehditlere karşı kendi tutumumu iletmeliyim:</p>
<p><strong>1-“Cihan Aktaş&#8217;ı fırsatları kollayan biri gibi sunmanın size ne kazandıracağını hesap ediyorsunuz belki ama neler kaybettireceğini hesap etmeyi unutuyorsunuz sanki!”</strong></p>
<p><strong>2-“On beş yıldır Lekesiz Ağabeyimizin saldırılarını, eleştirilerini okuya okuya bir hal oldum. <span id="more-9245"></span>Kendisinin titiz olduğu cümlelerini yine başımın üzerine koyarım ama titizliği bırakmayı itiyad haline getirdiğinde artık sadece cümleleri arasında doğru cümle aramaya başlarız. Fazlasına itimad etmeyiz!” </strong></p>
<p><strong>1-Cihan Aktaş’a bir şey kaybettirmek gibi bir derdim olmadığından ve olamayacağından, onun ismi çevresinde yaptığım –bana göre haklı- eleştiriyle neler kaybederimin hesabı içinde olmadım. Diğer bir söyleyişle yazı hayatım boyunca böyle bir denklemi gözetmedim; yazarken, lobilere, yandaşlara, çetelere itibar etmeyen bir kimliğin sahibi olarak yazdım ve inşallah böyle yazmaya da devam edeceğim.</strong></p>
<p><strong>2-Herkes kendi türküsünü kendi bildiğince söyler. Birileri de o türküyü ister dinler isterse dinlemez. Bu nedenle Gültekin’in 15 yıllık “istemeden dinleme” sabrına sadece teşekkür edebilirim, başka bir kıymet yükleyemeyeceğim gibi, dinleme hakkı her an kendi uhdesinde olduğundan en azından bundan sonra dinlememesini tavsiye edebilirim. Çünkü, benim sözüm eğilip bükülen bir söz değildir; sözüm tokdur, serttir, çünkü nettir… Bu benim mizacımdır, kimliğimdir, tarzımdır… Yani bana aittir. Rabbim, kimseye eyvallah etmeden yaşama nimetini üstümden eksik etmediği sürece kimsenin hatırına da bunu değiştirecek değilim. </strong></p>
<p>Gelelim “hakaret etti&#8230;. yumruk attı” meselesine…</p>
<p>Uyarmanın adı ne zaman “hakaret etmek ve yumruk atmak” olarak değiştirildi bilmiyorum ama ben Cihan Aktaş’ı uyarmayı gerekli gördüm.</p>
<p>Neye karşı uyardım?</p>
<p>1-Ajans 2010’un bir yıldır ortaya koyduğu 600’ü aşkın etkinliğin çok matah şeyler olmamasının ötesinde, çoğunluğunun inanç hassasiyetine sahip olanları rahatsız edebilecek etkinlikler olması; bu nedenle söz konusu ajansın masum gibi görünen taleplerine karşı bile o hassasiyetin ve ona mahsus kimliğin sahiplerince dikkatli olunması yönünde uyardım.(*)</p>
<p>2-Felsefeci ve sanat eleştirmeni kimliğiyle o 600’ü aşkın etkinlik konusunda bugüne kadar tek kelime etmeyen Hilmi Yavuz’un, şimdi dile getirdiği konuyla ilgili de ihtiyatlı davranılması gerektiği yönünde uyardım.</p>
<p>Ve dolayısıyla, Avrupa Yazarlar Parlamentosu’ neyin nesidir, neden burada toplanıyor, bunun “bize” faydası nedir, benim bir yazar olarak bu parlamentoya göre konumum nedir, neden bunlarla “ortak” bir etkinliğe katılıyorum, ben onlarla ortak mıyım, bu parlamentonun mensubu muyum…. diye sorulmasına ve sorgulanmasına neden olmaktı.</p>
<p>Bunları bir parlamento eleştirisine indirgeyip, “Cihan Aktaş centilmen değil, izzetli bir İslamcıdır! Ömer Lekesiz&#8217;in bu parlamentoyu eleştirmeye hakkı vardır ama alkışlanacak birisine yumruk atmaya hakkı yoktur!” diyor Gültekin.</p>
<p>Cihan Aktaş izzetli bir İslamcıdır da onun uyarılarını dikkate almadığı Ömer Lekesiz Katolik midir? Kim kime dağıtıyor İslamcılık payesini ve kim nasıl ayırıyor İslamcının izzetli ve izzetsiz olanını?</p>
<p>Kim neden alkışlanıyor ve ben neden haksız oluyorum? Asıl problem Ajans 2010’un ve parlamentonun kendisi olduğu halde, Cihan Aktaş’ın bunu bir problem sayıp alkışlanası kararından vaz geçişi ve sonra problem saymayıp o etkinliğe katılışı mı gerektiriyor bu alkışı?</p>
<p>Konu buralara dayandırıldığında tehlikeli bir tablo ortaya çıkıyor ve umumi yararı gözeterek “şimdilik” bu tehlikeyi konuşmak istemiyorum.</p>
<p>Anadolu’da güzel bir söyleyiş vardır: “Kardeş kardeşi atar, uçurum başında tutar.” Cihan Aktaş kardeşimdir; onun ne zaman atacağımın ve ne zaman tutacağımın kararı “şartları okuyan” tarafta olduğum için bana aittir.</p>
<p>Bu nedenle Asım Gültekin’in yazısını, aşırı sevginin neden olduğu bir kayırma çabası olarak değerlendiriyor, telaşını ve söylemini “kerhen” mazur görüyorum.</p>
<p><strong>(*)“Ajans 2010’u bilmiyordum, etkinliklerinden haberdar değildim” denme ihtimaline karşı, bu konuda onlarca yazının yazıldığını iletmeliyim. Beni kendi yazılarım bağladığı için bu konuda Yeni Şafak’ta yazdığım yazıların adlarını ve yayın tarihlerini meraklısı için listeliyorum:</strong></p>
<p><strong>1.</strong><a href="http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/sizin-kitschiniz-kac-paralik/2010/03/"><strong>S</strong><strong>İ</strong><strong>Z</strong><strong>İ</strong><strong>N K</strong><strong>İ</strong><strong>TSCH’</strong><strong>İ</strong><strong>N</strong><strong>İ</strong><strong>Z KAÇ PARALIK?</strong></a><strong>, 01 Mart 2010</strong></p>
<p><strong>2.</strong><a href="http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/gelenek-somurgenleri-icin-yeniden/2010/03/"><strong>GELENEK SÖMÜRGENLER</strong><strong>İ</strong><strong> </strong><strong>İ</strong><strong>Ç</strong><strong>İ</strong><strong>N, YEN</strong><strong>İ</strong><strong>DEN…</strong></a><strong>, 08 Mart 2010</strong></p>
<p><strong>3.</strong><a href="http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/kedi-ve-ciger-sorgusu/2010/03/"><strong>KED</strong><strong>İ</strong><strong> VE C</strong><strong>İĞ</strong><strong>ER SORGUSU…</strong></a><strong>, 22 Mart 2010</strong></p>
<p><strong>4.</strong><a href="http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/sehrin-gizli-dili/2010/09/"><strong>Ş</strong><strong>EHR</strong><strong>İ</strong><strong>N G</strong><strong>İ</strong><strong>ZL</strong><strong>İ</strong><strong> D</strong><strong>İ</strong><strong>L</strong><strong>İ</strong></a><strong>, 13 Eylül 2010</strong></p>
<p><strong>5.</strong><a href="http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/avrupa-kultur-baskenti-istanbul-sorusturmasina-cevabimdir/2010/11/"><strong>AVRUPA KÜLTÜR BA</strong><strong>Ş</strong><strong>KENT</strong><strong>İ</strong><strong> </strong><strong>İ</strong><strong>STANBUL SORU</strong><strong>Ş</strong><strong>TURMASI”NA CEVABIMDIR</strong></a><strong>, 15 Kas 2010</strong></p>
<p><strong>(BU YAZI www.dunyabizim.com &#8216;da </strong><strong> YAYINLANMIŞTIR</strong><strong>, KÜÇÜK TASH</strong><strong>İ</strong><strong>HLER VE BİR LİSTE EKLEMESİ YAPILARAK BURADA DA YER VERİLMİŞTİR</strong><strong>)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/zorunlu-bir-tavzih/2010/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın ordusu değil, amerika&#8217;nın ordusu</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 18:41:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6077</guid>
		<description><![CDATA[Kürt meselesi, Belucistan meselesi, iki müttefik ülkeye atılan kazık, bir itiraf ve gerçekler… Bugün biraz çevrede dolaşalım. Frances Stonor Saunders&#8217;ın &#8220;Who Paid the Piper: The CIA and the Cultural Cold War&#8221; adlı kitabı &#8220;Parayı Verdi Düdüğü Çaldı&#8221; adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmişti. Kültürel savaşı konu eden kitap, bugünler için, gelecek için, bizler için çok önemli ipuçları sunuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kürt meselesi, Belucistan meselesi, iki müttefik ülkeye atılan kazık, bir itiraf ve gerçekler… Bugün biraz çevrede dolaşalım. Frances Stonor Saunders&#8217;ın &#8220;Who Paid the Piper: The CIA and the Cultural Cold War&#8221; adlı kitabı &#8220;Parayı Verdi Düdüğü Çaldı&#8221; adıyla Türkçe&#8217;ye çevrilmişti. Kültürel savaşı konu eden kitap, bugünler için, gelecek için, bizler için çok önemli ipuçları sunuyor. Kitapta, Soğuk Savaş döneminde ABD istihbaratının, Batılı kurumların aydınları, yazarları, akademisyenleri, sanatçıları, şairleri, müzisyenleri, örgütleri nasıl kullandığına <span id="more-6077"></span>dair çarpıcı örneklerin yer alıyor. Batı karşıtı olan kişi ve çevrelerin bile nasıl kullanıldığına dair bilgiler aktarılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kitapta, Marshall Planı ile paralel yürütülen çalışma çerçevesinde, Jackson Pollock, Irving Kristol, Andre Malraux, Reinhold Neibuhr, George Orwell, Bertrand Russell, Stephen Spender, Arthur Schlesinger Jr., Arnoldo Toynbee, Vladimir Nabokov, Jean-Paul Sartre, Herbert Spencer gibi daha birçok yazarın CIA tarafından finanse edildiği, gazete, dergi, kitap ve radyoların nasıl kullanıldığı, Encounter dergisinin 1953-1990 yılları arasında CIA parasıyla çıkarıldığı, Orwell&#8217;ın &#8220;1984&#8243; ve &#8220;Hayvan Çiftliği&#8221; gibi kitaplarının CIA tarafından basılıp dağıtıldığı, yine CIA&#8217;nın &#8220;demokratik sol&#8221; grupları komünizme karşı kullandığı ve bu çevrelerin yayınlarını finanse ettiği, sinemaya büyük paralar aktarıldığı, onlarca dergi çıkarıldığı, Amerikan yemek kültürünün, giyiminin, şarkılarının ve sanatının teşviki için kültür merkezlerinin, sinemanın, tiyatronun desteklendiği anlatılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kitabın yayınından sonra İslam dünyasına yönelik kültürel savaşın elli yıl sonra nasıl bir kitaba konu olacağını tartışmıştım. Topyekun kuşatma, topyekun denetim ve yönetimdi asıl konu. Yoksa Batı&#8217;nın kendi muhalefetini nasıl yönettiği, CIA&#8217;nın hangi ülkelerde ne tür örtülü operasyonlar yaptığı bizce az çok bilinen şeylerdi. Bugünü ve yarını merak ediyorduk. Yarın &#8220;Kimlerin para alıp düdük çaldığı&#8221; yazılacaktı?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ve merak ettiklerimiz sadece kültürel savaş değildi. Sıcak çatışmalar içinde yer alan İslami kimlikli yapıların ne kadarının kimler tarafından finanse edilip kullanıldığını merak ettik hep. Bu yüzden bazı ülkelerde &#8220;özgürlük&#8221; adına harekete geçen İslamcı savaşçıların aslında hem Müslümanlara hem tarihe hem kendilerine büyük bir ihanet itinde olduklarını üzülerek izledik.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Aslında Kürt meselesine benzeyen bir Belucistan sorunu vardır. İran&#8217;ı ve özellikle Pakistan&#8217;ı ciddi oranda yıpratan bir sorun bu. Büyük Belucistan devleti için geçtiğimiz yıl haritalar bile yayınlandı. Tabii hepsi ABD kaynaklı. Tıpkı Türkiye&#8217;nin bir bölümünü kesip alan haritalar gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Pakistan&#8217;da istikrarsızlığı tartışırken, Benazir Butto suikastini tartışırken ABD ve İngiltere&#8217;nin müttefiki olan Pakistan&#8217;a karşı Özgür Belucistan Hareketi&#8217;ne destek verdiğini fark edince hayretler içinde kaldım. Bir yandan müttefikleri olan ülkeyi destekliyorlardı diğer yandan ülkeyi bölecek harekete silah ve finansal destek sağlıyorlardı. Ne gariptir ki, o bölgenin özgürlüğü için savaşan, ABD ve İngiltere&#8217;den para ve silah alan gruplar İslamcı gruplardı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>ABD ve İngiltere&#8217;nin, jeopolitik hesapları, enerji planları için projelendirdiği Büyük Belucistan için örgütler kuruluyor, harekete geçiriliyordu. Bu örgütler İslamcı&#8217;ydı ve kimlikleri yüzünden İslam dünyasında sempati bile topluyordu. Ne yazık ki hepsi birer taşerondu. Ne yazık ki, bu gerçeği anlatmak çok zordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Birkaç gün önce, İran Belucistan&#8217;ı için savaşan &#8220;Cundullah&#8221; (Allah&#8217;ın ordusu) örgütünün lideri olan Abdülmelik Rigi&#8217;nin kardeşi, örgütün İran topraklarındaki saldırılarını ABD&#8217;nin talimatıyla yaptığını açıkladı ve; &#8220;Cundullah&#8217;ı ABD kurup destekledi. Talimatlarımızı ondan alıyorduk. Kime saldırıp kime saldırmayacağımızı ABD&#8217;liler söylüyordu. Para ve teçhizat onlar tarafından veriliyordu&#8221; şeklinde sözler söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Pakistan&#8217;ı tartıştığımız hemen her yazıda Belucistan&#8217;daki garip ilişkiden söz ettik. Şimdi şartlar değişiyor. Belki Büyük Belucistan Devleti projesi bir süreliğine ertelendi. Bu örgütler de ortada kaldı. Birer birer deşifre oluyorlar, bağlantılar ortaya çıkıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ne tuhaf, Belucistan meselesi ile Kürt meselesi birbirine benziyor. ABD ve İngiltere, iki konuda da müttefiklerine kazık attı. Hem de çok büyük zarar vererek. Şimdi iki konuda da rüzgar tersine dönmüş gibi. Belucistan için savaşan örgütler ortada kalırken, Kürt meselesinde olumlu anlamda çok ciddi gelişmeler yaşanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hayırlısı…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(YENİ ŞAFAK, 27 AĞUSTOS 2009)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/allahin-ordusu-degil-amerikanin-ordusu/2009/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mehdi geliyor, savaşa hazır olun!</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 08:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=6025</guid>
		<description><![CDATA[İran dini lideri Ali Hamaney&#8217;in; &#8220;Mehdi geliyor, hazır olun&#8221; çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu&#8217;ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İran dini lideri Ali Hamaney&#8217;in; &#8220;Mehdi geliyor, hazır olun&#8221; çağrısından ne anlamalıyız? Hamaney, bu çağrıyı İran halkına mı yaptı, Şii dünyasına mı yaptı, Ortadoğu&#8217;ya mı yaptı yoksa bütün İslam dünyasına mı? Bu kadar açık ve net bir çağrı yapılıyorsa, bu çağrının muhatapları kadar, yapılış sebebi üzerinde de ciddi biçimde durmak lazım. İran rejiminin en üst otoritesi, böylesine bir meydan okuma yapıyorsa ve Türkiye&#8217;yi de bu savaşta taraf olmaya davet ediyorsa ortada çok ciddi bir durum var demektir. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yakında Mehdi&#8217;nin geleceğini belirterek, <span id="more-6025"></span>aralarında Türkiye&#8217;nin de yer aldığı İslam ülkelerine &#8220;askeri güçleri birleştirme&#8221; çağrısında bulunan İran dini liderine atfedilen cümleler şöyle: </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">&#8220;Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan, güçlerini birleştirip el Mehdi-el-Muntazar&#8217;ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalıyız.&#8221; </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">&#8220;Dürüst kuvvetlerimizi, Mehdi&#8217;nin gelişini engellemeye çalışmaya kalkabilecek ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı eğitmeliyiz. İran silahlı kuvvetleri, Hamaney&#8217;e bağlıdır ve Mehdi&#8217;nin emirlerini yerine getirecektir. Hamaney, Mehdi&#8217;nin doğrudan temsilcisidir, ruhani lidere itaat etmek, Mehdi&#8217;ye itaat ve bağlı olmak anlamına gelir.&#8221; </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Mehdi&#8217;nin gelişinin Şii inancındaki, Müslümanlar arasındaki yerini tartışacak değiliz. Mehdi tartışması bu yazının konusu da değil. El Arabiya televizyonu tarafından duyurulan, Hamaney&#8217;in sözcüsü Ali Saidi üzerinden yapılan açıklama (Hürriyet, 19 Ağustos 2009), bu ifadelerdeki gibiyse, İran&#8217;ın bugünkü pozisyonu çerçevesinde ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İran çatışmadan güç devşiren bir ülke. Küresel bölünmüşlüğü iyi kullanan, bunu siyasi ve askeri güce dönüştüren, bölgesel nüfuz alanını her geçen gün daha da genişleten, Şii dünyasını denetleyen, her yönden kuşatma altında olmasına rağmen sınırları dışındaki istikrarsızlıkları kazanca çeviren, enerji projelerinden yeni bölgesel projelere kadar bir çok şeyi etkileme hatta belirleme gücüne sahip olan bir ülke. ABD&#8217;nin ve genel anlamıyla Batı&#8217;nın 21. Yüzyıl hesaplarını tersine çevirme gücüne sahip, kontrol altında tutulamayan bir ülke. Bu yüzden de bölgesel gerilimlerin, küresel düzeyde kırılmaların tam ortasında bir ülke. Yeri geldiğinde, kendisine yönelen tehditleri sınırlarının çok uzağına atabilen, başka bölgelerde krizler yönlendirebilen bir ülke. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Dış tehdit kavramını etkili bir şekilde kullanan, bu tehditle içeride istikrarı sağlayan, bu tehditle dışarıda başarılı olan bir ülke. Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail&#8217;le düşmanlık tezine bu yüzden ciddi biçimde ihtiyacı olduğu bir gerçek. İdeolojik gerekçeler bir tarafa, Tahran bu yöntemi son derece etkili biçimde kullanmaya devam ediyor. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir süredir Cumhurbaşkanı Mahmud Ahbedinejad&#8217;ın dile getirdiği &#8220;Mehdi gelecek&#8221; söyleminin bu sefer dini lider tarafından kullanılması, üstelik bir siyasi söylem olarak kullanılması, bölgesel bir saf tutma, küresel bir savaş hali çağrısı gibi sunulmasının gerekçesini Şii inancındaki Mehdi düşüncesiyle değil, İran&#8217;ın bugün içinde bulunduğu pozisyonla, iç istikrarıyla, bölgesel stratejik hesaplarıyla birlikte ele almak bu yüzden önemli. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Benim algılamam şöyle: </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bu sözler öncelikle İran iç kamuoyuna söyleniyor. Son seçimde yaşananlar, sonrasında iç isyan hazırlıkları, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından bunun bir rejim değişimi haline sokulmaya çalışılması, muhalefetin gaza getirilip bir çeşit iç darbe girişimi tezgahlanması, rejimin olayların üzerine sertlikle gitmesi ve iç huzursuzluğun açığa çıkması… Dini liderin, gerilimli günlerde Tahran&#8217;daki Cuma hutbesinde söylediği o tehditkar sözler bu açıklamayla birleştirildiğinde, &#8220;mehdi geliyor, kenetlenin&#8221; türü bir söylemin öncelikle İran halkını sakinleştirmeye, devletle kenetlenmeye, iç huzursuzluğun üstesinden gelmeye dönük olduğu ortada. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İkincisi, Şii dünyasına yönelik bir açıklamadır bu. İran&#8217;ın nüfuzunu daha da pekiştirmek, Afganistan&#8217;dan Lübnan&#8217;a uzanan kuşak içindeki Şiiler üzerindeki kontrolü sağlamak için yapılan bir açıklama. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Böyle bir cepheleşmeye Türkiye&#8217;nin de davet edilmesi ise son derece şaşırtıcı. Bunu, İran&#8217;ın Türkiye ile ilişkileri konusunda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesi kabul etmek gerekiyor. Bir çok sorunla yüzleşirken, Tahran&#8217;ın en büyük uğraşlarından biri Türkiye&#8217;yi yanına çekmek, hiç değilse tarafsız kalmasını sağlamak olduğunu biliyoruz. Daha önce burada sözünü ettiğim, Batı&#8217;nın yeni &#8220;Doğu Sınırı&#8221;nın Türkiye İran sınırına kaydırıldığı gerçeğinden hareketle, Tahran&#8217;ın Türkiye ile gerilim yaşama riskinden ciddi oranda endişe ettiğini söyleyebiliriz. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Ancak bu sözlerin, Türkiye&#8217;de birileri tarafından, eski alışkanlıklarla istismar edilmesi ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye hiçbir şekilde İran&#8217;ın çizdiği bir çerçeveye sığabilecek bir ülke olmadı, olması da mümkün değil. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bir şey daha var: İster İran&#8217;ın iç istikrarına yönelik olsun, ister devlet-millet güvenini yeniden tesis etmeye yönelik olsun Hamaney&#8217;in böylesi bir açıklama yapmasının bana biraz da geleceğe dönük olduğu izlenimini veriyor. Her ne kadar İran&#8217;a saldırı tezi gündemden kalkmış gibi görünüyorsa da, nükleer konusu çözülebilmiş değil ve İran&#8217;ın hedefine yaklaşmasına çok az bir zaman kaldığı biliniyor. Bu dönemde olası bir provokasyonun bölgesel krizlere yol açma ihtimali hala çok güçlü. Bir gece uyandığımızda, İsrail&#8217;in, bütün bölgeyi ateşe atacak bir çılgınlığa giriştiğini görme ihtimalimiz hala var. İşte o zaman &#8220;Mehdi geliyor&#8221; sözü son derece anlamlı olacak. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Açıklamanın sebebi hangisi olursa olsun, hedef alanı neresi olursa olsun, İran&#8217;ın bu en güçlü kitlesel kozu böylesine açıkça kullanması mutlaka cok ciddi bir tehlikenin hissedildiğinin işaretidir. Çünkü &#8220;Mehdi&#8217;nin gelişi&#8221; son ve en güçlü kart, en etkili söylemdir. </span></p>
<p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bundan ötesi de yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(YENİ ŞAFAK, 20 AĞUSTOS 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/mehdi-geliyor-savasa-hazir-olun/2009/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mavera dergisinin kapanma sürecine ilişkin bilgiler</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/mavera-dergisinin-kapanma-surecine-iliskin-bilgiler/2009/07/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/mavera-dergisinin-kapanma-surecine-iliskin-bilgiler/2009/07/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 21:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÖMER LEKESİZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5852</guid>
		<description><![CDATA[Rasim Özdenören’le Mavera dergisinin çıkış serüveni ve yayın hayatı üstüne, Bogaziçi Üniversitesi’nden bir grup öğrencinin çıkardığı BUcümle dergisinde güzel bir söyleşi yayınlanmış. Fatma Betül Yumuk – Akkuş (?) imzalı bu söyleşiden (Fatma Betül’ün yeğenim olması nedeniyle) yaklaşık bir yıl önce haberdar olmuştum; söyleşiyi de adıgeçen dergiden değil, www.okumayeri.net’ten okudum (eklenme tarihi: 19.07.2009). Rasim Özdenören’in, “Mavera´nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Rasim Özdenören’le Mavera dergisinin <span id="more-5852"></span>çıkış serüveni ve yayın hayatı üstüne, Bogaziçi Üniversitesi’nden bir grup öğrencinin çıkardığı BUcümle dergisinde güzel bir söyleşi yayınlanmış. Fatma Betül Yumuk – Akkuş (?) imzalı bu söyleşiden (Fatma Betül’ün yeğenim olması nedeniyle) yaklaşık bir yıl önce haberdar olmuştum; söyleşiyi de adıgeçen dergiden değil, <a href="http://www.okumayeri.net'ten"><span>www.okumayeri.net</span><span>’ten</span></a> okudum (eklenme tarihi: 19.07.2009).</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Rasim Özdenören’in, “</span><span>Mavera´nın kişilerden bağımsız bir dergi olmasını hedeflediğinizi  söylediniz, bunu mümkün kılmak için neler yaptınız?” sorusuna verdiği cevapla, benim Modern Türkiye’deSiyasi Düşünce: İslamcılık (Cilt 6, Editör: Yasin Aktay, İletişim Yay., İstanbul 2004) adlı kitaptaki yazımda yer alan Mavera’ya ilişkin değerlendirmemin final cümlelerinde ortaya ciddi bir çelişkinin giderilmesi zarureti hasıl oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Rasim Özdenören söz konusu soruya şu cevabı veriyor: “Şu zihniyetle başladık, bizim bu derginin başlatılmasında bir fonksiyonumuz, bir rolümüz var ama oldu ki biz buhar olduk, kaybolduk ortadan, bu dergi çıkmaya devam etsin istedik. Biz istiyorduk ki sadece yazar olarak kalalım. Bunun için yazı işleriyle uğraşacak, editör olacak, bu dergiyi çekip çevirecek elemanlar aradık. 1- 2 sayı uğraşıp hepsi tırstı sonra, İsmail Kıllıoğlu, Nabi Avcı, Ahmet Kot, Ömer Lekesiz  var mıydı hatırlamıyorum, o da gelip giderdi, Ahmet Şirin, Ramazan Dikmen, İhsan Işık… Bu arkadaşların herbirine biz şunu söyledik “Bizi yok farzedin, biz de herkes gibi bu yayın bürosuna dışardan geliyoruz, bizi dışardan gelen insanlar kabul edin, bu dergiyi siz çıkartın”.</span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Ben de yerini zikrettiğim yazıda Mavera dergisi için şunları yazmıştım: </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">“Erdem Beyazıt, Ersin Gürdoğan, Akif İnan, Alaaddin Özdenören, Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu,<span> </span>Diriliş dergisinden sonra <em>Edebiyat</em> dergisinden de ayrılmış, bu ayrılığın ana sebebi olan yeni dergi projesini Aralık 1976’da uygulamaya koymuşlardır: <em>Mavera </em>Aylık Edebiyat dergisi. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Aralık 1976’da ilk sayısı yayımlanan <em>Mavera</em> dergisi, <em>Sebilü’r-reşâd</em>’la başlayan ve <em>Edebiyat </em>dergisiyle taşınan İslâmî misyonunu sürdürmekle birlikte toplumsal, siyasal, ekonomik, sanatsal bir proje bütünlüğüne sahip <em>Diriliş</em>’ten, bir edebî ve siyasal duruş disiplinini öne çıkaran <em>Edebiyat</em>’tan daha çok <em>Büyük Doğu</em>’nun çok yönlü, dağınık, değişken yapısını izlemiştir. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><em><span lang="TR">Mavera</span></em><span lang="TR">, ideolojik ayrımcılığın keskinleştiği, sıcak çatışmaların ivme kazandığı, kapatılan Milli Nizam Partisi’nin yerine kurulan Milli Selamet Partisi’nin koalisyon ortaklıkları üstünden Müslümanların ilk iktidar sevincini, nimetini ve külfetini tattıkları, İran İslâm Devrimi’nin ve Afganistan savaşının da etkisiyle radikalizmin yıldızının parladığı yıllarda doğmuş ve gelişmiş olmakla, sürdürdüğü misyon planında kimi önemli doğruların ve yanlışların da üreticisi olmuştur. Şöyle ki:</span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">a-<em>Mavera</em>, <em>Edebiyat</em> dergisi kadar katı bir ilkeye dönüşmese de edebî alanda kalmayı tercih ederek, genç yazarlarını, okurlarını ideolojik çatışmalardan uzak durmaya teşvik etmiş, gittikçe güçlenen İslâmcılığa ve radikal söyleme karşı edebiyâtı bir güvenlik alanına dönüştürerek muhtemel olumsuz yönelişler için<span> </span>bir tür katalizör görevi yüklenmiştir.</span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">b-Sezai Karakoç’un “öteki” düşünce ve kişilere olan mesafesini, sol ve ırkçı kesimle polemiğe girmemek, sataşmalara, suçlamalara cevap vermemek sekliyle esas almış, siyaset ve iktidar ilişkilerinde ise Sezai Karakoç’un tam aksine nimet-külfet dengesini gözeterek ilk yıllarında Milli Selamet Partisi’yle dolaylı, darbeden sonra ANAP’la<span> </span>doğrudan<span> </span>ilişki kurmuştur.<span> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">c-İran Devrimi’nin etkisiyle din dilinde meydana gelen söylem ve ton değişikliklerine karşı kapanmış, Sezai Karakoç denli olmasa da çekimserliğini besleyen bir soğukkanlılıkla ne ortodoksiden, ne de edebiyât merkezli çaba ve söylemden ayrılmamıştır. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">d-<em>Mavera</em>’nın yayın politikası, SSCB’nin Afganistan’ı işgalinden sonra anti-emperyalist bir çizgiye oturmuş, Afganlı Müslümanların seslerini bir dergi yapısının elverdiği oranda duyurmaya çalışmıştır. Ancak bu soy çizgi, ANAP’la birlikte kırılmış ve Özal’cı bir söylem ve tutuma kaymıştır. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">e-<em>Mavera</em>’nın politikasını ve içeriğini kuruculardan üçü belirlemiştir: Rasim Özdenören, <em>Mavera</em>’nın yayın politikasını belirlemenin de ötesinde, Sezai Karakoç’tan mülhem olarak kavramları tartışmayı, entelektüel bir bakışla gündelik durumları değerlendirmeyi, yeni düşünsel gelişmelere vaziyet etmeyi, genç öykücülerle yakından ilgilenmeyi üstlenmiş;<span> </span>Cahit Zarifoğlu, güçlü şair kimliğiyle şiir ortamının nabzını elinde tutmuş, genç şairlerle yakından ilgilenmiş, Afgan cihadından sonra kapalı şiirden anlaşılır şiire geçerek İslâmi tonu ağır basan şiirler yazmış, Erdem Beyazıt ise ilgili kurumlarla, siyasi çevrelerle bağlantıyı kurmuş ve yürütmüştür. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">f-<em>Mavera</em>, İslâm’ı “açık bir referans” olarak gösterme, İslâmî kaynaklara dayanan yazılar, incelemeler yayımlama konusunda <em>Edebiyat</em>’a göre daha rahat davranmış, özellikle Atasoy Müftüoğlu’nun yazıları üstünden de Sezai Karakoç’un özümlemeci, toptancı tarzını sürdürmüştür. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">g-Edebî ürünlerdeki tema çeşitliliği açısından Mavera kendinden önceki dergilere göre daha esnek, daha çoğul bir tercih içinde olmuştur. Özellikle yeni kuşak yazarların hemen tamamının üniversite eğitimli olması modern düşünce ve yaşantının da bir çok yönüyle dergiye yansımasını beraberinde getirmiştir. Rasim Özdenören’in sosyal değişmeyi, cinsellik de dahil birçok boyutuyla ele alan metinleri, Cahit Zarifoğlu’nun individüalist yazarlık tutumu, bireysel varoluşu önceleyen şiir ve metinleri de söz konusu eğilimi beslemekle kalmamış, aşk şiirlerine, öykülerine bir tür yazılma ve yayımlanma hakkı sağlamıştır. Özellikle Afganistanlı Meral Maruf’un Afganistan mektupları, hicret günlükleri ve öyküleriyle dergide yer alması (ilk metin: sayı: 56; Temmuz 1982) kadın yazarların edebiyat dergilerinde yer alabilirliklerine dair önemli bir işaret olmuştur.</span></p>
<p class="MsoBodyText"><em><span lang="TR">Edebiyat</span></em><span lang="TR"> dergisi için vurgulanması gereken <em>Mavera</em> merkezli bir önemli hususu da kendilerini solda ya da sağda tanımlayan nitelikli yazarların eserlerine karşı bir ilginin başlatılmış ve yaygınlaştırılmış olmasıdır. Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Asaf Halet Çelebi, Orhan Kemal, Kenan Akyüz, Mehmet Kaplan, Nurullah Ataç, Attila İlhan, Haldun Taner başta olmak üzere Türk edebiyâtının önemli yazarları gerek sanatsal metinleri, gerekse tarihsel, sosyal, eleştirel bakış açılarıyla izlenmeye, tartışılmaya, sorgulanmaya ve incelenmeye başlanmıştır. Bunun yanısıra, <em>Diriliş</em> dergisiyle başlayan geleneksel metinlere yönelme, klasik metinleri anlama ve yorumlama çabaları da hız kazanmıştır. Amil Çelebioğlu, Ali Nihat Tarlan, Mahir İz, Fevziye Abdullah Tansel, Abdülbaki Gölpınarlı, Orhan Okay vb. çevirileri, şerehleri ve incelemeleri dikkatle izlenenen, okunan yazarlar olmuşlardır. Buradan bakıldığında daha sonra <em>Hece </em>dergisince izlenecek olan Türk edebiyatını bir bütün olarak algılama ve anlama çabasının <em>Mavera</em> tarafından başlatıldığı anlaşılmaktadır. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><em><span lang="TR">Mavera</span></em><span lang="TR"> da <em>Diriliş</em> gibi gençlerden oluşan çekirdek bir yazar kadrosu yetiştirmiştir: Alim Kahraman, Ramazan Dikmen, Ömer Lekesiz, Ali Haydar Haksal&#8230; Ancak, kurucuları, <em>Mavera</em>’yı ileriye taşıyabilecek bu ya da başka bir kadroya emanet etmek yerine, onu Milli Nizam’dan beri aktif siyasetin içinde yer alan Bahri Zengin’e teslim ederek, derginin kapanmasına dolaylı onay verdikleri gibi, siyasi bağlantılarının güçlülüğünü bu tercihle somutlaştırmışlardır.”<span> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Zikrettiğim çelişkinin belirginleşmesi açısından bu iki alıntıdaki ana fikirleri özetleyelim: </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">1-İsmail Kıllıoğlu, Nabi Avcı, Ahmet Kot, şüpheli olarak Ömer Lekesiz, Ahmet Şirin, Ramazan Dikmen, İhsan Işık vb. isimlerden Mavera dergisi çıkarmayı sürdürmesi isteniliyor ama onların hepsi tırsıyor; Rasim Özdenören söylemiyor ama belli ki bunların tırsmaları yüzünden, derginin kapanması zorunlu hale geliyor. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">2-Ben de diyorum ki, Mavera, siyasetle uğraşan Bahri Zengin’e teslim edilmekle zaten kapanmaya terkedilmişti. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Zikredilen çelişkiye mahsus doğru bilgiler ise söyledir:</span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Yanlış hatırlamıyorsam 1986’da, Mavera’nın yönetim ve yayın yeri İstanbul’da olduğu halde, Rasim Özdenören’in talebi üzerine M. Ragıp Karcı, Arif Ay, Ramazan Dikmen ve ben derginin mutfağını Ankara’da yeniden kurduk. Bizde toplanan yazılar İstanbul’a dizgi için gidiyor, tashih için tekrar Ankara’ya geliyor, bizler de Fatih Yurdakul’un o zamanlar Zafer Çarşısı’nda bulunan dükkanında onları okuyup, tekrar İstanbul’a gönderiyorduk. Üç ya da dört sayı Mavera bu şekilde hazırlandı. O sayılardan Ankara’ya elli adet gönderiliyor, dergiye emek verenler olarak bizler ve Ankara’daki okurlar Mavera’yı izleyebiliyorduk. Ancak Anadolu’dan da Mavera’nın bulunamadığına, edinilemediğine dair ciddi şikayetler alıyorduk. Konuyu araştırdık ve sonuçta şu bilgiye ulaştık: Bahri Zengin, bizim hazırladığımız sayılardan ikiyüz adet bastırıyor, elli adedini reklam verenlere, bir o kadarını Ankara’ya gönderip kalan kısmını depoya attırıyormuş. Bu bilginin ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış bugün hâlâl bilmiyorum ama belli ki biz o zamanlar bu bilgiye inandığımız için Rasim Özdenören’e özür beyan ederek, Mavera’yla ilgilenmeyi bıraktık. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Rasim Özdenören’in, bizlerle (genç yazarlarla) münferit ya da toplu halde konuşurken </span><span lang="TR">“Bizi yok farzedin, biz de herkes gibi bu yayın bürosuna dışardan geliyoruz, bizi dışardan gelen insanlar kabul edin, bu dergiyi siz çıkartın.” sözünü söylediğine doğrudan tanık olmanın ötesinde, onun sözkonusu fırsata uygun tutum ve davranışlarına da çok kez yakından tanık oldum. Ancak bu Mavera’nın normal yayınını sürdürdüğü, sahipliğinde, editörlük işinde bir problemin olmadığı zamanlara mahsustur ki, İstanbul’da merhum Cahit Zarifoğlu’nun vesayeti altında Mustafa Çelik tarafından çıkarıldığı dönemde de bu böyle olmuştur. Ne zaman ki Bahri Zengin’in sahipliği kesinleşip, Mustafa Çelik editörlükten ayrılınca, işte o zaman her şeyin rengi değişmiş ve Mavera kapanmaya terkedilmiştir. Rasim Özdenören  tam bu aşamada tümüyle derginin dışına çekilmiş ve açıklamasında vurguladığı &#8220;zihniyet&#8221;i izlememeyi tercih etmiştir. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Bunları söylerken Rasim Özdenören’i yanlışlamak gibi bir derdim olmadığını belirtmeme bilmem gerek var mı? Çünkü Rasim Özdenören, akibeti ne olursa olsun Mavera gibi edebiyat ve düşünce tarihimizde önemli bir misyonu üstlenen, taşıyan, onlarca genci edebiyat ve düşünce dünyamıza kazandıran bir derginin doğuşunu ve uzun bir süre yayınını sağlamakla olmuş ve olabilecek tüm eleştirilerden varestedir. </span></p>
<p class="MsoBodyText"><span lang="TR">Yukarıda belirttiğim gibi, Rasim Özdenören’in söyledikleriyle, benim belirlemelerim arasındaki çelişki gidermek amacıyla bu açıklamayı zorunlu gördüm. Çünkü Mavera dergisi her zaman merak edilecek, üzerinde konuşulacak ve üstünde çalışmalar yapılacak bir dergidir. Rasim Özdenören’in söyleşisi vesilesiyle Mavera hakkında bir bilginin daha açıklanmasına katkım oluşmuşsa kendimi bahtiyar sayarım. </span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/mavera-dergisinin-kapanma-surecine-iliskin-bilgiler/2009/07/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mehmet akif&#8217;in fikir esprisi: karışıklıklar içinde beliren ufuk</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/asimoz/mehmet-akifin-fikir-esprisi-karisikliklar-icinde-beliren-ufuk/2009/06/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/asimoz/mehmet-akifin-fikir-esprisi-karisikliklar-icinde-beliren-ufuk/2009/06/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 20:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ASIM ÖZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5646</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Emr-i bilma&#8217;ruf imiş ihvan-ı İslam&#8217;ın işi; Nehyedermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.&#8221; Mehmet Akif Ersoy1 Mehmet Akif hakkında &#8216;doğru&#8217; veya &#8216;yanlış&#8217; diyebileceğimiz, başka bir deyişle doğrulanması veya yanlışlanması mümkün olan pek çok yargı var. Meselâ, Mehmet Akif hakkında &#8220;Onun modernist olduğu&#8221; veya &#8220;Onun ırkını yücelttiği&#8221; cümlelerini duyan biri, ya &#8216;doğru&#8217; ya da &#8216;yanlış&#8217; hükmünü vermek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--><em>&#8220;Emr-i bilma&#8217;ruf imiş ihvan-ı İslam&#8217;ın işi;</em><br />
<em>Nehyedermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.&#8221;</em><br />
<span>Mehmet Akif Ersoy</span><sup><span>1</span></sup></p>
<p class="MsoNormal"><span>Mehmet Akif hakkında &#8216;doğru&#8217; veya &#8216;yanlış&#8217; diyebileceğimiz, başka bir deyişle doğrulanması veya yanlışlanması mümkün olan pek çok yargı var. Meselâ, Mehmet Akif hakkında <em>&#8220;Onun modernist olduğu</em>&#8221; veya &#8220;<em>Onun ırkını yücelttiği</em>&#8221; cümlelerini duyan biri, ya &#8216;doğru&#8217; ya da &#8216;yanlış&#8217; hükmünü vermek zorunda kalacaktır. Bu takdirde, Akif hakkında &#8216;doğru&#8217; veya &#8216;yanlış&#8217; hükmünü verdiren her ifadenin yargı bildirdiğinden emin olabiliriz. Çünkü yargı bildiren ifadelerle olgu arasında tam bir nispet bulunur ve bu nispet sayesinde de yargı ortaya çıkar. Akif&#8217;in düşünceleri ve sahip olduğu din algısı hakkında olumsuz yargı bildiren ifadeleri tasnif etmek yerine yargı bildiren yazılar üzerinden ilgili kişilerin ifadelerini <span id="more-5646"></span>tespit etmek ve bu yargıların Mehmet Akif&#8217;e nispetinin yanlışlığını tek tek kişiler özelinde ortaya koymak daha kesin bir yöntem</span><span> </span><span>gibi görünüyor bana.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Özgün İrade dergisinin 61.sayısında yayımlanan söyleşide Rasim Özdenören farklı konulara değiniyor ve kimi konulardaki düşüncelerini açıklıyordu. Onun Mehmet Akif hakkındaki yaklaşımlarını okur okumaz daha önceden söylediği sözleri ve yazdığı bir yazıyı anımsadım. Bundan dolayı da şaşırmadım. Çünkü havasını soluyamadığım bu yaklaşımları Rasim Özdenören yazılı olarak Hece Dergisi&#8217;nin Mehmet Akif Özel Sayısında<em> &#8220;Müslüman Bir Düşünür Olarak Akif&#8221;in Çelişkileri </em>başlığı altında ifade etmişti.</span><sup><span>2 </span></sup><span>Unutulmuş ama aynı zamanda alıntı ekonomisinden habersizliğin de göstergesi olarak okunabilecek yürek burkan bir yazıdır bu.</span><sup><span>3</span></sup><span> O yazının ardından<em> Umran</em> dergisinde kısmen bu yazıya da değinen bir eleştiri yazısı kaleme almıştım.</span><sup><span>4</span></sup><span> Ancak etraflıca tetkik etmeye yarayacak biçimde ayrıntılı olarak inceleyemedim Özdenören&#8217;in bu yazısını. Çok cesur ve gayet cüretkâr bir teşebbüstü Özdenören&#8217;in sözkonusu yazıdaki fikirleri. Keşke mezkur yazı gereğince irdelenip eleştirilebilseydi zamanında. Keşke ortada bu yanlış fikirlere adaleti tesis etme sorumluluğu ile karşı çıkabilecek cesarette yazarlarımız olabilseydi. Kısacası, yazımın amacı, beni şaşırtmayan bu söyleşide Mehmet Akif hakkında dile getirilen yargılar hakkında sıcağı sıcağına bir şeyler yazmakla sınırlı değil.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Din Namına Bin Maskaralık ve Öze Dönüş</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Mehmed Âkif&#8217;in İlahî Kelam&#8217;a bakışıyla muhafazakarların yaklaşımları temelli bir farklılık taşır. Kültürün, folklorun, törelerin, büyük/küçük geleneğin, dış tesirlerin bulandırdığı İslam telakkilerinin bir ciddî tecdide, ıslaha, yenilenmeye olan ihtiyacı konusunda ısrarlıdır Akif. Müslümanlar Müslümanlığı yeterince bilmemekte ve İslam&#8217;ı doğru bir şekilde yaşa(ya)mamaktadırlar. Akif sahip olduğu İslami düşüncenin ve bilincin içinde yaşadığı toplumda olmadığını görünce, bu düşünce ve bilincin topluma yerleşmesi için çalışır. Bunun için her türlü imkanı elinden geldiğince değerlendirir. <em>Safahat </em>baştan sona tetkik edildiğinde Akif&#8217;in örneklerini özenle ve öncelikle Kur&#8217;an&#8217;dan verdiği ve ona dönüşü ısrarla ve ödünsüz biçimde vurguladığı görülür. Akif bu tespite dayanarak Müslümanların çoğunun din diye öğrendikleri, tekrar ettikleri düşünce, söylem ve yaşam biçimlerinin Kur&#8217;an&#8217;dan kaynaklanmadığı, ataların oluşturduğu yanlışlıkların süreklileştirilmesinden oluşturulduğunu anlatır. Ona göre içinde bulunulan toplum, Kur&#8217;an&#8217;ı ölülere okunan bir kitaba indirgemiştir. Oysa Kur&#8217;an insanları uyarmak ve hayatlarını ona göre düzenlemek için vahyedilmiştir. Ama insanlar artık bu ilahi mesajdan epeyce uzaklaşmışlar ve onun hayat veren düsturları yerine, kendi kafalarına göre bambaşka bir din oluşturmuşlardır. Bu ıslahatçı yaklaşıma göre toplum atalarından devraldığı her şeyi İslam&#8217;ın bir unsuru olarak anlamıştır. İnsanların hayatını bu tarz temelsiz bilgiler, daha çok tasavvufi menkıbeler oluşturmuştur. Akif&#8217;in bu kültürel kalıtlara ve bunun gelenekselleşmiş hali tasavvufa ilişkin söyledikleri Rasim Özdenören&#8217;in sahip olduğu anlayışın ta kendisidir aslında. Özdenören Mehmet Akif&#8217;e niçin bu kadar çok yükleniyor, diye düşündüğümde, ilk aklıma gelen sebep, kendisinin<span style="text-decoration: underline;"> </span>tasavvuf ehli bir mürit oluşuydu.</span><sup><span>5</span></sup><span> Çünkü kolay değişmez insan bilincinin kodları. Dolayısıyla Mehmet Akif meselesinde Özdenören&#8217;in bakış açısında ortaya çıkan açının kavramların hakikatini değil, kullanım değerini önemli bulduğunu düşünüyorum. Yani bakışı, nokta-i nazar belirliyor. Bu yüzden Akif&#8217;in derdini, düşüncesini bir çırpıda üstelik hakkaniyete hiç de uymayan bir biçimde harcamanın temellerini tartışmak zorundayız.</span><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Çağdaş Öncülerle Anlayış Akrabalığı</span></strong><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kur&#8217;anın anlaşılması ve yaşanması noktasında Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Musa Carullah, Reşit Rıza, Muhammed İkbal gibi tecdid ve ihya hareketinin mensubu düşünürlerle paralel düşünür Mehmet Akif. </span><span> </span><span>Bu düşünceye göre, geleneklerinin içinde özü bulanıklaşan İslam anlayışı artık hayat veren soluğunu yitirmiştir. Hayat ve Batı karşısında yenik düşmüştür. Bu yüzden Müslüman dünya temel kaynaklarına<span style="text-decoration: underline;">,</span> Kur&#8217;an ve sünnete yeniden dönmeli ve içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yollarını aramalıdır. Bu yol, Kur&#8217;an ve onun örnek olarak gönderdiği Rasul&#8217;ün mesajına uymakla mümkün olacaktır. Artık<span style="text-decoration: underline;"> </span>atalar dini olarak gelenekleşen eski anlayışlar çağın getirdiği problemlere çözüm üretecek dirilişi sağlayamamaktadır. Bunun için sağlıklı bir bünyeye/fikri olgunluğa kavuşabilmemiz için, dini anlayışımızı ve çağımızın emperyalist güçlerini gözden geçirmek gerekmektedir. Eğer dini kendisinde şüphe bulunmayan kaynağından öğrenmez ve içinde bulunduğumuz dünyayı iyi tanımazsak, İslam Dünyası&#8217;nın içinde bulunduğu parçalanmışlıktan kurtulması mümkün değildir. Onun bu ısrarını anlayamayanlar sıklıkla onu ya suçlama yolunu ya da bu irtibat noktasını görmezden gelerek üstünü örtmeyi </span><span> </span><span>tercih etmişlerdir. Rasim Özdenören birinci yaklaşım biçimine iyi bir örnek teşkil ederken Sezai Karakoç ikinci yaklaşım biçimine iyi bir örnektir.</span><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>M. Akif İslam dünyasında tecdid ve ıslah hareketini başlatan Afgani ve Abduh&#8217;un yaklaşımlarını <em>Sırat-ı Müstakim</em> dergisinde açıkça desteklemiştir ve bu düşünürlerden pek çok çeviri yapmıştır. Bir şiirinde dile getirdiği:</span><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Mısır&#8217;ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh / Konuşurken neye dairse Cemaleddin&#8217;le; / Der ki tilmizine Afganlı / -Muhammed, dinle! / İnkılab istiyorum başka değil, hem çabucak /Çıkarıp gönderelim, hasılı şeyhin yer yer, / Oradan alem-i İslam&#8217;a Cemaleddinler / Anlıyorsun ya zarar yok daha iyi anlaşalım / İnkılab istiyorum, ben de fakat Abduh gibi&#8230;&#8221; </span></em><span>dizeleri ise Sezai Karakoç&#8217;un <em>Mehmed Akif</em> kitabında ifade ettiği yaklaşımların temelsizliğini de ortaya koyan bir beyandır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Kaygı Denen Duyguyu Vicdanda Duymak</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Müslüman düşünür ve ıslahatçılar ümmetin dağınıklığı gerçeğini kabul ederken Batıcılardan ve muhafazakarlardan farklı bir sonuca varmışlardır. Onlara göre İslam değil, Müslümanlar değişmek zorundadır. Zaman içerisinde İslam&#8217;ın temel perspektifini kaybetmiş Müslümanların kendilerini değiştirmek zorunda oldukları yönündeki teklifleri kabul etmeleri nedeni ile adını andığımız isimleri Batıcılarla ve pozitivistlerle bir tutmak adaleti hiçe saymaktan, insafsızlıktan başka nedir? Batı medeniyetini tek dişi kalmış canavar olarak niteleyen, onun kendi içindeki çelişkisini, açmazını ortaya koyan bir şairi Batıcılarla nasıl bir tutulabilir?</span><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Mehmet Akif de çoğu Müslüman öncü gibi eğitimini batılı öğrenim kurumlarında gerçekleştirdi. Bu eğitim sürecinde bir Müslüman olarak güçlü imanı onun kültürel ve entelektüel eğilimlerine egemen oldu. Onun bu kurumlarda eğitim görmesinden hareketle onun pozitivistliğine hükmetmenin ya da &#8220;kültürel şizofren&#8221; olarak nitelenen şeyden etkilenmiş olabilirliğine hükmetmek çok indirgemeci ve gerçeğin üstünü örtücü bir söylem olarak dolaştırılması gerçekten ibretlik ve </span><span>kaygı denen duyguyu vicdanında duymamışlığın göstergesidir. </span><span>Öte yandan Oryantalist bakış açısının İslamcılık tanımlamalarının dönüp dolaşıp İslamcılığın, modernleşmenin bir ürünü olduğu yaklaşımını hatırlatan bir yanı da var bu değerlendirmelerin. Bu nokta merkezinde yoğunlaşan düşünceler, İslam tarafgirliği anlamında ya da İslam savunması eşliğindeki yorumlardır. İslamcılık, bu anlamıyla tıpkı Namık Kemal&#8217; in ya da Afgani&#8217;nin oryantalist Renan&#8217;a karşı yaptıkları müdafaa gibi bir işlevsellikle ele alınmaktadır. Böyle olunca da İslamcılık kavramı, İslam yandaşlığı anlamında, ona dışarıdan bakan gözlere, uzanan dillere ya da dokunan ellere karşı İslam&#8217;ı koruyan, onu savunan bir misyon içeriğini de kazanmaktadır. İslamcılık kavramı hakkındaki bu kavramsal analiz ya da tarihsel çerçeve, İslamcılığı peygamberin ortaya koyduğu sahihlikte bir dinden ve onun içeriğinin bir çok bölümünden mahrum bırakmakta, adeta tarihsel kökeninden kopuk bir yaftaya mahkum etmektedir. Köksüz, siyasal bir araç, gelenekten kopuk, manevi boyuttan mahrum, seküler, pozitivist,evrimci gibi yakıştırmalar peş peşe sıralanmakta. Kısaca<em> gelenekte yanlışlıklar var </em>diyen ve &#8220;sahici bir kültürel seyahat&#8221; düşüncesine sahip herkesi mahkum edecek bir çerçeve Şöyle diyor Rasim Özdenören: &#8220;</span><span>Akif de Abduh kadar pozitivisttir. Akif baytarlık yani veteriner tahsili yapmıştır. </span><span>Pozitivist düşüncelerinde bu tahsilinin payını görmemiz mümkündür. Gördüğü tah</span><span>sil itibariyle pozitivist düşünmeye mütemayildir, tamamen gerçekçidir diyebiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Şiirlerinde ve yazılarında sosyal eleştirilere yer veriyor. O sosyal eleştiriler tü</span><span>müyle gerçekçidir. Fakat burada dikkat çekici olan nokta bunu Müslümanları aşağı</span><span>layarak yapmasıdır. Müslümanların faziletsizliği, ahlaken bozukluğu, mükemmel </span><span>adam yokluğu, ediplerin halka istinat etmeyişi, edemeyişi, ümitsizlik, ahlaksız edebiyat, fuhuş edebiyatı, çocuk terbiyesindeki usul yanlışlıkları, fena yetişmiş gençlik gibi sorunların çözümünü Batılılara benzemekte görüyor. Dile getirdiği, gerçekleş</span><span>mesini istediği öneriler temelsiz, nahif tespitlerden ibarettir.&#8221;</span><sup><span>6</span></sup><span> Baytar olmanın fen bilimleri okumanın doğal sonucu dini, manevi, tasavvufi, batıni meseleleri kavrayamamak Özdenören&#8217;in algısına göre. İstediğin kadar Kur&#8217;andan bahset dur. Sen yine kuru akıl ile, rasyonalite ile batıya uyumlu ram olmuş bir İslam/din anlayışının misyonunu yüklenebilirsin ancak.</span><span> Oysa İslam&#8217;ın ideolojik gücünü kendi toprağında geri getirmenin Müslüman bilinci ve mantaliteyi esaslı bir şekilde eski sıhhatine kavuşturmadan geçtiğinin bilincinde olarak asrın idrakinden önce Kur&#8217;an&#8217;dan ilham almayı salık verir Akif. Bunun için Safahat&#8217;tan rastgele bir bölümü açıp okumak yeterlidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İçinde yaşadığı çevre ve bulunduğu dönem Osmanlı devletinin yıkılmaya doğru yüz tuttuğu bir dönemdir. Bu yönüyle hamaset ve duygu sömürücülerinin tam aksine; düşünen, akleden, olaylara gerçekçi bir gözle bakmaya çalışan ama her insanın bir özelliği olarak bazen yanılan bazen doğru teşhisler koyabilen günahıyla sevabıyla bir insandır. Akif&#8217;in İslam dinine, Kur&#8217;an&#8217;a ve kendilerini geleneksel anlamda Müslüman sayanlara bakışına yön veren gerçek, onun Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi çağdaş Müslüman, düşünür ve eylem adamlarının yolundan gitmesidir. Onun eleştirilemeyecek ve sevap hanesinde mühim bir yer tutan Kur&#8217;an temelli yaklaşımları tasavvuftan yana tercihi ve bağlılığı olanları epeyce rahatsız etmiştir. Akif İslam dünyasında halkın bid&#8217;at ve hurafeleriyle, tasavvuf anlayışının getirdiği yanlış din anlayışıyla kısacası &#8220;</span><span>aptal idraki&#8221; ile </span><span>mücadele eder. Şöyle seslenir hayata davet eden dizelerinde:</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Hele ilmiye bayağıdan da aşağı bir turşu / Bab-ı Fetva denilen daire ümmi koğuşu / Ana karnından icazetlidir, ecdada çeker / Yürüsün bir de sarık, al sana kadi asker!&#8221;</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Zamanıdır oturup şimdi herze dinlemenin / O yave-guhlan hâlâ adam deyin beğenin / Sarıklı milletidir milletin başına bela / Sonunda birde tevekkül sokuşturdun araya / Zavallı dini çevirdin maskaraya&#8221;</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Koca millet edebiyatı ya oğlan, ya karı/Nefs-i emmâre hizâsında henüz duyguları!/Sonra tenkide giriş: hepsi tasavvufla dolu/Var mı sôfiyyede bilmem ki ibâhiyye kolu&#8221; </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span>Mehmed Âkif bu dizeleri ile Türkçe edebiyat dünyasında bizzat ismini anarak, Tasavvuf&#8217;u ve onun tahribatını dile getiren ilk ve tek kişidir.</span><sup><span>7</span></sup></p>
<p class="MsoNormal"><span>Akif ıslah ve ihya düşüncesini taşır ve İslami bizzat kaynağından öğrenmek gerektiğine inanır. Önce Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmeliyiz der. Akif&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;a çağıran bu sesinin karşısına ilk zamanlar tarikatlar ve tekkeler hemen son zamanlarda ise bu yapıların entelektüelleri karşı çıkarlar. Onu ilk zamanlar reformculukla suçlayanlar şimdilerde tuhaftır ki batılı kavramlarla, batıya ram olmakla modernistlikle ve pozitivistlikle onu suçluyorlar. Oysa o </span><span>okuduğunu, öğrendiğini hayatında görmeyi amaçlamış, Müslümanları İslam&#8217;ın evrensel mücadele alanına çekmeye çalışmıştı. Düşüncesini, ahlakını vahyi esaslar üzerine kurmaya çalışan Akif, kavradığı kadar, öğrendiği kadar yaşamında sürdürdüğü çabalarıyla sahih geleneğin takipçisi olma yolunda idi.</span><span> Mehmet Akif&#8217;in modernlik yönünü öne çıkaran pek çok oryantalist ya da gelenekçi yaklaşım, bu şairin görüşlerinden modernliği ele verecek her türlü ifadeyi adeta süzgeçten damıtarak ortaya çıkarırken, şairin geleneksel referans kaynaklarını ve İslam tarihinin hangi dönemlerindeki hangi akımlara veya düşünce ekollerine bağlı olarak ortaya çıktıklarını görmezden geliyor. Çünkü </span><span>&#8220;Göz yumulmakla kör olmaz; külün altında ateş,/Ne kadar kalsa bunalmaz; hele bir aç, hele eş!&#8221; demiş şairimiz haklı olarak. </span><span>Bu görmezden gelme durumu en erken, bu düşünürleri sadece yüzyıllık bir geçmişle irtibatlandırma ve sadece Afgani ve Abduh ile ilişkilendirerek öze dönüş düşüncesini ya da kaynaklara dönüş söylemini köksüz ve gelenekten yoksunmuş gibi gösterme kurnazlığı ile devam ediyor. Oysa </span><span>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in</span><span>, &#8220;</span><span>Biz atalarımızdan böyle gördük</span><span>&#8221; diyen gelenekçi muhafazakarları, &#8220;</span><span>Ya atalarınız yanıldı ise yahut doğru yolda değilseler</span><span>&#8221; şeklinde ikazlarla kendilerine getirmeye çalıştığı anımsandığında Mehmet Akif&#8217;in yaklaşımların ne kadar köklü olduğu daha iyi anlaşılır. </span><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bugün üzerinde durulması gereken esas konu; Akif&#8217;in fikri gelişmesini etkileyen ve onu farklı kılan İslam, Kur&#8217;an gibi konularda dikkatimizi çeken ve geleneksel anlayışlardan kurtulmaya çalışan bu tavrı olmalıdır. Akif, Batı&#8217;ya ve onun getirdiği sömürgeciliğin eleştirisi yanında içe dönük olarak da işletir. Müslümanların bid&#8217;at ve hurafelerini Kur&#8217;an&#8217;a bakışın yanlışlıklarını, atalar dininin görünümlerini, tembelliğini, uyuşukluğunu, dinin yanlış anlaşılmasını tenkit eder. Akif: <em>&#8220;Doğrudan Kur&#8217;an&#8217;dan almalıyız ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam&#8217;ı&#8221; </em>derken tasavvufçu muhafazakar çevreler ona karşı çıkarlar. Özdenören de Mehmet Akif&#8217;in Ersoy&#8217;un hangi saiklerle dizelerini serdettiğini empati ile anlama çabasına girişmeden onun düşüncelerini <em>&#8220;Türkiye&#8217;de Müslümanların gelişmesinin önünü tıkayan görüşler&#8221; </em>başlığı altında belli bir zihniyet kalıbına sokup onu mahkum etmenin en zorlama ve belki de en kolaycı yoluna sapıyor.</span><sup><span>8</span></sup><span> </span><span>Diğer yandan bizde erbâb-ı tefekkürün kapanmayan mesafesi olarak görebileceğimiz Kur&#8217;an&#8217;la arasının pek açık olma durumunun ibretlik vesikası olarak önümüzde durmaktadır Özdenören&#8217;in yazısı: &#8220;</span><em><span>Safahat </span></em><span>neredeyse baştan sona Batıya karşı perestişkâr bir tavır, kendi ülkesine </span><span>ve Müslümanlara karşı da müstekreh tablolar çizer. Gözler önüne sermeye çalıştığı sefalet tablolarını çizerken realist bir adamdır Akif. Fakat sunduğu kurtuluş reçetesi </span><span>Batının ilmini almakla sınırlıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Batı&#8217;ya bir ram olmuşluk görüyoruz Akif&#8217;te. Fakat &#8216;Batının sadece ilmini alalım, ahlâkını kendisine bırakalım&#8217; diyor. Bunu söylerken farkında değildir ki, Batının il</span><span>mi, batının ahlakından, batının teolojisinden ayrılamaz. O ilim, o teoloji ile o etik or</span><span>tamda neşvünema bulmuştur. Dolayısıyla burada da Tanzimat&#8217;ın getirdiği o bölmeli </span><span>kafanın devreye girdiğini görüyoruz. Biz, diyor, Batının ilmini alalım, ahlâkını kendisine bırakalım&#8230; Ama bugünden geriye baktığımızda apaçık görüyoruz ki, bu fikir</span><span>ler tutarlı fikirler değildir. Batının ilmini almak onun arkasındaki ahlâkî zemine de </span><span>ayak basmak anlamına gelecektir bir süre sonra&#8221;</span><sup><span>9</span></sup><span> </span><span>Alem-i İslam&#8217;daki çöküşü Müslümanların oturduğu bütün yerlere giderek tetkik eden Akif hepsinin halini, mazisini incelemiş ve yorulmuştur. Bu yorgunluk içinde<em> &#8220;gayret-i diniyyem&#8221;</em> dediği akleden kalbinin sesiyle çıkışlar arayan ve son kertede aslımıza dönerek bir diriliş içinde olmalıyız diyen Akif&#8217;i bu suçlamalarla anmak anlaşılabilir değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Âkif&#8217;in umûmî kanaati olarak okuyabileceğimiz <em>&#8220;… </em></span><span>sırr-ı terakkinizi siz,</span><em><span>/</span></em><span>Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz.</span><em><span>/</span></em><span>Onu kendinde bulur yükselecek bir millet;&#8221; mısralarından ziyade &#8220;Alınız ilmini Garb&#8217;ın, alınız san&#8217;atını./Veriniz hem de mesainize son sür&#8217;atini&#8221;</span><em><span> </span></em><span>dizelerini esas alanlara da şu alıntıdan daha güzel bir yanıt olamaz kanaatindeyim: &#8220;</span><span>Esasında ilmin garbı şarkı olmaz. İlim ilimdir. </span><span> </span><span>Hikmet müminin yitiğidir onu nerede bulursa alır fehvasınca davranan Âkif, bu dil sürçmesi ile, aslında söylemek istediği, yukarıdaki kelamı kibarın gereğidir. Bu sebeple O&#8217;nu batıcı gören, görmek isteyenler, yalnızca şu birkaç mısra sebebiyle insafsızlık yapmaktadırlar. Neticede bir vaaz ağzıyla ve şiir marifetiyle zikredilen bu ifade, O&#8217;nu garp taraftarı olarak karalamaya kâfî sebep midir?&#8221;</span><sup><span>10</span></sup></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Safahat&#8217;ın Seyir Defterinde Kur&#8217;an</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Mehmet Akif,&#8221;Koleraya Dair&#8221; yazdığı bir yazıda resmettiği gibi bu salgın hastalığın şehre bulaşmaması için Yıldız Sarayı&#8217;nda Padişah Buhari ve Kur&#8217;an okutur. İstanbul&#8217;un çevresine hafızlar yerleştirilir. Ay tutulunca şeytan kovmak için dümbelek çalınır. Toplum nazar boncuklarından okunmuş sular satan dükkanlardan, yatırlardan medet ummaktadır. Akif Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in hastalara, ölülere okunmak için gelmediğini hiç kimseden çekinmeden korkmadan haykırır. Müslümanlar İslam&#8217;ın dinamik esaslarından uzaklaştıkları için gereken tarih bilgisinden de yoksun kaldılar ona göre. Çıkarımını, Müslümanların büyük bir medeniyet kurmalarını mümkün kılan İslam&#8217;ın özüne dönülmesi gerektiği gerçeğine dayandırarak teyit etti Metodolojik düşünmekten yoksun olan çoğu Müslüman entelektüelin sıkça dış düşmanları eleştirdikleri ve dağılmanın iç etkenlerini ihmal ettikleri anımsandığında onun karışıklıklar içinde işaret ettiği düşünsel ufuk daha da belirginleşmiş olur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Lafzı muhkem yalınız anlaşılan Kur&#8217;an&#8217;ın / Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın / Ya açar nazmı cehlin bakarız yaprağına / Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına / inmemiştir hele Kur&#8217;an bunu hakkıyla bilin/ Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için&#8221; </span></em><span>dizelerinde görüleceği gibi Kur&#8217;an&#8217;ı ölü kitabı yapan, anlaşılamayacağını savunan din anlayışını Akif reddeder. Mehmet Akif&#8217;in Osmanlı toplumunda giriştiği iyileştirme amaçlı çabanın bir uzantısı olarak görebileceğimiz bu dizeler, Osmanlı toplumundaki İslam algısına da bir eleştiridir aynı zamanda. Mehmet Akif, hayat kitabı olarak inandığı Kur&#8217;an&#8217;ın, hayat emaresi olmayan mekanlar olarak mezarlıklarda okunarak işlevini yitirdiğini, en azından vahyediliş amacına uygun olmayan bir araçsallıkla kullanıldığını dile getirmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu ifadelerin İslami gerçeğinin ta kendisi olduğunu, bu yüzden de bütün temelleriyle Mehmet Akif&#8217;in kendi dönem/ler/i içinde öze dönüş ruhunu yansıttıklarını kim inkâr edebilir?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kabuktaki taklitçi, hayattan kopuk bir anlayış değil, özdeki <em>ilkeler</em> Mehmet Akif&#8217;in şiirlerinde, yazılarında ve elbette çevirilerinde tecessüm etti. Bu bakımdan Mehmet Akif&#8217;in bu konudaki yaklaşımlarına burun kıvırmanın, dudak bükmenin yorum zaafından, yani ne diyeceğini bilememekten kaynaklandığını düşünüyorum. Oysa yazmak, tartışmak ve tabi olmak gerek Akif&#8217;in bu düşüncelerinde beliren ufka. Bu doğrultudaki çağdaş İslami teşebbüsleri desteklemek, teşvik etmek gerek. Çünkü boyu/tu/muzun ölçüsünü almak gerek. Kendi boyu/tu/muzun&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dünya evinde görmediği belâ kalmamış olan Akif&#8217;in kalbi harabında duyduğu derdi anlamak ona ındi anlayışlarımızdan dolayı gücenmekten daha kayda değer bir amel olacaktır. Hiçbir zaman hayatını yalnızca yazı yazmaya ve istediği gibi yazmaya hasredememiş oluşuna karşın Kur&#8217;an&#8217;a dönüş düşüncesinin gür sesi olma noktasında <em>öncü bir ses</em> olarak muvaffak olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Özelde Mehmet Akif&#8217;in düşüncesi, genelde de modern zamanlarda Müslümanların çabaları hakkında adaleti ve hakkaniyeti temel kaygı edinen, daha insaflı, derinlikli ve sürekli bir düşünüm için, bir katkı oluşturmasını diliyorum bu yazının. Tabii önce Akif hakkındaki yargılarımızı itidale kavuşturmak gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Velhasılı kelam sözü Mehmet Akif&#8217;le bağlayalım:</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>&#8220;Oku, şayed sana bir hisli yürek lazımsa; </span></em><span> </span><em><span>Oku zira onu yazdım, iki söz yazdımsa.&#8221; &#8221;Allah&#8217;a dayan, sa&#8217;ye sarıl, hikmete ram ol;  Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol…&#8221;</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Dipnotlar:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>1- Mehmed Âkif Ersoy (1974) Safahat,İnkılâp ve Aka Yayınevi, İstanbul, ss.221</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>2- Rasim Özdenören (2008)<em>, Müslüman Bir Düşünür Olarak Mehmet Âkif&#8217;in Çelişkileri, Hece </em>s.133 ss.70-78. Bu yazıda ifade ettiği yaklaşımlardan biri de Akif&#8217;in Abdulhamit ile ilgili değerlendirmeleridir. Bu değerlendirmeleri bu yazıda değinmeyeceğimi başından belirtmeliyim. Yalnız şunu ifade etmeliyim: Özdenören&#8217;in ifade ettiği: &#8220;Akif &#8216;İslâm birliği&#8217; söylemini sık dile getirmesine rağmen o dönemde bunu bir devlet politikası hâline getirmiş olan Abdülhamit&#8217;e karşıdır&#8221; hükmünün tartışılması gerekir. Abdülhamid dış politikada İslamcı ama iç politikada muhafazakar modenleşmecidir. İslamcı olmak tek adam olmayı, muhalifleri hapsetmeyi, sürgün etmeyi meşru ve haklı kılar mı? Akif&#8217;in suçu devlete/saltanata baş kaldırmak da olmasın sakın? İstibdat nitelemesini yapabilmek için ille de Marx&#8217;ı okumak mı gerekti? Bu sorular çoğaltılabilir. Şunu da ifade etmeliyiz. Akif&#8217;in yazı hayatı Meşrutiyet&#8217;in ilanı ile başlar. <em>Sırat-ı Müstakim</em> dergisi Meşrutiyet&#8217;ten hemen sonra yayın hayatına başlar. O yüzden <em>İstibdad </em>şiirini yazmış olması onun düşünceleri bağlamında yadırganamaz. Bu noktada Abdulhamid döneminin anlaşılmasına önemli katkılar sunan Ümit Aktaş&#8217;ın <em>Osmanlı Çağı ve Sonrası</em> (2006) kitabına bakılabilir. </span><span> </span><span>Anka Yayınları, İstanbul</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>3- Akif&#8217;in zihniyetini pozitivistlikle suçlayan Özdenören bu yazısında <em>Safahat</em>&#8216;tan alıntılar yapar: &#8220;Bu cehalet yürümez asra bakın, asra uyun&#8221; / &#8220;Bakarak hangi zeminde yürümüş Avrupalı, / Aynı izden sağa yahut sola hiç sapma/nalı&#8221; / &#8220;içtimai, edebi, hasılı her meselede / Garbı taklit edemezsek ne desek beyhude&#8221; Burada taklit kelimesini açıkça kullanmış. Din konusunda ise şöyle diyor: &#8220;Bir de din kaydını kaldırmalı zira o bela Bütün esbabı terakkimize engel hâlâ&#8221; Rasim Özdenören&#8217;in <em>Safahat</em>&#8216;ın ikinci kitabından yaptığı bu  alıntıların ne kadar  adaletsiz olduğunu anlamak için alıntılanan dizelerin önünü ve arkasını iyi okumak lazım. Mütefekkir geçinenlere dönük yapılan eleştirileri görmezden gelerek, onlardan aktarılan ifadeleri şaire mâl etmek <em>iftira</em>dır Sorunların çözümünü &#8220;Batılılara benzemekte görüyor&#8221; denilerek küçültülmek isteniyor onun çabası. Oysa azmi, tevekkülü, sabrı, sa&#8217;yı vb. Kur&#8217;ani kavramlar ve pratiklerle toplumu dönüştürmeyi öneren kişi Akif değil miydi yoksa? Demek Akif ile Fikret veya A. Cevdet arasında sadece görünüşte bir fark varmış</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>4- Asım Öz (2008) &#8220;Hece Dergisinin Özel Sayıları ve Mehmet Akif Özel Sayısı Üzerine Kenar Notları&#8221; Umran sayı:162, ss. 63-67.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>5- Hece&#8217;de yayımlanan yazıda bunu görmek mümkündür &#8220;<em>Akif&#8217;in tasavvufa bakışında da benzer durumlar söz konusudur. Akif&#8217;in telâkki tarzından tasavvufu da sağlıklı biçimde kavramasını bekleyemeyiz. Tasavvuf zaten hali hazırda içinde yaşadığımız dönemde de çoğunca yanlış değerlendiriliyor. Halbuki tasavvuf, -konu biraz dağılacak ama bunları da söylemek mecburiyetini hissediyorum- Amentü&#8217;nün Müslüman&#8217;ın hayatına geçirilmesinden başka bir şey değildir.&#8221;</em> Kim bunu söylüyor delili nedir, bu son cümlelerin. Biz susalım Akif konuşsun: <em>&#8220;Lisân-ı pâk-i Nebi&#8217;den yalanlar uyduruyor: /Sıkılmadan</em> <em>&#8220;sevap işledim&#8221; deyip duruyor!&#8221;</em> &#8220;<em>Sürdüler Türk&#8217;e &#8220;tasavvuf&#8221; diye olgun şırayı / Muttasıl şimdi &#8220;hakikat&#8221; kusuyor Sıtkı Dayı! / Bu cihan boş, yalnız bir rakı hak, bir de şarap;&#8221;</em> Tasavvuf&#8217;u amentü şerhi gören Özdenören&#8217;in Akif&#8217;e olumlu bakması mümkün mü?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>6- Rasim Özdenören(2008)<em>, Müslüman Bir Düşünür Olarak Mehmet Âkif&#8217;in Çelişkileri, Hece </em>s.133 ss.70-78.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Okulun ya da öğretmenlerin öğrenciler yada kişilik üzerinde etkisi elbette vardır. Lâkin bu mutlak bir belirleyicilik olamaz. Akif Baytar Mektebinde okumasına rağmen (Bunun sebepleri de mühimdir, içimizi yakar) burada özellikle edebiyat derslerinde başarılı olduğunu, şiirle iştigalinin burada arttığını belirtirken hocalarına da değinir: &#8220;Baytar Mektebi&#8217;nde hocalarımızın çoğu doktordu. Bunlar hem mesleklerinde yüksek, hem dini salâbet erbabı idiler. Bunların telkinleri de dinî terbiyem üzerinde müessir olmuştur&#8221; (Akif&#8217;in Nevzad Ayas&#8217;a verdiği notlardan) Aktaran Ömer Rıza Doğrul, Safahat, İnkılâp ve Aka Yayınevi, İstanbul, ss.XVII. Dolayısıyla onun Baytar Mektebi&#8217;nde okumuş olmasından dolayı pozitivist olduğunu ifade etmek ziyadesiyle adaletsizliktir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>7- Metin Önal Mengüşoğlu, <em>Müstesna Şair: Mehmed Âkif</em>, Pınar Yayınları, s.94</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>8- Hâlbuki Mehmet Akif&#8217;in görüşleri Türkiye&#8217;de Müslümanların gelişmesinin önünü açacak görüşlerdir. Tabii onu iki şiirinin dışında bütün olarak kavrayabilirsek. İstiklal Marşı ve Çanakkale konulu şiiri Akif&#8217;i bir yandan çok konuşulur kılıyor. Ama diğer yandan onun anlaşılması önünde popüler bir set olarak duruyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>9- Rasim Özdenören (2008)<em>, Müslüman Bir Düşünür Olarak Mehmet Âkif&#8217;in Çelişkileri, Hece </em>s.133 ss.70-78</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>10- Metin Önal Mengüşoğlu,(2007) <em>Müstesna Şair: Mehmed Âkif</em>, Pınar Yayınları, s.108</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>(</span></strong><strong><span>ÖZGÜN İRADE DERGİSİ, HAZİRAN 2009)</span></strong><strong></strong></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/asimoz/mehmet-akifin-fikir-esprisi-karisikliklar-icinde-beliren-ufuk/2009/06/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>twitter dayanışması, neocon hayalciliği, iran&#8217;da hesap hatası</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/twitter-dayanismasi-neocon-hayalciligi-iranda-hesap-hatasi/2009/06/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/twitter-dayanismasi-neocon-hayalciligi-iranda-hesap-hatasi/2009/06/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 09:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İBRAHİM KARAGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5644</guid>
		<description><![CDATA[İran bu krizden kolay kurtulamayacak. Daha doğrusu kriz, Devrim&#8217;den sonra ilk kez bu kadar hasar verici olacak. Bu aşamadan sonra Ahmedinejad&#8217;ın cumhurbaşkanlığı üzerindeki tartışma hep devam edecek. Rejim dünyaya karşı verdiği güçlü görüntüsünü önemli ölçüde kaybetmiş olacak. Muhalefet, yanlış yöntemleri yüzünden haklı taleplerini önemli ölçüde bulandırmış olacak. İçerideki iktidar çatışması sürerken dışarıda rejimi değiştirme yanlılarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İran bu krizden kolay kurtulamayacak. Daha doğrusu kriz, Devrim&#8217;den sonra ilk kez bu kadar hasar verici olacak. Bu aşamadan sonra Ahmedinejad&#8217;ın cumhurbaşkanlığı üzerindeki tartışma hep devam edecek. Rejim dünyaya karşı verdiği güçlü görüntüsünü önemli ölçüde kaybetmiş olacak. Muhalefet, yanlış yöntemleri yüzünden haklı taleplerini önemli ölçüde bulandırmış olacak. İçerideki iktidar çatışması sürerken dışarıda rejimi değiştirme yanlılarının hevesi daha da artacak. Bu da Tahran yönetimini hem içeride hem de dışarıda daha da sertleştirecek. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yine de, bugünlerde olanlara bakarak kimse rejimin bu şekilde değiştirilebileceğine inanmasın. Kimse bu gösterilere, çatışmalar üzerinden &#8220;büyük hesaplar&#8221; yapmasın. <span id="more-5644"></span>Yoksa ciddi bir hesap hatası yapar. Yeşil Devrim, Kadife Devrim, Ukrayna-Gürcistan örnekleri, Sovyetler&#8217;in dağılmasından bu yana uygulanan projeler İran&#8217;a uymuyor, uymaz da. Her yıl ayrılan birkaç yüz milyon dolarla, bir tür Sivil Toplum Haçlı Seferi mantığı ile, ülke içindeki Araplar&#8217;ı ve Kürtler&#8217;i kışkırtmayla, &#8220;Azeri kartı&#8221;nı tedavüle sokmayla, muhalefeti İran halkının genel tavrı gibi göstermeyle, Freedom House projeleriyle, The National Endowment for Democracy&#8217;nin siparişleriyle İran&#8217;ı devirmek mümkün değil. Tahran&#8217;daki gösterilere bakarak büyük sözler sarfeden Batılı liderlerin uçuk açıklamaları ne kadar şaşırtıcı! İran&#8217;ı algılama biçimleri ne kadar da yetersiz! Bu sözler, Google/Yahoo kampanyaları, Twitter dayanışması gelişmeleri ne kadar dramatize etse de gerçeklerle hiçbir şekilde örtüşmüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Tahran sokaklarında yaşananlarda, seçim sonrası iktidar çatışmasında bunlar yok mu? Elbette var… Bugün İran&#8217;da olan her şeyde bunun izini açıkça görüyoruz. Ancak, dışarıdan ne kadar müdahale olursa olsun, muhalefet ne kadar desteklenirse desteklensin, &#8220;rejim değişikliği&#8221; doktrini bu ülkeye ne kadar uyarlanırsa uyarlansın, ABD, İngiltere ve Avrupa ülkeleri ne kadar müdahil olursa olsun yaşananlar İran&#8217;ın kendi sıkıntıları. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugüne kadar görmezden gelmeyi yeğlediği, erteleyerek büyüttüğü, toplumun bir kesiminin çağrılarına kulak tıkadığı, devlet gücüyle aşacağına inandığı, çatışmacı dış politikayla üstesinden geleceğini sandığı sorunlarla yüzleşiyor İran. Bunu görmemeye devam ederse çözümsüzlüklerle mücadele etmek zorunda kalacak. Bu yüzden dini lider Ali Hamaney&#8217;in, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad&#8217;ın dikkatleri dışarıya yönlendirme gayreti, İran toplumuna geleneksel düşmanı gösterme alışkanlığı, dış tehdit kolaycılığı artık çözüm değil. Dış tehdit, dış müdahale gerçek olsa bile çözüm değil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu gerçeği teslim ettikten sonra yine de söylemek gerekiyor. Bugün İran&#8217;da olanlara nejocon&#8217;ların hayal dünyasından bakanlar yanılır. John Bolton gibilerinin &#8220;İran&#8217;a saldırı son seçenek. Önce ambargo ve halkı ayaklandırmak ondan sonra saldırı&#8221; gibi rüyaları bugünü ve gerçeği anlatmıyor. Onlar İran&#8217;ı bu şekilde zayıflatıp rejimini değiştireceklerdi. Bölgeyi batırdılar ama kendilerini de batırdılar. O projeler çöktü! ABD on yıl öncesinden elli yıl geriye gitti. Bambaşka bir dünya var artık. ABD dışında, Avrupa dışında dünyanın ezici çoğunluğunu oluşturan, siyasi ve ekonomik ağrılık merkezi olmaya doğru ilerleyen bir başka dünya var. İran bu dünyadan önemli ölçüde güç devşiriyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Korkarım o gençleri ateşe atıyorlar. Batılı fonlar, vakıflar, devletler, sorumsuz liderler, Tahran sokaklarında yürüyen genç insanları yüzüstü bırakacaklar. Onları kaldıramayacakları, üstesinden gelemeyecekleri bir macera için kışkırtıyorlar. İranlı muhalif siyasi liderler, aydınlar, davanın haklılığı ya da haksızlığı bir tarafa, yeterli sorumluluğu göstermiyorlar. Bazıları, sokak üzerinden iktidar hesapları yapıyor. Bir süre sonra kılıçlar kınından çekildiğinde, sokaklar kan gölüne dönerse hepsi bu gençleri kendi başına bırakacak! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hamaney&#8217;in meydan okuması son derece tehlikeliydi! Rejimin silahlı güçlerine, Devrim&#8217;e gönülden bağlı olanlara bir hedef gösterdi. Seçim öncesi, &#8220;sokağa çıkanları ezeriz&#8221; diyen Devrim Muhafızları, bu tehdidini yineledi. Muhalefet lideri Mir Hüseyin Musavi mesajı almış görünüyor. En azından şimdilik. Kendisini sokaktan ayrıştırmaya çalıştığı izlenimi veriyor. Muhalefet sistem içine çekiliyor, doğrudan rejim karşıtları sokağa çıkıyor. Bu yüzden de sokağın sesi azalıyor, daha marjinal gruplar eylemler düzenliyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İran&#8217;da sistem içindeki iktidar ayrışması sokak üzerinden denendi. Son derece tehlikeli bir deneme bu. Sokakları kan gölüne dönüştürecek bir deneme. Camilerin bombalanmasına, Humeyni&#8217;nin türbesinde intihar saldırısına, genç kız ve erkeklerin kurşunlanmasına, sayısı belli olmayan insanların ölümüne yol açtı. Muhalefet, böyle yapmaya devam ederse, bazı siyasi liderleri darağacında görebiliriz. Bu aşamaya gelmeyeceğini düşünüyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">En tehlikelisi de; süreç böyle devam ederse İran hem içeride çok sertleşecek hem de bölgesel ve uluslararası politikalarında çatışma arayacak. Kim bilir, belki içerideki tehlikeyi dışarı atmak için kendisine uzak bölgelerde, mesela Lübnan&#8217;da, farklı krizler inşa edecek… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Olanlara bakarak, İran&#8217;ın eksen değiştirmesini bekleyenler çok ciddi hata yapıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">(YENİ ŞAFAK, 23 HAZİRAN 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ibrahimkaragul/twitter-dayanismasi-neocon-hayalciligi-iranda-hesap-hatasi/2009/06/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iran nereye?</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/mehmetalibulut/iran-nereye/2009/06/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/mehmetalibulut/iran-nereye/2009/06/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 09:26:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MEHMET ALİ BULUT</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5637</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Peygamber’in, ateşperest İran’ı İslam’a davet eden mektubunun, dönemin Fars kralı Kisra tarafından yırtılmasından bu yana Farslar rahat yüzü görmedi. “Neden onun adı benim adımdan önce anılmış” diyerek Resullulahın mektubunu kibirle yırtıp attığının anlaşılması üzerine Allah Resulü da, onun mülkünün parçalanacağını haber vermişti. Nitekim hemen akabinde Kisra, oğlu Şireveyh tarafından katledildi. 3 bin yıllık Fars [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hz. Peygamber’in, ateşperest İran’ı İslam’a davet eden mektubunun, dönemin Fars kralı <strong>Kisra </strong>tarafından yırtılmasından bu yana Farslar rahat yüzü görmedi.</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Neden onun adı benim adımdan önce anılmış</span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">” diyerek <strong>Resullulahın</strong> mektubunu kibirle yırtıp attığının anlaşılması üzerine Allah Resulü da, onun mülkünün parçalanacağını haber vermişti. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Nitekim hemen akabinde <strong>Kisra,</strong> oğlu <strong>Şireveyh</strong> tarafından katledildi. 3 bin yıllık Fars saltanatına ise Hz. Ömer son verildi. O yüzden de Şiilerin ve Fars milliyetçilerinin Hz. Ömer’e özel bir buğzu vardır.</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Hz. Peygamber, daha Mekke’de iken, inananlara: <strong>“Lâ ilâhe illallah deyin, İran ve Bizans&#8217;ın sarayları sizin olacak!&#8221;</strong> diyordu. Bu ikisi, dönemin Amerika’sı ve SSCB’si idiler. Peygamberimizin bu sözleri, <span id="more-5637"></span>müşriklere, bugün <strong>‘Eğer Müslümanlar adam gibi bir iman sahibi olsalar, AB’ın ve ABD’nin mülkü onların olur”</strong> dememiz gibi komik geliyordu. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Fakat bunlar olacaktı. Çünkü o Allah’ın elçisiydi ve söylediği hiçbir şey yerde kalamazdı. Ümmeti, istikamet üzere gittiği takdirde, bütün bu yurtların efendisi olacaktı ve oldu. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Kadisiye Savaşı </span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">öncesinde<strong> </strong>İslam kumandanı<strong> Saad bin Ebi Vakkas</strong>, dört kişilik bir heyetle Fars Kralı <strong>Yezdü Cerd’</strong>e gönderdiği <strong>‘sulh teklifi</strong>’nde şöyle sesleniyordu: </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">“Ey Kisrâ! Allahü teâlâ, merhamet buyurarak, bize, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir Peygamber gönderdi. Onun davetini kabul ettiğimiz takdirde, dünya ve âhiret hayırlarını vaat etti&#8230; Biz iman ettikten sonra, bize yakın milletlerden başlayarak onları da adalete, insafa çağırmamızı emretti. Sizi dünya ve âhiret saadetimize ortak olmanız için İslâmiyeti kabule davet ediyoruz. Kabul ederseniz, Kur’ân-ı kerîmin hâkimiyetine göre hareket etmenize yardımcı oluruz. Kabul etmediğiniz takdirde, sizi başkalarına karşı korumak için, himayemize girip cizye vermenizi istiyoruz. Bunu da kabul etmezseniz, o zaman kılıçlar konuşacaktır!” </span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yezdu Cerd</span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">, daha düne kadar <strong>‘çöl fareleri’</strong> dedikleri Arapların böyle bir teklifle gelmelerini tarihi mirasına yediremedi. Atası Kisra gibi kibirle hareket etti. 120 bin kişilik bir ordu ile 34 bin kişilik Saad’in üzerine yürüdü. Ve bir öfke yüzünden İran topraklarının tamanını Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Yıl miladi 636. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O tarihten sonra, Iran zemini, uzun süre Müslüman Araplar tarafından yönetildi. Bu dönemlerde Farslardan muazzam büyük âlimler çıktı. <strong>Molla Cüzeyri</strong> (Cizreli )’yi <strong>”Mim, matla-i şemse ahad ayine sifet-gir. / lamı’ ji Arab barqe ji fahhare acem da”</strong> (Birlik güneşi (Muhammed asv) Arap’dan doğdu ama onan şavkı aceme vurdu) demeye sevk eden muazzam alimler&#8230; Fars kavminden büyük fakihler, muhaddisler, müfessirler çıktı…</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ne zaman ki, Selçuklular dağılıp <strong>Hasan Sabbah</strong> gibi <strong>‘afyonlanmış’</strong> Fars milliyetçileri çıktı ve Sünni İslam’a karşı tavır almaya başladılar, İran da yavaş yavaş İslam ana aksından kopup, kendi Şii mihverine oturdu, İslam kültür ve medeniyetine katkıları da azalmaya başladı. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Humeyni Devrimi</span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">’nden sonra, İslam birliğinin farkına varan bazı bilginler, ehli sünnet ile aralarındaki nizaı gidermek için çabaladılar fakat henüz bu yolda –en azından batıya karşı siyasi birlik açısından- somut adımlar atılabilmiş değiller. İran, batının gemisine bindirilmiş Türkiye’yi kendisine örnek alamaz. Alsa da hata eder. Türkiye şu zorunlu sultadan kurtulmaya çalışıyor. İran’ın böyle bir derdi yok. Onun kendisini İslam’ın ana aksından uzak tutması <strong>Şia</strong> bilincinden kaynaklanıyor ki, yıllarca İran’ı <strong>-Türk Safeviler de dahil-</strong> İslam coğrafyası içinde ‘uzak’ bir ada gibi kalmasına yol açan da bu katı mezhepçiliktir…</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">* * *</span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Emeviler döneminde Müslüman Araplarda başlayan kavmiyetçilik, daha sonra Abbasilerde de kendisini hissettirdi. Bu durum, Farslar dâhil, daha sonra İslam olmuş bütün kavimleri rencide ediyordu. Özellikle de İranlılar çok rahatsızdı. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ümmet içinde erimeme; milli kimliklerini korumak ve farklılıklarını muhafaza etmek için İranlılar, başlangıçta bir Arap hareketi olan Şiaya (haricilik) sahip çıktılar ve onu yaygın görüş haline getirerek ana kitleden uzaklaşmaya başladılar. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Roma’nın tanrı krallar fikrini sürdürmek maksadıyla Bizans hükümdarlarının Hıristiyan akidesinde yaptıkları tahribatın bir benzerini, İranlılar yaptılar. Masum imam (günahsız yöneticiler) fikrini imanın şartları içine sokarak, geleneksel İslam’ın ruhuna zıt bir anlayış var ettiler. Bu da bir başka tür kavmiyetçilikti ve İslam’ın ruhuna zıttı. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O yüzden de özellikle Abbasi döneminde içine düşülen yozlaşmaya rağmen, Farslar, iktidarı alamadılar. Çünkü tam o esnada, Kuzey batıdan akınlar halinde Türkler İslam yurtlarına girmeye başlamışlardı. Elbette ki bu akınlardan Araplar da Farslar da nasibini alıyordu.</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Türklerin kitleler halinde İslam yurtlarına girişi 10. yüzyılın başlarıdır. Aynı yüzyılın ortalarından itibaren de yakın doğu bölgesini idareleri altına aldılar. O tarihten sonra da taa 1923’e kadar (yaklaşık bin yıl) İran sahası Türk hâkimiyeti altında kaldı.</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Osmanlı’nın yıkılıp, yerine ulusçu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu aynı dönemlerde, İran’da da benzeri senaryolar tatbik ediliyordu. 19. yüzyılda, Müslümanları parça parça ayırıp onları farklı kimliklerle yeniden inşa etmek isteyen batılıların en yoğun çalıştıkları sahalardan biri de İran’dı. İran’ın Ruslar için de büyük bir çekiciliğe vardı. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bütün Osmanlı sahasında ki Müslümanlar gibi Farslar da batının <strong>‘ulusalcılık’</strong> zokasını yutmuş, milli bir devlet kurma girişimini başlatmışlardı. Kazak birliklerini komuta eden Rıza Han, peygamber soyundan gelen <strong>Tabatabai</strong>’yi de kandırarak yanına aldı ve İngilizlerin yardımı ile darbe yaptı. Kendisi ordu komutanı, Tabatabai başbakan oldu. Bir ay sonra yine İngilizlerin teşviki ile <strong>Tabatabai’</strong>yi tasfiye ederek kendisini <strong>İran Şahı</strong> ilan etti: <strong>Şah Rıza Pehlevî</strong>. Pehlevi hanedanını da iyi bir İslamcı olan <strong>İmam Humeyni</strong> alaşağı etti. Çünkü Pehlevilerin uruku nebevi bir hışımla kesilmişti… </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">* * * </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugün İran, 75 milyon nüfuslu bir İslam ülkesi. Farslar yüzde 50’yi teşkil ediyor. Türklerin nüfusu 25 milyon. Çok sayıda Farslaşmış Türk bu sayının dışındadır. Mesela en büyük dini lider <strong>Ali Hameney</strong> Türktür. Keza, şu anda <strong>‘modernist/reformist’</strong>liğin başını çekiyor gibi görünen <strong>Mir Hüseyin Musavi</strong> de Türk!</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İran, başlangıçta, İslam içindeki farklılığını muhafaza etmek için kullandığı <strong>‘Şia’</strong> kartını, şimdi de, ayrı ırklardan olan halkını bir arada tutmak için ustaca kullanıyor. <strong>Erhan Afyoncu</strong> hocamızın yerinde tespitiyle, İran mezhep bağlarını o kadar gücülü ve canlı tutuyor ki, kimliklerin öne çıkmasına fırsat vermiyor. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bugün yaşanmakta olanlara baktığımızda ise aslında İran’da yaşananlar ile bizde yaşananlar farklı değil. Orada bir molla diktası hâkim, burada da Kemalist elitler dayatması! Amerika, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı <strong>‘Kürt Kartı’</strong>nı oynuyor, İran’da da <strong>‘Türk Kartı’</strong>nı!. İran’da Türkleri öne çıkarıyor olması hoşumuza gidebilir fakat ipi başkasının elinde olan bir hareket, asla sahiplerine hayır getirmez, getirmemiştir. Doğal bir talep olsa ne ala… </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ama değil. İran’daki güya reformist hareketler de Türkiye’deki PKK hareketi gibi suni ve kökü dışarıda. Tabii bu, <strong>“İran’ın bir takım meselelerde reformlar yapmaya ve insan haklarına saygı duymaya ihtiyacı yoktur</strong>” anlamına gelmez. Tıpkı PKK terörünün varlığının, Kürtlerin bir takım idari ve insani açılımlara ihtiyacı olduğunu yok saydıramayacağı gibi… </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Evet, iki hareketin de kökü dışarıda. Tabii köklerinin dışarıda olması, başarılı olamayacakları; yani arzu edilen neticeleri doğurmayacakları anlamına gelmez. Amerika için bu örgütlerin varlığı, menfaatlerini elde edinceye kadar anlam taşır. Sonra onları hemen satıverir. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Yani pekâlâ Amerika, İran’ı karıştırabilir ve yeni yeni kıpırdayan Türk kimliğini kullanıp İran’ı parçalayabilir. Bu konuda ustalaşmış. Çünkü hocası İngilizler! Bakın İran’da da <strong>‘Ergenekoncu’</strong> yapılanmalar faaliyete geçirilmeye başlandı. Camiler yakılıyor, Müslümanları birbirine düşürecek kritik noktalar tahrik ediliyor vs. Siyasi liderler de birbirini yemekle meşgul tabii bizdeki gibi… </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Zaten böyle huzursuzluklar ve sıkıntılar şöyle kabiliyetsiz ama muhteris idareciler döneminde ortaya çıkar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">*  *  * </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Şu sıralarda <strong>İbrahim Kafesoğlu</strong> Hocamız’ın <strong>Harzemşahlar</strong> eserini okuyorum; Harzemşahlar sarsıntı içinde. <strong>Cengiz Han</strong>’ın tamtamları uzaktan işitiliyor. Fakat herkes birbirini yiyor.</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">O hanedanların, o halifelerin, o idarecilerin, yöneticilerin kepazeliğini müşahede ettikçe,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Halifenin dünya iktidarı ve kişisel servet için o makamı nasıl ihtirasla kullandığını gördükçe, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ellerindekini almak için halka nasıl kan kusturduklarını müşahede ettikçe, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Fikrini söyleyen, haksızlıklara karşı çıkmaya çalışan idarecilerin, alim ve ulamanın, eşrafın nasıl faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırdıklarını izledikçe,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İslam yurtlarının içine düşürüldüğü ekonomik acz ve çaresizliği gördükçe, insan (neticeleri bilen biri olarak), <strong>“Bunlar Cengiz gibi bir afeti hak ediyorlar!”</strong> demekten kendini alamıyor. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İşte, İslam Medeniyeti’nin yarı harsından fazlasını yakıp, yıkıp yok eden Cengiz İstilası böyle bir ortamda sükûn ediyor! Tarih, ibret almasını bilenler için ne iyi öğretmen! </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Şimdi etrafınıza bakın. Her bir İslam ülkesini tek tek gözden geçirin. Birinin diğeri ile <strong>‘allah için samimi’</strong> denilecek bir ilişkisi var mı? </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İşte asıl derdimiz bu. Bunu yenmemiz lazım. Bunu aşmamız lazım. Onlara el uzatmamız, sahiplenmemiz, ağabeylik yapmamız lazım. Ve bunu da yapacak tek ülke yine de Türkiye’dir. </span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Türkiye, İran’ın da tıpkı Pakistan ve Afganistan gibi sırtlanlar tarafından yıkılıp üzerine çullanılmasına fırsat vermemeli. (Devletlerin gizli teşkilatları böyle haller için vardır). İran’ın Amerika ve İsrail’in insafına bırakılması ne milil menfaatlerimize uyar, ne islam menfaatlerine. Türkiye, sıranın kendisine geleceğini bilerek hareket etmeli. Davutoğlu’na büyük işler düşüyor!</span><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Arial; mso-fareast-language: TR;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Türkiye “Ben ne yapabilirim ki!”</span></strong><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"> türünden bir acz ile hareket eder ve olan bitenlere seyirci kalırsa bu yapay ateş bizim eve de sıçrar. Aynı aczi Irak konusunda da göstermiştik hatırlayın. Şimdi orası üç parça!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; color: #313131; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">İran için yapılan senaryo da üç parçalı!  Allah Anadolu’nun akıbetini hayır etsin!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(HABER7, 22 HAZİRAN 2009)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/mehmetalibulut/iran-nereye/2009/06/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEHMET ALİ BULUT YAZDI: İSRAİL VE CANIMI SIKAN BİR AYET</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/edebistan/mehmet-ali-bulut-yazdi-israil-ve-canimi-sikan-bir-ayet/2008/12/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/edebistan/mehmet-ali-bulut-yazdi-israil-ve-canimi-sikan-bir-ayet/2008/12/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 09:03:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDEBİSTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3629</guid>
		<description><![CDATA[İsrail, yine yapacağını yaptı. Kim sayesinde? Basiretsiz, ahmak ‘müslümanlar(?)’ sayesinde. Meğerse İsrail bu saldırıyı çok önceden planlamış.   Öyle dessas, öyle sinsi ve öyle akıllıca ki Türkiye’yi bile ters köşeye yatırdı. Mamafih Türkiye zaten 80 yıldır İslam dünyasını ters köşeye yatırmış ya o ayrı bahis.. Adam utanmadan gelip, Türkiye ile barış görüşmeleri yapıyor ve aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İsrail, yine yapacağını yaptı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Kim sayesinde?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Basiretsiz, ahmak<strong> ‘müslümanlar(?)’</strong> sayesinde.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Meğerse İsrail bu saldırıyı çok önceden planlamış.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Öyle dessas, öyle sinsi ve öyle akıllıca ki Türkiye’yi bile ters köşeye yatırdı. Mamafih Türkiye zaten 80 yıldır İslam dünyasını ters köşeye yatırmış ya o ayrı bahis..</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Adam utanmadan gelip, Türkiye ile barış görüşmeleri yapıyor ve aynı saatlerde, ordusu, füzelerinin uçlarını parlatıyor. Düşünebiliyor musunuz? <span id="more-3629"></span><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İşte <strong>‘siyonist siyaset’</strong> böyle bir şey. Suret-i Hak’tan görünerek, ihanet! Münafıklık kavramını icat eden kavim de onlar olduğuna göre, bu politikaya şaşırmamak gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Beni asıl kahreden İslam dünyasının tutumu!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Mısır, İran’ın bölgede siyasi güç elde etmek için Hamas’ı kullandığını söylüyor. Yani ‘barışı bozduran İran’dır’ demeye getiriyor. Hamas’ın ahmakça diklenmesine bakılırsa iddia pek de mesnetsiz değil gibi.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Peki İran bunu yapıyor de Arap ne yapıyor?  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Arab’ın pek de umurunda değil. Siyah petrolden gelen dolarları, müşeyyed binalarda, sarışın kızların kucağında köpürtmekle meşguller. Yoksa çoktan bu iş halledilirdi. Hiç birisi İsrail ile alışverişlerini bile kesmediler. Paralarını Amerika’daki Yahudi bankalarında tutmaya devam ettiler ve ediyorlar. Dubai’nin ana patronları da Yahudiler.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Televizyonlara bakarsanız en çok şamatayı da Araplar yapıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Ama boş.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Ya biz Türkler, çok mu farklıyız? Laikliğimiz vicdanımızı bile selbetmiş! Orada acı içinde ölenler Müslümanlar olduğuna göre Laik TC’yi ne ilgilendirsin ki! Biz zannediyoruz ki sessiz kalırsak, sıra bize gelmez! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Filistinliler de feryatlarının muhatapsız olduğunu biliyorlar ama ne yapsınlar. Ezilen, horlanan, yıkılan kendileri ve vatanları</span><span lang="EN-US">.</span><span lang="EN-US"> Ne yazık ki nefsi müdafaa yapmasını bile bilmiyorlar</span><span lang="EN-US">.</span><span lang="EN-US"> Yahut başlarına getirdiklerinin çoğu, aynı zamanda karşı tarafın hizmetkarları!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Televizyonda o kanlı sahneleri, İsrail’in pervasızlığını, Filistin’den yanaymış gibi görünen bir takım boş boğazların laf kalabalıklarını, İslam yurtlarının en hatırı sayılır devleti Türkiye’nin ve Başbakanı’nın düşürüldüğü onur kırıcı hali görünce, içim yandı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Öteden beri okudukça ürperdiğim, canımı sıkan o ayet aklıma geldi: </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">‘<strong>Asa rabbukum en yarhamekum!’</strong> (Buna rağmen belki de Rab size acır!) </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Bunda canını sıkacak ne var diyeceksiniz. Anlatayım.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Bu ayet, <strong>İsra</strong> suresinin 8. ayeti. Hani şu, Hz. Peygamber’in, Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya getirilip oradan Mirac’a yükseltildiğini açıklayan ayetle başlayan sure. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Dileyen açıp baksın. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Surenin ilk ayeti, belirttiğim gibi <strong>Hz. Muhammed</strong>(asv)<strong>in Kudüs’e yaptığı gece yolculuğunu</strong> anlatır. Fakat, tuhaftır, normalde insan zihni, hadisenin sonrasının anlatılmasını beklerken, birden bire konu değişir ve adeta, Cenab-ı Hak, <strong>‘Mescid-i Aksa demişken, gelin size onun etrafında kopacak hadiseleri de haber vereyim’ </strong>der gibi, <strong>“Biz Musa’ya kitap verdik ve dedik ki </strong>(Amerika dahil)<strong> benden başkasını vekil edinmeyin”</strong>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İnsan yine kendi kendine, bekliyor ki Kur’an İsrail oğullarının macerasını anlatacak.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Ama yine olmuyor. Zihin <strong>Hz. Musa’</strong>nın kıssasının anlatılmasını beklerken, bu kere de Kur’an, hiç akla gelmeyecek bir yöntemle <strong>Nuh’un zürriyeti</strong>’nden gelenlere sesleniyor ve <strong>“siz nankörlük etmeyin”</strong> diyor! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Sonra Kur’an yeniden konuya dönüyor ve İsrail oğullarının bütüncül macerasını aktarmaya başlıyor. Bugünkü tarihinden sonra olacakları da tabii</span><span lang="EN-US">.</span><span lang="EN-US"> İşte canımı sıkan o mübarek ayet, bu sürecin sonunda zikrediliyor!  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Kısaca diyor ki, <strong>“Biz İsrailoğllarına verdiğimiz kitapta, kendilerine yeryüzünde iki kere iktidar vereceğimizi, onların da bu iktidarı bir zorbalık ve bozgunculuğa dönüştüreceklerini yazdık.” </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">*</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Malum, ilk İsrail iktidarı <strong>Davut peygamber</strong>le başlar. <strong>Talut</strong> liderliğinde <strong>Calut</strong>’a (Golyat’a) karşı girişilen savaşta İsrailoğulları bölgenin zorba kavmi olan Filistinlileri yenerek (o gün taş ve sapan kullanan taraf İsrailoğullarıydı, teknolojik üstünlük Golyattaydı. Ama Davut, Golyat’ı sapan taşıyla öldürdü. Ne ilginç değil mi?. Tarih tersinden tekerrür ediyor sanki) o topraklara yerleştiler. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Süleyman</span></strong><span lang="EN-US"> Mabedi’ni (bugünkü ağlama duvarı o mabede ait) inşa ettiler. Büyüdüler, geliştiler ve muazzam teknolojilerle büyük ordular oluşturdular. Seba melikesi Belkıs’ın tahtinin getirilmesi olaylarını hatırlayın.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Bir süre sonra azgınlıkları dört bir yana sirayet etti. Sataşacak kimse kalmayınca birbirlerine düştüler. Devlet kuzey ve güney İsrail diye ikiyle ayrıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Tabii bozgunculuk yapmakta boş durmadılar. <strong>Amalika</strong>lılarla savaşıp dururken, dönemin Amerikası olan <strong>Babil</strong> <strong>(Güney Irak</strong>) kralı <strong>Nebukadnezar</strong>, ordusuyla gelip Kuzey İsrail’i tar umar etti ve Süleyman Mabedini yıktı. Halkını zincire vurup <strong>Babil</strong>’e götürdü. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Ardından <strong>Ninova (Kuzey Irak</strong>) hükümdarı güney İsrail’e saldırdı ve o da onu haritadan sildi. Halkını da köleler edinip getirdi ve Kuzey Irak’a yerleştirdi. <strong>Tevrat’</strong>ın<strong> Ester</strong> bahsi, onların macerasını anlatır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Böylece ilk iktidarları feci ve kanlı bir şekilde sona erdi.  </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">*</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Şimdi tekrar İsra suresine dönelim ve Kur’an’ın bu hadiseleri nasıl aktardığını görelim: </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">“Kitapta İsrailoğulları&#8217;na şu hükmü verdik: &#8220;Muhakkak siz yer</span></strong><span lang="EN-US">(yüzün<strong>) de iki defa </strong>(iktidar olup)<strong> bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı </strong>(yani Babillileri ve Ninovalıları = yani Iraklıları)<strong> üzerinize gönderdik de </strong>(sizi)<strong> evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti</strong>” ‘İsra, 4-5) </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">*</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Şimdi gelelim Körfez savaşına ve Irak’ın işgal edilmesine!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Bu da mı Kur’an’da var diyeceksiniz biliyorum ama, var. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Şimdi, 2 bin 600 yıl önce İsrail’i yıkanların Iraklılar olduğu (<strong>Ninova-Babil</strong>) gerçeğini göz önüne alarak şu ayeti okuyun: </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">“Sonra onlara </span></strong><span lang="EN-US">(devletinizi yıkanlara)<strong> karşı size RÖVANŞ </strong>(kerre)<strong> hakkı verdik. Sizi servet, mal ve </strong>(yeryüzüne dağılmış)<strong> çocuklarınızla </strong>(Siyonist diyaspora, masonlar, roteryenler, lionslar, bnaberinler, ticari örgütlenmeler, sayısız gizli stklar, neoconlar, tapınak şövalyeleri vesaire vesaire</span><span lang="EN-US"></span><span lang="EN-US">)<strong> destekledik. Sizi sayıca da çoğalttık”</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">(Bu ayet, İsra Suresi’nin 5. ayeti. Kur’an, <strong>‘Sizi sayıca çoğalttık’</strong> diye tercüme ettiğim kelimeyi <strong>‘nefîra’ </strong>diye kullanır. Evet <strong>‘nefira’</strong> kelimesi hem <strong>‘neferler, fertler’</strong> demektir, hem de <strong>‘aşırı nefret’</strong> demektir. Bu demek oluyor ki,”Ey İsrailoğlları siz çoğalıp fesat ve vahşetinizi çoğalttıkça ben de size nefreti çoğaltacağım. Herkesin sizden nefret etmesine sebep olacak işler yapacaksınız!”)</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">*</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Hiç unutmuyorum, Saddam, İran’la yaptığı 8 yıllık savaş’ın ardından böbürlenip <strong>‘Bizim köklerimiz Babil’e dayanır. Biz 2 bin 500 yıllık bir medeniyetin kalıntılarıyız”</strong> cinsinden sözler sarf etmişti.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Ben o sözleri duyunca “eyvah” demiştim, “demek ki intikam zamanı yaklaştı!”. 2 sene sürmedi. Amerik’a, Saddam’ı bahane edip Iraklılar’ın tepesine bindi.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">(Şah da 79’larda ‘biz Perslere dayanıyoruz’ demişti. Bizimkilerin de kökleri ta Hititlere kadar çıkmıştı ya bir ara. Tek, Müslüman olmasınlar da ne olursa olsunlar!)  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Nebukadnezar işgaliyle Kudüs’ün mabetleri yıkıldığı, kütüphaneleri yakıldığı, evlerinin içine girildiği, kadınlarının ırzına geçildiği, insanlar hunharca telef edildiği gibi Iraklıların mabetleri yıkıldı, kütüphaneleri yakıldı, kadınları aşağılandı ve halkı insan değilmiş gibi telef edildi</span><span lang="EN-US"></span><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Tarih ve diplomasinin dilini okumayı bilmeyenler bunun bir petrol savaşı olduğunu sandılar. Bir hatırlayın bakalım bu savaş niçin başlatılmıştı. Hani uzun menzilli silahlar vardı Saddam Irak’ında. Hani, toplu imha silahları vardı. Hani nükleer başlıklı füzeler vardı</span><span lang="EN-US"></span><span lang="EN-US">  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Hiç biri çıkmadı. Zaten olmadığını onlar da biliyorlardı. Ama mukadderat böyle tecelli edecekti. Ve iş gelip İsrail oğullarına dayanacaktı. Nitekim herkes biliyor ki Ortadoğu’da huzur yoksa bunun baş müsebbibi İsrail’dir. Çünkü bütün bu vahşetlerin mimarı Siyonist İsrail’dir ki bu zulüm ve işkencelerle bir yandan gücünü gösteriyor fakat aynı zamanda akıbetini hazırlıyor.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Altıncı ayet</span></strong><span lang="EN-US">, İsrail oğullarını açık bir şekilde <strong>‘barış’</strong>a çağırıyor. Ve diyor ki: <strong>“(</strong>Bütün bu taşkınlık ve bozgunculuğunuza rağmen<strong>) eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (</strong>kendi<strong>) aleyhinizedir” </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Eğer benim çevresini mübarek kıldığım Kudüs’ün etrafında, barışı tehdit etmeye devam eder ve huzuru bozarsanız. İkinci ve son vadimi gerçekleştiririm. Son vaad </span></strong><span lang="EN-US">(ahiret<strong>) geldiği zaman, </strong>(yine Babil ve Ninovalılar gibi öyle güçlü kullar göndeririz ki)<strong> yüzlerinizi daha da &#8216;kötü duruma soksunlar&#8217;, birincisinde ona girdikleri gibi mescid </strong>(Kudüs<strong>)e girsinler ve ele geçirdiklerini &#8216;darmadağın edip mahvetsinler.&#8217; </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">İşte Kur’an’ın ifadesiyle İsrail’i bekleyen akibet!</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Ama canımı sıkan ayet, bu akibetin olmayabileceğini hatırlatıyor! </span></strong><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Bir hadis’te, Yahudiler zulüm ve bozgunculukta o kadar pervasız ve o kadar insafsız hale gelecekler ki sonunda Allahın vadi gelecek. O zaman geldiğinde, taşlar bile arkasında saklanan Yahudiyi ele verecek, deniliyor.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">Kabbala</span></strong><span lang="EN-US">cılar da bunu kabul ediyor ve ona son savaş anlamına <strong>Armageddon</strong> diyorlar. Sonun başlangıcı için de en geç 2012 tarihini veriyorlar. <strong>Kur’andaki ‘güçlü kullarımızı yeniden üzerinize göndeririz’</strong> ifadesinde adı geçen ‘<strong>güçlü kulların’</strong> da Hz. ‘Nuh’un çocukları’ diye bilinen <strong>Türkler</strong> olduğunu da biliyorlar.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Önünde sonunda Türkiye’nin İsrail’e müdahale edeceğini bildikleri için de sürekli Türkiye’yi, ‘koltuk altında’ tutmaya çalışıyorlar. Amerika’nın ve Avrupa’nın marifetiyle tabii</span><span lang="EN-US"></span><span lang="EN-US"> (Bakın Tevratın Şifresi kitabı)  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Kabalacı siyonistler o savaşta tar u mar olacaklarını biliyorlar. İsrail’de taş üstünde taş kalmayacağını da biliyorlar. Ama elde ettikleri teknoloji ile o savaşın öncesindeki sebeplere müdahale ederek neticeyi değiştirmeye çalışıyorlar. Peki ön sebepleri değiştirerek sonucu değiştirmek mümkün mü?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Evet mümkün.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İşte korkuyorum ki, bunu başaracaklar ve zulümleri yanlarına kar kalacak.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İslam dünyası’nın bu vurdumduymazlığı, bu izzetsizliği, bu müptezel çaresizliği, kader-i ilahiye <strong>‘bu müslümanlar her şeye müstahak’</strong> dedirtecek fetvayı verdirecek diye korkuyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Zira mukadderat, özellikle de insan iradesine taalluk eden mukadderat, her daim söylendiği gibi çıkmaz. O mukadderatın ön koşullarının gerçekleşmesi de lazımdır ki tahakkuk etsin. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İslam ümmeti, fani ve aşağılık bir geçici ömrün telaşına düşmüş. Rahatını bozmak istemiyor. Kimse acıyı kendi acısı bilmiyor.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">‘Vehen’</span></strong><span lang="EN-US"> yüreklerimize çöreklenmiş. O yüzden de hepsi birlikte hareket etse, tükürükle boğacakları 6 milyonluk bir İsrail önünde per perişanlar! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İşte şu izzetsizlik korkuyorum ki <strong>Cenab-ı İzzet</strong>’in izzetine dokunacak da daha önce İsrailoğullarında olduğu gibi <strong>“Duribet aleyhimuzzilletu vel meskenetu Ve bâu bigadabin minellah”</strong> itabına çarpılacağız, <strong>“Hadi öyleyse kahrolun gidin. Şu zilletinizle ne haliniz varsa görün!”</strong> diyecek diye korkuyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Çünkü bakın, bütün o zulüm ve vahşetleri işleyeceklerini hatırlattığı ayetlerin sonunda Cenab-ı Hak, İsrail oğullarına şöyle sesleniyor: </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span lang="EN-US">“Kimbilir belki de Rab yine de size merhamet eder!” (İsra 8) </span></strong><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Hadi bakalım sizin canınız sıkılmasın!</span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/edebistan/mehmet-ali-bulut-yazdi-israil-ve-canimi-sikan-bir-ayet/2008/12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

