Edebiyatın nabzı artık sadece süreli Yazının devamını oku.
Edebiyatın nabzı artık sadece süreli Yazının devamını oku.
Mazlumder Ankara Şubesi, 25-27 Aralık 2009 tarihlerinde Yazının devamını oku.
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, 5 Mayıs’ta açılacak olan yeni sergisi “Oda Projesi” ile “ulusların kültürleri arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri” göstermeyi amaçlayan Annette Merrild’in 9 ülkede 9 büyük kentte çekilen fotoğraflarını sergiliyor. Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği ve 30 Ağustos’a dek sürecek olan sergide 118 adet fotoğraf yer alıyor.
“Dünyayı tanımak mı istiyorsunuz? O zaman işe komşunuzdan başlayın.” Bu özlü sözü benimseyen Annette Merrild, ülkemizde ve yabancı ülkelerde yaşayanlarla ilgili, çoğumuzun zihninde yer alan stereotipleri ışık altına tuttuğu “Oda Projesi”ni gerçekleştirdi.
Hamburg Sanat Yazının devamını oku.
Varlığı bir başkasının varlığına bağlı olan insan, Yazının devamını oku.
Müge İplikçi, Kafdağı;
Müge Hanım, Kafdağı’nı okuduktan sonra size yazma isteğine kapıldım… Tahmin edersiniz ki, uzun bir karar verme süreci geçirdim. Yazının devamını oku.
I.
Kundakta bir çocuk gibi kucağıma koydular sanki seni. Hazırlıksızdım senin sesine. Kulağına okunmuş ezandan bildim ki, masumdun Gazze! Bir yağmur tanesi kadar berrak. Göklerden düşen her hediye de böyledir ya, hazırlıksız yakalandım sana. “Ye, iç, gözün aydın olsun” diyorlardı melekler Meryem’e ve kurumuş kütükler hurma tomurcuğuna dönüşüyordu sevinçten ve uzun asırlardır yaşlanmış toprak, içinden coşan suyunu yeni doğmuş bebeğe ve annesine ikram ediyordu… Sen bize hoş geldin Gazze! Sen bebek İsa kadar tatlıydın ve tüm hesapları daha kundaktayken bozuyordun işte. Gazze, kundakta konuşan çocuk… Ah, ne ki ben; Meryem değilim. Ve hazır değilim seni tutmaya, sen yine de hoş geldin göklerden… Yazının devamını oku.
“Savaş” diyorlar…
“Orantısız güç kullanımı” diyorlar…
Yalan söylüyorlar.
Gazze’deki: SOYKIRIM’dır…
Dünyanın gözü önünde Gazzeliler tek tek vurulurken, bebekler hunharca katledilirken, çember içine kıstırılmış bir halk pervasızca imha edilirken, bize şimdiye kadar söylenen o cakalı yalanlar bir bir dökülüyor…
İnsan Hakları Teorsi’ymiş… Demokrasi’ymiş… Dünya Barışı imiş… Hadi oradan! Tüm bunların içi boş cafcaflı birer yalan olduğunu işte bir kere daha öğreniyoruz. Adına “aydınlanma” denen sürecin geldiği doruk noktası işte bu: Karanlık, vahşet ve pervasız bir barbarlık… Özünde sahip olmak, mülkiyet ve sömürü bilgisi taşıyan bu Yazının devamını oku.
1-ALLAH AZZE… ŞEHİT GAZZE…
Tam kırk yıldır Filistinli oldukları için öldürülüyorlar. Çok ölüyorlar. Daha çok ölüyorlar. En çok ölüyorlar…
Tam kırk yıldır yaşıyorum. Filistin’de olmadığım için yaşıyorum. Çok yaşıyorum. Daha çok yaşıyorum. En çok yaşıyorum.
Tam kırk yıldır okula giden çocukları vuruluyor ince boyunlarından Filistin’in. Allah,evet şahdamarından da yakındır kullarına. Şahdamarı kopuk olsa da evet, Allah ile beraberler Filistinli çocuklar, Hayat Bilgisi Dersi’nin çıkışında… Onlar, Hayat Bilgisini, Ölüm Bilgisiyle beraber hıfzediyorlar, daha doğmadan, analarının karnında… Yazının devamını oku.
Sabahları lanetli evlerin, koltukta uyuya kaldığında sırtına bakılmayan babaları vardır. Sırtı battaniyeye muhtaçken, kimsenin battaniye örtmeyi istemediği babalardır bunlar. İçinden gelmez çocukların, Yazının devamını oku.
“Elleriyle taşları yokladı, bir insan sıcaklığı hissedebilmek; başka birine tutunabilmek için. Bir dal, bir tutamak… Gümrah bir ses… Kendi sesinin de katılabileceği.” Yazının devamını oku.
Cemil Meriç denilince akla “düşünce üretilen mabet” gelir. Cemil Meriç, bu mabedin yapım aşamasındayken mabedin işçisi, yapım aşaması tamamlanıp düşünce üretmeye başlandığında mabedin bekçisi, darbe alıp yıkılma aşamasına gelindiği ya da düşünemeyenler tarafından okların atılmaya başlandığında ise mabedin savaşçısıdır. Yazının devamını oku.
Londra’daki Orta Avrupa Kültürü Festivali’nde kendi filmlerinin gösteriminden önce yaptığı konuşmayı “Size huzursuz seyirler dilerim,” diye bitirmiş Michael Haneke. “Sanat eseri vurmalı, çarpmalı, insanın içini oymalı, kendisini Yazının devamını oku.
Bediüzzaman, Kur’an’ın hayrete düşürücü, sordurucu - cevaplayıcı ve delil gösterici - anlam yükleyici olduğunu ve bunların da ancak Kur’an’ın hikmetiyle mükemmel bir şekilde ortaya çıkabileceğini belirtmiştir. Çünkü Kur’an Yazının devamını oku.
“Genç bir insan zihinsel olarak diriyse etrafına sürekli düşünceler yayar. Fakat, sadece etrafında karşılık bulan düşünceler ona yeniden döner ve onda yoğunlaşırken, geriye kalan hepsi uzamda dağılır ve kaybolur. Ve böylece Yazının devamını oku.
kısa-kısa-uzun-kısa
Balkondan Sivas’a selam!
Arkamda Amasya, sevdiğim sen olmasan… Yazının devamını oku.
Cemil Meriç, edebiyat tarihini vakıa düzeyinde veya ilmi düzeyde yapılanma durumlarına göre ikiye ayırır: “Vakıa olarak edebiyatın tarihi, somut edebiyat olaylarının tenkidi veya tasviri tarihidir. İlim olarak edebiyatın tarihi, Yazının devamını oku.
Bir iletişim biçimi olarak yazın temsil ihtiyacını karşılarken iletinin ait olduğu kod sistemi ve iletişimin cereyan ettiği ortamın etkilerine açıktır, dahası büyük ölçüde onlar tarafından şekillenir. Oysa gündelik iletişimde iletiler Yazının devamını oku.
“Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?” Yazının devamını oku.
