O’nu görüyorum. İçim bir tuhaf oluyor. Yolumu değiştirmek istiyorum, Yazının devamını oku.
O’nu görüyorum. İçim bir tuhaf oluyor. Yolumu değiştirmek istiyorum, Yazının devamını oku.
Ürkek çalıyorum kapıyı. İçeriden beni duymaları için kapıya daha hızlı vurmam gerek. Zaman ilerledikçe, vuruşlarımın hızı azalıyor. Evimizin soğuğundan sonra merdiven boşluğu daha bir üşütüyor beni. Yazının devamını oku.
’50 kuşağı öykücülerinden Orhan Duru 25 Ocak 2009 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Tam adıyla Mehmet Orhan Duru, 1933’te İstanbul’da doğmuş, Çankırı İlkokulu’nu (1945), İstanbul Beşiktaş Birinci Erkek Ortaokulu’nu (1948), Afyon Lisesi’ni (1951), AÜ Veteriner Fakültesi’ni (1956) bitirmişti. Yazının devamını oku.
Bütün sanatlar daima müziğin durumunu arzular. Yazının devamını oku.
İçime ateş düştü, boğazım düğümlendi. Yazının devamını oku.
Biçimsel arayışlara yatkın yapısı, modern dili ifadedeki zengin Yazının devamını oku.
Sırası gelince herkes için mukadder olan, şimdi ocağına düşmüştü.
Erkenden kalkmış, kocasına teneke sobanın üstündeki güğümden ılık abdest Yazının devamını oku.
Bu bağlamda okuduğum ya da okumak istediğim iki kitaptan söz etmek istiyorum şimdi de. Kendisini, kurucusu da olduğu bir sanal siteden tanıdığım ve öykülerinin birkaçını ilk kez net üzerinden okuduğum bir yazarın, Merih Günay’ın, biri roman (ya da uzun öykü), diğeri öykülerden oluşan iki kitabı: Martıların Düğünü ve Hiç. Yazının devamını oku.
Hani, kolu kopsa sakin kalabilen insanlar vardır. En yakınının ölümünü sessizce kabullenen, şiddetin alasını sıradan bir olay gibi karşılayan… Ya da öyle olduklarını sandığımız, dışardan görünene aldandığımız… İçlerinde fırtınalar kopsa, olayları akıl süzgecinden geçirmeyi bildiklerinden ya da hayata ancak bu türden bir katlanma refleksi geliştirebildiklerindendir muhtemelen o duruşları. Merih Günay’ın öyküleri bana böyle insanları hatırlatıyor, tuhaf bir soğukkanlılık aşılıyor okuyana. Günay, okuru karşısına alıp, hatta yolda yürürken koluna girip şöyle fısıldıyor: “Ey okur! Sakin ol, hayat uğrunda heyecanlanmaya değmeyecek kadar kötü.” Yazının devamını oku.
Kadın gazetenin “Ev-Kadın-Moda” sayfasını okuyordu. Başını kaldırarak:
-Bak, dedi, ne yazıyor.
-Neymiş? dedi adam. Yazının devamını oku.
Yalnızlığın kuytu köşesinde kaleme tutunmak sıkı sıkıya. Sana dökemediğim içimi sayfalara haşiyeler düşe düşe boşaltıvermek. Kaygıları, kuruntuları, gergef işlemeli bohçalarda saklanan mazinin yıllanmış hatıraları Yazının devamını oku.
Nursel Duruel’in ilk kitabı Geyikler, Annem ve Almanya 1982’de (Nursel Duruel, Geyikler, Annem ve Almanya, Can Yayınları, 1. Baskı 2006), ikinci kitabı Yazılı Kaya ise (Yazılı Kaya, Telos Yayıncılık, 1. Baskı 1992), bundan on yıl Yazının devamını oku.
“Hero afrodit’in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit’ in tapınığında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirlerine aşık olan iki genç, Yazının devamını oku.
Murat Yalçın, öykülerinde, yerleşik, kabul görmüş anlatı kalıplarına mesafeli, deneysel, yenilikçi bir yazınsal tutumu benimser. Bu anlamda öykülerinde, genel okurdan çok, yazmayı, yazıyı mesele edinmiş, daha sınırlı bir Yazının devamını oku.
Öykü 2007’de de tam yol ileri…
Ya öyküde taşlar yerine oturuyor ya da “büyük yükseliş” tezleri karşılığını bulmadığından artık “öykü patladı” türünden haberlere pek rastlamıyoruz. Gerçi ilgili haberler de edebî değil medyatik haberlerdi. Yazının devamını oku.
Çocuklar uyanmadan kendimize gelmeliyiz canım hadi!..Gel!.. Artık sitem etme! Şimdi koyabilirsin başını göğsüme. Buz tutmuş gibi soğuk olsa da yanağın, gel! Saçlarından başka hiçbir şey değmesin tenime. Ne olur sadece bir kere… Yazının devamını oku.
Murat Gülsoy, sürekli yenilikçi arayışlar içerisinde olan, kelimenin tam anlamıyla bir “atölye öykücüsü”dür. Pek çok öyküsü, özgünlük, biçimsel arayışlarının bir yansımasıdır. Gülsoy, farklı Yazının devamını oku.
2007 tarihli öykü kitabı sayısı 98’dir. Geçen yıl yaklaşık bu vaktilerde yazdığımız öykü değerlendirmesinde, kitap sayısını 82 olarak bildirmiş ve bu sayinin 100’e tamamlanacağını söylemiştik, nitekim öyle de oldu. Yazının devamını oku.
