Bugün karşı arsaya yığılı kalasları kaldırdılar. Kocaman kamyonlar onca kalası iki saat içinde aldı gitti. Hiç ayrılmadım pencereden. Annem bir iki kere “ne oturuyorsun, ortalık süpürülecek” dedi: aldırmadım. On yıl önceki arsayı düşündüm durdum. Okul dönüşü bu pencereden top oynayan çocuklara bakardım. Yazının devamını oku.
Hayatın içinden, çevre ile ilişkili bir giriş cümlesi: “Bugün karşı arsaya yığılı kalasları kaldırdılar.”
“Evdeki”nin yalnızlığını simgeliyor kalaslar; bulunduğu “kasabada” gördüğü ve göreceği nihai şeyleri simgeliyor; katılığını taşra hayatının, hoyratlığını, kabalığını ve sessizliğini. Öykünün daha ilk paragrafında başımızdan boca edilen onca bilgiden çıkarıyoruz bu sonucu: Yazının devamını oku.
Bir adam saçlarında kır, tek başına kaldığı evine bir an önce kendini atmak üzere hızlı hızlı, adeta gözlerini yumarak yürüyor yolda. Sabahtan beri çok şey görmüştür, çok yüzler görmüştür. Sivri oklar gibi sağdan soldan fırlatılan bakışlar altında yorgun düşmüş, arada bir yavaşlıyor, sonra açıyor adımlarını. Eve gelince yatağa arka üstü uzanıyor. Yeniden yatakta arka üstü. Kaç yıl? Arka üstü. Kaç yıl? Ağır ağır sızıyor gözeneklerinden balıkçı meyhaneleri önünde akşamın mor alacakaranlığı iniyor ağır ağır, gözeneklerinden sızıyor, morumsu -ağır- ağır çöküyor üzerine, bastırıyor. Yazının devamını oku.
Kamuran Şipal’in bu öyküsüne ad olan Yedi-i beyza, Kur’anî bir kavram:
“Elini çıkardı. Ne Görsünler: O da temaşâ edenlere (ışıklar saçan) bembeyaz (bir el).” A’raf: 108,
“Bir de elini koynuna sok da, diğer bir mucize olmak üzere, o ayıpsız ve bembeyaz bir halde çıkıversin.” Tâhâ: 22, Yazının devamını oku.
Evimize Meçhul bir yerden gelmişti. İlk önce bahçe kapılarında, pencere kenarlarında kuyruğunu kaldırarak, sırtını kamburlaştırarak, minimini başının zarif toslarıyle duvarlara sürünerek, evden bir kabul lütfu Yazının devamını oku.
I
Karabibik bugün erken kalkmıştı. Tarlasına harım çevirmek için dün Matarlı tepelerinden kestiği pırnal fidanı dalları harman yerinde koca bir yığın halinde durmaktaydı. Sağ elinde ağzı çentikli bir tahra Yazının devamını oku.
—1—
—Hanım! En son cevabını isterim, ya ben, ya kediler?
—Kediler!
Bir kocanın meyusiyeti, bir kadının hevesatı-ı bisebatı, muhabbetin, çemenzar-ı safa Yazının devamını oku.
Nasıl başladı, ne vakit başladı, bilemiyorum. Ama ilk belirtiler, dokuz yaşımda iken patlak verdi.
Misafirlerle bahçede oturuyorduk. Yazının devamını oku.
Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı.
Sıgarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru Yazının devamını oku.
Zarfın içinden çıkan mektubun ince satırlarını çok eski bir aşinanın yüzünü hatırlar gibi tanıdı. Bu mektup ondan geliyordu. Gözlerinin önünde 30 sene evvelki son manzara canlandı:
Basit ve eski mobilyaları, yırtık perdeleri, kirli camları olan Yazının devamını oku.
Hey Tanrım! Ben hepsini unutmuşum. Kırk sekiz yıllık ömrümü de, ömrümün yarıdan çoğunu dolduran memurluk hayatımı da unutmuşum. Unutmuşum, bu odadan gelip geçenlerin yüzlerini, seslerini… Ya da anımsamayı gerekli görmemişim, Bilmem ki niçin… Öyle işte. Oysa Yenidoğan’la Bakanlıklar arasındaki uzun yolu, sabahlı akşamlı Yazının devamını oku.
“Bütün günlerim işkence”
“Bütün gecelerim senin olduğun yerde”
Öğleyin, iltimaslı, bol etli kuru fasulyeden sonra anatomi amfisinde buhar banyosu. Yüreğine bir bulut yerleşmiş, burnu tıkanmış, bacakları uzuyor Yazının devamını oku.
Arkadaşı, yüzünün ürkek kararsızlığına bir daha eğildi. Ve sonra kitabın 16 ncı sayfasından bir bölümün 3 üncü satırına parmağını basarak “oku!” dedi:
“Kadının bir en yüce söz veriş gibi sevilmesi ve kutlanması gerekmektedir. Bu, yerine getirildikten sonra da tutulan bir söz veriştir. Kadının seçilmesi ve yalnız bir tek yaratık için geçerli olan imi alması, ruh ve vücut Yazının devamını oku.
Dolana dolana odanın köşe bucağına yayılıyor, gözlerimizi yaşartıyor. Karanlık, isli. Tavan, selâm vermeğe hazırlanır biçimde üstümüze eğilmiş, bastırıyor, yerse ona inat, ortasından yukarıya doğru bir hörgüç çıkarmış .. İkisinin ortasında ezilense biz, eşyayla birlikte yoğunlaşarak gözlerimizi dolduran, herbirimizi odanın bir köşesine fırlatarak Yazının devamını oku.
Mikail’in kalbi durdu. Soğuk ve yorgun bir hesaplaşma gecesinin sonunda, bakımsızlıktan eksilmiş dişleri bir türlü tamamlanamayan iki küçük çocuğunun ve dudaklarından kahırlı beddualar dökülen karısının hazin bir sessizlik ve fakirlik içinde oturdukları, Yazının devamını oku.
Küçük salonun fes renginde kalın, ağır perdeli penceresinden dışarı muhteşem, parlak bir suluboya levhası gibi görünüyordu. Saf mavi bir sema… Çiçekli ağaçlar… Uyur gibi sessiz duran deniz… Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında Yazının devamını oku.
Şimdi Neveser diyorum ama, onu ilk defa, Feneryolu’na taşındığımız bir bahar, uzun Kalamış iskelesine yanaşmış, yolcularını beklerken gördüğüm gün, burnuna Arap harfleriyle yazılmış ismini -nev ile eser biraz bitişik mi neydi?- Nevasir diye
Yazının devamını oku.
1.
Bizi Beyşehirden Konya’ya götüren kamyon Barsakderesi dedikleri bir boğazda sakatlandı. Şoför ve muavini motör kapaklarını açtılar. Yazının devamını oku.
Erkek kapıyı açtıktan sonra geri çekildi. Geçmesi için karısına yol verdi.
Ellerinde küçük yol çantaları, bavullarıyla eve girdiler.
Bir tuhaftı evin içi. On gündür insansız kaldığını belli eden bir hava, bir yabancılık kokusu sinmişti her köşesine. Yazının devamını oku.
Çocukken gidilen evler iki türlüydü: Annemin seçtiği dostluklar ve gitmek zorunda kaldığı yerler. Annemin gönlünce kurduğu dostlukları severdim ben. Çoğu dünyadan elini, eteğini çekmiş kimselerdi. Öyle yerlere gideceğimizde annemin ince Yazının devamını oku.