<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebistan.com - Edebiyat &#187; Kalemin Dili</title>
	<atom:link href="http://www.edebistan.com/index.php/kategori/kalemin-dili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebistan.com</link>
	<description>Öykü, Şiir, Deneme, Eleştiri, Polemik, Söyleşi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 11:43:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>BENGİSU / GÖZLER AŞKI İNKAR ETMEZ Kİ</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/handanguler/bengisu-gozler-aski-inkar-etmez-ki/2009/07/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/handanguler/bengisu-gozler-aski-inkar-etmez-ki/2009/07/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 06:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HANDAN GÜLER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazı-Öykü Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=5330</guid>
		<description><![CDATA[BENGİSU Bu gün nasılım? bilsem&#8230; kimi zaman yağmurlu, kimi zaman parçalı bulutlu… çoğu zamansa içimde kabaran tedirginlik ve huzursuzluğu yakarış ipiyle tevekküle bağlama gayretinden yorgun dalgalar çok yüksek geliyor bazen hayatta sıkı tutunmak lazım özlediklerimiz, izlediklerimiz, hayallerimiz, kendimiz bir süredir görünmüyoruz pusun sisin ardında elini siper edip uzaklara bakıyor ruhum o yeşil adayı arıyor,selamet sahilini Bulutlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--><strong>BENGİSU</strong></p>
<p>Bu gün <span id="more-5330"></span>nasılım?<br />
bilsem&#8230;<br />
kimi zaman yağmurlu, kimi zaman parçalı bulutlu…<br />
çoğu zamansa<br />
içimde kabaran tedirginlik ve huzursuzluğu yakarış ipiyle tevekküle bağlama gayretinden yorgun<br />
dalgalar çok yüksek geliyor bazen hayatta<br />
sıkı tutunmak lazım<br />
özlediklerimiz, izlediklerimiz, hayallerimiz, kendimiz bir süredir görünmüyoruz pusun sisin ardında<br />
elini siper edip uzaklara bakıyor ruhum<br />
o yeşil adayı arıyor,selamet sahilini<br />
Bulutlar kurşuni, kasvetli, göğümde gözyaşı dolu<br />
her yer su<br />
bir o yok gömüldüğüm satırlarda, bengisu&#8230;<br />
bir de gökler bırakırsa üzerime suyunu<br />
boğulurum korkusu…<br />
sarıyor ruhumu</p>
<p>ya da yağmur sonrası çıkan gökkuşağının altında renk cümbüşünü keşfetme telaşı<br />
her şeyden soyup düşüncelerimi berraklaşma arzusu<br />
aşka doğru yol bulma tutkusu<br />
tezer özlü’nün bunalımları, pavesenin ruh sıkıntısı sindi üzerime okuduğum kitaptan<br />
Âb-ı hayatı bulup içememiş gönüllerin ıstırabı ne büyükmüş meğer<br />
Bir yokluğa, yok oluşa gideceğini düşünen hassas dimağlar<br />
kaldıramıyorlarmış hayatın yükünü<br />
Sürekli kayboluyorken elimizdeki sermaye<br />
“Hayat sende durmam diyor, her nefeste son geliyor” derken şarkılar,<br />
“Sahtelik insanın tahammül mülkünü yıkıyor”muş.<br />
Kırık dökük yaşanan bu yalanın sonunda kendini yok ediş fikrine düşmemek neredeyse imkânsız bir hâle geliyormuş<br />
vazgeçiş fikrine özenerek sürdürmekse hayatı, deniz suyu içmek kadar yakıcı<br />
Yaşama fiilini, acı çeken başka bir ruhla, bedenini değiş tokuş ederek gerçekleştirdiğini sanmak ne acı<br />
Her birleşmeden daha da bölünerek çıkmak ne sarsıcı<br />
Çocukluk acılarını bir ömür üzerinde taşımak ne ağır bir yük<br />
Onlardan kurtulmak için hep şefkatle, sevgiyle yaklaşıp insanlara, kullanıldığını fark ederek daha derin kuyulara düşmek, acı veren aklı yitirme arzusuyla dolduruyor insanı<br />
Yetmiyor hiçbir şey, sevmek, sevilmek, doğru düzleme çekilmeyince<br />
acıdan başka bir getirisi olmuyor yaşananların.<br />
<span lang="TR">Karanlık kat be kat artıyor dakikalar çullandıkça üstüne insanın</span><span lang="TR"> </span><br />
bu siyah perdeyi yırtacak ışığı, karanlık sanmak da ayrı bir talihsizlik<br />
bir ömür göğün muhteşem mavisini güzelce tasvir edip satırlarda, onu görememek yüreğinde, dayanılır bir acı değil<br />
bu yakıcılığı kelimelerde gezinirken bile hissetmek tarif edilmez bir bedbinlik getiriyor ruha.<br />
“Durun kalabalıklar,bu cadde çıkmaz sokak” diye haykırmak geliyor içinden insanın<br />
O çeşmenin adresini vermek arzusu sarıyor benliği,<br />
Gelmemek için enaniyet kalelerine sığınacaklarını bile bile çağırma duygusu&#8230;<br />
Ama ümidi diri tutmak da âb-ı hayatın sunduğu bir hakikat değil mi,<br />
Öyleyse kalbin rikkat perdelerini aralama şansına erecekler varsa diye kalabalıklarda<br />
<span lang="TR">Niyaz etmek lazım sağlam bir inançla.</span><span lang="TR"> </span><br />
ve bir de bengisunun önünde bekleşen talihliler var bu hayatta<br />
onlar da çeşit çeşit, o sudan içenler , içtiğini zannedenler ,<br />
<span lang="TR">içmenin ve sarhoşluğunun sadece sözünü edenler</span><span lang="TR"> </span><br />
çeşmenin başına getirilme lütfuna erenler için<br />
başkaca bir sınama sunulmuş<br />
Ölümsüzlük suyu “ben”in üstüne basıp kendini zemin edene sırrını bırakacakmış<br />
Bir de ruhun acılarını iyileştiren bengisuyu bir dikişte değil ,yudum yudum içerek, gönülde sindirmek lazımmış<br />
Varılan her basamakta Sevgiliye duyulan aşk,şevk ve iştiyak artmalıymış<br />
huzuruna varıp vecdle,<br />
<span lang="TR">yönelmeli bir tek O’na, en kalbi teşekkürle</span><span lang="TR"> </span><br />
oyun ve eğlenceden ibaret bir yanılsamaysa hayatımız<br />
bengisuysa hep aradığımız<br />
şairin;<br />
“Bütün şiirlerde söylediğim sensin<br />
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin<br />
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkis’in<br />
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin” dediği gibi itiraf etmeli<br />
<span lang="TR">“</span><span lang="TR">Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır</span><span lang="TR"> </span><br />
<span lang="TR">Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır</span><span lang="TR"> </span><br />
<span lang="TR">Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır</span><span lang="TR"> </span><br />
<span lang="TR">Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır” diye eklemeli</span><span lang="TR"> </span></p>
<p>Sonrada güzel bir dua yükselmeli dilinden insanın : “Sevgili, O’na giden bu yolda doğru zaman, mekân ve her daim dostluk yapacak kâmillerle karşılaştırsın hepimizi ”<br />
Ve artırsın yüreklerdeki şevkimizi.<br />
Arttırsın ki, bu zorlu yolculukta cehdimiz hiç bitmesin<br />
Ab-ı hayat çeşmesinin başına getirilişimizin şükrü eda edilsin<br />
Ama insanız, unutma ve hatayla malul serüvenimiz<br />
Küçük oyunlar oynar bazen zihnimiz, büyük kaybedişlere sebep olacak oyunlardır bunlar<br />
Bazen de bir dilemma sarar ruhumuzu bulutlu havalarda<br />
lakin tövbe ipi hep o çeşmenin başında, bengisuda<br />
umutsuz olmaz bu yolda<br />
iyi ki bizi duyan BİR’i var<br />
İyi ki bize O’nu tanıtan bir sevgili var<br />
İyi ki, O’nsuz (sav) yıldızlara bakamayacağımız bir gökyüzü sundu yüreğimize<br />
Gönlümüz itminana erdi, bengisuyla tazelik geldi nefesimize<br />
Karanlıklara mahkum olmadı ruhumuz ışığıyla<br />
<span lang="TR">Işığın tüm kalpleri aydınlatması duasıyla… </span><span lang="TR"> </span></p>
<p><strong>GÖZLER AŞKI İNKÂR ETMEZ Kİ !<span> </span></strong></p>
<p>&#8220;Gözlerin gözlerime değince<br />
Felaketim olurdu ağlardım&#8221;<br />
Atilla İlhan</p>
<p>İşte o gün,<br />
Gözlerinin gözlerime değdiği gün tanıştım &#8220;ah&#8221;larla<br />
Gözyaşları geldiler ardından, zaman, mekân farkı olmadan.<br />
Süzülür oldular yanaklarımdan, bana sormadan.<br />
Sıcak bir yaz günü<br />
Lakin rüzgâr da varlığını hissettiriyor.<br />
Tatlı tatlı salınarak sokakları geziyor,<br />
Galiba birilerini arıyor, meftunlarını belki.<br />
Belki de bir nebze olsun ferahlatmak için beni.<br />
Pencerem açık, gözlerim de.<br />
Yine uykuyla yakalamaç oynadığım bir gecenin sonu.<br />
Perde kımıldıyor önce rüzgarın nefesiyle<br />
içim bir hoş oluyor,<br />
Ardından sabah serinliği doluyor içeriye.<br />
Esintiler dikilince karşıma cesurca<br />
Yüreğimdeki ateş daha da alevleniyor<br />
Yanıyorum; rüzgâr okşadıkça usulca<br />
Ruhum baştan çıkıyor önce<br />
Biran evvel yataktan çıkıp rüzgarın kollarına bırakmak istiyorum kendimi.<br />
Saatime bakıyorum; yine geç kalmışım.<br />
Gecenin güne bir örtü olarak yaratıldığını, dinlenme amacıyla insana<br />
sunulduğunu<br />
Gönlüme kabul ettirip gözlerime söz geçirirsem, uykuyla da aramdaki ihtilafları<br />
giderip<br />
akdi imzalarsam böyle bir sorunum kalmayacak ama &#8230;<br />
&#8220;Bu akşam söz, erkenden görüşeceğiz&#8221; diyerek yastığıma hızla kalkıyorum.<br />
&#8220;İnanmıyorum sana ama hadi git, açık olsun yolun, yeşersin umudun&#8221; derken<br />
bana<br />
Pikeyi çekiyorum üzerine &#8220;Susss&#8230;&#8221; der gibi yastığıma<br />
Kahvaltı yapacak vaktim yok, her zamanki gibi.<br />
Olsa da fark etmez ya,<br />
Yol üstünden sıcak bir simit alırım belki ya da bir poğaça.<br />
Aceleyle giyiniyorum.<br />
Ev arkadaşım aynanın karşısında yine bir şeyler çiziyor yüzüne<br />
Anlam katıyormuş kişiliğine,<br />
Anlayamıyorum.<br />
Herkeste bir maske<br />
Gülüşler, sevgiler, sözler, her şey sahte.<br />
Aynayla da ilişiğimi keseli çok oldu zaten.<br />
Nedenini bilmesem de bakmak gelmiyor içimden<br />
Tanımadığım bir sureti, tanımlayamadığım bir hüznü gördükçe ürküyorum<br />
belki de.<br />
Güneş eşyadaki tüm teferruatı sunarken bize, ışıl ışıl<br />
Benim gözlerim de böyle ışıl ışıl parlardı bir zamanlar, neşe saçardı çevreye<br />
0 ışıltıyı kim çaldı?<br />
İki dünya da affa layık mıydı?<br />
Yine aynı yol, aynı insanlar<br />
Yürüyorum hızlı hızlı<br />
Çok düşünüyorum yine bu aralar,<br />
Sebebini bilmiyorum, ya da&#8230;<br />
&#8220;Ben bende değilim.&#8221; derler ya, işte öyle bir hal.<br />
Anlatamıyorum, anlayamıyorum.<br />
Sonra, boş ver diyorum, tasa etme,<br />
Nasılsa seni senden iyi bilen ve ihtiyaçlarımı zamanı gelince veren bir Rahmet-i<br />
Sonsuz&#8217;un kulusun.<br />
Hem 0&#8242;nun istihkakından önce, daha baştan lütfeden, Kerem sahibi olduğunu,<br />
sahibin olduğunu biliyorsun.<br />
Arabalar aralıksız kornalarına basıyorlar<br />
Yolun ortasındayım, adamlar bağırarak bir şeyler söylüyorlar ama duyamıyorum ki,<br />
düşüncelerimden sıyrılarak.<br />
Sonra ne önemi var, boş ver, yürü ve geç diyorum yine kendime<br />
&#8220;Yasa ve geç!&#8221; diyor bir dostum,<br />
&#8220;Mülk senin değil; kaldıramaz bu yükü omuzun&#8221;<br />
Vicdanını polis eyle, kulaklarını tıka eleştiriye<br />
Cevap verme hatta muhatap bile kabul etme.<br />
Hesap vermek zorunda olduğun bir yer var ve orası da burası değil.<br />
Artık bunaltıyor insanlar beni<br />
Yalancılar tutmuş her yeri<br />
Ne çok insan sureti taşıyan var?<br />
Peki ya kâmili?<br />
Hani suretinin yanında insan vasfını haiz sireti, insan-i kâmil dedikleri?<br />
&#8220;Yalnızlığına kaç dostum, yalnızlığına kaç&#8221; diyor ya, her zaman değil ama<br />
bazen dinlemek<br />
gerekiyor galiba Nietczhe&#8217;yi.<br />
Gönlüm nefes almak istiyor;<br />
Başımı kaldırıp göğe, o eşsiz maviye dikiyorum ruhumun pencerelerini<br />
Uçsuz bucaksız bir okyanus sanki<br />
Sakinliği insana dinginliği, huzuru öğütlüyor gibi<br />
Galiba bir bu sese kulak vermeli;<br />
Örnek almalı, güneşi, ayı, bütün evreni,<br />
Hiçbiri aksatmıyor vazifesini.<br />
Tek bir Kudret kaleminden çıktıkları belli.<br />
İnsan da aynı kalemin çizgisi, artısı var hatta; ruhu bir de iradesi.<br />
Arzın halifesi niye mutsuz peki?<br />
Sorun, gerçeği idrak edememesi mi,<br />
İstikameti bırakıp ifrat-tefrit üzere gitmesi mi?<br />
&#8220;Çözümün bir parçası değilseniz, sorunun parçasısınızdır&#8221; diyor düşünen kişi<br />
Hayat; güzeldi, güzel görene.<br />
Lezzetlidir, güzel düşünene<br />
Çevrene bir bak, ölümsüzlüğün senfonisini dinle.<br />
İçimden yükselen hakikatin çığlığını duymalıyım,<br />
Emir ve yasaklara uymalıyım<br />
Biriktirmeyi bırakmalı, yaşadıklarımı unutmalıyım.<br />
Zaman ırmağı hızla akıyor, içinde yıkanmalıyım<br />
Hep &#8220;-meli -malı&#8221; eki,<br />
Gereklilik bildiriyor sürekli<br />
Ama zehir saçan o gözleri unutmak kolay değil ki!<br />
Yine de insan cesurca,<br />
&#8220;Gözlerin gözlerime değince<br />
Felaketim olurdu, ağlardım&#8221; diyebilmeli<br />
Dil ikrar etmese de, gözler aşkı inkâr etmez ki!<br />
&#8220;Aşk, rüyaların en tatlısıdır.&#8221;<br />
Ama şimdi uyanmak vakti, masada işler birikti.</p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/handanguler/bengisu-gozler-aski-inkar-etmez-ki/2009/07/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEN</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/hilalyavuz/ben-2/2009/04/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/hilalyavuz/ben-2/2009/04/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2009 22:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HİLAL YAVUZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazı-Öykü Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4509</guid>
		<description><![CDATA[Ben! Neden tüm bunları yaptın ki bana sen? Beni bana bırakmaktansa, benliğimi bana kırdırdın yıllarca… Şimdimizde yabancılaşmamız uydu mu yaradılışımıza?  Ben vardım bir zamanlar; bir de bir ben daha vardı benden daha ötelerde, tüm gizemiyle. Saflık vardı, henüz keşfi yapılmamış duygular vardı. Küçük kavgalardan ibaretti en büyük şeyler bile! Kalabalıktı yalnızlıklarım, yalnızdı acıya dönük yanlarım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p><span lang="TR">Ben! Neden tüm bunları yaptın ki bana sen? Beni bana bırakmaktansa, benliğimi bana kırdırdın yıllarca… Şimdimizde yabancılaşmamız uydu mu yaradılışımıza?</span><span lang="TR"> <span id="more-4509"></span></span></p>
<p><span lang="TR">Ben vardım bir zamanlar; bir de bir ben daha vardı benden daha ötelerde, tüm gizemiyle.</span></p>
<p><span lang="TR">Saflık vardı, henüz keşfi yapılmamış duygular vardı. Küçük kavgalardan ibaretti en büyük şeyler bile! Kalabalıktı yalnızlıklarım, yalnızdı acıya dönük yanlarım. Bir gün mutluluğu aramaya koyulduğumda –yanılgılar yanılma payı vermediklerimizden yaralar ya hep- aşk geldi usulca.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p><span lang="TR">Füsunluydu aşk, ulaşılmazdı-buna rağmen ulaşanlar seçilmişlerdi-. Aşk peri masallarındaki kadar basitti. Sanılardan ibaret bir aşinalık vardı aşka benden yana. Umutlardan bir perde kapatmıştı tüm çirkinlikleri. Maverası adı hüsran olan bir sokak.</span></p>
<p><span lang="TR">İlk yenilgimiz olmuştu aşk; ama baş edebilirdik dürüst olabilseydik birbirimize. Yalanlar söylemeseydin o bir gün geri gelecek diye, boşa vehimlerde oyalamasaydın nice geceler beni, yastığıma gömdüğümde başıma gerçekleri vursaydın yüzüme yapman gerektiği gibi ve ben hıçkıra hıçkıra ağlayabilseydim her içim cız ettiğinde… böylesine katılaşmayacaktı yüreğim bir dahaki seferin niyetine. Belki dayanamazdım diyeceksin acı çekmeni izlemeye; ama bu bir bahane, suçundan öte bir bencillikti hem de.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p><span lang="TR">Sonra ilk acılarım geldi ardı ardına. Dostlarım dostum olmaktan vazgeçti teker teker. Ve bir virane bile olamadım gönlümce. Onu bile çok gördün bana. İzin vermedin kızgınlıklarımı tekrar dışa vurmama. Sakla dedin gün gelecek söyleyecek sözlerin akacak seni yarı yolda bırakanların kulağına. Yalandı tabii bu da. O da aktı benim derunuma. Yalnızlığım yalnızlaştıkça yalnızlaştı. Sonunda o bile eksik kaldı hayatımda.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p><span lang="TR">Evet, aşk canımı yakmıştı, dostlar canımdan birer parça koparmıştı; ama hayat her şeye rağmen yaşanabilecek kadar yüceydi, izin verseydin, layıkıyla! Sen ‘ben’ olarak bana çok gördün sahip olabileceklerimi. İnsan insana küser, insan insanı yaralar, insan insana her kötülüğü yapar… Peki, insan kendine tüm bunları nasıl yapar?</span><span lang="TR"> </span></p>
<p><span lang="TR">Ah ben! Kaç sabah aynaya bakarken gördüm de hain gülüşünü, yakıştıramadım sana. Zamansız ve sebepsiz sıkıntılar nice günler yarıda kesti de kahkahalarımı, onları sana mal etmek istemedim. Ne arazlar uyardı da beni, serencamımda belki vazgeçemedim senden. Ama nekahetim sona erdi ve seninle ortak sergüzeştim…</span></p>
<p><span lang="TR">(Mart 2008)</span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/hilalyavuz/ben-2/2009/04/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORADA SÜTLER DE KIRMIZI</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/lamia/orada-sutler-de-kirmizi/2009/03/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/lamia/orada-sutler-de-kirmizi/2009/03/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 23:28:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ZEYNEP HİCRET</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4312</guid>
		<description><![CDATA[Topaçlar döndü o hızla Her şey dâhil kokuşmada kaldılar Hedefe yönelen topuklarla ölü çoraplar Sıcaktı ve de çok yakacaktı bu kesindi Ruhları bastı basınç canları sersemletti Sağ kalmadı ayaklar ve kanatlar Sığıntı düşmüş duvar dibine iki gen Büyük olanın kanlı kucağında Çırpınıyor çığlıklarla küçük olan Annesinden öğrenmişti ki Her çocuk böyle ağlar Karnı acıkan Kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment-->Topaçlar döndü o hızla<br />
Her şey dâhil kokuşmada kaldılar<span id="more-4312"></span><br />
Hedefe yönelen topuklarla ölü çoraplar<br />
Sıcaktı ve de çok yakacaktı bu kesindi<br />
Ruhları bastı basınç canları sersemletti<br />
Sağ kalmadı ayaklar ve kanatlar<br />
Sığıntı düşmüş duvar dibine iki gen<br />
Büyük olanın kanlı kucağında<br />
Çırpınıyor çığlıklarla küçük olan<br />
Annesinden öğrenmişti ki<br />
Her çocuk böyle ağlar<br />
Karnı acıkan</p>
<p>Kendi sesine ölümü değdirdi usulca<br />
Kendi acısına boynunu eğdi uysalca<br />
Kendi canıyla giderdi koyun koyna<br />
Yokluğu bilirdi bilmesine<br />
Yazık ki bilmezdi çevirmeyi<br />
Kardeşinin diline</p>
<p>Çığlıklar sıçrattı isyanını<br />
Açlığa göz dikti baş kaldırdı<br />
Diş gıcırdattı yumruk sıktı<br />
Kesik parmakları vardı ona bakan<br />
Kan dolu kucağında küçük bir can<br />
Ve kulaklarında tiz çığlık koşuşan<br />
Koşuşan</p>
<p>Düşürdü sol omza başı<br />
Tuhaflığın vücuda tırmanışı<br />
Kusacak sandı sanki bir mide bulantısı<br />
Son gayret ha gayret Muhammed<br />
Kesik parmaklar arandı çığlığı<br />
Ses emdi damlaları<br />
Baş yığıldı duvara<br />
Sütler aktı kırmızı kırmızı</p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/lamia/orada-sutler-de-kirmizi/2009/03/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RESSAM VE &#8220;PARA&#8221;</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/ressam-ve-para/2009/03/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/ressam-ve-para/2009/03/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 23:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MUHAMMET ENES TOPGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazı-Öykü Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=4317</guid>
		<description><![CDATA[I Bostancı sahiline doğru hızlı adımlarla yokuş aşağı yürüyorum, feribot iskelesindeki gişeye su borcumu yatırıp hemen dönmek durumundayım. Çevremde avare avare dolaşıyor görüntüsü veren kimselere bakınmadan, üzerlerinde düşünmeden, dakika hesabı yaparak adımlıyorum… Bir trafik lambası, bana kırmızı arabalara yeşil. Yeniden yeşille özgürleşen trafik lambası kalabalığı ile yola devam ediyorum. İleride duvar dibinde bir adam; yanında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 2pt 2.85pt 0pt 0cm;"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-themecolor: text1;">I</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 2pt 2.85pt 0pt 0cm;"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-themecolor: text1;">Bostancı sahiline doğru hızlı adımlarla yokuş aşağı yürüyorum, <span id="more-4317"></span>feribot iskelesindeki gişeye su borcumu yatırıp hemen dönmek durumundayım. Çevremde avare avare dolaşıyor görüntüsü veren kimselere bakınmadan, üzerlerinde düşünmeden, dakika hesabı yaparak adımlıyorum… Bir trafik lambası, bana kırmızı arabalara yeşil. Yeniden yeşille özgürleşen trafik lambası kalabalığı ile yola devam ediyorum. İleride duvar dibinde bir adam; yanında ikisi açıkta/ temaşaya müsait, yedi-sekiz tanesi itinayla gazete kağıtlarına sarılarak, poşetlere yerleştirilmiş tablolar… Yanından süratle geçiyorum; malum işte, dakikalarım zayi olması kaygısı… Geçerken göz ucuyla adama bakıyorum. Ressam… Havanın soğuğunun insanın içine iyiden iyiye işlediği bir Ocak gününde denizin rüzgârını da yiyen, elleri siyah pantolonunun cebinde, beresini mümkün olabildiği kadar kafasına çekmiş, neredeyse gözleri görünmeyen, top sakalı kalkık yakalı paltosunun içine süzülen bir adam. Hareketsiz, omzunu duvara vermiş… Resimlerini satmak zorunda mı kalmıştı bilemiyorum. Emeğini, göz nurunu, mahrem duygularını, aşkını satmak zorunda mı kalmıştı? Galiba yüzündeki ifade sadece üşümüşlüğünü değil, sanatını satmak zorunda kalan bir sanatçının iç burkuntusunu da yansıtıyordu. Faturayı yatırıp dönerken yine oradan geçmek durumundayım, yavaşlıyorum; yanından ise ancak kaldırım taşlarının şekillerine bakarak geçebiliyorum, suratımın kulaklarıma kadar kızardığının da farkındayım… Ben onun sanatını satmak zorunda kalmış olması ihtimalinden dolayı acı çekiyorum; ya gerçekten gerçek bu ise, o neler hissediyor acaba? Tarih: 19.01.2006</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 2pt 2.85pt 0pt 0cm;"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-themecolor: text1;">II</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 2pt 2.85pt 0pt 0cm;"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-themecolor: text1;">Bir tiyatro: Necip Fazıl’ın Para’sı… Altmış küsür yıl sonra yeniden sahnede… Ahmet Yenilmez ve ekibi 24-25 Şubat’ta İstanbul Muammer Karaca’da oynadılar… İlk defa 1941-1942 kışında Muhsin Ertuğrul tarafından İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahneye konmuştu. Ben ise eseri 1984’de yapılan üçüncü baskısından okumuştum. İnsanı ve insanın kadim sorununu merkeze aldığı için eskimeyeceğini düşündüğüm bir eserdi. Yeniden sahneleneceğini duyunca gerçekten sevindim. Ancak şunu isterdim; daha iyi bir duyuru ve kapalı gişe oynayan bir oyun. Dertli bir insan olan Ahmet Bey ve ekibinin, başka bir dertli olan Necip Fazıl’ın ıstırabına ortak olarak ve bin bir güçlükle sahneledikleri oyun, Anadolu turnesinin ardından buradaydı. Özel tiyatroların durumu zaten ehlinin malumu. Buna rağmen sanatı ayakta tutmak adına ve meslek aşkından başka bir şeyle de temellendirilmesi mümkün olmayan bir özveriyle oldukça başarılı bir temsil ortaya koydu Yenilmez’in ekibi. Bilhassa oyundan sonra kan ter içinde ama işini iyi yapmış insanların gönül huzuru ve tebessümüyle bizleri kabul eden ve oracıkta geçen birkaç kelimeden ilham alıp bir Bakiler şiirini de bize ücretsiz <img src='http://www.edebistan.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  olarak sunuveren Yenilmez, bir tek istirhamda bulundu: insanlar Necip Fazıl’ın Para isimli oyununun sahnelendiğini en azından bilsinler. Tarih: 25. 02. 2009 </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 2pt 2.85pt 0pt 0cm;"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; mso-themecolor: text1;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sanatçı kaygılarını kucaklamak. Onlara el ve dua olmak… </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/ressam-ve-para/2009/03/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NÜKLEER BOMBA ÜRETİYORUM YÜREĞİMDE</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/ismailokutan/nukleer-bomba-uretiyorum-yuregimde/2009/02/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/ismailokutan/nukleer-bomba-uretiyorum-yuregimde/2009/02/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2009 23:37:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSMAİL OKUTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazı-Öykü Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3990</guid>
		<description><![CDATA[(Gazze’nin gül yüzlü masum çocuklarına ithaf ediyorum.)                  Amansız savaş haberleri dinliyordum, içimde hüzünle birlikte intikam duygularının kabardığı bir andı. İşte tam bu anda Gökyüzündeki tüm bulutlara mayınlar döşemek istiyordum. Savaş uçakları bombalarını çocukların üzerine atmadan önce infilak edip parçalansın diye. Çıksın istiyordum artık yıldız savaşları çıksın. Vurulsun istiyordum artık ağır bombardıman uçakları vurulsun. Bu yüzden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(Gazze’nin gül yüzlü masum çocuklarına ithaf ediyorum.)<span style="mso-spacerun: yes;">                  </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Amansız savaş haberleri dinliyordum, içimde hüzünle birlikte <span id="more-3990"></span>intikam duygularının kabardığı bir andı. İşte tam bu anda Gökyüzündeki tüm bulutlara mayınlar döşemek istiyordum. Savaş uçakları bombalarını çocukların üzerine atmadan önce infilak edip parçalansın diye. Çıksın istiyordum artık yıldız savaşları çıksın. Vurulsun istiyordum artık ağır bombardıman uçakları vurulsun. Bu yüzden ben öncelikle yüreğimde üretmek istiyordum bombaları. Hem de ne bombalar üretmek istiyordum, ne bombalar? Elbette Nükleer Bombalar üretmek istiyorum yüreğimde. Çocukların nefretini, isyanını ve intikam duygusunu da bu nükleer bombaların yanına koyduğum zaman yürek teçhizatımı tamamlamış olacaktım. Savaşı ve savaş aktörlerini vurmak istiyordum bu bombalarla. İşte bu yüzden savaşa hazırlanan tüm tankları yüreğimden geçirmek istiyordum. Onları imha edip çocukların ve günahsız insanların ezilmesini önlemek istiyordum. Saliselik bir anda oluşan bu düşünceler, oylum oylum giriyordu beynime, bir meltem serinliğinde.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Çok iyi biliyordum ki savaş her şeyden önce çocukların tertemiz düşüncesini, her şeyin saf bir duygu ile düşünülüp intizam edildiği cennet âlemi gibi olan dünyasını, dünya büyüklüğünde olan hayallerini, umudunu ve en önemlisi de annelerini vurup öldürüyordu. Gözlerinde bir daha gelecek okunmazdı o zaman çocukların. Öyle ki gözleri ölü balıkgözleri gibi çaresiz bakardı etrafa. Ben de kalbimden vurulmuş oluyordum o vakit. Gökyüzünde kuş sesleri bir daha duyulmazdı o vakit. Hedeflerle birlikte vurdular tüm güzellikleri. Alevlerin ve dumanların arasından gökyüzüne çıkan çocukluğumuz, yara alsa da elbette dönecektik bir gün oyuncaklarımızı ve horoz şekerlerimizi bıraktığımız yere. Elbette kalkıp yürümeye ve koşmaya başlayacaktık düştüğümüz yerden. Elbette kalkıp vurmaya ve intikam almaya and içeceğiz, düştüğümüz yerde.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yeryüzündeki acımasız savaşlar gerçekten sona erer mi diye düşünürken, insanlığın sona doğru yaklaşmakta olduğunu hissediyordum. İnsanlık duygusu zaten ölmüştü. Çocukların kalbine doğru atılan bombalar, aslında insanlığın değerini ve yaşamın anlamını da ortadan kaldırıp atıyordu bir kenara. Öldürülen masum insanlarla birlikte insanlık duygusu da öldürüldü. Bunu kesin olarak biliyordum. Artık gökyüzünde yıldızlar bir daha kaymayacaktı, kuşlar bir daha uçmayacak, pencerelerimizin kenarında bir daha ötmeyecekti kuşlar. Bütün bu zulümlerden habersiz açan çiçekler etrafımızı renklendirmeyecekti bir daha. Uçaklar saldırdıkça, çocukların gözündeki ışıltı ve umut kayboluyordu aslında. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Hayır, hayır durun kalabalıklar durun. Hani benim bulutların arasına döşediğim mayınlar vardı ya, onlar ne işe yarıyorlar ki. İşte tam burada yapacaklardı hamlesini. Elbette ki tam kalbinden vuracaklardı savaş uçaklarını ve savaş aktörlerini. Peki, bu durumda çocuklar kin ve nefret dolu duygular beslemesinler de ne yapsınlar. Peki, ben de haklı değil miyim yüreğimde nükleer bombalar üretmek konusunda. Başka ne yapabilirdim ki. Onların hayatından sevgiyi, bir dilim sıcak ekmeği, başlarını okşayacak bir eli, bir anne şefkatini, sıcak bir yatağı çok gören, onların hayatından hayatı kaldırıp bir kenara atan sadist ruhlu savaş delileri hakkında nasıl düşünsün ki çocuklar. En az diğer dünyanın çocukları kadar saf ve temiz ruhlu, günahsız ve sevecen olan, her şeyi hak eden hüzün çocukları hangi suçu işlediler ki böyle acımasızca kan ve barut içinde yaşamak zorunda bırakıldılar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Öyleyse, haydi çocuklar hep birlikte uçup çıkalım gökyüzüne, yüreğimizdeki nükleer bombalarla vuralım uçakları, vuralım savaş delilerini, vuralım kan içici vampirleri, vuralım savaş senaristlerini. Öyleyse haydi çocuklar, kanatlanıp çıkalım gökyüzüne, boşalsın yıldızlara duygularımız, buluşalım ebabil kuşlarıyla, belki onların yardımıyla vahşeti durdurabiliriz, zulümden kurtulabiliriz. Öyleyse haydi çocuklar, özgürlüğe kanat açarak uçalım, her bir zerresini keşfedip gökyüzünün, güç toplayalım oralardan, santim santim fethedelim gezegenleri. Mademki yeryüzünde kimse bizi dinlemiyor, biz de gökyüzüne çıkıp anlatalım derdimizi yıldızlara, bulutlara, kuşlara, meleklere. Sonra yüreğimizdeki nükleer bombalar boşalsın savaş karargâhlarının üzerine. Belki o zaman kaçıp giden barışı tutup yeniden indiririz yeryüzüne.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Atılan bombalar dağlara ve mevzilere değil, aslında çocukların ve annelerin kalbine atılıyordu. Mevzileri ve cepheleri değil aslında çocukların temiz dünyasını topa tutuyordu uçaklar. Düşman karargâhı değildi isabet alan, çocukların yüreğiydi, çocukların yüreği. Şehirlerin ve kampların yanı sıra, çocukların oyun dünyası ve hayal âlemiydi harabeye dönen. Askeri hedefler değildi, ateşe verilip havaya uçurulan aslında annelerin yüreğiydi, çocukların ekmeği ve suyuydu. Çocukların saf ve masum düşleriydi paramparça edilen. Çocukların dünyasıydı yakılıp yıkılıp yok edilen.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Dünyanın bütün çocuklarına bir sığınak açtım yüreğimde. Öyle bir sığınak ki; hiçbir bombanın tahrip edemeyeceği kadar muhkem bir sığınak. Şimdi siz ne yapabilirsiniz ey savaş müptelası deliler. Şimdi sizin gücünüz yeter mi bu sevgi kalesini yıkmaya? Sizin bombalarınız yıkar mı içimizdeki sığınakları? Sizin gücünüz yeter mi içimizde biriktirdiğimiz profesyonel direniş duygularını? Öfke selini durdurmaya yeter mi gücünüz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yaşanan bunca vahşete ve dökülen tüm bu kanlara rağmen çocuklar, büyüklerden daha çok büyütüyorlardı sevgi çiçeklerini. Çünkü çocukların kendileri de çiçek gibiydi. Yüreklerinde ürettikleri nükleer bombalarla koruyacaklardı çiçeklerin güzelliğini. Bense üretmeye devam edeceğim bombaları. Bir sevgi fabrikasıdır yüreğim. Bin tane anti bomba gücüne sahip sevgiler üreteceğim fabrikamda. Her şeye rağmen inatla ve inançla üretime devam edeceğim. Özgürlüğe ulaşana dek, zulümden kurtulana dek. Kan ve barut kokusu yerine tüm yeryüzüne çiçek kokuları yayılıncaya dek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Açıkça itiraf ediyorum işte, bütün çocukların isyan duygusunu ben taşıyorum yüreğimde. Ben destekliyorum bu eylemleri. Onları cesaretlendirmek için yüreğimde bombalar, hem de misket bombaları üretiyorum. Elektro manyetik silahlarla vurmak istiyorum silah tüccarlarının beyinlerini. Savaş aktörlerinin beyinlerini. Dünyanın bütün çocuklarına bir sığınak açtım yüreğimde. Öyle ki hiçbir bombanın tahrip edemeyeceği kadar muhkem bir sığınaktır bu sığınak. Şimdi, siz ne yapabilirsiniz ey savaş delileri. Şimdi, sizin gücünüz yeter mi bu sevgi kalesini yıkmaya. Sizin bombalarınız yıkabilir mi içimizdeki sığınakları. Sizin gücünüz yeter mi içimizde biriktirdiğimiz profesyonel direniş duygularını bastırmaya, öfke selini durdurmaya.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Haydi, çocuklar özgürlüğe kanat açarak uçalım, her bir zerresini keşfedelim gökyüzünün, güç toplayalım oralardan, santim santim fethedelim gezegenleri. Mademki yeryüzünde kimse bizi dinlemiyor, o halde biz de gökyüzüne çıkıp anlatalım derdimizi yıldızlara, bulutlara, kuşlara, meleklere. Sonra yüreğimizdeki nükleer bombalar boşalsın savaş karargâhlarının üzerine. Belki o zaman kaçıp giden barışı tutup yeniden indiririz yeryüzüne.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Evet, Nükleer Bombalar üretiyorum yüreğimde. Evet, açıkça söylüyorum işte; bütün çocukların isyan duygusunu ben taşıyorum yüreğimde. Ben destekliyorum bu eylemleri, bu direnişleri. Taş atan çocukları cesaretlendirmek için yüreğimde bombalar, hem de misket bombalar üretiyorum. Gazze’nin ve Dünyanın bütün çocuklarına bir sığınak açtım yüreğimde. Haydi, gelin benim yüreğimi de bombalayın uçaklar. Buna cesaret edemezsiniz işte. Çünkü yüreğimde nükleer bombalar var. Çünkü yüreğimde sevgi var. Çünkü yüreğimde çocukların intikam duygusu var.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/ismailokutan/nukleer-bomba-uretiyorum-yuregimde/2009/02/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SORUNLU COĞRAFYANIN ÖKSÜZ ÇOCUKLARI</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/bedranyoldas/sorunlu-cografyanin-oksuz-cocuklari/2008/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/bedranyoldas/sorunlu-cografyanin-oksuz-cocuklari/2008/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 22:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>BEDRAN YOLDAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Bedran Yoldaş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlu Coğrafyanın Öksüz Çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[yoldaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3047</guid>
		<description><![CDATA[Sorunlu coğrafyanın öksüz çocukları Deli fişek gibi Zaman çarkları döndükçe Fırat ve Dicle akar ya Geçmişten gelen ölüm Vadisini paklar mı? Bin yıllık iz döşümü tarihin Defterler kabardıkça sayfa sayfa Günyüzü görmemiş körpe çocuklar Muştusunu bekler yeni doğan güneşin Uzaklardan bir selam Yüzüne gülücükler açtırır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal">Sorunlu coğrafyanın öksüz çocukları<br />
Deli fişek gibi<br />
Zaman çarkları döndükçe<span id="more-3047"></span><br />
Fırat ve Dicle akar ya<br />
Geçmişten gelen ölüm<br />
Vadisini paklar mı?<br />
Bin yıllık iz döşümü tarihin<br />
Defterler kabardıkça sayfa sayfa<br />
Günyüzü görmemiş körpe çocuklar<br />
Muştusunu bekler yeni doğan güneşin<br />
Uzaklardan bir selam<br />
Yüzüne gülücükler açtırır</p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/bedranyoldas/sorunlu-cografyanin-oksuz-cocuklari/2008/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÜNEY PENCERESİ</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/semih-yildiz/guney-penceresi/2008/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/semih-yildiz/guney-penceresi/2008/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 22:46:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SEMIH YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[güney]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Penceresi]]></category>
		<category><![CDATA[liman]]></category>
		<category><![CDATA[pencere]]></category>
		<category><![CDATA[semih]]></category>
		<category><![CDATA[Semih Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3056</guid>
		<description><![CDATA[Demir aldı gemi limandan Deniz köpüre köpüre yarılıyor Martılar balıkçının tepesinde bağırıyor hep bir ağızdan Bir çocuk taş sektiriyor denizin üstünde Dalgalar çöpleri karaya itiyor bir tarafta Bir tarafta kadın denize sokuyor ayaklarını Ağlardaki balık kokusu eski kayığın etrafına topluyor kedileri Bir adam cigarasının izmaritini atıyor sahile Ve ben bunları denizi olmayan şehrin Güneye bakan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--><span>Demir aldı gemi limandan<br />
Deniz köpüre köpüre yarılıyor<br />
Martılar balıkçının tepesinde bağırıyor hep bir ağızdan<span id="more-3056"></span><br />
Bir çocuk taş sektiriyor denizin üstünde<br />
Dalgalar çöpleri karaya itiyor bir tarafta<br />
Bir tarafta kadın denize sokuyor ayaklarını<br />
Ağlardaki balık kokusu eski kayığın etrafına topluyor kedileri<br />
Bir adam cigarasının izmaritini atıyor sahile<br />
Ve ben bunları denizi olmayan şehrin<br />
Güneye bakan penceresinden görüyorum</span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/semih-yildiz/guney-penceresi/2008/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YALINAYAK</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/gul-saba-taka/yalinayak/2008/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/gul-saba-taka/yalinayak/2008/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 22:46:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>GUL SABA TAKA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[gözler]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[Gül Saba Taka]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[saba]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[taka]]></category>
		<category><![CDATA[Yalınayak]]></category>
		<category><![CDATA[yığın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3049</guid>
		<description><![CDATA[Koş koş koş, Koş burnundan solurken hız kesmeden Çürük çitlerin içinde dön de dur.. Bacakların kanayana, dilin dışarı Sarkana değin sürdür bu yarışı Tek, yek, kendinle Bu yarışı. Parlak tüylerin rüzgarla dans etsin Tek güzel yanı bu olsun Avun, avun, avun Avun güzelliğinle bu kokuşmuş Çamurlu bahçede dön de dur Durmadan, kuyruğunu eğene değin Sürdür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--><span>Koş koş koş,<br />
Koş burnundan solurken hız kesmeden<br />
Çürük çitlerin içinde dön de dur.. <span id="more-3049"></span><br />
Bacakların kanayana, dilin dışarı<br />
Sarkana değin sürdür bu yarışı<br />
Tek, yek, kendinle<br />
Bu yarışı.<br />
Parlak tüylerin rüzgarla dans etsin<br />
Tek güzel yanı bu olsun<br />
Avun, avun, avun<br />
Avun güzelliğinle bu kokuşmuş<br />
Çamurlu bahçede dön de dur<br />
Durmadan, kuyruğunu eğene değin<br />
Sürdür bu yarışı tek<br />
Kendinle, yek.<br />
Elbet düşersin biter, siner o<br />
Parlak tüylerin, ak.<br />
Bulanıverir gözlerin, sisli<br />
Tüylerin isli, pisli<br />
Nefesin seri, başın serseri<br />
Kaybet kendini, at nalları fırlat<br />
Ve yığıl son nefesinde bari<br />
Yalınayak. </span><!--EndFragment--></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/gul-saba-taka/yalinayak/2008/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEFİNE / KALE(M)</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/yusuf-bal/sefine-kalem/2008/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/yusuf-bal/sefine-kalem/2008/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 22:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YUSUF BAL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kalem]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[oysa]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[Sefine]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3052</guid>
		<description><![CDATA[I. meczup hayallerin peşinde ışık sızar pir’in haritasından dil baygın ve suskun rüzgar gözbebeklerinde suskun irşad,  yunus halkının       - kapandı siyah örtülerle sureti- II. mavi ışık peşinde, ıssız mabed’in kan ile boyanmaz mavi kızıla ne güzel bakardı hattat ruh üflenirken harflere kalem ucunda özgürlüğü taşırken içinde o esir gemilere ve gemiler ona esir       - açıldı yelkenlerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>I.<br />
meczup hayallerin peşinde<br />
ışık sızar pir’in haritasından <span id="more-3052"></span><br />
dil baygın<br />
ve suskun rüzgar<br />
gözbebeklerinde suskun irşad,  yunus halkının<br />
      - kapandı siyah örtülerle sureti-</span></p>
<p>II.<br />
mavi ışık peşinde, ıssız mabed’in<br />
kan ile boyanmaz mavi kızıla<br />
ne güzel bakardı hattat<br />
ruh üflenirken harflere kalem ucunda<br />
özgürlüğü taşırken içinde<br />
o esir gemilere<br />
ve gemiler ona esir<br />
      - açıldı yelkenlerle uçsuz denize-</p>
<p><span><br />
III.<br />
oysa taş taşınır, kum taşınır kalelere çöllerden<br />
darılır yakut, inci ve pirinç<br />
mühür vurulur iklime<br />
yağmur durur<br />
kar durur<br />
ve de rüzgar<br />
     &#8211; taş ile yazıldı söylenenler kaleye –</span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/yusuf-bal/sefine-kalem/2008/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARDELENLER GEREK</title>
		<link>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/kardelenler-gerek/2008/11/</link>
		<comments>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/kardelenler-gerek/2008/11/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 22:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MUHAMMET ENES TOPGÜL</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazı-Öykü Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebistan.com/?p=3184</guid>
		<description><![CDATA[Bir kardelen bile müjdecisidir baharın… Sonlanmasıdır ahların… İnsanların bedenlerini üşütüp, kalplerini ısındırdığını düşünmeliyiz kışın… Tabiatın kendini arındırması pasaklarından… İnsan gibi kainatın da bazen gülüp, bazen ağladığını anlarız kışla-baharla… O hüzünlü mevsimin gelip geçmesiyle, o yaprakların, o sarısı yürekleri burkan yaprakların son hışırtılarıyla anlarız yaklaştığını çatık kaşlı kışın… Tabiat haber verir gülüyle gülümsemesiyle yazı… Ve tabiat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir kardelen bile müjdecisidir baharın… Sonlanmasıdır ahların…<span id="more-3184"></span><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İnsanların bedenlerini üşütüp, kalplerini ısındırdığını düşünmeliyiz kışın… Tabiatın kendini arındırması pasaklarından… İnsan gibi kainatın da bazen gülüp, bazen ağladığını anlarız kışla-baharla… O hüzünlü mevsimin gelip geçmesiyle, o yaprakların, o sarısı yürekleri burkan yaprakların son hışırtılarıyla anlarız yaklaştığını çatık kaşlı kışın… Tabiat haber verir gülüyle gülümsemesiyle yazı… Ve tabiat haber verir göçen kuşu, solan çiçeği, kaçışan börtü-böceğiyle kışı…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ya kardelen… Mevsimini şaşırmıştır arkadaşlarına göre, onların “dur, yapma, etme” nidalarına aldırmaz ve şöyle der: “<em>Bir haberci gerek bahar için… Açılışının her bir canlıya duyurulması gerekir güllerini goncaların… Varsın bir kardelen meydan okusun kalın kar tabakalarına, soğuğun titrettiği incecik damarlar onun müjdesiyle kaynasın, toprağın altında gün ışığı beklemekten bıkmış tohumlar onunla aşka yol bulsun, değeceği berrak gövdeler arayan yağmur damlaları onun muştusuyla gülümsesin…</em>” </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bin bir çiçek nazlı ve mahzun onu seyrederken bilirler güzel günlerin yaklaştığını ve derinden hissederler onun fedakarlığını… “bir ölür, milyon diriliriz” der lisan-ı haliyle müjdeci… Severler diğerleri onu ve sevinirler onunla… Bıkmışlardır aylardır mahpus kalmaktan, güzelliklerini sunamamaktan ve tefekkür aynası olamamaktan… Ama sıkıntılarının sona ereceğini, biraz daha diş sıkmakla emellerine kavuşacaklarını iyi bilirler kardelenin başını çıkarmasıyla karların üstüne ve gözlerini dikmesiyle güneşe… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kardelenin fedakarlığı öden(e)mez… Nasıl da zahmet çekmiştir o süreçte, üzerine binen yükleri nasıl da atmıştır olağanüstü bir kuvvetle… Ve belki de en önemlisi, sahip olduğu nasıl bir niyet ve iradedir ki kendisine meydana fırlama şuurunu aşılamıştır… Muhtemel ki, iyi bilir kardelen şehadeti-şahitliği… Sanki der: “işte ben, bahara bir şahiT ve müjdeci, bir asi pörsümüş düzenlere ve işte ben şehid, vazifesini yapmış… Ve ben, bakıyorum ısıtmayan güneşe, kökümü yavaşça donduran soğuğa ve haykırıyorum yeniden “<em>bir ölür, bin diriliriz…</em>”<span>      </span><span>  </span></span></p>
<p><!--EndFragment--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebistan.com/index.php/muhammetenes/kardelenler-gerek/2008/11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

