TEZAHÜR
Keyifleri yerindeydi.
Atalarından tevarüs ettikleriyle mutluydular. Elçinin söylediklerine gülüp Yazının devamını oku.
TEZAHÜR
Keyifleri yerindeydi.
Atalarından tevarüs ettikleriyle mutluydular. Elçinin söylediklerine gülüp Yazının devamını oku.
Mevsimlerden sonbahar, aylardan ise Kasım’ın biri… Yazının devamını oku.
Omzundan tutup banka oturttu onu, şaşkın bakışlarına aldırmadan “Soru sormadan önce dinle beni” dedi, sarstı onu. Direnmedi o da. “Benim suçum yok inan bana, olayların bu aşamaya Yazının devamını oku.
Görmediği zaman bir açlık, hasret hissi; neye susadığını bilmeden. Birikmiş taş(ın)mış duygular hissediyor sadece, ama içi eriyor. Yazının devamını oku.
Kendi kendini yiyordu. Kızıyor, köpürüyor, kükrüyordu. Kızgınlığından elini ısırıyordu. Gözlerinden akan yaşlar burnunun ucundan kayıyor ve kapandığı sıranın üzerine akıyordu. Başını Yazının devamını oku.
Kent gerilerde kalmaya mahkumdur.
Kavgalarımızın akşamıydı.Yorgun ve bıkkındık. Yazının devamını oku.
Çocuk ağlamaları eşliğinde, şanzımanı bozuk, Yazının devamını oku.
Yorganın içinde sapsarı bir baş Yazının devamını oku.
Gafil avlandığı ayrılığın kapanında kıvranıp duruyordu.
Feleğini şaşırmış, ne konuşmak, ne yemek ne de kimseyi görmek istiyordu. Yazının devamını oku.
Kertiş’e
Çekip gitmek zamanı mı gelmiştir?
Köyün göğünde kara, kül rengi bulutlar vardı.
İnce, hafiften bir yağmur eleniyordu. Yazının devamını oku.
Babasızdı. Küçük yaşta kalmıştı yetim. Bir de yoksulluk diz boyu. Babasından da dişe dokunur Yazının devamını oku.
Bismillah der, takarmış tornaya…
Bismillah der, dizermiş sırmaya… Yazının devamını oku.
Onu kendisiyle baş başa görmek isterseniz; ağır işiten kulaklarıyla sabah ezanını dinlemeye çalışırken yakalamalısınız. Avucunu sağ kulağına dayamış; pencerenin pervazına tıp tıplarıyla ritimde, evinden mahalleden uzaklaşmışken. Yazının devamını oku.
İçimde çıktığım yolculuklarda hep gelip dayandığım o ıssızlık ve başka biriyle yüzleşme durumu beni ötekiyle savaşa itiyor, bu yürüyüşleri bir yere vardıramamak ruhunu örseliyor. Değişim tıpkı ölüm gibi. Ölüyorsun; ne var ki biri sana yaşadığını söylüyor, yemek ye diyor, su iç, uyu ve gülüşlerin olsun, kahrol. Ama sen hayır diyorsun, asla olmaz, bu dediklerin, bu benden istediklerin bir öncekine ait. Ötekinin ölüsünü gösteriyorsun: İşte, burada bak, donmuş. İnandıramıyorsun, çünkü gelip dayandığın kapı aynı. Hep aynı alınyazısını okuyorsun. Merdivenleri aynı hızla çıkıyorsun. Aynı basamakta soluklanma ihtiyacın oluyor. Yazının devamını oku.
Kaç kere kapısına dayanmış, adamı feryat figan şikâyet etmişti. “Kulağımın üstüne yatim” dicekti; lâkin yüzü gözü mosmor, muhtemelen vücudunun bazı yerleri de bereli genç kadının hâli iç parçalayıcıydı.
İşlerine fazla karışmamaya özen gösterse de, sessiz kalıp, oluruna bıraktığında, burnunun dibinde komşusunun çilesine bigâne kaldığını düşünüp, huzursuz oluyordu. Tepki vermemesi yüzünden adeta yeni üzücü hadiselere sebebiyet veriyor, bir mesuliyeti üzerinden sıyırıyordu. Yazının devamını oku.
Aşureyi illa da Muharrem ayında pişirmek, konu komşuya, eşe dosta dağıtmak, illa da birilerine tattırmak şart mıydı? Olmazsa olmaz bir kaide miydi? Değildi tabii. Değildi. Yazının devamını oku.
Abdullah Harmancı’nın öykü kitabı Ertesi Dünya elimde tramvaya biniyorum. Eve en kolay, en kestirme, en kısa sürede ulaşmayı düşündüğümde hep tramvayı kullanırım. Nedense bana hep çabuk ulaşacağımı fısıldayan bir ses Yazının devamını oku.
