Herkesin farklı bir hayat algısı vardır. Algı farklı olsa da hayatın özü aynıdır aslında. Önemli olan, bu özü erken zamanda fark edebilmek ve algıyı Yazının devamını oku.
Herkesin farklı bir hayat algısı vardır. Algı farklı olsa da hayatın özü aynıdır aslında. Önemli olan, bu özü erken zamanda fark edebilmek ve algıyı Yazının devamını oku.
“Şiir dili, konuşma dilinin ve ondaki müziğin en kusursuz şeklini sunmak zorundadır. Gerçekte şiir diliyle konuşma dili birbirine öyle yakın olmalıdır ki, bir kimse o şiiri Yazının devamını oku.
yaşamın annesi öldü dedi adam.
yaşamın annesi öldüyse dedim Yazının devamını oku.
İbrahim Naci Bey, eve ait bir Kur’ân-ı Kerim’in başına şu notu yazmış: “Mahdumum Ahmet Agâh’ın dünyaya geldiği tarihtir. 14 Seferü’l-hayr 1302, 20 Teşrinisani 1300 Salı Yazının devamını oku.
KENDİNE DAİR OLMANIN YANINDA: NURETTİN DURMAN’IN LİRİK ŞİİRLERİ Yazının devamını oku.
Şiir içeriden,içten bir sesleniştir.Kimin neye ne şekilde seslendiği bir yana,özünde dinamik bir unsur taşıyan şiire duyarlı her şair;dünyamızdaki haksız ve ifsat edici işleyişe,hayatımızı biçimlendirici Yazının devamını oku.
“Eşyadan çok, eşyaya bakan göz; dahası, bakan kalpte yarattığı önemliydi bu üslûpta. Resimde bunun örnekleri verilmeye başlanmıştı. O zaman şehrin diğer yapıları sıradan, Yazının devamını oku.
Hiç kimseyi, hiçbir yere götürmez şiir. Yazının devamını oku.
“İnsanın sayısız arzuları arasında,iktidar ve şâşaa başta gelir.”(Bertrand Russell) Yazının devamını oku.
Bilindiği gibi dil, şiirin kurucu unsuru olma Yazının devamını oku.
Sembolist şair Stéphane Mallarmé’nin ardından gelecek birçok yeniliğe öncülük eden şiiri Zarla Asla Dönmeyecek Şans (1897) bir edebiyat eserinde anlama katkıda bulunması için basılı imkanların Yazının devamını oku.
I- MODERN DÖNEMDE “GELENEK” Yazının devamını oku.
Lale Müldür; şiirinin Yazının devamını oku.
Belli bir duyarlık eğitiminden geçmiş her şiir okuru Yazının devamını oku.
Türk şiirindeki postmodernist göstergeleri tespit etmeye girişmeden önce, postmodernliğin şiirdeki ayırt edici ve tekabüliyetleri konusunda bir giriş yapmaya ihtiyaç var. Postmodern şiir fenomeni, şiir kamusunun henüz sınırlarını ve muhteviyatını yeterince tefrik edebildiği bir tanıma sahip değil. Biraz da bilinçsizce, muhafazakar ve tepkici reflekslerle, içi boşaltılarak ve çarpıtılarak kullanılma talihsizliğiyle karşı karşıya. Öte yandan tarih, farklı bağlamlarda da olsa tekerrür ediyor. Modern şiiri geleneksel/klasik şiirden ayırt etmede yaşanan güçlük ve belirsizliklerin bir benzeri bugün modern-postmodern ayrıştırmasında önümüze çıkmaktadır. Yazının devamını oku.
“Bugün şiir üstüne bütün konuştuklarımız, edebiyatımızın geleneği, olanakları, sınırları içinde dönenir. Ancak olup bitmişler, yapılmışlar üstünde düşünüp yargılara varabiliriz. Birtakım verilerdir düşüncemizi yeden. Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak; şiir üzerine yazılanlarla değil.” diyor Turgut Uyar. Şiirin kimyasını, biçim ve içerikle ilgili sorunlarını konuşurken karşımıza çıkan bütün yaklaşım biçimlerini, kuramsal görüşleri, değerlendirme ve çıkarımları şairin izlemesini ve önemsemesini beklemek; onu müthiş bir sıkletin, bilgi yükünün ve zihinsel bir kaosun kucağına itmektir. Yazının devamını oku.
I.
Söz Sultanlığının tahtında oturur Şiir… Bu öylesine kudretli ve sarsılmaz bir tahttır ki; Hz.Süleyman’dan bu yana; rüzgar, denizler, kuşlar, karıncalar, dağlar ve nehirler, nice ejdarha ve cinler bile kendi Yazının devamını oku.
Şiir geleneğimiz Divan Şiiri gibi özgün ve senkronize bir şiirin tarihe mal olmasından sonra hiçte sanatkârane olmayan, bazı istisnalarla “ manzumeci “ uzun bir karanlık evre yaşayarak, ancak İkinci Yazının devamını oku.
Ölümsüz olsaydı insan, büyük olasılıkla yazı yazmayacaktı. Yazının ölüme karşı bir direnç göstergesi oluşuna yorduk hep bunu. Görece bile olsa bir kalıcılık, kendisi göremeyecek olsa bile bir iz. Oysa bu, hiçbir zaman yetmeyecektir yazmaya; çünkü aynı zamanda ölülerin temsil hakkıdır yazmak. Ölüler temsil edilmek isterler ve yazı onların yaşayanlar arasındaki haklarını korur. Yazının devamını oku.
Tanzimat’a kadarki Türk edebiyatı, büyük ölçüde bir şiir edebiyatıdır. Öyle ki şiir (nazım) terimi, bu alanı tek başına karşılayan bir kullanıma sahip olmuş, “edebiyat” ifadesi bile bu bağlamda ilk kez Tanzimat sonrası dönemde kullanılmaya başlanmıştır. Edebi olma konusunda küçümsenen, dolayısıyla yeterince gelişmeyen düzyazı da çok açık bir biçimde şiirin etkisi / baskısı altındadır. Yazının devamını oku.
