KİRPİ DİYOR Kİ… 7
Refik Halid’e saygıyla…
7-CİHAN AKTAŞ, Tahran Kitap Fuarı’yla ilgili yazısında şöyle bir cümle kullanıyor: “İranlıların kitaba dönük düşkünlüğünde…” Dergah dergisinin son sayısındaki yazısı da acaib ve garaib bir yazıydı… Ya zihni rahat değil Cihan Aktaş’ın ya da çok yazdığı için dilini denetleyemiyor. Hayra alamet değil sonuçta, çünkü Cihan Aktaş şimdiye değin güzel Türkçe ile iyi şeyler yazmıştı. (KİRPİ, 14 MAYIS 2009)
6-AYŞE BÖHÜRLER diyor ki:
“Mardin’deki katliam sebepleri üzerine hepimizin söyleyecek sözleri var elbette. Ancak konu ile ilgili bölge insanının açıklamaları ile batıdan ahkam kesenlerin yorumlarını bir arada dinlemek, anlamak için haberdar olmanın, bilgi sahibi olmanın yetmediğini gösteriyor. Ve bir noktadan sonra aynı kelimeler farklı manalara işaret etmeye başlıyor.” (Yeni Şafak, 09.05.2009)
AYŞE BÖHÜRLER, aslında şöyle demek istiyor:
“Mardin’deki katliamın sebepleri üstüne hepimizin söyleyebileceği bir şeyler olabilir. Nitekim, bölgede olaya taraf olanların açıklamalarıyla, Batı’da aynı konuda ahkam kesenlerin yorumları da bu cümledendir. Ancak, konuyu gereğince değerlendirebilmek için söylenenleri izlemek yeterli olmuyor. Çünkü, malum konuyu söyleyenler, söyleme niyetleriyle bağlantılı olarak kelimelere farklı anlamlar yükleyiveriyorlar.”
İmdi Kirpi de diyor ki: Kirpi, hiçbir şey demiyor. YAZAR’lığı, ayağa düşüren sistemin sorumlularını Allah’a havale ediyor. (KİRPİ, 09 MAYIS 2009)
5-”HERGÜN ARK DEĞİŞTİREN AKARSUYA IRMAK DENMEZ.”
Alper Selçuk, Ali Bulaç’ın bir televizyon programındaki vukuatı üstüne cemaat.com’da bir yazı yazmış; yazısına başlarken de zikrettiğim sözü alıntılamış. Bu sözün sahiden bir vecize olupolmaması çok da onemli değil, önemli olan Ali Bulaç’ın mevcut imajıyla birebir örtüşmesidir.
Ali Bulaç, Düşünce dergisini çıkardığı zamanlarda edebiyata dudak bükmekle kalmamış, Müslüman edebiyatçları tahfif eden, onların çabasını hiçleştiren bir tutum içinde olmuştu.
Köprülerin altında nice sular aktıktan sonra bir haller oldu Ali Bulaç’a; estetikten, edebiyattan da dem vurmaya başladı. Ancak elindeki zarf öylesine kirliydi ki, mazrufuna bakmak neredeyse imkansızdı.
Ali Bulac, hala edebiyattan söz ederken mütevazı değil, mütekebbir bir eda ile konuşuyor; söyemi ise her zamanki gibi “Tevhid”le kılıflanmış klerikalist bir söylemden ibaret.
Son tahlilde bir aydın değildi Ali Bulaç, sürekli ark değiştiren cılız bir su! O halde edebiyat ustune yazdiklarini şu saatten sonra ciddiye almak, açık bir ciddiyetsizlik örneği olacaktır. (KİRPİ, 29.09.2008)
4-TEMİZ GÖKYÜZÜ kampanyası, insanı enayi yerine koyan buluşlardan biri olarak sürüyor! Şarkıcılara, türkücülere, tiyatroculara filan televizyon ekranlarında “sigara içmeyin gökyüzü temiz kalsın” dedirtmek kolay da şu sorularıcevaplamak zor: Bir otomobilin eksozundan bir saatte çıkan duman kaç bin paket sigaranin dumanına bedeldir? Bir nükleer termik santralin çevreye yaydığı zararlı duman kaç miyon ton nikotinin zararına denk düşer? Bir sigara popülizmidir aldı başını gidiyor ama insanların hayatına kastettikleri aşikar olan teknolojik canavarlar çağdaş putlar olarak dokunulmazlıklarını sürdürüyor. (KİRPİ, 26.09.2008)
3-TELEVİZYON STARLARI LİGİNDEKİ SON DURUM, dün kimi gazetelerde açıklandı. Buna göre, Star televizyonundan Nihat Hatipoğlu, dansöz Tanyeli ve türkücü İbrahim Tatlıses’i gerek ücreti, gerekse reytingeleriyle geride bıkarakarak ilk sıraya oturdu. (KİRPİ, 17.09.2008)
2-FATMA KARABIYIK BARBAROSOĞLU yazıyor: “17 Eylül Çarşamba günü iftar sonrası Sultanahmet Fuarı’nda olacağım. Bilenler biliyor bendeniz Ramazan programlarının davetine bile icabet edemiyorum.
Öyleyse nereden çıktı bu imza? Benimkisi zaruret miktarı bir durum. Nasıl mı? Deutche Velle kanalı Frankfurt Kitab Fuarı kapsamında aralarında Oya Baydar’ın da bulunduğu birkaç kadın yazarın belgeselini çekmeye geliyor.
Benimle de bu proje kapsamında görüştüler, gazete ve yayınevi çekimlerinin yanısıra kalabalık bir mekanda -ki onlar bir pazar yeri ya da camiyi önermişlerdi- çekmek istediler. Her iki mekanda da çekim bendeniz için fazlasıyla teatral olacağı için kabul etmem mümkün değildi. Hal böyle olunca kitap fuarının en uygun mekan olduğu konusunda anlaşmaya varıldı.
Bu izahı bunca yıl sonra Allah Allah mübarek günde niye böyle bir şey yapıyor diyerek benim adıma endişe duyacak dostlarım için yapıyorum.”
Sanırsınız ki yazarımız Ben-Hur filminde rol alacak ve standına teşrif edenler de onun sayesinde bu tarihi filmde görünme şansına kavuşacaklar. Haydi Türkiye! hep birlikte Sultanahmet’e! ONİKİDEVADAM… ONİKİDEVADAM….
Oysa ki tüm macera sıradan bir Avrupa kanalının, sıradan bir çekim yapmasından ibarettir; yazarımızdaki keyfe keder gerilme, yetmiş beş milyon evlad-ı fatihanı yanında görme ve onları kendisiyle birlikte Almanlara gösterme çabası aslında gereksizdir. Şu ayın 17’si gelse de yazarımız ve haliyle okurları şunca gerilmeden hayırlısıyla bir kurtulsalar. (KİRPİ, 16.09.2008)
1-RADİKAL MUHABİRİ, YAN TARAFTA FOTOĞRAFI BULUNAN ŞEBNEM İŞİGÜZEL’LE KONUŞMUŞ.
Taburenin tepesine tünemiş bir fotomodel-yazarla, hangi tabureye tünediği fotoğrafta görülmeyen muhabir için zor bir konuşma olmalı diyeceğiz ama Şebnem’in şuh duruşu, “hadi n’olur, hadi n’olur okuyun beni” diyen çapkın bakışları, aşağıya inmiş dizinin yukarıya kalkmış dizine göre daha çok okşanma arzusu içinde olması vb. durumlar göz önüne alındığında konuşmanın pek de güzel geçtiği anlaşılmaktadır.
Yandaki fotoğrafa dalıp gidenler, “ne konuşması be kardeşim, işte bu fotoğrafta Şebnem herbir şeyi bi güzel hal diliyle söylüyor; biz de tabureyle birlikte onu tanımaya çalışıyoruz, dikkatimizi dağıtmayın” diye bize çıkaşabilirler. O nedenle biz sözümüzü kapatalım ki onlar Şebnem’in romanını daha iyi soysunlar. (KİRPİ, 15.09.2008)














