Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Dante ile Beatrice, Nazım ile Piraye, Elsa ile Aragon, Lili ile Mayakovski… Elsa, (Bizim Elsa, Aragon’un biricik aÅŸkı Elsa Triolet) Lili’nin kız kardeÅŸidir. Mayakovski’yi getiren odur, Temmuz 1915′te, bir akÅŸam, Briklerin evine. Lili de kocası Ossip de Mayakovski’nin ÅŸiirini biliyorlar ama pek sevmiyorlar. KardeÅŸini çekip bir kenara uyarıyor da Lili: “Sakın ÅŸiir okumasını isteme ondan.” Ama Elsa dayanamaz, ister. O andan sonra olur ne olursa. AyaÄŸa kalkıp kapının pervazına yaslanan uzun boylu apaÅŸ delikanlı, görkemli bir aktör edasıyla, (kendi deyimiyle ‘böğürerek’), o güne kadar hiç duyulmamış imgelerle örülü ÅŸiirini okumaya baÅŸlayınca, Lili’nin gönlü akıp gitmiÅŸtir ÅŸaire doÄŸru. Mayakovski de o gün aÅŸkını bulmuÅŸtur, bir daha asla kimsede bulamayacağı aÅŸkını. YaÅŸamının merkezinde ÅŸiir ve devrim vardır önce, ÅŸimdi Lili, ÅŸiir ve devrim vardı artık. Lili de devrim de ondan geri dönmecesine uzaklaÅŸana kadar dayanır yaÅŸama.
Sergey Yesenin 1925′te bir otel odasında bileklerini keserek intihar ettiÄŸinde ÅŸu ÅŸiiri bırakmıştı: Åžu yaÅŸamda yeni bir ÅŸey deÄŸil ki ölüm, /Ama pek öyle yeni sayılmaz yaÅŸam da. Mayakovski, Yesenin’in intiharını öğrenince, Åžu yaÅŸamda en kolay iÅŸtir ölmek/ Yepyeni bir yaÅŸama baÅŸlamaktır asıl güç olan diyen sitem dolu bir ÅŸiir yazmıştı. 14 Nisan 1930′da Mayakovski de kolayı mı seçti? Belki. Ama yapacağı pek bir ÅŸey kalmamıştı gerçekten. Öyle diyordu son mektubunda: “Ama benim yapacak baÅŸka hiçbir ÅŸeyim yoktu.”
Devrimin en ağır koÅŸullarında, iç savaÅŸta, devrimin ateÅŸinin içinden gürlemesi bol neÅŸeli bir “pantolonlu bulut” gibi geçmiÅŸti Mayakovski. Lenin onun ÅŸiirlerini deÄŸil ama halkla konuÅŸma üslubunu çok beÄŸeniyordu. DoÄŸrudan konuÅŸuyordu, hesapsız, yalansız, dobra dobra. Bir ajitatör olarak trenden trene, meydandan meydana geçerken bulduÄŸu her postaneden sevgilisi Lili’ye bir mektup, bir pusula, bir kart mutlaka yazdı: “Sevgili Lili, Liliçka, Lilik, Lilinka, Linoçeka, Lillonok, Lillonoçek, Lilek, Liliatik.” Her seferinde “Senin köpeÄŸin” anlamında “Çen, Çenik, Çeniatik, Çenionok” diye imzaladı. “Kedicik” diye sevdiÄŸi Lili’ye aÅŸkla baÄŸlandıktan hemen sonra yazdığı ve ona adadığı uzun ÅŸiir “Omurganın Flütü”, “Seviyorum” ve daha birçok ÅŸiir bu aÅŸkın ölümsüz tanıklarıdır. Bir dönemi var ki, her ÅŸey dilediÄŸi gibi olmaktaydı yaÅŸamda; aÅŸk, devrim, sanat, her ÅŸey…
Devrim ve sanat için büyük hayaller kurdular
Lili ve kocası Ossip Brik, bulunmuÅŸ, seçilmiÅŸ bir aileydi Mayakovski için. Ossip o gece sabaha kadar elinden bırakamamıştı Mayakovski’nin ÅŸiir defterini. Üçünü baÄŸlayan büyük hayaller kurdular, devrim ve sanat için. Birlikte dergiler çıkardılar, eylemler, dernekler örgütlediler. YaÅŸamları devrim havariliÄŸi gibiydi. Mayakovki’nin Petrograd’a gelmesiyle birlikte baÅŸladığı politik yaÅŸamının içinde ÅŸiir tarihinin yönünü deÄŸiÅŸtirecek bir öğe vardı. İşçilere seslenirken “ben de bir fabrikayım” diyordu. “Kütükten kafaları yontarım ben de.” Orman bekçisi babasını Gürcistan BaÄŸdadi’de erken yitirmiÅŸ, annesi ve kardeÅŸleriyle geldiÄŸi Rusya’da daha çocuk yaÅŸta devrimin hayalleriyle büyülenmiÅŸti. 1907′de partiye girdiÄŸinde on dört yaşındaydı, 1909′da tutuklandı. Çıkınca resme merak sardı, okuluna gitti. Burada David Davidoviç Burlyruk, Hlebnikov, Kamenski, Krutyoniç gibi ÅŸair ve sanatçılarla kurduÄŸu dostluk, Fütürizmin Rusya’da baÅŸlamasına yol açacak grubun oluÅŸmasını da saÄŸladı. Onlar için Fütürizm esasta iki ÅŸeye baÅŸkaldırıydı: Burjuva zevkine ve avam zevkine. Åžiirde yenilik arayışları Rus ÅŸiiri için büyük bir atılımıdı. (Bu akımdan dünya ÅŸiiri ve bu arada Türk ÅŸiiri de payını aldı, Nâzım ÅŸiiri ile.) Kâğıt sıkıntısı yüzünden her ÅŸey sözle dönüyordu o yıllarda ve ÅŸiir, en gözde ’söz’ olmuÅŸtu, tek ÅŸansları buydu bir bakıma. Mayakovski’nin ve grubunun hiçbir güncel politik hesabı yoktu aslında. ArkadaÅŸlarıyla Rusya’nın birçok bölgesini dolaÅŸtı. Hiç popülizme düşmeden girdiÄŸi kahvelerde aÅŸk, güzellik, devrim için uluorta tartışıyorlar, ÅŸiirler okuyorlar, yuhalanıyor, alkışlanıyorlardı. Kahvelerde halka ne anlattıkları ilk bildirilerinin adından da anlaşılır: “Toplumsal zevke bir tokat”. Polisle baÅŸları beladan asla kurtulmadı bu Fütürist grubun. Lili’ye o dönemde yazdığı mektuplar dönemin ve kendi ruh halinin canlı belgeleridir.
Mayakovski, aslında bir büyük çocuktu, vahÅŸi, zaptedilmez bir dahi, ele avuca sığmaz hırçın bir çocuk. Lili’nin bu ‘küçük çocuÄŸu’ görmesine hep minnet duydu. Şöyle diyordu: Derken o çıkageldi ciddi bir bakışla /o bangır bangır sesin,/ dev gibi boyun posun, /altındaki küçük çocuÄŸu keÅŸfetti. İlk aÅŸkı deÄŸildi ama Lili’nin kollarında derin bir huzur bulmuÅŸtu. AÅŸk, yaÅŸam nedeniydi onun için: “AÅŸk benim için her ÅŸey midir? Her ÅŸey ama baÅŸka biçimde. AÅŸk, bir yaÅŸamdır. İşte bu en önemlisi. Åžiir, iÅŸ, kısaca her ÅŸey buna baÄŸlı. AÅŸk her ÅŸeyin kalbi. Bu kalp ölünce her ÅŸey ölüp gider, anlamsızlaşır. Ama yürek çalışırsa, her ÅŸey üzerine konuÅŸulabilir. YüreÄŸimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.”
ÂÅ
Zaptedilmez dik kafalı bir şair
Lili şöyle anlatıyor o akÅŸamdan sonra olanları: “1915′ten ölümüne dek, tam on beÅŸ yıl ortak oldum Vladimir Mayakovski’nin yaÅŸamına. (…) Ossip Brik ilk kocamdı. Kendisini on üç yaşında, ilk devrim sırasında, yani 1905′te tanımıştım. Lisemdeki siyasal iktisat dersini yönetmekteydi. 1912′de evlendik. Mayakovski’yle seviÅŸtiÄŸimizi söylediÄŸim zaman, üçümüz oturup birbirimizden ayrılmamaya karar verdik. Mayakovski’yle (Ossip) Brik daha o zaman ortaklaÅŸa bir edebiyat çalışmasıyla, ortaklaÅŸa fikirlerin yarattığı baÄŸla çok yakın dosttular. Böylece hem iç hem dış dünyamızda bir arada yaÅŸadık.”Ossip Brik, Rus Biçimcileri adıyla da bilinen Opoyaz adlı eleÅŸtiri grubunun etkin bir üyesiydi. Önce Mayakovki’nin ÅŸiirini yadırgamıştı ama sonra bu ÅŸiirin hayranlarından biri olmuÅŸ, dahası, küçücük evlerini ve karısına olan aÅŸkını Mayakovski ile paylaÅŸmaktan çekinmemiÅŸti. Daha sonra ‘ajit-prop’ çalışmalarında da yoldaÅŸlık etmiÅŸlerdi birbirlerine. Ossip, bir süre sonra bu aÅŸkın biraz kıyısında dursa da baÄŸları hep sürdü Mayakovski ile. Dünyayı deÄŸiÅŸtiren günlerin içinde eski benlikleri terk etmek bir erdemdi onlar için. Ancak, baÅŸlayan devrim, bitmedi; dahası ertelendikçe ertelendi. Bir süre sonra çocuklarını yiyerek sürdürdü evrimini Stalin’den sonra. Mayakovski, çoktandır ‘ahlaksız bir küçük burjuva’ olmuÅŸtu zaten. Partinin kültür sorumlusu bürokratlar, onun ÅŸiirlerini ‘rezalet, kepazelik’ gibi sözlerle karşılamaktaydı. Parti bürokrasisiyle sanatçıların arası iyice açılmıştı. Bunların en başında Mayakovski vardı. Aralarında Maksim Gorki’nin de bulunduÄŸu büyük bir hayran kitlesi oluÅŸmuÅŸtu ama partice ÅŸiirleri beÄŸenilmez, oyunları küçümsenir bir ÅŸair olmuÅŸtu giderek. Zaptedilmez, dik kafalı bir ÅŸair. Mayakovski, her ÅŸeyden önce bir ‘ruh devrimi’ istiyordu herkesten ve partiden.
“Mutlu aÅŸk yoktur” demiÅŸti ya yıllar sonra bacanağı
Yazdığı son mektupla her ÅŸeyini kardeÅŸlerine ve Lili’ye bıraktı. Lili o günlerde Ossip ile Londra’daydı. Ölümünü bir gün sonra öğrendi. Mayakovski’nin kendisine yazdığı mektupları tarihe bırakmayı ihmal etmedi; 1978′e kadar yaÅŸadı. Ossip Brik ise 1945′te yaÅŸamını yitirdi. Mayakovsiki’nin hayalleri, aÅŸkı ve ukdesiyse kuÅŸkusuz daha çok yaÅŸayacak.
-LİLİ BRİK’
(RADİKAL KİTAP, 19.10.2007)







