Ardıma hiç bakmadan konuşacağım
Hayat alnacında durum yorgun, karışık
Akacağım dibi gözükmeyen ırmağa
Cesurane haykırışlarla alışık
ölü olmadığımı ispatlayacağım; vahşi ırmak, durgun.
Saatim hep tik-tak, sıradan hayat
zaman, dost aldırışsızlığınca tez geçiyor
giriftlerle dolu siyah sokak
beni ölümsüzlüğe davet ediyor
Yorgunluğuma zarar kisvesi geçiren hayat
sıradan bir hayat
yaÅŸanmaya deÄŸmez dakikalar iÅŸte.
Beklemek ve bitiş düdüğü
ömrü beklemek, ölümü beklemek, düdüğü beklemek
beklemekle bitiyor yaşam seansı
ezinç kabında yiyeceğim saniyeleri, dakikaları
salgın kleptomani bozukluğunda yılgın
küfürlerle savrulan hayatın menfi dağdağaları.
Başını dik
yıkılmasın bakışın, harflerin, başın
özellikle harflerin - arada kaldığına bakma sen-
sesini yükselt
umudunu katleden hakaretlere hediye eyle
vartalarda dönüşecektir gökyüzü
anlatmak istediğin yılgın değil kılgın
-harflerin tek gözüktüğüne bakma sen
hepsi anarÅŸist ve önemli … özgür!!!-
gözünü yummadan doğruyu anlat
eğilecek önünde kâinat!
Potkalın içinden tekrar boş kağıt çıktığında
ümitsizlik, deniz heyulasına büründüğünde
yassılaştığında dik başı özgür gencin
yarısında terk edilmiş bir kitap olur dünya.
Vefasızca sürüldük yabancısı olduğumuz kelimelere
galibiyetti kulağımızda yankılanan ses “ömrüm” ve
yenilgi, sadece rüyalarımızda helaldi bizlere.
sevişimden ne varsa hatırımda
arayacağım zeyrek olan hayatta
-kaybolana dek-
giriftler içinde kaybolmaya değer
birkaç aziz savaş hatırasına
sönecekse harflerin mukaddes ateşi eğer
yürüyeceğim , hiç bakmadan ardıma
kahkaha devri kapandı artık “ömrüm”
gülmek eskisi kadar yakışmıyor bana
-yine savaÅŸ–







