CEMAL ŞAKAR’LA SÖYLEŞİ

CEMAL ŞAKAR’LA SÖYLEŞİ
1 Eylül 2008 - 4:24

1-Anlatabilmeliydim adlı öykünüz “Başlığı attıktan sonra neyi nasıl yazacağını düşündü uzun uzun…” diye başlıyor. Kitaba ad olan ‘Hayal Perdesi’ de uzun uzun düşünülmüş gibi. Zira kitapta böyle bir öykü yok. Neden Hayal Perdesi ? Tercih edişimin öncelikli sebebi, kelimenin oldukça geniş bir anlam alanına ve elbette buna bağlı olarak zengin...

1-Anlatabilmeliydim adlı öykünüz “Başlığı attıktan sonra neyi nasıl yazacağını düşündü uzun uzun…” diye başlıyor. Kitaba ad olan ‘Hayal Perdesi’ de uzun uzun düşünülmüş gibi. Zira kitapta böyle bir öykü yok. Neden Hayal Perdesi ?
Tercih edişimin öncelikli sebebi, kelimenin oldukça geniş bir anlam alanına ve elbette buna bağlı olarak zengin çağrışımlara sahip olması. Tasavvuftan, gölge oyununa kadar uzanan geniş bir yelpaze. Ancak niye böyle bir başlık seçtiğime dair ‘sır’rın bende saklı kalmasını tercih ederim. Öykülerimi açıklamak, onları yazdıran muharrik gücü faş etmek istemem. Zira öykülerin bendeki karşılıklarını açıklamanın, okurun muhayyilesindeki muhtemel zenginlikleri daraltmak, öldürmek anlamına gelmesinden korkarım. İsterseniz şu kadarını sizinle paylaşmış olayım: Şu an elinizde tuttuğunuz kitap da bir hayal perdesidir; hayata, insana dair kimi gölgelerin düştüğü bir perde.
2-Öykü kahramanlarının pek çoğunda derin bir arayış, parçalanma, iç sızının farkındalığı, bazen de kendilerine dönük bir ironi söz konusu. Peki, siz nerede duruyorsunuz öykü kişilerinizi yazarken, hangi mesafeden bakıyorsunuz onlara?
Doğrusunu isterseniz oldukça netameli bir konu. Onlar benim desem, kahramanların hayalî kişiliklerine haksızlık etmiş olacağım; hayır benimle bir ilgisi yok desem, kendime ihanet etmiş olacağım. Bu konuda gözettiğim bir ilke var: yazdığım her nasıl biri olursa olsun ya da hangi konu olursa olsun, mutlaka bende karşılıkları olsun isterim. Yüreğime, beynime değen; bana acı, hüzün ya da sevinç gibi haller yaşatan; bu dünyada ve ahrette hesabı verilebilir tipler, konular olması temennimdir.
3-Kitaptaki öykülerde genel olarak modern dünyada insanın yalnızlığı dikkat çekiyor. Siz ise Anadolu’da yaşıyorsunuz? Oradan burası daha mı iyi gözüküyor?
Bu sorunuz Anadolu’da sanki insanlar yalnız değilmiş gibi bir cevabı icbar ediyor. İnsanın yalnızlığı modern bir durum. En azından geleneksel dönemlerde insanlar yalnız değilmiş gibi bir ön-kabulümüz var. Evet bugün evlerimizde, işyerlerimizde komşularımızı hatta mesai arkadaşlarımızı tanımadan, onların sorunlarına bigane kalarak yaşıyoruz olabiliriz. Burada tuhaf olan modernlikle bu durumu meşrulaştırıyor olmamız. Müslümanın çevresine olan alakası; durgun bir suya atılan taşın çıkardığı halkaların kendi sınırlarına kadar genişlemesiyle anlatılır. Biz komşusu açken ya da komşusunda milyonlarca insan katledilirken seyirci kalamayan, kalmaması gereken bir ahlaka sahip olmalı değil miyiz?
Bir de şu var: Malumunuz yalnızlık marazi bir durum. Üretmek için yalnız olmak gibi laflar bana fazlasıyla romantik geliyor. Tam tersine cemaat içinde olmak bizde övülür. Dostlarımız olmazsa biz düşüncelerimizin sağlamasını nasıl yaparız? İyiliği kimlere emredeceğiz; kimleri kötülükten sakındıracağız? Dostlarımla hukukumu hep gözetmeye çalıştım, dostluklarımı sürdürmenin bedelini hep ödemeye amade oldum. Hayatımız boyunca yaptığımız tercihlerle aslında kimlerle yan yana duracağımızı seçeriz. Bu anlamda hiç yalnız kalmadım, kalmamaya özen gösterdim. Adım onlarla birlikte anılsın diye dua ettiğim nice insanlar var. İnşallah onların dostluklarını hak ederim ve ahrette onlarla birlikte haşredilirim.
4-Rasim Özdenören “Cemal Şakar yer yer metinlerle oynamaktan hoşlanıyor.” Diyor, bu kitapta da yer yer kutular, alt alta harfler dikkat çekiyor. Bu türden biçim ve teknik arayışları tehlikeli olmuyor mu?

Elbette tehlikeli. Ama riski göze almadan da yeni bir şeyler yapabilmek zor. Başka bir yerde de söylemiştim, öykü plastik bir uğraştır diye. Bir sözü, bir hâli en güzel biçimiyle söylemek, anlatmak zorundayız. Bu zorunluluk beraberinde bir risk de taşıyor. Dümdüz bir çizgiyi uzatıp durmanın bir anlamı yok; onu yukarıya doğru taşımalıyız. Bazen düşmek de var. Zaten insan bazen düşen; düşünce tövbeyle ayağa kalkan biri değil midir?
5-Yol, yolcu, nokta, kapı, eşik gibi tasavvufi imgeler, geleneksel motiflere göndermeler sık sık öykülerinizde yer ediyor. Bunu seçmenizdeki sebep nedir?
Kelimeler de kanlı, canlıdırlar. Onlar da doğarlar ve vekalet ettikleri ‘şey’ hayattan çekilince ölürler. Biz dille düşünürüz. Kelimeler binlerce yıllık hatıralarıyla birlikte muhayyilemizde uçuşurlar. Ve onları hep delalet ettikleri şeylerle birlikte yan yana dizeriz; ancak böylelikle imge olurlar zaten. Bizden öncekilerle başka türlü temas kurmamızın; dahası onlardan tevarüs ettiklerimizi, bizden sonrakilere emanet etmemizin başkaca yolu yok gibi geliyor bana.
6-“Yıllardır öykü yazıyordu. Her yazdığı öyküden sonra, Yunus’un: “Yerden göğe küp dizseler birbirine berkitseler…” dizelerini anımsıyordu; küplerin üzerine bir tane daha koyduğunu varsayıyordu; ama yükseltmeye çalıştığı bu binanın altından bir tuğla çekildiğinde geriye sadece bir gümbürtü mü kalacaktı; tedirgin oluyordu; kartondan evler yapmak ya da kumdan kaleler…” Bu sözün ışığında öykü dünyanızı biraz açar mısınız? Aynı kaygıları yaşıyor musunuz?
Hem de çok yoğun olarak yaşıyorum. Buradaki kuşku ya da güvensizlik sadece yazdığım öykülere yönelik değil; türün kendine yönelik temel bir kuşku benimkisi. Neyi, ne kadar anlatabiliyoruz? Bir de şu var: öykü yazıyoruz; bunun gerekçesi nedir?
7-Küp adlı öykünüzde geçen “Belki de iyi güzel bir yaşam, yapıttan, kurgudan, kurulandan…” cümlesi yarım kalıyor. Bunu nasıl tamamlıyor Cemal Şakar?
Tabii ki ‘güzeldir’, ‘evlâdır’ gibi bir kelimeyle tamamlamak isterim. Biz yaşadıklarımızın, reddettiklerimizin zerrece karşılıklarının gösterileceğine inanıyoruz. Yazdıklarımız da bundan uzak değil. Bu anlamda yaşadıklarımla yazdıklarım arasında bir tenasüp olsun isterim.
8-Anlatabilmeliyim’de öykü türünün fazlaca yüceltildiğine dair ironik bir gönderme, biraz şikayetçi bir hal seziliyor. Buna ne diyeceksiniz?
Bu soruya verilebilecek bir cevap söyleşinin hacmini aşar. Yüksek, ulvî, seçkinci sanat anlayışına dair denemeler yazdım. Öykü yazmayı her zaman eylemlerimden bir eylem; amellerimden bir amel olarak gördüm. Yani bana ait bir çaba. İnsana ait çabalar bizatihî yüksek, yüce olamaz. İnsanın ortaya koyabilecekleri; Kur’an-ı Kerim’de zikredilen ona ait sıfatlarından ârî değildir.
Zaman Gazetesi 26. 8. 2008